zalim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
zalim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
23 Ağustos 2013 Cuma
Haşır - Neşir
Biz milletçe birbirimizle uğraşır iken ...
Vay seni gezici , öte dur akp li diye saflara bölünmüşken
Milli projelerde görevli mühendislerimiz ,birileri tarafından kuş gibi avlanıyorken
Hatta bütün ortadoğu başına örülen çorabı sıvama çabasındayken
Yahudi delilerin kuyuya attığı taşı çıkarmaya bir avuç akl-ı selim seferber olmuşken
Sivil halk meydanlarda taranıyorken
Beşiğinde tıngır mıngır sallanan bebeler sabahı göremezken
Mısırdan suriyeden banane diyen bikinili bayan , ya da şimdilerde penguenli kanalları seyreden bayım !
Sanıyormusun ki eli kanlı ağzı köpürmüş katiller ve onların jandarmaları orada duracak ? Petrolümüzü madenimizi çıkarmaya , kendi arabamızı ,uçağımızı yapmamıza izin vermeyenleri ülkemizi işgalden kim koruyacak ? Bugün görmezden geldiğin ve dilinin ucuyla bile yardım etmediğin müslüman kardeşlerin mi ?
18 Ağustos 2013 Pazar
Deprem
17 ağustos bugün. O büyük depremin yıldönümü. Anılıyor hayatını kaybedenler yurdun belli yerlerinde. Allah kabir rahatlığı versin.
14 yıl geçti yüreklerimizi ağzımızda bırakarak. Kendi adıma söyliyim , uzun müddet her kıpırtıda avize gözledim. Hele bu kış olan hafif istanbul sallantısında, tırsdım arkası gelicek diye. Allah korkusu hiç bir şeye benzemiyor. O' ndan kaçacak yer yok ki
Peki toplumdaki depreme ne demeli ? Gitgide artan ?
Üç gün önce gündüz vakti gayet işlek bir caddede arabanın camını kırıp bagajdaki çantayı alıp kaçan hırsıza ne demeli ? Hadi o hırsız adı üstünde, eldiven takmış araba camı kıran hırsızı görüp de görmemiş yapan bir cadde dolusu insana ne demeli ?
Teyzemi oğluna karşı savundum , geçenlerde yazdığım gibi. Herkes olanları görmezden gelmeyi seçti tepki verdiğim için kötü ilan edildim , ailede nerdeyse selam vermeyecek kimse, ki bunlar akrabam. Birbirinin üzüntüsüyle üzülmedikten , sevinciyle sevinmedikten sonra ne yapayım böyle akrabayı ? Sildim topunu.
Kimse kimsenin lafını dinlemiyor, herkes kendi edeceği bir avuç lakırdıya odaklanmış , kim dinlerse onun yamacında.
Sosyal paylaşım sitelerinde ," a ne güzel"lerin altında için için yanan bir kıskançlık, ya da alenen saldırı var
Topluma enjekte edilmeye çalışılan kamplaşma hissine ne demeli ? Ağaçla başlatılan ve açık kapalı ayrımına getirilmeye çalışılan, insanları sokağa dökmeye yönelik deprem . Hani şu libya , lübnan mısır'ı karıştırıp sırayı türkiyeye getirmeye çalışan hain plan. İsrailin kendisine ortadoğuda kafa tutacak kimse kalmasın diye yürürlüğe koyduğu plan.
Bizdeki gezigillerin bilerek ya da bilmeyerek alet oldukları plan. Hani şu işlerine gelmeyen başbakanı devirmeye çalışan gözü dışarda gezigiller. Tencere tava çalarak darbeye çanaklık eden , lakin mısır konusunda kör- sağır -dilsiz -olan tavşan yürekli , ağzı bozuk gezigiller
Yok yok sevmiyorum insanları bugünlerde . Geleceğe dair bir umut lazım bize
17 Ağustos 2013 Cumartesi
27 Temmuz 2013 Cumartesi
Yok ki başkasına ihtiyacımız
Kendimize en büyük düşman biziz.
Bak bölemediler yıllarca; içten pkk 'sı ,ergenekonu, dıştan almanyası iranı israili rusyası
Mayıs ayında baktılar bu iktidar kalıcı ve Türkiye gitgide büyüyor , korktular içteki ve dıştaki hainler
yaptılar maşa olmaya dünden razı hazımsızları, döktüler sokaklara.
Ah evdeki % 50 ' yi dökebilselerdi sokağa , süper olacaktı . Yırtıcılıkta sırtlanları geçmiş olanlar tepemize biniverecekti.
Kendini İnsan hakları ve ağaç için sokağa attığına inanan ey şaşkın insan ! Mısırda hakları için ölürken insanlar nerdesin ? Neden meydanlarda değilsin de evine pıstın ? Niye #direnMısır diye twitter'ı sallamıyorsun ? Ah pardon ! sen sadece birileri emir verince dışarlardan inersin . twitterdan o zaman şarlarsın , küfür patlata patlata
Gözümde zavallısın !
26 Temmuz 2013 Cuma
Bm bir haçlı klübü mü ?
Galiba öyle tarihteki haçlı savaşları şimdilerde soğuk savaş halinde devam ediyor. Öyle olmasaydı Mısırda akıtılan kan müslüman kanı olmasaydı seyreylerdik berberce, koparılan gümbürtüyü. Yine aynı sebepten görmezden gelinmedi mi israilin mavi marmarada katlettiği 9 Türk ?
Dünyanın bir çok köşesinde etnik savaşlarla bir çok müslüman ölüyor ya da eziyet çekiyor. Oysa ki Yabancı ülkeler nasıl da sahip çıkıyor vatandaşlarına , burunları kanasın hesap soracak kadar.
İslam dünyasında birlik olması lazım ki hesap sorulabilsin. Gerçi israil güdümüyle devam eden haçlı zihniyeti buna asla izin vermez. Bakın Mısırda müslüman rejimin hakimiyetine ne kadar dayanabildi ?
Uluslararası arenanın baş aktörleri ve varisleri ortadoğuda iktidarı hep azınlığa vermiş. Fas , arabistan , suriye , libya vs bu yüzden karışmadı mı ? Halk azınlığın kendisini yönetmesine karşı çıktı arap baharı adı altında. Gezigiller de türk baharı sandı mevsimi ama , üç tencere bir tava ile bahar gelmez be gülüm :D
Sorunlar islam karşıtlığından kaynaklandığına göre ve halihazırda himaye edecek güçlü bir ülke gözükmediğine göre bu görev Türkiyeye düşüyor. Bunu öngörenler de zaten içten ve dıştan tepemizden inmiyor. Neyse ki zorluklar ülke insanıma yarıyor , ataletini atıyor ve bilinçleniyor.
Her şey zıddıyla belli değil midir zaten ? Huzursuzluğa karşı bir nebze huzur için çabalamaz mı insanoğlu ? Ya da elinden alınmak isteyene sıkı sıkıya yapışmaz mı ?
Yeter ki biz dost olalım birbirimize, kendi içimizde ayrılmayalım fırkalara .o zaman var ya kimse duramaz bu ülkenin önünde
27 Aralık 2011 Salı
GERÇEK: GÖRMEDİKLERİMİZ Mİ?
Şuuraltını etkilemeyi hedefleyen mesajlara “subliminal” adı verilir. Genel olarak “şuuraltına” yönelik gizli mesajlar olarak ifade edebiliriz. Kişinin şuuraltına “subliminal” mesaj göndermenin birçok yolu bulunuyor. Bunlardan en çok kullanılanları:
1. Dijital ses dosyalarına gizlenen işitsel yolları.
2. Gözle algılanamayacak kadar kısa süreyle ve sık patlayan flaşlar şeklinde sinema ya da televizyon görüntüsü yoluyla şuuraltına itilen 25. kareler.
3. Reklam afişleri, logoları ve benzeri nitelikteki görsel malzemenin içine saklanmış şekil, kelime ve rakamlar.
Bu yöntem; bir ürünün reklamını yapmaktan, bir inancın ya da görüşün propagandasını yapmaya, psikolojik savaşa, uluslararası ilişkilere, yanıltıcı bilgilendirmeye kadar varan geniş bir yelpazede kullanılmaktadır. Görsel ve işitsel olarak (şuurlu) algılananlar değil; şuuraltı seviyesinde algılanan söz, resim, görüntü ve şekillerden oluşur.
Bunlardan en çok kullanılanı dijital ses dosyalarına gizlenen ses mesajlardır. Üzerinde oynanabilirliği, işlenilmesi ve yayılması daha kolayolduğundan MP3 dosyaları gizli mesaj için biçilmiş kaftandır diyebiliriz.
Mesela, en korkunç uygulamalardan sadece biri: Bu uygulamaya Amerika, Irak’ı işgal etmeden önce bir yıl boyunca (daha fazla da olabilir) devam etti. Irak radyolarında Kur’an yayınının altından, çok düşük bir titreşimde, kulakla duyulmayan, ancak dimağla algılanarak Iraklıların şuuraltına gönderilen: “Direnmeniz faydasız” gibi mesajlar verilmiş ve bir ülke işte bu şekilde şuuraltı mesajlar ile işgale hazır edilmiştir. 1. Dijital ses dosyalarına gizlenen işitsel yolları.
2. Gözle algılanamayacak kadar kısa süreyle ve sık patlayan flaşlar şeklinde sinema ya da televizyon görüntüsü yoluyla şuuraltına itilen 25. kareler.
3. Reklam afişleri, logoları ve benzeri nitelikteki görsel malzemenin içine saklanmış şekil, kelime ve rakamlar.
Bu yöntem; bir ürünün reklamını yapmaktan, bir inancın ya da görüşün propagandasını yapmaya, psikolojik savaşa, uluslararası ilişkilere, yanıltıcı bilgilendirmeye kadar varan geniş bir yelpazede kullanılmaktadır. Görsel ve işitsel olarak (şuurlu) algılananlar değil; şuuraltı seviyesinde algılanan söz, resim, görüntü ve şekillerden oluşur.
Bunlardan en çok kullanılanı dijital ses dosyalarına gizlenen ses mesajlardır. Üzerinde oynanabilirliği, işlenilmesi ve yayılması daha kolayolduğundan MP3 dosyaları gizli mesaj için biçilmiş kaftandır diyebiliriz.
25. KARE
Kişinin şuuraltına subliminal mesaj göndermenin birçok yolu olduğunu söylemiştik. İşte bunlardan bir diğeri de 25. kare tekniğidir. Peki, nedir bu 25. kare .Gördüğümüz bir anlık görüntü: 655 satır ve frame/çerçeve denilen 24 kareden oluşur.
25. karenin temel mantığıda mesajı şuuraltına göndermek olduğu için, artık dünya sinema sanayisinde bu tekniği kullanmayan yok gibidir. Yani sizler evlerinizde rahat koltuklarınıza oturup herhangi bir televizyon kanalındaki herhangi bir dizi, film ya da bir belgeseli seyrederken aynızamanda 25 karelerle şuuraltınıza gönderilen mesajlara – telkinlere – saldırılara maruz kalabiliyorsunuz
ASIL HEDEF ÇOCUKLAR
Şuuraltı teknolojisi maalesef çizgi filmlerde, şarkılarda, reklam panolarında, filmlerde yasal olmayan bir şekilde kullanılıyor. Çocuklara sevgiyi kardeşliği öğütleyen masum zannettiğimiz çizgi filmlerin arasına pornografik resimler, şiddet unsuru içeren görüntüler bu teknolojiyle saklanıyor. Çocuğumuz fark etmeden o görüntüleri beynine konuk ediyor ve şahsiyetinin oluştuğu o en ciddi yaş diliminde (sıfır – yedi yaş arası) bu görüntüler içeride şuuraltında hapsoluyor. Artık siz siz olun her gördüğünüz ve duyduğunuza çok dikkat edin.
Özellikle Disney, yaptığı çizgi filmlerde cinsellik temasını yıllardır çocuklarımızın şuuraltına kazımıştır. “BU FİLMDE / DİZİDE SANAL REKLAM UYGULANMAKTADIR” Sizler, televizyonlarınızın karşısında uyumaya devam eden ruhlar, koltuğunuza oturup en sevdiğiniz dizi ya da filmleriniz yayına başlarken: “BU FİLMDE / DİZİDE SANAL REKLAM UYGULANMAKTADIR” uyarısını görmediğinizi söyleyebilir misiniz?
ŞUURALTI TELKİNLER YASAK DEĞİL Mİ?
Yasalarımız tüketicinin korunması bakımından, gizli reklam ve şuuraltı reklamı da yasaklamıştır. 3984 sayılı Yasanın 20. maddesi: “Reklamların, program hizmetinin diğer unsurlarından açıkça ve kolaylıkla ayırt edilebilecek ve görsel ve işitsel bakımdan ayrılığı fark edecek biçimde düzenlenmesini, şuuraltı ile algılanan reklamlara izin verilmemesini” hükme bağlamıştır.
Radyo ve Televizyon Kuruluşları Reklam Yayın İlkeleri ve Usulleri İle Reklam Gelirleri Üst Kurul Paylarının Ödenmesi Hakkında Yönetmeliğin 11. maddesine göre de: “Yayınlarda gizli reklam yapılamaz. Programlarda açıkça reklam olduğu belirtilmedikçe ürün veya hizmetler reklam amacını taşıyan şekilde sunulamaz. Çok kısa sürelerle imaj veren, elektronik aygıt veya başka bir araç kullanılarak veya yapılarının ne olduğu konusunu izleyenlerin fark edemeyecekleri veya bilemeyecekleri bir biçime sokarak, bilinçaltıyla algılanmasını sağlayan reklamların yayınlanması yasaktır.” Neticede, Türkiye’de ve dünyanın birçok yerinde şuuraltı reklam yasaklanmıştır. Ama bütün reklamları, dizi, film ve belgeselleri şuuraltı mesaj içerip içermediği noktasında denetleyecek bir yapı kurulamamıştır.
Şuuraltı zihin delillerle ne ikna edilebilir, ne de aldatılabilir. Fikirlere ve imajlara karşılık verir. Şuuraltının en mühim özelliği ise: şuurumuzun farkına varmadığı olayları, sesleri, resimleri kaydetmesidir. Siz 5 katlı bir binaya çıkarken merdivenleri saymıyorsunuz ama şuuraltınızda bu sayı biliniyor ve kaydediliyor. Aynı şekilde bebekliğimize dair hatıralar şuuraltı kayıtlarının arasında bulmak pekala mümkündür.
Şuur ise aynı anda 3 ila 7 işi yapabilir. Daha fazla görev yüklendiğinde kilitlenir. Bu yüzden dikkatimizi yönlendirmediğimiz, bizi o anda ilgilendirmeyen birçok veri bu filtreden süzülür. Beş duyumuzun karşılaştığı çok sayıda duyum, algılanmadan şuuraltı hafıza deposuna aktarılır. Demek ki duyduğumuz, gördüğümüz ama kavrayış olarak algılayamadığımız her şey şuuraltına ileride tekrar kullanılmak üzere veri olarak depolanır ve gelecekteki hareketlerimize yön çizer.
GERÇEK: GÖRMEDİKLERİMİZ Mİ?
Şuuraltı dediğimiz alan, şuurun binde 999′unu oluşturuyor. Yani biz şu anda bu yazıyı, binde 1 seviyesinde görüyor, dinliyor ve okuyoruz.
Bunlar nasıl mı gerçekleşiyor? Gözde bilimsel olarak “fovea hareketleri” olarak isimlendirilen alan sizin şu anda görmediğiniz şeyleri de görüyor. Göz devamlı bir tarama içinde. Tarıyor ve aldığı bilgileri şuuraltına atıyor. Bunlar bilimsel verilerdir. İsteyen araştırsın.
Biz, normal şartlarda, gözümüzün fovea hareketleriyle beynimizde depolanmış şeylerin çok azını hatırlıyoruz. Ama mesela markete gittiğimizde 10 tane deterjan arasından 1 tanesini çekip alıyoruz. Yani gördüğümüzün ve de duyduğumuzun farkında olmadığımız şeylerin, şuur ortamına çıkarak bize o malı satın aldırması söz konusu oluyor.
Yani biz görmediğimizi zannettiğimiz şeyleri aslında görüyoruz ve şuuraltımıza gönderilen verilerin karar verme ya da faaliyete geçme aşamasında fikirlerimizi ve davranışlarımızı doğrudan etkiliyor.
Şimdi neden bu kadar derin bir uyku içinde olduğumuzu, niye bu kadar tepkisiz olduğumuzu, neden aslımızı unuttuğumuzu anlayabiliyor musunuz?
İdris BİLEN
4 Haziran 2011 Cumartesi
karmaşa
hiç kimsenin dokunamayacağı,ulaşamayacağı bir kabuğum olsa.
bir zar gibi çevrelese etrafımı . görsem ayan beyan, ama hiç bir sarsan bakış değmese gözüme
hiç bir kem söz girmese kulağıma
o zarın içi rengarenk olsa, hani kaleydeskop var ya ; onunla bakmış gibi, neşe verse renkler. dışarısını özlemem ki
hayat kötü, hiç bir sevinci sonuna kadar yaşamama, izin vermiyorlar asla. ben sizi sildim . ama hala cümleleriniz tavırlarınız batıyor yüreğime ,acıtıyor. yeni yeni kabuk tutmaya başlamıştı halbuki
ne zaman öğreneceğim, sizden gelene omuz silkmeyi ? tam da sizin yaptığınız gibi.
çıkın hayatımdan artık. rüzgarla gelen sözlerinizi , dert yükü diyaloglarınızı , imalı sorularınızı,doymayan iştahınızı , kem gözlerinizi de, alın, gidin
ve ne zaman artık, rahat bırakacaksınız ? ne zaman ?
bir zar gibi çevrelese etrafımı . görsem ayan beyan, ama hiç bir sarsan bakış değmese gözüme
hiç bir kem söz girmese kulağıma
o zarın içi rengarenk olsa, hani kaleydeskop var ya ; onunla bakmış gibi, neşe verse renkler. dışarısını özlemem ki
hayat kötü, hiç bir sevinci sonuna kadar yaşamama, izin vermiyorlar asla. ben sizi sildim . ama hala cümleleriniz tavırlarınız batıyor yüreğime ,acıtıyor. yeni yeni kabuk tutmaya başlamıştı halbuki
ne zaman öğreneceğim, sizden gelene omuz silkmeyi ? tam da sizin yaptığınız gibi.
çıkın hayatımdan artık. rüzgarla gelen sözlerinizi , dert yükü diyaloglarınızı , imalı sorularınızı,doymayan iştahınızı , kem gözlerinizi de, alın, gidin
ve ne zaman artık, rahat bırakacaksınız ? ne zaman ?
11
yorumcu
Etiketler:
istekler,
zalim
21 Nisan 2011 Perşembe
içsel çırpınışlardan damlalar
ne zaman öğreneceksin aldırmamayı acaba, neval hanım ?
üzmek için konuşanları
mutlulukla bayır aşağı giderken tekerine çomak sokanı
başaramadığı herşey için seni suçlayanı
her sözün altında kemik arayanı
galiba kesip atmadıkça hiç bir zaman ...
üzmek için konuşanları
mutlulukla bayır aşağı giderken tekerine çomak sokanı
başaramadığı herşey için seni suçlayanı
her sözün altında kemik arayanı
galiba kesip atmadıkça hiç bir zaman ...
13
yorumcu
Etiketler:
istekler,
zalim
25 Mart 2011 Cuma
sergülün blogundan alıntıdır ;
RTUK'e mektup
SERGÜL KATO
------------------------------------------
Yukarıdaki yazıyı Facebookta açılan Japonya'da yaşayan Türkler adına hazırladılar.Her bir cümlesine katılıyorum.
Depremde Türkiye'de olmak burada olmaktan daha zor bir sınavdı benim için.Kanal D gibi bir kanalın Ana haber bülteninde böylesine seviyesiz bir haber beni ve tanıdıklarımı çok zor duruma düşürdü.Ölüme geliyorum sandım. 3 gündür evime dönmüş bulunmaktayım ve herşey normal devam ediyor!
Böyle durumlarda reyting kaygısına düşmeden doğru,kaliteli haberler izleyebilme umuduyla!
Bu yazıyı paylaşmak isteyenler paylaşsın lütfen!Japonya'da yaşamıyorum diye düşünmeyin bu bizi ilgilendiği kadar sizin de doğru bilgi alma hakkınıza engeldir!
Video için buraya bakabilirsiniz
niye hiç şaşırmadım acaba ? reyting uğruna bunu hep yapıyorlar ,neyseki sorumluluğunu bilen haberciler yüzünden doğrusu neymiş öğrenebiliyoruz
RTUK'e mektup
Sayın Yetkili,
Ben şu an Tokyo'da ikamet etmekteyim. 16.03.2011 tarihinde saat 19:00’da Kanal D Ana Haber'de yayınlanan yalan haberle ilgili olarak şikayette bulunmak istiyorum. Haberin görüntülerine buradan ulaşabilirsiniz:
Kanal D’nin resmi sayfasında:
Bu tarz yalan haberlerden dolayı şu an Tokyo'da çok zor durumdayız. Ailemiz, arkadaşlarımız müthiş bir şekilde paniğe kapılmış durumda. Onların huzursuz olmalarından dolayı biz de burada huzursuz günler geçiriyoruz. Şu an Japonya'da 5000'den fazla Türk yaşıyor. Bu insanların Japonya dışındaki akraba ve arkadaşlarını da hesap edince bir yalan haber yüzünden 10 binlerce kişinin ciddi şekilde huzursuz olduğunu görebiliriz.
Açıkcası deve misali haberin neresini tutsanız doğru bir tarafı yok ama elimden geldiğince yanlışları aşağıda listelemek istiyorum.
- Her şeyden önce, ekranda görünen haber başlıkları tamamen provokatif: "Radyasyondan Canlı", "Durum Çok Çok Ciddi"
- Fujiyama diye bir nükleer santral yok Japonya'da
- Reaktörlerde herhangi bir yangın çıkmadı
- Muhabirin "Burası Taksim gibi işlek bir cadde" dediği sokak görüntülerden de anlaşılacağı gibi taksinin bile zor sığdığı arka sokaklardan birisi”. Velev ki söylenen gibi olsun; haberin yayınlandığı saat itibariyle Japonya’da saat geceyarısı 02:20 olması gerekiyor. Bu saatte o sokakta o kadar taksinin geçmesi bile büyük kalabalık aslında.
- Uçaklarda yer yok deniyor. Japonya'dan giden yabancıların arttığı doğru fakat yoğun bir sezon olmadığı için THY'de bile çok uygun fiyatlara bilet bulmak mümkündü
- Asıl tiyatro buradan sonra başlıyor: Tokyo'da hiçbir zaman eve sığınma gibi bir şey olmadı. Saat 9'dan sonra dışarı çıkmak yasaklanmadı. Diyelim yasaklandı, özel izin kimden alınmış? Hem niye akşam 9? Nükleer sızıntı akşam 9'da gezintiye mi çıkıyor?
- Tokyo'da kimsede gaz maskesi yok ve kimse deprem çantalarıyla ortalıkta gezmiyor
- Altyazıda gecen "50 kamikaze" haberi nasıl bir hayal dünyasının ürünüdür düşünemiyorum bile...
- Haberin sonundaki Birand’ın “Haberi maberi bırak, kendini koru” demesi tiyatroyu çok güzel tamamlıyor.
Biz, Japonya'da yaşayan Türk vatandaşları, bu türlü haberlerden dolayı çok büyük sıkıntı içindeyiz. Haberi yapanların ve yayınlayan kanalın verilebilecek en ağır cezayla cezalandırılmasını istiyoruz. Böylelikle bu tarz yalan haberlerin önüne geçilebileceğini düşünüyoruz.
Gereğinin yapılmasını rica ederim.
SERGÜL KATO
------------------------------------------
Yukarıdaki yazıyı Facebookta açılan Japonya'da yaşayan Türkler adına hazırladılar.Her bir cümlesine katılıyorum.
Depremde Türkiye'de olmak burada olmaktan daha zor bir sınavdı benim için.Kanal D gibi bir kanalın Ana haber bülteninde böylesine seviyesiz bir haber beni ve tanıdıklarımı çok zor duruma düşürdü.Ölüme geliyorum sandım. 3 gündür evime dönmüş bulunmaktayım ve herşey normal devam ediyor!
Böyle durumlarda reyting kaygısına düşmeden doğru,kaliteli haberler izleyebilme umuduyla!
Bu yazıyı paylaşmak isteyenler paylaşsın lütfen!Japonya'da yaşamıyorum diye düşünmeyin bu bizi ilgilendiği kadar sizin de doğru bilgi alma hakkınıza engeldir!
Video için buraya bakabilirsiniz
niye hiç şaşırmadım acaba ? reyting uğruna bunu hep yapıyorlar ,neyseki sorumluluğunu bilen haberciler yüzünden doğrusu neymiş öğrenebiliyoruz
15 Mart 2011 Salı
mazide kalan saadet
insan neden mutlu olduğunun bilincine onu kaybedince varıyor ? sağlıklı ailenle yaşarken tasasızca karnın doyuyorsa ,sırtın da üşümüyorsa ve arkanı kollamaktan bihabersen işte mutluluk o
ya da yaşama sevincini ne zaman kaybediyor ? bir şeyler yokolduğunda hayatından tabiiki en tatlı nimeti de yese, en güzel yerleri de gezse, dünyaları da alsa neden ağzında o buruk tad ?
çünkü insan mutsuzsa , onu ikinci bir ten gibi üstünde her yere taşıyor
her kayıp ; hayatımızda ufak ya da büyük çaplı şok etkisi yapıyor sevdiği kalemini ya da yüzüğünü kaybeden kafasına takıyor kayıp büyüdükçe sarsıntı artıyor onunla tanışmak hiç de hoş değil mesut yaşantımızda
istanbullular, 19 ağustosta milyarlık evlerinden korktular ve hiçbirşeyin kalıcı olmadığını anladılar sokakta yatarken, zengini fakiri aynı kilimin üstünde..
Mevlam kimseye yaşatmasın ; evlat acısı bambaşka onu yaşamayan bilmez o ayrı ..
ailenin direği gittiğinde ; annenin 10 yaş çöktüğünü , kardeşinin de elkızı ağızlı, akbabaya döndüğünü gördüğünde senin için hiçbirşey aynı olmuyor hayatta hiç kimseye güvenmiyorsun artık kanından olan inkar ettiyse ahdini ; herkesi potansiyel yalancı görmeye başlıyorsun ve ona göre tavır sonuç , sıfır insan ilişkisi
ailen ya da çok yakının tanışırsa ciddi bir hastalıkla ; senin için mutluluk sağlıkla eş anlamlı oluyor
o zaman başlıyorsun öncesi ve sonrası olmaya , kaybettiğin saadetleri sıralamaya lakin faydasız ! sadece neşteri, biraz daha çeviriyorsun vazgeç teyyare ! sen mutlu- mesut ailecek akrabalarıyla gezen, gülüşenlere imren dur ya da kimsesiz evsiz barksızlara , hastalıktan inleyenlere bak; teselli bul
seçim senin ...
ya da yaşama sevincini ne zaman kaybediyor ? bir şeyler yokolduğunda hayatından tabiiki en tatlı nimeti de yese, en güzel yerleri de gezse, dünyaları da alsa neden ağzında o buruk tad ?
çünkü insan mutsuzsa , onu ikinci bir ten gibi üstünde her yere taşıyor
her kayıp ; hayatımızda ufak ya da büyük çaplı şok etkisi yapıyor sevdiği kalemini ya da yüzüğünü kaybeden kafasına takıyor kayıp büyüdükçe sarsıntı artıyor onunla tanışmak hiç de hoş değil mesut yaşantımızda
istanbullular, 19 ağustosta milyarlık evlerinden korktular ve hiçbirşeyin kalıcı olmadığını anladılar sokakta yatarken, zengini fakiri aynı kilimin üstünde..
Mevlam kimseye yaşatmasın ; evlat acısı bambaşka onu yaşamayan bilmez o ayrı ..
ailenin direği gittiğinde ; annenin 10 yaş çöktüğünü , kardeşinin de elkızı ağızlı, akbabaya döndüğünü gördüğünde senin için hiçbirşey aynı olmuyor hayatta hiç kimseye güvenmiyorsun artık kanından olan inkar ettiyse ahdini ; herkesi potansiyel yalancı görmeye başlıyorsun ve ona göre tavır sonuç , sıfır insan ilişkisi
ailen ya da çok yakının tanışırsa ciddi bir hastalıkla ; senin için mutluluk sağlıkla eş anlamlı oluyor
o zaman başlıyorsun öncesi ve sonrası olmaya , kaybettiğin saadetleri sıralamaya lakin faydasız ! sadece neşteri, biraz daha çeviriyorsun vazgeç teyyare ! sen mutlu- mesut ailecek akrabalarıyla gezen, gülüşenlere imren dur ya da kimsesiz evsiz barksızlara , hastalıktan inleyenlere bak; teselli bul
seçim senin ...
13 Mart 2011 Pazar
elit teyze
sormuştum ya hani elit ne diye ? şunlar şunlar geldi aklıma ;
gazetelere göre elitler; havuz başlarında ,ellerinde içkileriyle, gece kıyafetleriyle gülümseyen pozlar verip zihinlerinde, bir sonraki davet kıyafetini nerden alacağına dair kırk tilki dolananlar ehh işin ucunda binlerce dolar saçıp, pişti olmak da var ki , felaketlerin şahı.
fakir insanıma göre elit demek; kendinden durumu bir kaç kat iyi olan, ağzı iyi laf yapan demek ya da
sokaktaki insana göre elitler ; zenginler , rüyalarında görebilecekleri arabalara binenler,opera dinleyip tiyatroya gidebilen demek ( sürpriz! tiyatro için zenginlik şart değil, sigarayı bırak olsun bitsin )
neval'e göreyse elit demek ; belirli bir kulübe kabul edilmiş demek ya da bazılarının tabiriyle , beyaz türk olmak demek yani ;
batının tezgahından geçmiş olmak demek
soylu aile ( burada kriterler biraz farklı; , türk ya da gizli gayrımüslim olabilir )
eskimiş zenginlik ( gözümüze gözümüze sokulmadan sadece bilançoyla açığa çıkan)
kronikleşmiş sol ideoloji ( serveti kapitalizm esaslı olsa bile )
medeni olmak ( ahh bunu hiç açmayalım lütfen , sadece şunu söyleyeyim ; alkol almak olmazsa olmazı yoksa kulübe alınmazsın )
ahh hükümet ! yatacak yerin yok senin . sen misin ülkede, sağolası, canı çıkası diziler yüzünden içkiye başlama yaşı, onbire düştü, deyip çare arayan - asla yasaklamayıp- özendirmekten çıkarmaya çalışan ? neyseki gözü açık medyamız var da uyarıyor bizi , rejim elden gidiyora bağlayıveriyor
ee kolay değil hizmet ; her fırsatı değerlendireceksin oyacaksınki altını , koruyabilesin tahtını
hani şu; mazlumların kemikleriyle yaptığın, şehidimin kanıyla harcını kardığın..
.
gazetelere göre elitler; havuz başlarında ,ellerinde içkileriyle, gece kıyafetleriyle gülümseyen pozlar verip zihinlerinde, bir sonraki davet kıyafetini nerden alacağına dair kırk tilki dolananlar ehh işin ucunda binlerce dolar saçıp, pişti olmak da var ki , felaketlerin şahı.
fakir insanıma göre elit demek; kendinden durumu bir kaç kat iyi olan, ağzı iyi laf yapan demek ya da
sokaktaki insana göre elitler ; zenginler , rüyalarında görebilecekleri arabalara binenler,opera dinleyip tiyatroya gidebilen demek ( sürpriz! tiyatro için zenginlik şart değil, sigarayı bırak olsun bitsin )
neval'e göreyse elit demek ; belirli bir kulübe kabul edilmiş demek ya da bazılarının tabiriyle , beyaz türk olmak demek yani ;
batının tezgahından geçmiş olmak demek
soylu aile ( burada kriterler biraz farklı; , türk ya da gizli gayrımüslim olabilir )
eskimiş zenginlik ( gözümüze gözümüze sokulmadan sadece bilançoyla açığa çıkan)
kronikleşmiş sol ideoloji ( serveti kapitalizm esaslı olsa bile )
medeni olmak ( ahh bunu hiç açmayalım lütfen , sadece şunu söyleyeyim ; alkol almak olmazsa olmazı yoksa kulübe alınmazsın )
ahh hükümet ! yatacak yerin yok senin . sen misin ülkede, sağolası, canı çıkası diziler yüzünden içkiye başlama yaşı, onbire düştü, deyip çare arayan - asla yasaklamayıp- özendirmekten çıkarmaya çalışan ? neyseki gözü açık medyamız var da uyarıyor bizi , rejim elden gidiyora bağlayıveriyor
ee kolay değil hizmet ; her fırsatı değerlendireceksin oyacaksınki altını , koruyabilesin tahtını
hani şu; mazlumların kemikleriyle yaptığın, şehidimin kanıyla harcını kardığın..
.
5 Şubat 2011 Cumartesi
annelik zor zanaat , kaynanalıksa öd kopartıcı
bugün ediyle büdü senaryosunun 3. günü ve iliklerime kadar bıkmış durundayım
o kadar gezmelere rağmen, bu haftayı -evde yemek yapmama haftası- ilan etmeme rağmen . bir de iki günlüğüne işi astım, tam oldu. kuru kızımın yokluğuna , tam alıştığımızı sanırken, sürpriz yapıp tekrar kucağımıza sokuluveriyor, zorla kendini sevdiren şımarıklığıyla. ama minik erkekimden ayrı kalmaya alışık değiliz, iğnelerinden ötürü
ahizeden gelen; - iyiyim anne- diyen sesi yetmiyor özlem gidermeye, o kadarki; bunu da söyleyeceğimi hiç sanmazdım; ergen çocuk-titiz anne çekişmelerimizi bile özledim
çocuklarımız ne kadar merkezinde, gittikçe küçülen dünyamızın . teknoloji gelişip, dünyanın kapılarını bir bir önümüze serdikçe , iç dünyamızın küçülmesi, yüreklerimizin büzülmesi neden acaba ?
kocaman ailelerde yaşarken, vermeyi öğrenirdik şimdi minik çekirdek ailelerimizde onları koruyalım diye, şüphe etmeyi kısıtlamayı öğreniyoruz ve öğretiyoruz bencil olduk, kısaca sebep bu,bütün neden niçinlerin cevabı.
çocuğumuza duyduğımuz şefkat sahiplenme elimizde değil biliyorum ama eğer kontrol altına almazsak, büyüdüklerinde beklentilerimiz de o nisbette artıyor. belki de farkına varmadan boşa çıkarmışsak, ailemizin bizden umduklarını , bizim aynı şeyleri istemeye ne kadar hakkımız var ? sonu hüsrana mahkum olmuş bir umut.
zaten görüyordum da; geçen gün emin oldum. z. teyzeyle gelinini görünce. uzun uğraşlar sonucu evlenmek istemeyen oğluna bulduğu, tam istediği gibi bir kız;
becerikli cıvıl cıvıl. z. teyze tam bir ana gibi davrandı; borç harç ev aldı ona kendi evinden kat kat güzelini. oğlu işsiz kaldığında gelirini teslim etti, kendisi emekli maaşıyla geçinmeye çalıştı. ev borcunu tamamen üstlendi ve kocasını 60 yaşında işe gönderdi tekrar bu kış çektiği sıkıntıya şahidim. bu kadıncağız hep istediği hac hayalini oğlu için ertelemiş ve gelinini çok seven bir kadın.
eline ne geçti ? çingene olduğundan, ciddi kuşkulandığım annesinin öğretileri doğrultusunda koca çeneli , nankör bir gelin . öyleki geçen gün gittiğimde, bana kal neval abla diye inadına ısrar ederken, z.teyzeye teklif etmedi bile . sebep de bebeğine doğum günü için bilezik almaması, kendi oturduğu evin borcunu zor ödediğini bildiği halde.
hiç umudum ve beklentim yok aha buraya yazıyorum.
.
o kadar gezmelere rağmen, bu haftayı -evde yemek yapmama haftası- ilan etmeme rağmen . bir de iki günlüğüne işi astım, tam oldu. kuru kızımın yokluğuna , tam alıştığımızı sanırken, sürpriz yapıp tekrar kucağımıza sokuluveriyor, zorla kendini sevdiren şımarıklığıyla. ama minik erkekimden ayrı kalmaya alışık değiliz, iğnelerinden ötürü
ahizeden gelen; - iyiyim anne- diyen sesi yetmiyor özlem gidermeye, o kadarki; bunu da söyleyeceğimi hiç sanmazdım; ergen çocuk-titiz anne çekişmelerimizi bile özledim
çocuklarımız ne kadar merkezinde, gittikçe küçülen dünyamızın . teknoloji gelişip, dünyanın kapılarını bir bir önümüze serdikçe , iç dünyamızın küçülmesi, yüreklerimizin büzülmesi neden acaba ?
kocaman ailelerde yaşarken, vermeyi öğrenirdik şimdi minik çekirdek ailelerimizde onları koruyalım diye, şüphe etmeyi kısıtlamayı öğreniyoruz ve öğretiyoruz bencil olduk, kısaca sebep bu,bütün neden niçinlerin cevabı.
çocuğumuza duyduğımuz şefkat sahiplenme elimizde değil biliyorum ama eğer kontrol altına almazsak, büyüdüklerinde beklentilerimiz de o nisbette artıyor. belki de farkına varmadan boşa çıkarmışsak, ailemizin bizden umduklarını , bizim aynı şeyleri istemeye ne kadar hakkımız var ? sonu hüsrana mahkum olmuş bir umut.
zaten görüyordum da; geçen gün emin oldum. z. teyzeyle gelinini görünce. uzun uğraşlar sonucu evlenmek istemeyen oğluna bulduğu, tam istediği gibi bir kız;
becerikli cıvıl cıvıl. z. teyze tam bir ana gibi davrandı; borç harç ev aldı ona kendi evinden kat kat güzelini. oğlu işsiz kaldığında gelirini teslim etti, kendisi emekli maaşıyla geçinmeye çalıştı. ev borcunu tamamen üstlendi ve kocasını 60 yaşında işe gönderdi tekrar bu kış çektiği sıkıntıya şahidim. bu kadıncağız hep istediği hac hayalini oğlu için ertelemiş ve gelinini çok seven bir kadın.
eline ne geçti ? çingene olduğundan, ciddi kuşkulandığım annesinin öğretileri doğrultusunda koca çeneli , nankör bir gelin . öyleki geçen gün gittiğimde, bana kal neval abla diye inadına ısrar ederken, z.teyzeye teklif etmedi bile . sebep de bebeğine doğum günü için bilezik almaması, kendi oturduğu evin borcunu zor ödediğini bildiği halde.
hiç umudum ve beklentim yok aha buraya yazıyorum.
.
12
yorumcu
Etiketler:
biz,
felsefe,
zalim
10 Aralık 2010 Cuma
nenee nenee
annemin bize gelip kaldığı nadir zamanlarda; apartman görevlisi - eski isimle kapıcı- ali abi öğlen servisinde anneme böyle seslenir 10 yıl önce de öyle diyordu ,şimdi de o zaman abes karşılayan annem, şimdi yetmiş yaşında olduğu için kabullendi neneliği
yanında büyükleri olanlar bilir ; zordur onları ve evi idare etmek bir evi yönetmek , nerdeyse ülke yönetmek gibi anne ya da babanız geldiğindeyse; konuk başbakan ağırlamış gibi oluyorsunuz hele evde iki ergeniniz varsa ; terör örgütüyle karşı karşıyasınız demektir misafiri evdeki dengeyi bozmadan rahat ettirmek için, akrobasi yapmanız bile gerekebilir
bizim şansımız , goncamın aileme karşı inanılmaz toleranslı oluşu her daim bizde kalmalarından yana ama annem evinde daha rahat ettiğini öne sürüp, şimdilik özgür kızı oynuyor yine de adım gibi biliyorumki ; ömrümüz olursa tabii, böyle gelinleri olduğu müddetçe annem bizim evin daimi ferdi olacak ; anneannem gibi
anneannem; toprağı bol olsun yaşlılığını ibadet ve kuranıyla geçirmesine rağmen, azıcık huysuz tezcanlı bir ihtiyardı yani zordu onu kırmamak sabır taşı annem zoru başararak, duasını aldı onun mevlam bize de nasip eder inş.
insanın hayat arkadaşı gittikten sonra, bu kadarmı ürkek olur ? korkuyorum ; babamın emaneti annemi yanlış bir sözle kırmaktan lakin elkızı çekinmiyor ; köşesinde diken üstünde oturan iki günlük misafire çemkirmeye ?
oturduğu evi, altındaki arabayı alan kişiye bir cep harçlığını çok görüyor teyyare içgüveysi olmayan, hanımköylü kardeşini sildi zaten hayatından anasının hatırına susuyor . haksızlık karşısında hiç susmamış kişi için, ne büyük imtihan yarebbim . aklıma geldikçe yüreğim daralıyor , dişlerimi sıkıyorum gayriihtiyari. ekranda gördükçe kardeşlerin birbiriyle neşeli sofralarda biraraya gelmelerini içim sızlıyor . biz ne yaptık ona da kanımızdan olanı el gibi etti bize ? diye düşünüyorum
hey gidi dünya ! ne kadar garipsin ! nenecik başını eğip kabullense de, Allaha havale ediyorum onları
yanında büyükleri olanlar bilir ; zordur onları ve evi idare etmek bir evi yönetmek , nerdeyse ülke yönetmek gibi anne ya da babanız geldiğindeyse; konuk başbakan ağırlamış gibi oluyorsunuz hele evde iki ergeniniz varsa ; terör örgütüyle karşı karşıyasınız demektir misafiri evdeki dengeyi bozmadan rahat ettirmek için, akrobasi yapmanız bile gerekebilir
bizim şansımız , goncamın aileme karşı inanılmaz toleranslı oluşu her daim bizde kalmalarından yana ama annem evinde daha rahat ettiğini öne sürüp, şimdilik özgür kızı oynuyor yine de adım gibi biliyorumki ; ömrümüz olursa tabii, böyle gelinleri olduğu müddetçe annem bizim evin daimi ferdi olacak ; anneannem gibi
anneannem; toprağı bol olsun yaşlılığını ibadet ve kuranıyla geçirmesine rağmen, azıcık huysuz tezcanlı bir ihtiyardı yani zordu onu kırmamak sabır taşı annem zoru başararak, duasını aldı onun mevlam bize de nasip eder inş.
insanın hayat arkadaşı gittikten sonra, bu kadarmı ürkek olur ? korkuyorum ; babamın emaneti annemi yanlış bir sözle kırmaktan lakin elkızı çekinmiyor ; köşesinde diken üstünde oturan iki günlük misafire çemkirmeye ?
oturduğu evi, altındaki arabayı alan kişiye bir cep harçlığını çok görüyor teyyare içgüveysi olmayan, hanımköylü kardeşini sildi zaten hayatından anasının hatırına susuyor . haksızlık karşısında hiç susmamış kişi için, ne büyük imtihan yarebbim . aklıma geldikçe yüreğim daralıyor , dişlerimi sıkıyorum gayriihtiyari. ekranda gördükçe kardeşlerin birbiriyle neşeli sofralarda biraraya gelmelerini içim sızlıyor . biz ne yaptık ona da kanımızdan olanı el gibi etti bize ? diye düşünüyorum
hey gidi dünya ! ne kadar garipsin ! nenecik başını eğip kabullense de, Allaha havale ediyorum onları
26 Eylül 2010 Pazar
serhoşş
ağzıma hiç içki koymadım elhamdülillah
ama içenler tadının güzel olmadığını söylüyor boğazı yaktığından bahsediyorlar o zaman niye içerler ki bu zıkkımı ? yerine misli misli güzel tat varken ?
neden peki ? kendini alkolle boğmanın nesi cazip ertesi günü eziyetini göze alaraktan ? değer mi ? bir kaç saatlik unutkanlık için çekilen eziyete değer mi ?
neden alışveriş yapacak market bulamayacağız nerdeyse ? alkol satmayanların cirosunun düşük olması olabilir mi ?
ısrarla lise balolarına içki sokulmasına izin veriliyor tabii ki yabancı filmlerdeki yılsonu balolarındaki punç özentiliği
eski türk filmlerinde üzüntüye düşen hep soluğu yorgonun meyhanesinde alır istisnasız aslan sütü içmek için tabii.
şimdilerde malum medya dizilerinde kadehler tokuşturuluyor habire gavurları boşverin ; onlar öyle ruhsal çöküntüdeler ki yarı sarhoş olmadan dayanamıyorlar hayata manevi dinamiklerin yerine habire bir şeyler koymaya çalışıyorlar
sebep tamamen özenti diye düşünüyorum birilerinin özenci birilerine hizmet ediyor çarkını döndürüyor
doğudaki batıdaki ortadaki vatandaşlar içki masasında buluşturuluyorsa vardır elbet bir sebebi.
içkili insana istediğinizi yaptırırsınız herşeyi pazarlarsınız kolayca bu bazen şişirilmiş hesap bazen kumar bazen de haramdır tabii bu sektörler hep birbirine bağlı
sarhoşlukla işlenen cinayetler suçlar , yıkılan yuvalar zedelenen güvenler mi ? salla gitsin
resimler internetten alıntıdır
ama içenler tadının güzel olmadığını söylüyor boğazı yaktığından bahsediyorlar o zaman niye içerler ki bu zıkkımı ? yerine misli misli güzel tat varken ?
neden peki ? kendini alkolle boğmanın nesi cazip ertesi günü eziyetini göze alaraktan ? değer mi ? bir kaç saatlik unutkanlık için çekilen eziyete değer mi ?
neden alışveriş yapacak market bulamayacağız nerdeyse ? alkol satmayanların cirosunun düşük olması olabilir mi ?
ısrarla lise balolarına içki sokulmasına izin veriliyor tabii ki yabancı filmlerdeki yılsonu balolarındaki punç özentiliği
eski türk filmlerinde üzüntüye düşen hep soluğu yorgonun meyhanesinde alır istisnasız aslan sütü içmek için tabii.
şimdilerde malum medya dizilerinde kadehler tokuşturuluyor habire gavurları boşverin ; onlar öyle ruhsal çöküntüdeler ki yarı sarhoş olmadan dayanamıyorlar hayata manevi dinamiklerin yerine habire bir şeyler koymaya çalışıyorlar
sebep tamamen özenti diye düşünüyorum birilerinin özenci birilerine hizmet ediyor çarkını döndürüyor
doğudaki batıdaki ortadaki vatandaşlar içki masasında buluşturuluyorsa vardır elbet bir sebebi.
içkili insana istediğinizi yaptırırsınız herşeyi pazarlarsınız kolayca bu bazen şişirilmiş hesap bazen kumar bazen de haramdır tabii bu sektörler hep birbirine bağlı
sarhoşlukla işlenen cinayetler suçlar , yıkılan yuvalar zedelenen güvenler mi ? salla gitsin
resimler internetten alıntıdır
20 Ağustos 2010 Cuma
ah bebeğim neden bu kadar hırçınsın ? sadece bir kişiye ? ne istiyorsun neden bu kadar yargılayıcısın ?
ve bu tavırla hiçbir sonuca ulaşamazsın eller belde hırçınlıkla ağzından fırlarken sözler gözümün önünden geçiyor senin hallerin ; bebekliğin, badi badi yürüyüşün, bıcır bıcır kelimelerin, yaramazlıkların
o zaman daha bir zoruma gidiyor sanki sözlerin daha bir acıtıyor kalbimi dilim varmıyor acı söz söylemeye biliyorum ki en fazla üzüntü yine hesabıma düşecek ama ahh ama ne olur ara ver biraz sana karşı ne kadar savunmasızım görmüyormusun ?
ne kadar arıyorum dünyayla tek bağlantınız olduğum zamanı o zaman değil eleştiri gözlerin parlardı görünce seni bırakıp deşarj olmaya gittiğim zamalarda boynun bükülüverirdi oysa şimdi en acımasız eleştirmenim sensin yoruldum kızım konuşan sensin ama yorulan benim kalbim savaşlarda bile ateşkes zamanları olur ne olur ara ver biraz yaralarımı sarayım
küçük serçem ne olur ?
ve bu tavırla hiçbir sonuca ulaşamazsın eller belde hırçınlıkla ağzından fırlarken sözler gözümün önünden geçiyor senin hallerin ; bebekliğin, badi badi yürüyüşün, bıcır bıcır kelimelerin, yaramazlıkların
o zaman daha bir zoruma gidiyor sanki sözlerin daha bir acıtıyor kalbimi dilim varmıyor acı söz söylemeye biliyorum ki en fazla üzüntü yine hesabıma düşecek ama ahh ama ne olur ara ver biraz sana karşı ne kadar savunmasızım görmüyormusun ?
ne kadar arıyorum dünyayla tek bağlantınız olduğum zamanı o zaman değil eleştiri gözlerin parlardı görünce seni bırakıp deşarj olmaya gittiğim zamalarda boynun bükülüverirdi oysa şimdi en acımasız eleştirmenim sensin yoruldum kızım konuşan sensin ama yorulan benim kalbim savaşlarda bile ateşkes zamanları olur ne olur ara ver biraz yaralarımı sarayım
küçük serçem ne olur ?
10 Ağustos 2010 Salı
yemin
neden yine hüzün var ?
toprağım halbuki çağırmıştı beni ,derin derin nefeslerle soluyarak havasını gittim klimayı kapatıp da. neden hep hüzünlü oluyor dönüşlerim ? ağlamaklı ifademi izah edemiyorum kendime bile, sana nasıl anlatayım goncam ? mahzunluk alınyazısımı oldu dönüşlerin ? teyyare neden böylesin neden ?
yoksa eski günlerde takılı kaldın mı yine ? babanın sapasağlam ailenin başında olduğu günlere mi hasretsin ? o zamanda hiçbir derdini yüklemek istemezdin ki ona; hep günlük gülistanlıkmış hayat gibi davranırdın ne kadar rahattın onun varlığıyla en çok o eleştirse de zaman zaman ağlatsa da seni sevildiğini bilirdin ; şımarıktın kısacası
kedi gidip fareler musallat olunca; ciyak ciyak sesleri seninle kanının arasına girmeye başlayınca , prenseslik bitti değil mi ? lakin dengeler kayınca biraz göze battın değilmi ?
ahh en çok zoruna giden de bu değilmi zaten ? onlarda olması senin için sevinç vesilesiyken neden teyyareninki göze batıyor ?
yok yok daha fazla gözyaşı yok artık kanın canın da olsa, hoca kisvesiyle dolaşan , el kızının sözüyle amel eden , abilikten ziyade hayatta kaybettiklerinin hıncını senden almaya çalışan, seni sadece kızmak için arayan , annesini hüngür hüngür ağlatan ağabeye hiç ihtiyacın yok biliyormusun ? yeğenlerin burnunda tütse de
sadece bayramlarda elini öpecek kandillerde arayacaksın, anneni üzmemek için o da ve biz artık iki kardeşiz diye düşüneceksin madem kangren oldu acıya son artık kesip atacaksın o uzvu bedeninden
neden ortanca evlat olduğun halde, her sorunu çözmeye uğraşıyorsun ? ailenin her hatasına bu kadar üzüntü niye ? sen sadece kendi hatalarından sorumlusun öğren bunu
ahh lakin ahdettin yine, kardeşlerini kollamak için ne zaman ne zaman vazgeçeceksin ?
vazgeçeceğim vazgeçiyorum başlıbaşına sinir harbi olan bu yazıyı sonlandırarak başlıyorum buna ; yazmaktan vazgeçiyorum , üzülmekten vazgeçiyorum onu üzmeye kararlı halde abimden vazgeçiyorum
toprağım halbuki çağırmıştı beni ,derin derin nefeslerle soluyarak havasını gittim klimayı kapatıp da. neden hep hüzünlü oluyor dönüşlerim ? ağlamaklı ifademi izah edemiyorum kendime bile, sana nasıl anlatayım goncam ? mahzunluk alınyazısımı oldu dönüşlerin ? teyyare neden böylesin neden ?
yoksa eski günlerde takılı kaldın mı yine ? babanın sapasağlam ailenin başında olduğu günlere mi hasretsin ? o zamanda hiçbir derdini yüklemek istemezdin ki ona; hep günlük gülistanlıkmış hayat gibi davranırdın ne kadar rahattın onun varlığıyla en çok o eleştirse de zaman zaman ağlatsa da seni sevildiğini bilirdin ; şımarıktın kısacası
kedi gidip fareler musallat olunca; ciyak ciyak sesleri seninle kanının arasına girmeye başlayınca , prenseslik bitti değil mi ? lakin dengeler kayınca biraz göze battın değilmi ?
ahh en çok zoruna giden de bu değilmi zaten ? onlarda olması senin için sevinç vesilesiyken neden teyyareninki göze batıyor ?
yok yok daha fazla gözyaşı yok artık kanın canın da olsa, hoca kisvesiyle dolaşan , el kızının sözüyle amel eden , abilikten ziyade hayatta kaybettiklerinin hıncını senden almaya çalışan, seni sadece kızmak için arayan , annesini hüngür hüngür ağlatan ağabeye hiç ihtiyacın yok biliyormusun ? yeğenlerin burnunda tütse de
sadece bayramlarda elini öpecek kandillerde arayacaksın, anneni üzmemek için o da ve biz artık iki kardeşiz diye düşüneceksin madem kangren oldu acıya son artık kesip atacaksın o uzvu bedeninden
neden ortanca evlat olduğun halde, her sorunu çözmeye uğraşıyorsun ? ailenin her hatasına bu kadar üzüntü niye ? sen sadece kendi hatalarından sorumlusun öğren bunu
ahh lakin ahdettin yine, kardeşlerini kollamak için ne zaman ne zaman vazgeçeceksin ?
vazgeçeceğim vazgeçiyorum başlıbaşına sinir harbi olan bu yazıyı sonlandırarak başlıyorum buna ; yazmaktan vazgeçiyorum , üzülmekten vazgeçiyorum onu üzmeye kararlı halde abimden vazgeçiyorum
3 Ağustos 2010 Salı
nasıl yani ?
nasıl ailesiniz ?
klasik türk ailesi mi ?
hani şu kocamaan bir salonu ( içinde gümüşlüğü konsolu felan mobilya mezarlığı olup içleri görsellikten başka işe yaramayan incik cıncık dolu ) olsa da yine de küçücük oturma odasında oturacağım diye inat eden
minibüslere doluşup cümbür cemaat pikniğe giden orada da bangır bangır müzik dinlemeyi ihmal etmeyen
ya da denize giden karaburuna ya da b.çekmeceye akşama da kızarmış ciğer gibi dönen
akşamları atleti çizgili pijamasıyla balkon sefası yapan , rakıyı felan erkeklik sayan
futbol sezonunda çıldırmış biri gibi dolaşan
daha ucuz diye pazara akşamüstü çıkan
dedelere yatırlara felan çaput bağlayan
her yılbaşı bilet kuyruğunda bekleyen
çeyiz deyip kullanmayacağı şeylerle evi dolduran
her pazartesi halı döven ( evet hala )
cep telini elden düşürmeyen ( bırak artık patlıyoor )
geçinemiyoruz ayaklarıyla karı koca fosur fosur sigara içen
ya da modern batılı olma sancısı içindeki insanlar bütünlüğü müsünüz ?
hani şu eş dost toplantılarında şarap vs. ikram edince kendini daha iyi hisseden ( felanca dizideki yakışıklıyı başarılı kopyaladığını düşünerek )
uygarlık adına başkasının hanımını da dansa kaldıran
kumar oynamaya bir yerlere giden
kızının bilmem kaçıncı flörtüyle gezmesini hoş karşılayan
gavurları taklit edicem diye pis ayakkabıyla evde gezen
sadece aynı kanalın haberlerini seyrettiği için kendi fikirleri sanan ( düşünmek zorunda kalmıyor fena mı ? )
iki günlük aşkıyla bağlılık yeminleri eden ( naz yapmaya, cilveye ne oldu ? )
ya da türklükle alakası kalmamış oluşum musunuz ? ( aile demeye dilim varmıyor )
zina işlemeye düzeyli birliktelik diyen
papaza günah çıkarma misali yaptığı rezillikleri sanal aleme taşıyan
haram kazancını haramda tüketen
çoluğu çocuğu eve gelmediğinde umurunda olmayan kapitalist sistemin bütün nimetlerini sonuna kadar kullanırken sol çizgideyim diyebilen
vatan millet değil , ben kaygısı taşıyan
yurtdışına gardrop turları düzenlerken ( hani şu çoğu türkiyede üretilenkıyafetler için ) ekonomi politikasını eleştiren
vs. vs. hainlikler
hani diyorlar ya ; dinlerin ve kültürlerin diyalogu diye anlarım hadi elin gavurunun bunları yapmasını çünkü yüzyıllardan gelen bir göreneği var bakmayın hergün ördek gibi yıkanmalarına pis adamlar özünde ve ayık dolaşmıyorlar bizimkilere ne oluyor da uygarlığı çalışkanlığı dururken batının sadece işe yaramayan attığı şeylerine talip oluyorlar ? turisti, meyve sebzesi aşısı
hani diyorlar ya bir milleti yok etmek parçalamak istiyorsan önce aileden başlayacaksın;
anlıyorumki ozaman plan yürürlüğe konmuş biz laylaylomla uyutulurken
peki ne lazım oyunları başlarına çalmaya ?
fatihler yetiştirecek anneler ailesini şahin misali koruyacak babalar öteleri özleyebilecek iman
klasik türk ailesi mi ?
hani şu kocamaan bir salonu ( içinde gümüşlüğü konsolu felan mobilya mezarlığı olup içleri görsellikten başka işe yaramayan incik cıncık dolu ) olsa da yine de küçücük oturma odasında oturacağım diye inat eden
minibüslere doluşup cümbür cemaat pikniğe giden orada da bangır bangır müzik dinlemeyi ihmal etmeyen
ya da denize giden karaburuna ya da b.çekmeceye akşama da kızarmış ciğer gibi dönen
akşamları atleti çizgili pijamasıyla balkon sefası yapan , rakıyı felan erkeklik sayan
futbol sezonunda çıldırmış biri gibi dolaşan
daha ucuz diye pazara akşamüstü çıkan
dedelere yatırlara felan çaput bağlayan
her yılbaşı bilet kuyruğunda bekleyen
çeyiz deyip kullanmayacağı şeylerle evi dolduran
her pazartesi halı döven ( evet hala )
cep telini elden düşürmeyen ( bırak artık patlıyoor )
geçinemiyoruz ayaklarıyla karı koca fosur fosur sigara içen
ya da modern batılı olma sancısı içindeki insanlar bütünlüğü müsünüz ?
hani şu eş dost toplantılarında şarap vs. ikram edince kendini daha iyi hisseden ( felanca dizideki yakışıklıyı başarılı kopyaladığını düşünerek )
uygarlık adına başkasının hanımını da dansa kaldıran
kumar oynamaya bir yerlere giden
kızının bilmem kaçıncı flörtüyle gezmesini hoş karşılayan
gavurları taklit edicem diye pis ayakkabıyla evde gezen
sadece aynı kanalın haberlerini seyrettiği için kendi fikirleri sanan ( düşünmek zorunda kalmıyor fena mı ? )
iki günlük aşkıyla bağlılık yeminleri eden ( naz yapmaya, cilveye ne oldu ? )
ya da türklükle alakası kalmamış oluşum musunuz ? ( aile demeye dilim varmıyor )
zina işlemeye düzeyli birliktelik diyen
papaza günah çıkarma misali yaptığı rezillikleri sanal aleme taşıyan
haram kazancını haramda tüketen
çoluğu çocuğu eve gelmediğinde umurunda olmayan kapitalist sistemin bütün nimetlerini sonuna kadar kullanırken sol çizgideyim diyebilen
vatan millet değil , ben kaygısı taşıyan
yurtdışına gardrop turları düzenlerken ( hani şu çoğu türkiyede üretilenkıyafetler için ) ekonomi politikasını eleştiren
vs. vs. hainlikler
hani diyorlar ya ; dinlerin ve kültürlerin diyalogu diye anlarım hadi elin gavurunun bunları yapmasını çünkü yüzyıllardan gelen bir göreneği var bakmayın hergün ördek gibi yıkanmalarına pis adamlar özünde ve ayık dolaşmıyorlar bizimkilere ne oluyor da uygarlığı çalışkanlığı dururken batının sadece işe yaramayan attığı şeylerine talip oluyorlar ? turisti, meyve sebzesi aşısı
hani diyorlar ya bir milleti yok etmek parçalamak istiyorsan önce aileden başlayacaksın;
anlıyorumki ozaman plan yürürlüğe konmuş biz laylaylomla uyutulurken
peki ne lazım oyunları başlarına çalmaya ?
fatihler yetiştirecek anneler ailesini şahin misali koruyacak babalar öteleri özleyebilecek iman
31 Temmuz 2010 Cumartesi
pisslüük senii
geçen akşam kandildi
namaz kılarken yarebbim ne zahmet çektim ne uğraştı kör şeytan
ağzım burnum kaşındı öyleki uzun namaz selam veremiyorum ne kaşınmak ama sanki birisi tüyü almış yüzümde dolaştırıyor hadi bakalım kaşınmadan dur dedimki kaşın be ! kaşımıycam işte o zaman geçiverdi aniden
olmadı bu sefer uyku bastırdı nasıl esniyorum nerdeyse duaları okuyamıyorum selam verip seccademe kıvrılasım geldi okka yani aklıma geldi; aniden şeytanın pis kokuşmuş yorganı ve çekill ülenn dedim zihnimden o saat uyku muyku kalmadı
bu sefer ne bulucak bakalım ? derken selam verdim ve içeriye oğluma bakmaya gittim bilgisayara zom olmuş görünce ; sinirim zıpladı ( nasıl zıplıyorsa ) sayasım geldi ; daha duşa girmedinmi, 10 saattir ordasın da bak, bugün kandil de... homur homur tam ağzımı açtım ki zınnk diye durdum ve euzü besmele çektim
oğluma dönüp sakince konuştum ; yarın bilgisayar yasak sana
tamam şeytan uğraşıyor ama cezayı da haketti bizim boncuk
namaz kılarken yarebbim ne zahmet çektim ne uğraştı kör şeytan
ağzım burnum kaşındı öyleki uzun namaz selam veremiyorum ne kaşınmak ama sanki birisi tüyü almış yüzümde dolaştırıyor hadi bakalım kaşınmadan dur dedimki kaşın be ! kaşımıycam işte o zaman geçiverdi aniden
olmadı bu sefer uyku bastırdı nasıl esniyorum nerdeyse duaları okuyamıyorum selam verip seccademe kıvrılasım geldi okka yani aklıma geldi; aniden şeytanın pis kokuşmuş yorganı ve çekill ülenn dedim zihnimden o saat uyku muyku kalmadı
bu sefer ne bulucak bakalım ? derken selam verdim ve içeriye oğluma bakmaya gittim bilgisayara zom olmuş görünce ; sinirim zıpladı ( nasıl zıplıyorsa ) sayasım geldi ; daha duşa girmedinmi, 10 saattir ordasın da bak, bugün kandil de... homur homur tam ağzımı açtım ki zınnk diye durdum ve euzü besmele çektim
oğluma dönüp sakince konuştum ; yarın bilgisayar yasak sana
tamam şeytan uğraşıyor ama cezayı da haketti bizim boncuk
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


































