yorum etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yorum etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Temmuz 2023 Pazartesi

Sapittiris

 Dun Tvde bir Turk dizisi seyrettim, Arayış. Seyredenler bilir; hasta başrol oyuncusu hastaligini düşünce gücüyle ve travmasını bulup ondan kurtularak tedavi etmeye calisiyor. Bu sirada seyirci bir tarikatimsi kardeslik topluluğu gibi bir oluşumla  tanistiriliyor ve sempati saglanmaya calisiliyor.

Trde kitlelerin din buysa ben yokum tavrıyla davrandigini orda olmasak da gozlemleyebiliyoruz. Ama su bir gercek ki siyasetin dini yoktur ve hiç bir siyasi partiye dini diyemeyiz. Islamin kendi kuralları vardır ve  muslumanim diyen kisi bunlara uymakla mükelleftir nokta. Uymadigin yerde dunyada ve ahirette ya cezalandirilirsin ya da affedilirsin, thats it!

Dunyada yeni bir din oluşturulmaya calisildigini duymuştum ve bu ve bunun gibi humanist görünüşlü dizilerin de buna canak  tuttuğunu düşünüyorum. Ibadetsiz, cekincesiz, cimbil cimbil havuz seanslari,danslı-ateşli ritüeller ,hipnozumsu seanslar ,her dinden biraz alalım arada Allahin adini da analım -hani Tr dizisi ya - genclere yeni bir din lazım !

Sonra kendine done kendini tanıma: sen herseyden onemlisin, sen ne hissediyorsun, kendini yani, sen sen sen hep sen, once sen. Welcome to Narsizm. Oysa ki bizim dinimiz ene degil ente der. Once baskasını düşünmeye sevkeder .Nefsi insanin şeytandan sonra en büyük dusmanı olarak tarif eder. 

Ve dini kuralların sebebi kisacik dunya hayatini kısıtlamak ve zevklerinden mahrum bırakmak degil, sonsuz ahiret hayatına all inclusive cennet bileti saglamaktir eger uyarsan. Anlasilir ki yeni din kurucular bunu izlemiyor ya da inanmıyor ,genclerin imanını çalmak icin süsleyip süsledikleri asil sen onemlisin gerisi hikaye, sen iyi ol hersey iyi olur uc silahşörler ;para güç sağlık seni izler demeye getiriyor da  iii öyle degil. Her şey icin calismak zorundasın. Saglik icin vücuduna bakmalı ve korumalı, kiran ve yiyecek icin calismalisin. Ha sen ustunsuculer oderse o baska :) 

Aslında neden hala yazıyorum bilmiyorum ama birileri imanımızi sagdan yaklaşıp çalmaya calisirken susmak zor geliyor.

24 Nisan 2015 Cuma

Türkiye nereye gidiyor?

Başlığa bakıp aldanmayın bu siyasi bir yazı değildir. Şu aldatılmışlık duygusuyla başedebildiğim an gelecektir. Tamamen toplumsal bir yazı yazdım tam aşağıya.  Buyrun;
Son yılların popüler cevap beklenmeyen sorusu; cep yelefonu yokken ne yapıyormuşuz acaba?
Yanıt beklenmese de vereyim bir kaç cevap;
Eşe dosta oturmaya gidiyorduk
Cep telefonundan değil göre göre dokunarak alıyorduk ne alıcaksak artık
Parmaklarımız mesaj çekmekten değil dantel örmekten ağrıyordu
Arkadaşlar hiç bu kadarsık hatır sormamış,svgililer hiç bu kadar yüz göz olmamıştı
Hisler iletiler gibi anlık değil daha kalıcı idi
Kimse konum paylaşmadığından olsa gerek kimin nerede kimle olduğu bilinmiyordu. İyi mi kötü mü bilemedim
Daha çok aktivite vardı spor yapmak gibi.
Çocuklarımızı daha az merak ediyorduk çünkü birbirlerini dürtüp bu kadar gezmiyorlardı.
Ev ortak alandı şimdiki gibi bazı bünyeler için otel ve lokanta değil. Evet lokanta dedim restoran değil
Devamını sizden  alayım  dedimses çıkmadı blogger ölmüş galiba :)


4 Kasım 2013 Pazartesi

Halimelik


Bak hala yazamıyorum kelime oyunu yapıyorum

Biz şükürler olsun ki edebi  bilen bir nesiliz . Öyle ki ; erkeklerle konuşurken hamile diyemeyen hele gebe lafını itici bulan , zorunlu olduğunda bebek bekliyorda karar kılan


Biz de o evreden geçtik , bol giyinip kamufle ettik. E anası belli babası belli deyip inadına göbeğini çıkara çıkara yürüyenlere sözüm ; tamam harika bir deneyim , tadını çıkarın sıkıntılarının yanısıra. Ama bak ben anne olucam diye milletin gözüne gözüne sokmak ne oluyor ?

Fetva veren şahısla ilgili bilgim yok , ama biz millet olarak işimize gelmeyeni  her yerde yermeyi pek bi severiz. Karnını gizlemek , ayıbından utanmak değil , hayadandır ve imandandır, böyle biline. Yoksa sende  o , gerinirsinde , uluorta çemkirirsinde diycem diyemiyorum , imanın kimde olduğu belli değil ,haddimi biliyorum ve susuyorum

Aslını araştırmadan karşı çıkmamayı, hıı bak işte bunlar böyle zaten diye toptan karalamamayı
Biraz da sen denesen ?


14 Mayıs 2013 Salı


                                   
Şu günlerde huzur sokağına takmış durumdayım.    olurum bazen böyle. En son asmalı konak fenomeni olmuştum. Ne demekse artık...

Belki de kara sevdalar çekiyor ilgimi. Ya da başrol oyuncularının birbiriyle elektriği bağlıyor. Ama haksızlık etmiyeyim; güzel komşuluk ilişkileri de seyretmemde etken.

Okuyanlar bilir kitabını ; dizisi şu anda birebir gitmiyor  çok da iyi ediyor çünkü pek acıklıydı kitap. Zaten fanatik izleyiciler de baskı yapıyorlar Feyzayla bilal evlensin diye. Sanki her uyarlama birebir  ; vampir günlüklerini okuyanlar dizisiyle kel alakadır  mesela.

Feyzaya hayranım ; aşkı konusunda hiç olamayacağım kadar özverili , samimi ve güzel. Bilal ise goncamı hatırlatıyor , sakin ve asil. Bu çift kucak kucağa olmadan  aşkı gözleriyle yaşıyor.

Tek sıkıntım birden fazla kötü karakter olması ; hacer mesela. Nasıl yolasım var onu. Sonra üvey anne Emel. Baba necmettinse tam bir acizlik abidesi , nereye çekerlerse oraya yol alıyor. Pöh.

Ayşe sultanı da pek sevdim ; nasıl da şefkatli Feyzacığa. İki çift lafla Bilali zımbalıyor kalbinden. Saadet Hanıma sabrediyorum şimdilik. Şükran ise başlıbaşına huzur timsali ; herkese saygılı ve anlayışlı.

Rol seçimini kim yapmışsa karakterleri yerli yerine oturtmuş yadırgamıyorsunuz izlerken.

Hatta diziyi o kadar sevdim ki evirip çevirip ,  sezon sezon yapsınlar diyorum hiç utanmadan.


6 Haziran 2012 Çarşamba

hani bazı konular vardır   kaşınmaya müsait her daim ; herkesin kamplara ayrıldığı.
bazıları siyasidir , bazıları toplumsal.    herkes kendi fikrini söylese de,   ortak bir nokta muhakkak vardır .en uç siyasi görüşe sahip insanlar bile,  gönüllü maşa ya da vatan haini olmadıkları sürece, ülkenin refahı ve güvenliği noktasında, beraber hareket ederler.

kılık kıyafet mesela , senelerce iran devrimiyle korkutarak insanları , kapı komşusuna terddütle bakar hale getirdiler.   gerek tvde ,gerek gazetelerde   yaza-söyleye , insanların kafasında tesettürü şarta bağladılar; altında başka amaç yoksa kapanabilirsin .    ve biz bunu duymadık mı toplum içinde, en yakın gördüğümüz kişilerden ?    kendimizi az mı savunduk Yaratıcının emrine uyuyoruz diye?

yok ya ?    kapanmak için senin rızanı almak zorunda mıyım ?
bir de muvaffakatname imzala istersen .ben sana şart koşuyormuyum , şuranı şu kadar, buranı bu kadar gösterebilirsin diye ?
haddini fersah fersah aşan gafillerle dolu ,hay gidi çarpık dünya..

ve bazı konular vardır yine,  insanı kamplara bölen; ama sonucunda herkesin mutabık olduğu . birini katletmek cinayettir ,ister düşmanını , ister doğmamış çocuğunu; birinin yaşamını sonlandırıyorsun.
evet doğru ,senin bedenin = senin cinayetin = senin vicdan azabın.
başına geliveren katmerli belaların da başlangıcı.

evet bu dünya, kendi vicdanını boğmak,bir nebze olsun unutmak  uğruna kudurmuşcasına çevresine saldıranların dünyası..

11 Kasım 2011 Cuma

bir oda resmine bakıyorum .     tepeden tırnağa istihza yüklü bakışlarla   hem de.
amerikan ailesinin klasiği;    alabildiğine rahat ve eskici artığı gibi duran,    boz yüzlü koltuklar, üzerleri uyum gözetilmeksizin,    her ebatta yastıklarla donatılmış (zaten uyumsuzluk moda).
görüntüsüyle,    dönüp yüzüne bile bakmayacağınız,    pahalı bir soba.

yerler,   sistirelenip cilası esirgenmiş meşe tahtadan.      keza; duvarların bir farkı yok.     çeşit olsun diye,belki de yangın korkusuyla,    sobanın arkasındaki duvara döşenmiş botanik fayanslar..
duvarda ,  alabildiğine beyaz bir çerçeve içinde,    sanırsam bir karalama,muhtemelen eserin sahibi bir çocuk.



yerde kabarık bir post,    bir ayıya sahip olması    kuvvetle muhtemel.
tel ayaklı bir sehpa; bu düşkün odaya daha fazlası olamaz zaten.     üzeri yaşanmışlık izlenimi vermesi için,  kitap ve meyva dolu.

yerdeki puf,    üzerindeki battaniye ve şal yığınıyla,    şeklini kaybetmiş,   inlemekte.
ikili koltukta,    cinsi şaibeli bir köpecik,     bu paspal odada ne işim var ?    dercesine bakınmakta.
itinayla zavallılaştırılmış odadaki tek lüks,   kitaplar ve laleler.     ona da ,  uyumlu bir vazo çok görülmüş ve tabure üstüne iliştirilivermiş.

tek cümleyle özetlersem ;    paranın satın alabileceği ,  en fakir oda.     aneyin deyimiyle,    varlık içinde yokluk.
birileri bu zevksizlik abidesinden  iyi nemalanmış doğrusu.

2 Mayıs 2011 Pazartesi

zehir zemberek alırmıydınız sayın hokkabaz ?

cin fikirlere sözüm .    hani şu her yaptığını ,    kurduğu her bağlantıyı ,    attığı her adımı ,   şahsi menfaatine yapanlar için.





uzaklarda aramaya gerek yok;    en yakındaki,    içimize aldığımız gelin demeye dilimin varmadığı,   yılan dilli şeytan.     zaten ona bakarak ,    zihnindeki çarkların    işleyişini görerek,  tanıdım böyle kişileri.
dedim ya;    yaptıkları her şeyi,   çıkarları doğrultusunda yaparlar.    söyledikleri her tatlı sözün,   bir sebebi vardır .

kıskançlık itici güçtür onlar için ,     güvenle,inanmakla  alakalarıysa sıfır .      kendilerine güvendikleri gibi kimseye inanmazlar
aman bir de tatlı dillidirler ki yılan gibi,    eh şeytan çırağı    olmak kolay değil .        saf ruhlar hariç kandıramazlar çoğumuzu .


         


böyle kişiler karşısında,    hep şöyle dendiğini duydum ; samimi,candan  görünüyor, ama onunla kanka olmak mümkün değil.
en yakın dostu nefsi ,  akıl hocası şeytan olanlardan başka ne beklenirki ?

 bir de bunların hafifletilmiş blogger versiyonu var .sinekten yağ çıkarmayı da pek severler .   reklamlardan kazanacağı ! parayı düşünerek blog yazarlar,     olmayan şeyleri de dahil.      zırt pırt çekiliş yaparlar, izleyicim artsın diye.     gerçekten okunmak değilki dertleri .      zaten yazmaktaki niyeti de popülerlik ;   sansasyonla veya  rüşvetle.
-emek sahipleri müstesna-   iki pırtıyı ,bir zımbırtıyı koyarlar ortaya.    el emeklerini pasajında sergileyenler tabiiki farklı..      iyiniyetle yapılan hediye verme isteği  de öyle ,sünnettir böylesi.     fazla açıklamaya gerek yok ,herkes kendinin neyi, niye yaptığını biliyor.





sırf bu tür insanları taklit etmemek adına,    hediye vermiyorum sayfamda.     çekilişlere de  katılmam.  ayrıca sayfanda tanıt beni ,    yorum yaz bana, yorumlar atayım sana tavrı da,   itelediklerim arasında .     yazısını okurken birisinin, kafamda şekillenmiyorsa onunla hasbihal,     yazacağım her kelime,  samimiyetimden uzak olacaktır.
o da bana yazsın diye ,yazmam kimseye şükür,    ama yazdığıma cevap beklerim,nezakettir çünkü.
izlediğim kişilerin yazılarını muhakkak okurum ,    okumazsam da izlemem.

bunları,aslında herkesin farkında olup,   çoğunlukla kızdırılmadıkça, dile getirmediklerini,  niye mi yazdım  ?   hem de  kızmadan
o birileri,    istedikleri atı oynattıklarında, sesimiz çıkmıyor diye,   saf bellemesinler diye yazdım .yine o birileri kendilerini cihanın en akıllısı ,   bizi de safın alası  sanmasınlar diye yazdım.



19 Aralık 2010 Pazar

nasıl yazıyorsunuz ?

elinizle tabiiki




 sormak istediğim ;  hadi birşeyler yazayım diye oturup da     düşüne düşüne mi     yoksa kafada   şekillendirip   öylemi   klavye başına geçiliyor ?         herkes bazen yaşar ;    yazayım bari   çoktandır yazmadım diye   başlandığında       zorlama olduğu belli yazılar çıkıyor       boşlukları doldurmak için olsa gerek ,   bol öpücük gönderilen .      aslında herkes yazmayı bilir,    lakin yazmak   cesaret ister biraz da ; eş dost bilirse     blogunu  anlatamazsınki  kızgınlıklarını ,     sarsıntılarını     bazen sevinçlerini de         saklarsın bir tarifin arkasına   kondurduğun gülücükle             her daim    nötr kişilik sergilemek zorundasın







bazen     ne kadar açık yazdığımı söyleyen   arkadaşlar oluyor         onlara da dediğim gibi ; blog açma sebebim deşarj olmaktı,     minik mutlulukları ya da bozgunları     dışavurum şekliydi  o yüzden izlenmeyi kafaya takmadım pek ,     gelenlere hoşgeldin mesajı göndermemekse,   ev sahipliğine sığmazdı .     yorumları cevaplamaksa,   hoşbeş etmektir     gelen misafirle .
blogum olduğunu ailem biliyor sadece          onlar da okuma yasaklı ( dinlediklerini umuyorum )     goncam ise sağolsun sadece onunla ilgili yazılarımı okuyor        ( okumadığını biliyorum çünkü nerdeyse 24 saat birlikteyiz   on yıl önce dua etmiştim     her an beraber olalım diye ; eh oldu ama teyyare memnunmu ? )





asla yazayım diye oturmam        bir şey tetikler muhakkak         goncamla işe giderken   yaptığımız bir konuşma ya da      haberlerde   duyduğum şerefsizlik      ( erkeklerle iş hayatında takılınca onlar gibi küfretmeye başlıyorsun )

burada amaç önemli          insan ne için yazdığını unutmamalı          becerikli hatunlar paylaşmalı     eserlerini dünyayla             duygularını ise ya bir sırdaşla (her eve lazım )     ya da ayrı email adresiyle yeni bloglarda,   yeni dostlarla  bölüşmeli  ihtiyaç halinde           kimse içine atmasın please,      ortaya sorunlu kişilikler çıkıverir ummadığı yerden patlayan,

hiç kimseye anlatamayan      açsın musluğu akan suya anlatsın please ( kısık  tabiiki )

24 Ekim 2010 Pazar

tokamısın mübarek ?


her yerde bir takan ya da takılan bulunuyor  yahu      amwayi yaparken sponsorum yani bağlı bulunduğum yönetici kendisini geçmemden korktuğu için çelme takmıştı  hem de akraba olmamıza rağmen       sonrası hüsran oldu tabii      bir    daha hiç sırtımı dönmedim ona


lisedeyken tarihçi takmıştı grubumuza ;   her ders sakin monologlar   şeklinde başlayan azarımız    çığlık çığlığa biter    kulaklarımı tıkamamak için bayağı zorlardım kendimi         alaylı bakışlarımız bir  yerlerine batıyor olsa gerek    sinirden ağzı yüzü oynardı




sözlüyken    seboş 14 yıldır evimizde kalan kişi     ablam gibiydi        lakin ne sözüme   ne nişanıma ne düğünüme yardım etti , dikiş öğretmeni olmasına rağmen         nedimem yapmadım onu

blog alemine girdim    birkaç blogun müdavimi olup heveslenerek          yorumlarımın yok  sayıldığı sitelere uğramadım bir daha         hele bir zatı şahane varki meşhur ;alçakgönüllük semtine uğramamış    enaniyet kokan yazılarla her gün karşımızda          bam teline dokunulduğunda dilli düdük ;    susturamazsın  hiç eleştirmememe rağmen   rakibinin blogunu takip ettiğimden herhal    yıldızı barışmadı bir türlü . çekildim sayfasından




bir de şu var sanki ;  izlemeye alındığın zaman   sen de izlemek zorundaymışsın gibi.       yeniyim belki de bilmiyorum    bir jest olarak yapılıyor olabilir       .ilgimi çekmeyen siteleri izlemek ölüm gibi geliyor oysa 
ahh      bir de anatomik olarak zaten beceremeyeceğimiz  (!) yarış var          izleyicin çoksa yorumun da çok bu da seni    cevap yazma zahmetinden kurtarıyor sanki          yoksayılıyorsun adeta

geçenlerde bir blogdaşın   yorumunu atlamışım    hemen hatırlattı     telafi ettim   sonra ters bir şey  yazdı sağolsun, niyeti bir şeylere sahip çıkmaktı       ayrıca sayfamda misafirimdi ;   alttan aldım        o yorumdan dolayı, özür dilemesi gereken oydu aslında            aptal bir hanım değildi,    önce konuşup sonra düşünse de

neyse    biz tatlıya bağladık derken  çekilip gitti .     bilmukabele etmemek manasızdı     demekki hanımefendilik yetmiyor geçim için            hazımsızlık varsa   istirahat gerekiyor
         
lakin zihin neden neden ?       diye sormaya devam ediyor




    

                 tak tak   kardeşim nereye kadar ?    alırım hıncımı içim rahatlayana kadar  









                                                                      fotolar daha iyisini çekene kadar netten alıntıdır

23 Ekim 2010 Cumartesi

kitap kitap


julie garwood u     meşhur gelin ve düğün kitaplarını okuyanlar bilir ;     yazar bu kitabında da iskoçyada geçen bir aşkı anlatıyor    ahh      romantizm      sen olmasaydın yüreğimiz   tatlı tatlı çarpmayı nasıl öğrenirdi ?    bitmesin diye azar azar okuduğum kitaplardan biri bu da

bu kitapta iskoçyada geçiyor     kahramanların    kişilik özelliklerine bakınca insan ;    iskoçlar ingilizlerden daha mertmiş diye düşünüyor     acı gerçekle harmanlanmış sonu güzel biten ( neyseki ) bir aşk romanı


kır zincirlerini ; beğenmedim      pek ataktı kızımız       içine gizem katılmaya çalışılmış  bayık buldum biraz



aşk romanları zaten öyle değilmidir      diye düşünen olabilir    ahh  alacakaranlıktan başlayıp şafak vaktinden çıkın bak      fıstıklı baklava yemiş gibi yalanacaksınız



bu kitapta bayık gibiydi        esneye esneye bir hal oldum   ama bu ;


teee ne zaman okumuştum     kitap bu işte ;    romantizm  desen var   konusu orjinal  olaylar örgüsü sizi kavrayıveriyor       ve      elinizden bırakamadığınız  bir kitaba dönüşüyor

7 Ekim 2010 Perşembe

varmısın ?

bugünlerde  bloglarda da yaprak dökümü yaşanıyor maalesef     acaba bir müddet sonra bıkkınlık mı geliyor ?
ya da yazılacak kelime mi bulunamıyor ?    ya da    hep aynı kişilerle yapılan diyaloglar   sıkıyor mu?    bazen de mutluluğa aç    blog sapıkları bezdiriyor    zannedersem




bloguma önem veriyorum     ehh     bu çenesi düşüklükle yazacak    konu sıkıntısı çekmiyorum      daima yeni blogları takip etmeye çalışırım      girdiğim bloglardaki takip listesi de ilgimi çeker        tıkladığım zamanda okuduğum postlara   çoğunlukla yorum bırakırım           her insanın farklı düşünce tarzı var tabii    onlara da ılımla yorum yapmaya çalışırım       buna rağmen ısrarla kavga zeminine çekmeye çalışanlar olabiliyor      bazen kafam öyle kızıyor ki sıkı bir kavga edesim  geliyor ;     dünyayla             işte o zaman varya ;   ilk arıza çıkaran yiyor paparayı




hafta sonu     pazar sabahı     kendime izin verdim        yine uyku böcüğü oldum        öğlene doğru işe gittim  akşam  üzeri iş çıkışı,   meşhur beylik pazarına uğramasam olmazdı      uğradım bu yüzden
bazıları pek övse de,  pek bir şey bulamıyorum orada nedense.     koskoca iki saat     ağır ağır dolanmama rağmen aldıklarım ;   böceğime  iki tişört , bir kilo kestane ( mevsimi açtık artık )    bir çift terlik ;


 

 gördüğüm kadarıyla      insanlar artık ihtiyaç fazlası alıyorlar      herkesin herşeyi var     bu yüzden moda her zaman değişiyor        yeni bir şeyler satmak için           diğer farkettiğim şeyse ;    hiçbir şeye ihtiyacım olmadığıydı .           masa örtüm varken    ne diye sırf hoşıma gitti diye simlisini alayım ki ?  
   

hem de değerinin   iki katına         seneye  asıl fiyatına düşeceğini bile bile       tamam ;    belki modayı zamanında takip edemiyorum     ama     beğendiğimi alırken    ödediğim miktar içime oturmuyor        kürdanlarım da    nazar boncuklu olmayıversin       nolmuş ?     çalışan kadınların bir özelliği de bu       çok gerekli olmayanı almıyorlar,       kazanmanın zorluğunu yaşadıklarından belki de.          yıllarca goncamın  kazandığını harcarken de    böyle seçici olabilseydim        doymak gerekiyor belki de        o zaman içimizdeki alışveriş canavarını durdurabiliyoruz 



herşeye ulaşmanın      bu kadar kolay olduğu çağımızda    asıl zor olan karşılıksız paylaşımlar          o da bana yazsın diye beklemeden   yazılan yorumlar,     incelikle hazırlanmış izleme listesi ,      zevkle takip ettiğiniz    uzun zaman yazmayınca      aileden biri gibi merak ettiğiniz bloglar        bunlar bloggerların  vazgeçilmezleri  burada ;   zengin,   fakir,   genç,    yaşlı  her çizgideki insan buluşup     hani şu meşhur ortak paydada    birleşip bir şeyler paylaşıyor            mesela    ;  kızım gittiğinde     çevremden bir sürü kişi lütfedip,    iki çift lafla teselli etmedi          blog arkadaşlarımsa     anında yetiştiler,     o acının içimde düğümlenip çıkamadığı anlarda.  tanımadığım kişiler bile      dua ettiler  kızım için          aynı kanı taşıdıklarım      ölü toprağı atılmış gibi sesssiz kalırken 

bunları     terazinin bir kefesine koyup,     diğerine     bilumum fesatları , yanlış anlaşılmaları,    görmezden gelinmeleri , apır sapır yazanları koyduğumda       hangi kefenin ağır bastığı malum  ya sizde ?
ya da şöyle sorayım   blogdaş ; 

               varmısın ?





                                                                                                    fotolar netten alıntıdır



                                                                     

30 Eylül 2010 Perşembe

hey blogcan

bir insan        niye blog yazar ?

birşeyleri paylaşmak için           niyete göre değişir  bu paylaşım          bazen yeni aldığın cicileri paylaşmak istersin               bazen taşıdığın dertleri                 hani belki azalır diye



bazısı göstermek ister   kıyafetlerini takılarını            dış süslerini kısacası          bilmezki      alışverişkoliğim diye hava atarken         içinin boşluğunu      dışını donatarak kapatmaya uğraştığını                  bloguyla da bunu cümle aleme belli ettiğini           kart borcu  tavan yapsa da kime  ne ?



ahh      bir de kendini     pek bir zevkli sanan     tasarımcılar vardır                  eş      dostun pohpohuyla     iyice coşmuş      isim yapmış     iyi kötü satış yapan              vakti zamanında       babasının bilmemnerden arkadaşının tavsiyesiyle      girdiği işi referans gösteren   bakarım bakarım da  eserinin  güzelliğini göremem bir türlü     ne hikmetse



hatun çook iyidir ya       blogculukta ablalık bile yapar                halbuki  ilklerden olmaktan       kendini iyi pazarlamaktan başka numarası yoktur            kendisini eleştirmek mi ?          aman yarebbim   !    hemen kıskanç damgası yersiniz            çulu çaputu fazla      ya da  bayramlarda her zaman        gavuristana kaçıyor ya da        içki sofralarına konuk  oluşu kıskanılır mı  ?          bilemem



kimisi   günlük niyetine kullanır            yaşadıkları güldükleri  iz bıraksın hayatında diye             unutup gitmesin küçük mutlulukları       ya da sebepsiz  kuruntularına              sonradan gülüp geçebilsin diye

bazısı da yanılıp da sayfasına düşmüş izleyicisi varsa  zırvalar da zırvalar  bugün ne saçmalayacak diye okuduklarından habersiz    dinleyen bulmuş ya paranoyasını 

çoğu da    arkadaşlık için dalar aleme            zaten face twitt hepsi vardır             günlük monotonluktan    bir nebze kurtulmak için          hayata renk katmak için girer nete



kimisi de sataşıktır zaten               etrafı bitmiştir de        azıcık da başkalarını sinir edeyim diye yazar  başkalarının mutluluk kokan karelerini       çekemez bünyesi illa ısırır                  kendisinin tatmadığını tadanlara gıcıktır            o yüzden gıcık eder milleti              budur belki de yaratılış gayesi ; sabır sınamak



bir kısmı da    kibarcası sökülmüştür de             pörtlemiş yerden dökülenleri yazar          küfürler      ahlaksızlığı normal göstermeye çalışan yazılar 

ahh          bir de zevk için yazanlar                iyisiniz de lütfedin yorumlara ,iki satır cevap yazsanız        sizi insan yerine koyup      iki satır yazana          birşeyler söylemek için        illa soru mu sorması lazım ? evine gelen misafire hatır sormazmısın yoksa  ?



yorum önemli değilse      cevap yazacak kadar  hayatınızda           izleyiciler penceresini        hatta yorum butonunu kaldırıverin        please




                                                                                                            fotolar netten alıntıdır

29 Eylül 2010 Çarşamba

oku teyyare


teklif ; romantik kitaplardan hoşlananlar için bulunmaz hint kumaşlarından biri          modern bir erkek sindrella romanı
tabiiki      romantik teyyare sevdi bunu



koridor yayınları        georgette heyerin romanlarını yeniden basmaya başladı         yazarın romanları günümüzün romanlarına kıyasla      daha bir kibar            olaylar sürükleyici şekilde gelişiyor     demekki neymiş ?       bayağılaşmadan da aşk romanı yazılabiliyormuş



tutku ; tam tersi       adını yansıtıyor          üç kızkardeşin hikayelerini anlatan seri romanın ilki         yer yer romantizm tavan yapıyor



sabır ; tutkunun devam kitabı            ikinci kızkardeşin hikayesi anlatılsa da zamanla çirkinleşen bir konuya sahip              sırf yarım bırakmayayım diye okuduğum kitap



yanılıp da aldığım tamamen gençlik kitabı            kahramanımız genç bayan tam dibe vurduğu anda sevgilisine kavuşuyor          herhalde yani           mutlu son



cadı ölüsü ;claire harrisonun 12 kitaplık serisinden          bu seriyi ilk kitaptan itibaren hevesle takip ediyorum  ayrıca      true blood isimli dizisi de     internette gösteriliyor



kan sözü ; bu da seri kitabı anlayabilmek için ilk kitaptan başlamak gerekiyor      diğer vampir kitaplarından sürükleyiciliği ile ayrılıyor 

   son iki kitap hariç      fasa fiso  kitaplar

14 Eylül 2010 Salı

kapkaç

evet kızlar   söyleyin bakalım ne istiyorsunuz ?
bütün bu ciciler biciler   ne için ?   ayna karşısında geçirilen zamanlar  ? sadece saf bir kendini beğendirme arzusu mu ?       birini bulmalıyım yoksa    eziklerden olurum kaygısı mı ?      hele üç kuruşa beş kuruşluk şey alma telaşıyla talan    edilen tezgahların dili olsa da söylese          etiketi kesik zara tişört bulunca  parlayan gözleri        yeni bir şevkle karıştıran elleri

ya gözlerine taktığın tüylere ne demeli ?          ne kadar zavallı gösterdiğini bilsen


ah makyaj yapmayı bilmiyorsun bile          zannediyorsun ki mor badiye mor far olur illa       al gözüne koy  bilmezsinki,   mor çatı mağduru gibi     gariban durduğunu

bir zamanlar bize laf attıklarında  öldürücü bakışlarla cevap verirdik  gülücüklerle değil

bir de sokak sokak gezmesen ne olur ?    beyaz atlı prensi sokakta bulamazsın emin ol     belki de  görücü usulüyle evinize gelen   kurbağadır  prensin senin

bilmiyormusun ki  sokakta bulduğun sokağa kadar sürer      o da zaten  dış görünüş çarpılmasıdır  etkisi sadece aspirininki kadardır


gözün aydın sevgili buldun      gez dolaş ipi sıkı tutarsan  evlenirsin de           belki senin gibi zavallı bir ruhla   bir kaç ay sonra,      hakim karşısına geçeceğini bile bile     değer mi ?

severek evlenmek tabii ki harika bir şey             ama iki insanın birbirine verebilecek bir şeyleri olması lazım  iki tane annesinin şımarığını koy bakalım yan yana
senin bir zamanlar gezdiğin annesinin bulduğuyla evlenmedi mi ?      el değmemiş diye ?

annelerimiz ne kadar şanssızmış değil mi ?       bazıları yüzünü düğünde görse de kocam deyip,   sahip çıkmış bayramlarda saygı duyup elini öpmüş,    edebinden adıyla bile seslenememiş       varsın seni seviyorum dememiş olsun         sevmese 50 yıl nasıl yaşasınki aynı yastıkta ?

naz yapmak ne oldu ?  sevdiceği koşturmak peşinden ?

9 Haziran 2010 Çarşamba

yazarmıyım neyim ?

yazmadan bir dakika daha duramayacaktım


ne menem birşeymiş bu bloggerlik ,insanın kanına işliyor   şurada ne kadar olduki yazmaya başlayalı ?
kırk yıllık yazar gibi sabırsızlanıyor paylaşmak istiyor insan
resim yapmadan duramayan sanatçıları ya da yazma sancıları çeken yazarları anlıyorum biraz biraz
ne için yazıyorum ?  bunu bayağı düşündüm o ilk ,sancılı ama geveze  her telden çalan yazılarda
kendim için; diye karar verdim  bir anlığına ya da günlerce yer eden düşünceleri kendimle paylaşmak için, bazen de benim gibi düşünen var mı acaba ? sorusuna cevap bulmak için
hani bir konuda eşinizden veya çevrenizden farklı düşünürsünüz ve ben mi acayibim ? diye kendinizi sorgularsınız ya    o zaman sizi en rahatlatacak şey kendiniz gibi düşünen insanların olduğunu ve acayip olmadığınızı bilmektir
somutlaştıracak olursak mesela ;  yeni tanıştığım bir insana nefrete yakın bir his duyup bucak bucak kaçmama gerçekten gıcık oluyor, bu yüzden kendimi cezalandırmak için aksine o kişiye yakınlık gösteriyordum(sinirlerim için tam bir azap ) sizlerle hasbihal edince yalnız olmadığımı anladım ;sevgide de antipati duymakta da daha rahatım artık  herkes herkesi sevmek zorunda değil tabiki
ama ..saygı farklı     insan olmanın getirdiği bir saygı olmalı değilmi davranışlarda ?
her yerde olduğu gibi burada da farklı insanlar ve onların farklı dünyaları var  ayrıca küçük insanların küçük hesapları
insanlar dikkat çekmek popüler olmak için ne yazacağını şaşırıyor acayip zorlama yazılar okuyoruz bazen
bir de meşhuur yorum yazma karın ağrısı var   karın ağrısı diyorum çünkü bazıları için o kadar zor halbuki bir yazı okuyorsunuz sizde bir his uyandırıyor;bazen dudağın ucunda bir gülüş ya da vicdanda bir sızı ;yorum yazmamak sizin için imkansızdır o zaman   bazen de upuzun bir yazıya hürmeten yazarsınız arkadaş gayret etmiş diye  bu konuya ciddi önem veriliyor bu alemde   nolur yorum yazın diye çığrım çığrım çağıranlardan tutun da neredeyse yazmazsanız buraya uğramayın ülennn demeye çalışanlar bile var

bazıları daha iddialı ;zararlı alışkanlığı olanlar bloguma uğramasın diye feveran ediyor ; kusura bakma idealist arkadaşım ama öyle biri olsam gıcıklığına her gün uğrar ve gıcık yorumlar yazardım insanları böyle sınıfladığın için
şükürler olsun ki; tepki almak ya da başarımı aldığım yorumlarla ölçmek eğiliminde değilim; öyle olsaydı hırslı yapımın yönlendirmesiyle seyirciye oynayan yapmacık, olmayan bir nevali anlatan yazılar okurdunuz burda
laptopa oturduğumda ilk yaptığım maillere dönmek sonra da readerdan bloglara bakıp tıklamaktır çoğunlukla da yorumlarda bulunurum seyhancığımla ortak noktamız ;izleyicilerimin bloglarına muhakkak bakıp yazılarını okurum onlar beni izlemeye değer bulmuşlarsa ben de onlara bunu borçlu olduğumu düşünürüm aldığım yorumlara cevap yazmak daolmazsa olmazlarımdan

  yazdığım yoruma cevap almazsam o bloga kolay kolay uğramam misafire hatır sorulmamıştır çünkü bu nedemek şimdi ?
uzun sözün kısası ; burası dünya biz de sakinleri ve zaaflarımız oldukça tartışma, fikir ayrılıkları vs. olacaktır bize düşen bu farklılıkları karşılıklı saygı ile en aza indirgeyip barış içinde yaşamaya çalışmak tabiki

haa bir de durduk yerde ona buna saldıran,mutluluğu çekemeyip bozmak isteyen şeytanın çırakları var onlar bildiğin kötü canım  onlara laf söz fayda etmez ,onlar ateşle temizlenecektir ancak  boşverin arkadaşlar onları kendi cehennemlerinde bırakalım

7 Mayıs 2010 Cuma

sabah işe giderken nihayet hıdrellez hazırlığının son ayağını da bitirdim şükür duasını yaptım dileklerimi somutlaştırıp gül dalına astım içim rahatladı (gerçi işten geldiğimde yoktu orda ama ben yaptımya olsun )
hıdrellezi unutucam diye aklım gidiyor bir sene unuttum da vah vah diye bayağı bir müddet dövündüm )
o yüzden bizim evde 6 mayıs özeldir öyle normal gün gibi geçirilmez
gerçi çocuklar büyüyünce takılmaya başladılar ama eşim bıyık altından gülse de sesini çıkarmıyor(çıngar çıkmasın diye herhal)
kaç gündür kimseden yorum alamıyodum merak etmeye başladım acaba görünmez mi oldum yoksa diye sağolsun seyhancığım uyardı da farkettim nasıl becerdiysem yorum bölümünü kaldırmışım uğraşa uğraşa buldum nihayet açıldı yorum yazabilirsiniz blogger kardeşler
yorum yanıtlamaktan inanılmaz zevk alıyorum,kendim de yorumlarıma yanıt alamadığım zaman açıkçası bozuluyorum  vakti zamanında bunalım takılan arkadaş demişti soru sorduğunuzun farkında değilim diye
ukalaca bir cevaptı tabii ama hoşgördüm,zaten bunalımda olduğu yazılarından belliydi
yine de yoruma cevap yazmamayı şuna benzetiyorum en çok;evinize misafir gelmiş siz ona nasılsın diye hal hatır sormuşsunuz o size sormamış bir kelime de olsa yanıt bekliyorsunuz   sağolsun ilkay,seniha,seyhan nehircce gibi arkadaşlar buna çok dikkat ediyorlar ben de onlara yorum yazmayı seviyorum
hergün uğramak istiyorum bloglarına, kişi istendiği yere gider çünkü
hıdrellezden girdik yorumdan çıktık gene tarumar ettik mevzuyu
hayırlı geceler herkese