8 Haziran 2012 Cuma

ordaydım

tahmin ettiğiniz üzere,  pazartesi akşamı sinan erdem olimpiyat stadındaydık.    evimizden vakitlice çıkmış,anlık kapris uğruna bakırköye sapmış ( kumpir ve çiğköfte molası ),   hoş bir sürprizle yeni açılmış lokumcuya uğramış (seyrederken sıkça şükrettiğimiz bir tevafuk oldu bu ) soluğu salonda almış,    yerlerden yer beğenerek , tepelere konarak izledik .
senegalli kızlarla texaslı sarışın çocukları folklor gösterisi ne güzeldi ve ne kadar gururlandık;



her sene tv'de, sanki katkım varmışcasına yüzsüzce gururlanarak seyrettiğim programı, canlı izlemek pek keyifliydi.  bir de memleketimin insanı kımıl kımıl edip ,habire gezip durmasa süper olacaktı.

organizasyon profesyonelceydi.     düşüncesiz ana babaların çocukları , gene sahneye çıkmaya yeltense de dedim ya,   profesyonel tutum izin vermedi. o kadar çalışılmış emeğe olan ilginin dağılması, sadece can sıkardı zaten.

video
bir de kapanışta çocuklar sahnede şarkı söylerken işgüzar insanların erken çıkma telaşıyla koltukları boşaltma ayıbı olmasaydı. erken kalkanlar trafik ışıklarında bekledi oysa ki.demekki medeni olmak için bir kaç fırın ekmeğe daha ihtiyaç var :(

6 Haziran 2012 Çarşamba

hani bazı konular vardır   kaşınmaya müsait her daim ; herkesin kamplara ayrıldığı.
bazıları siyasidir , bazıları toplumsal.    herkes kendi fikrini söylese de,   ortak bir nokta muhakkak vardır .en uç siyasi görüşe sahip insanlar bile,  gönüllü maşa ya da vatan haini olmadıkları sürece, ülkenin refahı ve güvenliği noktasında, beraber hareket ederler.

kılık kıyafet mesela , senelerce iran devrimiyle korkutarak insanları , kapı komşusuna terddütle bakar hale getirdiler.   gerek tvde ,gerek gazetelerde   yaza-söyleye , insanların kafasında tesettürü şarta bağladılar; altında başka amaç yoksa kapanabilirsin .    ve biz bunu duymadık mı toplum içinde, en yakın gördüğümüz kişilerden ?    kendimizi az mı savunduk Yaratıcının emrine uyuyoruz diye?

yok ya ?    kapanmak için senin rızanı almak zorunda mıyım ?
bir de muvaffakatname imzala istersen .ben sana şart koşuyormuyum , şuranı şu kadar, buranı bu kadar gösterebilirsin diye ?
haddini fersah fersah aşan gafillerle dolu ,hay gidi çarpık dünya..

ve bazı konular vardır yine,  insanı kamplara bölen; ama sonucunda herkesin mutabık olduğu . birini katletmek cinayettir ,ister düşmanını , ister doğmamış çocuğunu; birinin yaşamını sonlandırıyorsun.
evet doğru ,senin bedenin = senin cinayetin = senin vicdan azabın.
başına geliveren katmerli belaların da başlangıcı.

evet bu dünya, kendi vicdanını boğmak,bir nebze olsun unutmak  uğruna kudurmuşcasına çevresine saldıranların dünyası..

4 Haziran 2012 Pazartesi

demin okuduğum kitaptaki,     akşamın  çaresizce yavaş yavaş  çöküşünü anlatan satırlar,   eskilerde köydeki başka  bir akşamı hatırlattı.

mutlak sessizliği bozan,     ormandan dönen ineklerin keçilerin çanları ,onları yönlendiren çobanın hiçbir mana ifade etmeyen bağırtıları,   yan eve seslenen komşu kızı,   buna eşlik eden cuma akşamına mahsus bazlama kokuları...


bir şehir kızı için, bu ortamın verdiği sükünet,  ne kadar önemlidir.    kendiyle barışır,  hayata şevkle bakar.bu dinginlikte nedensizce yaşarır gözleri.   belki de huzurun hediyesi mutluluktan,  belki de bomboş kalbin özlemlerinden.

heyhat! bilmezsin ki,o kalp dolduğunda bu huzura hasret kalacağını.
çoook sonraları kalbin üzüntüyle buruştuğunda ,sevgilinin talihsiz lakırdılarıyla kırıldığında ,o sakin köy akşamını burnunun direği sızlayarak anacağını bilemezsin ki hiç.