zalim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
zalim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Ağustos 2013 Cuma

Haşır - Neşir


Biz milletçe birbirimizle uğraşır iken ...

Vay seni gezici , öte dur akp li diye saflara bölünmüşken

Milli projelerde görevli mühendislerimiz ,birileri tarafından kuş gibi avlanıyorken

Hatta bütün ortadoğu başına örülen çorabı sıvama çabasındayken

Yahudi delilerin kuyuya attığı taşı çıkarmaya bir avuç akl-ı selim seferber olmuşken

Sivil halk meydanlarda taranıyorken

Beşiğinde tıngır mıngır sallanan bebeler sabahı göremezken

Mısırdan suriyeden banane diyen bikinili bayan , ya da şimdilerde penguenli kanalları seyreden  bayım !

Sanıyormusun ki eli kanlı ağzı köpürmüş katiller ve onların jandarmaları orada duracak ?  Petrolümüzü madenimizi çıkarmaya , kendi arabamızı ,uçağımızı yapmamıza izin vermeyenleri ülkemizi işgalden kim koruyacak ? Bugün görmezden geldiğin ve dilinin ucuyla bile yardım etmediğin müslüman kardeşlerin mi ?



18 Ağustos 2013 Pazar

Deprem


17 ağustos bugün. O büyük depremin yıldönümü. Anılıyor hayatını kaybedenler yurdun belli yerlerinde. Allah kabir rahatlığı versin.

14 yıl geçti yüreklerimizi ağzımızda bırakarak. Kendi adıma söyliyim , uzun müddet her kıpırtıda avize gözledim. Hele bu kış olan hafif istanbul sallantısında, tırsdım arkası gelicek diye. Allah korkusu hiç bir şeye benzemiyor. O' ndan kaçacak yer yok ki

Peki toplumdaki depreme ne demeli ? Gitgide artan ?

Üç gün önce gündüz vakti gayet işlek bir caddede arabanın camını kırıp bagajdaki çantayı alıp kaçan hırsıza ne demeli ? Hadi o hırsız adı üstünde, eldiven takmış araba camı kıran hırsızı görüp de görmemiş yapan bir cadde dolusu insana ne demeli ?

Teyzemi oğluna karşı savundum , geçenlerde yazdığım gibi. Herkes olanları görmezden gelmeyi seçti tepki verdiğim için kötü ilan edildim , ailede nerdeyse selam vermeyecek kimse, ki bunlar akrabam. Birbirinin üzüntüsüyle üzülmedikten , sevinciyle sevinmedikten sonra ne yapayım böyle akrabayı ? Sildim topunu.

Kimse kimsenin lafını dinlemiyor, herkes kendi edeceği bir avuç lakırdıya odaklanmış , kim dinlerse onun yamacında.

Sosyal paylaşım sitelerinde ," a ne güzel"lerin altında için için yanan bir kıskançlık, ya da alenen saldırı var

Topluma enjekte edilmeye çalışılan kamplaşma hissine ne demeli ?  Ağaçla başlatılan ve açık kapalı ayrımına getirilmeye çalışılan,  insanları sokağa dökmeye yönelik deprem . Hani şu libya , lübnan mısır'ı karıştırıp  sırayı türkiyeye getirmeye çalışan hain plan. İsrailin kendisine ortadoğuda kafa tutacak kimse kalmasın diye yürürlüğe koyduğu plan.

Bizdeki gezigillerin bilerek ya da bilmeyerek alet oldukları plan. Hani şu işlerine gelmeyen başbakanı   devirmeye çalışan gözü dışarda gezigiller. Tencere tava çalarak darbeye çanaklık eden , lakin mısır konusunda kör-  sağır -dilsiz -olan tavşan yürekli , ağzı bozuk gezigiller

Yok yok sevmiyorum insanları bugünlerde . Geleceğe dair bir umut lazım  bize

17 Ağustos 2013 Cumartesi

Gerek yok fazla söze



                             Zalimi de zulmünü de Yaradana havale ediyoruz.

27 Temmuz 2013 Cumartesi

Yok ki başkasına ihtiyacımız


Kendimize en büyük düşman biziz.
Bak bölemediler yıllarca;  içten pkk 'sı ,ergenekonu, dıştan almanyası iranı israili rusyası

Mayıs ayında baktılar bu iktidar kalıcı ve Türkiye gitgide büyüyor , korktular içteki ve dıştaki  hainler
yaptılar maşa olmaya dünden razı hazımsızları, döktüler sokaklara.
Ah evdeki % 50 ' yi dökebilselerdi sokağa , süper olacaktı . Yırtıcılıkta sırtlanları geçmiş olanlar tepemize biniverecekti.
Kendini İnsan hakları ve ağaç için sokağa attığına inanan ey şaşkın insan ! Mısırda hakları için ölürken insanlar nerdesin ? Neden meydanlarda değilsin de evine pıstın ? Niye #direnMısır diye twitter'ı sallamıyorsun ?  Ah pardon ! sen sadece birileri emir verince dışarlardan inersin . twitterdan o zaman şarlarsın , küfür patlata patlata

Gözümde zavallısın !

26 Temmuz 2013 Cuma

Bm bir haçlı klübü mü ?


Galiba öyle       tarihteki haçlı savaşları şimdilerde soğuk savaş halinde devam ediyor. Öyle olmasaydı Mısırda  akıtılan kan müslüman kanı olmasaydı seyreylerdik berberce,  koparılan gümbürtüyü. Yine aynı sebepten görmezden gelinmedi mi israilin mavi marmarada katlettiği 9 Türk ?




Dünyanın bir çok köşesinde etnik savaşlarla bir çok müslüman ölüyor ya da eziyet çekiyor. Oysa ki Yabancı ülkeler nasıl da sahip çıkıyor vatandaşlarına , burunları kanasın hesap soracak kadar.

 İslam dünyasında birlik olması lazım ki hesap sorulabilsin. Gerçi israil güdümüyle devam eden haçlı zihniyeti buna asla izin vermez.    Bakın Mısırda müslüman rejimin  hakimiyetine ne kadar dayanabildi ?

 Uluslararası arenanın baş aktörleri ve varisleri ortadoğuda iktidarı hep azınlığa vermiş. Fas , arabistan , suriye , libya vs bu yüzden karışmadı mı ? Halk azınlığın kendisini yönetmesine karşı çıktı arap baharı adı altında. Gezigiller de türk baharı sandı mevsimi ama , üç tencere bir tava ile bahar gelmez be gülüm :D

Sorunlar islam karşıtlığından kaynaklandığına göre ve halihazırda himaye edecek güçlü bir ülke gözükmediğine göre bu görev Türkiyeye düşüyor. Bunu öngörenler de zaten içten ve dıştan tepemizden inmiyor. Neyse ki zorluklar ülke insanıma yarıyor , ataletini atıyor ve bilinçleniyor.

Her şey zıddıyla belli değil midir zaten ? Huzursuzluğa karşı bir nebze huzur için çabalamaz mı insanoğlu ?  Ya da elinden alınmak isteyene sıkı sıkıya yapışmaz mı ?

Yeter  ki biz dost olalım birbirimize,  kendi içimizde ayrılmayalım fırkalara  .o zaman  var ya kimse duramaz bu ülkenin önünde


27 Aralık 2011 Salı

GERÇEK: GÖRMEDİKLERİMİZ Mİ?

Şuuraltını etkilemeyi hedefleyen mesajlara “subliminal” adı verilir. Genel olarak “şuuraltına” yönelik gizli mesajlar olarak ifade edebiliriz. Kişinin şuuraltına “subliminal” mesaj göndermenin birçok yolu bulunuyor. Bunlardan en çok kullanılanları:

1. Dijital ses dosyalarına gizlenen işitsel yolları.

2. Gözle algılanamayacak kadar kısa süreyle ve sık patlayan flaşlar şeklinde sinema ya da televizyon görüntüsü yoluyla şuuraltına itilen 25. kareler.

3. Reklam afişleri, logoları ve benzeri nitelikteki görsel malzemenin içine saklanmış şekil, kelime ve rakamlar.

Bu yöntem; bir ürünün reklamını yapmaktan, bir inancın ya da görüşün propagandasını yapmaya, psikolojik savaşa, uluslararası ilişkilere, yanıltıcı bilgilendirmeye kadar varan geniş bir yelpazede kullanılmaktadır. Görsel ve işitsel olarak (şuurlu) algılananlar değil; şuuraltı seviyesinde algılanan söz, resim, görüntü ve şekillerden oluşur.

Bunlardan en çok kullanılanı dijital ses dosyalarına gizlenen ses mesajlardır. Üzerinde oynanabilirliği, işlenilmesi ve yayılması daha kolayolduğundan MP3 dosyaları gizli mesaj için biçilmiş kaftandır diyebiliriz.
Mesela, en korkunç uygulamalardan sadece biri: Bu uygulamaya Amerika, Irak’ı işgal etmeden önce bir yıl boyunca (daha fazla da olabilir) devam etti. Irak radyolarında Kur’an yayınının altından, çok düşük bir titreşimde, kulakla duyulmayan, ancak dimağla algılanarak Iraklıların şuuraltına gönderilen: “Direnmeniz faydasız” gibi mesajlar verilmiş ve bir ülke işte bu şekilde şuuraltı mesajlar ile işgale hazır edilmiştir.

25. KARE

Kişinin şuuraltına subliminal mesaj göndermenin birçok yolu olduğunu söylemiştik. İşte bunlardan bir diğeri de 25. kare tekniğidir. Peki, nedir bu 25. kare .Gördüğümüz bir anlık görüntü: 655 satır ve frame/çerçeve denilen 24 kareden oluşur.

25. karenin temel mantığıda mesajı şuuraltına göndermek olduğu için, artık dünya sinema sanayisinde bu tekniği kullanmayan yok gibidir. Yani sizler evlerinizde rahat koltuklarınıza oturup herhangi bir televizyon kanalındaki herhangi bir dizi, film ya da bir belgeseli seyrederken aynızamanda 25 karelerle şuuraltınıza gönderilen mesajlara – telkinlere – saldırılara maruz kalabiliyorsunuz

ASIL HEDEF ÇOCUKLAR

Şuuraltı teknolojisi maalesef çizgi filmlerde, şarkılarda, reklam panolarında, filmlerde yasal olmayan bir şekilde kullanılıyor. Çocuklara sevgiyi kardeşliği öğütleyen masum zannettiğimiz çizgi filmlerin arasına pornografik resimler, şiddet unsuru içeren görüntüler bu teknolojiyle saklanıyor. Çocuğumuz fark etmeden o görüntüleri beynine konuk ediyor ve şahsiyetinin oluştuğu o en ciddi yaş diliminde (sıfır – yedi yaş arası) bu görüntüler içeride şuuraltında hapsoluyor. Artık siz siz olun her gördüğünüz ve duyduğunuza çok dikkat edin.

Özellikle Disney, yaptığı çizgi filmlerde cinsellik temasını yıllardır çocuklarımızın şuuraltına kazımıştır. “BU FİLMDE / DİZİDE SANAL REKLAM UYGULANMAKTADIR” Sizler, televizyonlarınızın karşısında uyumaya devam eden ruhlar, koltuğunuza oturup en sevdiğiniz dizi ya da filmleriniz yayına başlarken: “BU FİLMDE / DİZİDE SANAL REKLAM UYGULANMAKTADIR” uyarısını görmediğinizi söyleyebilir misiniz?

ŞUURALTI TELKİNLER YASAK DEĞİL Mİ?


Yasalarımız tüketicinin korunması bakımından, gizli reklam ve şuuraltı reklamı da yasaklamıştır. 3984 sayılı Yasanın 20. maddesi: “Reklamların, program hizmetinin diğer unsurlarından açıkça ve kolaylıkla ayırt edilebilecek ve görsel ve işitsel bakımdan ayrılığı fark edecek biçimde düzenlenmesini, şuuraltı ile algılanan reklamlara izin verilmemesini” hükme bağlamıştır.

Radyo ve Televizyon Kuruluşları Reklam Yayın İlkeleri ve Usulleri İle Reklam Gelirleri Üst Kurul Paylarının Ödenmesi Hakkında Yönetmeliğin 11. maddesine göre de: “Yayınlarda gizli reklam yapılamaz. Programlarda açıkça reklam olduğu belirtilmedikçe ürün veya hizmetler reklam amacını taşıyan şekilde sunulamaz. Çok kısa sürelerle imaj veren, elektronik aygıt veya başka bir araç kullanılarak veya yapılarının ne olduğu konusunu izleyenlerin fark edemeyecekleri veya bilemeyecekleri bir biçime sokarak, bilinçaltıyla algılanmasını sağlayan reklamların yayınlanması yasaktır.” Neticede, Türkiye’de ve dünyanın birçok yerinde şuuraltı reklam yasaklanmıştır. Ama bütün reklamları, dizi, film ve belgeselleri şuuraltı mesaj içerip içermediği noktasında denetleyecek bir yapı kurulamamıştır.

Şuuraltı zihin delillerle ne ikna edilebilir, ne de aldatılabilir. Fikirlere ve imajlara karşılık verir. Şuuraltının en mühim özelliği ise: şuurumuzun farkına varmadığı olayları, sesleri, resimleri kaydetmesidir. Siz 5 katlı bir binaya çıkarken merdivenleri saymıyorsunuz ama şuuraltınızda bu sayı biliniyor ve kaydediliyor. Aynı şekilde bebekliğimize dair hatıralar şuuraltı kayıtlarının arasında bulmak pekala mümkündür.

Şuur ise aynı anda 3 ila 7 işi yapabilir. Daha fazla görev yüklendiğinde kilitlenir. Bu yüzden dikkatimizi yönlendirmediğimiz, bizi o anda ilgilendirmeyen birçok veri bu filtreden süzülür. Beş duyumuzun karşılaştığı çok sayıda duyum, algılanmadan şuuraltı hafıza deposuna aktarılır. Demek ki duyduğumuz, gördüğümüz ama kavrayış olarak algılayamadığımız her şey şuuraltına ileride tekrar kullanılmak üzere veri olarak depolanır ve gelecekteki hareketlerimize yön çizer.

GERÇEK: GÖRMEDİKLERİMİZ Mİ?

Şuuraltı dediğimiz alan, şuurun binde 999′unu oluşturuyor. Yani biz şu anda bu yazıyı, binde 1 seviyesinde görüyor, dinliyor ve okuyoruz.

Bunlar nasıl mı gerçekleşiyor? Gözde bilimsel olarak “fovea hareketleri” olarak isimlendirilen alan sizin şu anda görmediğiniz şeyleri de görüyor. Göz devamlı bir tarama içinde. Tarıyor ve aldığı bilgileri şuuraltına atıyor. Bunlar bilimsel verilerdir. İsteyen araştırsın.

Biz, normal şartlarda, gözümüzün fovea hareketleriyle beynimizde depolanmış şeylerin çok azını hatırlıyoruz. Ama mesela markete gittiğimizde 10 tane deterjan arasından 1 tanesini çekip alıyoruz. Yani gördüğümüzün ve de duyduğumuzun farkında olmadığımız şeylerin, şuur ortamına çıkarak bize o malı satın aldırması söz konusu oluyor.

Yani biz görmediğimizi zannettiğimiz şeyleri aslında görüyoruz ve şuuraltımıza gönderilen verilerin karar verme ya da faaliyete geçme aşamasında fikirlerimizi ve davranışlarımızı doğrudan etkiliyor.

Şimdi neden bu kadar derin bir uyku içinde olduğumuzu, niye bu kadar tepkisiz olduğumuzu, neden aslımızı unuttuğumuzu anlayabiliyor musunuz?

İdris BİLEN

4 Haziran 2011 Cumartesi

karmaşa

hiç kimsenin dokunamayacağı,ulaşamayacağı bir kabuğum olsa.
bir zar gibi çevrelese etrafımı  .  görsem ayan beyan,      ama hiç bir sarsan bakış değmese gözüme
hiç bir kem söz girmese kulağıma





o zarın içi rengarenk olsa,    hani kaleydeskop var ya ; onunla bakmış gibi,     neşe verse renkler.     dışarısını özlemem ki

hayat  kötü,     hiç bir sevinci sonuna kadar yaşamama,  izin vermiyorlar asla.   ben sizi sildim .  ama hala cümleleriniz tavırlarınız batıyor yüreğime ,acıtıyor.     yeni yeni kabuk tutmaya başlamıştı halbuki

ne zaman      öğreneceğim,   sizden gelene omuz silkmeyi  ?    tam da sizin yaptığınız  gibi.
çıkın hayatımdan artık.       rüzgarla gelen sözlerinizi  ,     dert yükü diyaloglarınızı ,     imalı sorularınızı,doymayan iştahınızı , kem  gözlerinizi de,   alın,    gidin

 ve     ne zaman artık,   rahat bırakacaksınız ?         ne zaman ?

21 Nisan 2011 Perşembe

içsel çırpınışlardan damlalar

ne zaman öğreneceksin aldırmamayı acaba,   neval hanım ?
üzmek için konuşanları






mutlulukla bayır aşağı giderken tekerine çomak sokanı
başaramadığı herşey için seni suçlayanı
her sözün altında kemik arayanı

galiba kesip atmadıkça hiç bir zaman ...


Timsah.com
İzleyin:

25 Mart 2011 Cuma

 sergülün blogundan alıntıdır ;



RTUK'e mektup

Sayın Yetkili,
Ben şu an Tokyo'da ikamet etmekteyim. 16.03.2011 tarihinde saat 19:00’da Kanal D Ana Haber'de yayınlanan yalan haberle ilgili olarak şikayette bulunmak istiyorum. Haberin görüntülerine buradan ulaşabilirsiniz:
Kanal D’nin resmi sayfasında:

Bu tarz yalan haberlerden dolayı şu an Tokyo'da çok zor durumdayız. Ailemiz, arkadaşlarımız müthiş bir şekilde paniğe kapılmış durumda. Onların huzursuz olmalarından dolayı biz de burada huzursuz günler geçiriyoruz. Şu an Japonya'da 5000'den fazla Türk yaşıyor. Bu insanların Japonya dışındaki akraba ve arkadaşlarını da hesap edince bir yalan haber yüzünden 10 binlerce kişinin ciddi şekilde huzursuz olduğunu görebiliriz.
Açıkcası deve misali haberin neresini tutsanız doğru bir tarafı yok ama elimden geldiğince yanlışları aşağıda listelemek istiyorum.
- Her şeyden önce, ekranda görünen haber başlıkları tamamen provokatif: "Radyasyondan Canlı", "Durum Çok Çok Ciddi"
- Fujiyama diye bir nükleer santral yok Japonya'da
- Reaktörlerde herhangi bir yangın çıkmadı
- Muhabirin "Burası Taksim gibi işlek bir cadde" dediği sokak görüntülerden de anlaşılacağı gibi taksinin bile zor sığdığı arka sokaklardan birisi”. Velev ki söylenen gibi olsun; haberin yayınlandığı saat itibariyle Japonya’da saat geceyarısı 02:20 olması gerekiyor. Bu saatte o sokakta o kadar taksinin geçmesi bile büyük kalabalık aslında.
- Uçaklarda yer yok deniyor. Japonya'dan giden yabancıların arttığı doğru fakat yoğun bir sezon olmadığı için THY'de bile çok uygun fiyatlara bilet bulmak mümkündü
- Asıl tiyatro buradan sonra başlıyor: Tokyo'da hiçbir zaman eve sığınma gibi bir şey olmadı. Saat 9'dan sonra dışarı çıkmak yasaklanmadı. Diyelim yasaklandı, özel izin kimden alınmış? Hem niye akşam 9? Nükleer sızıntı akşam 9'da gezintiye mi çıkıyor?
- Tokyo'da kimsede gaz maskesi yok ve kimse deprem çantalarıyla ortalıkta gezmiyor
- Altyazıda gecen "50 kamikaze" haberi nasıl bir hayal dünyasının ürünüdür düşünemiyorum bile...
- Haberin sonundaki Birand’ın “Haberi maberi bırak, kendini koru” demesi tiyatroyu çok güzel tamamlıyor.

Biz, Japonya'da yaşayan Türk vatandaşları, bu türlü haberlerden dolayı çok büyük sıkıntı içindeyiz. Haberi yapanların ve yayınlayan kanalın verilebilecek en ağır cezayla cezalandırılmasını istiyoruz. Böylelikle bu tarz yalan haberlerin önüne geçilebileceğini düşünüyoruz.

Gereğinin yapılmasını rica ederim.



SERGÜL KATO


------------------------------------------


 Yukarıdaki yazıyı Facebookta açılan Japonya'da yaşayan Türkler adına hazırladılar.Her bir cümlesine katılıyorum.
Depremde Türkiye'de olmak burada olmaktan daha zor bir sınavdı benim için.Kanal D gibi bir kanalın Ana haber bülteninde böylesine seviyesiz bir haber beni ve tanıdıklarımı çok zor duruma düşürdü.Ölüme geliyorum sandım. 3 gündür evime dönmüş bulunmaktayım ve herşey normal devam ediyor!
Böyle durumlarda reyting kaygısına düşmeden doğru,kaliteli haberler izleyebilme umuduyla!


Bu yazıyı paylaşmak isteyenler paylaşsın lütfen!Japonya'da yaşamıyorum diye düşünmeyin bu bizi ilgilendiği kadar sizin de doğru bilgi alma hakkınıza engeldir!


Video için buraya bakabilirsiniz








niye hiç şaşırmadım acaba ?   reyting uğruna bunu hep yapıyorlar ,neyseki  sorumluluğunu bilen haberciler yüzünden doğrusu neymiş öğrenebiliyoruz

15 Mart 2011 Salı

mazide kalan saadet

insan neden mutlu olduğunun bilincine onu  kaybedince  varıyor ?         sağlıklı ailenle yaşarken tasasızca  karnın doyuyorsa ,sırtın da  üşümüyorsa ve arkanı kollamaktan bihabersen         işte mutluluk o





ya da yaşama sevincini   ne zaman kaybediyor ?      bir şeyler   yokolduğunda hayatından  tabiiki        en tatlı nimeti de yese, en güzel yerleri de gezse,   dünyaları da alsa     neden ağzında o buruk tad ?
çünkü insan mutsuzsa ,     onu ikinci bir ten gibi üstünde her yere taşıyor        
 her kayıp ;  hayatımızda ufak ya da büyük çaplı şok etkisi yapıyor       sevdiği kalemini ya da yüzüğünü kaybeden kafasına takıyor         kayıp büyüdükçe sarsıntı artıyor          onunla  tanışmak hiç de hoş değil mesut yaşantımızda
istanbullular,    19 ağustosta    milyarlık evlerinden korktular     ve        hiçbirşeyin kalıcı olmadığını anladılar      sokakta yatarken,      zengini fakiri aynı kilimin üstünde..
Mevlam kimseye yaşatmasın ;      evlat acısı bambaşka        onu yaşamayan bilmez       o ayrı .. 





ailenin direği gittiğinde ;    annenin 10 yaş çöktüğünü ,     kardeşinin de elkızı ağızlı,  akbabaya döndüğünü gördüğünde           senin için  hiçbirşey aynı olmuyor       hayatta   hiç kimseye güvenmiyorsun artık         kanından olan     inkar ettiyse ahdini  ;    herkesi potansiyel yalancı görmeye başlıyorsun  ve  ona göre tavır  sonuç , sıfır  insan ilişkisi
ailen    ya da çok yakının     tanışırsa ciddi bir hastalıkla ;    senin için mutluluk sağlıkla eş anlamlı oluyor
o zaman başlıyorsun öncesi    ve sonrası olmaya     ,     kaybettiğin saadetleri sıralamaya      lakin faydasız  !  sadece neşteri,    biraz daha çeviriyorsun       vazgeç teyyare    !     sen     mutlu- mesut ailecek akrabalarıyla gezen,   gülüşenlere imren dur      ya da        kimsesiz evsiz barksızlara ,   hastalıktan inleyenlere bak;  teselli bul





                                                                    seçim senin ...

13 Mart 2011 Pazar

elit teyze

sormuştum ya hani     elit ne diye ?     şunlar şunlar geldi aklıma ;





gazetelere göre elitler;     havuz başlarında ,ellerinde içkileriyle,   gece kıyafetleriyle    gülümseyen pozlar verip zihinlerinde,    bir sonraki davet kıyafetini        nerden alacağına dair kırk tilki dolananlar       ehh    işin ucunda binlerce dolar saçıp,     pişti olmak da var  ki , felaketlerin şahı.

fakir insanıma göre elit demek;     kendinden durumu bir kaç kat iyi olan, ağzı iyi laf yapan demek  ya da





sokaktaki insana göre elitler ;    zenginler ,     rüyalarında görebilecekleri arabalara binenler,opera dinleyip tiyatroya gidebilen demek   ( sürpriz!    tiyatro için zenginlik şart değil,   sigarayı bırak olsun bitsin  )

neval'e göreyse    elit demek ; belirli bir kulübe   kabul edilmiş demek     ya da bazılarının tabiriyle , beyaz türk  olmak demek      yani  ;





batının    tezgahından geçmiş olmak   demek
soylu aile     ( burada kriterler biraz farklı;   , türk ya da gizli gayrımüslim olabilir )
eskimiş zenginlik     ( gözümüze gözümüze   sokulmadan  sadece bilançoyla açığa çıkan)
kronikleşmiş sol ideoloji    ( serveti kapitalizm esaslı olsa bile )
medeni olmak  ( ahh     bunu hiç açmayalım lütfen ,   sadece   şunu söyleyeyim ; alkol almak olmazsa olmazı yoksa kulübe alınmazsın )







ahh      hükümet  !    yatacak yerin yok senin .      sen  misin  ülkede,    sağolası,     canı çıkası diziler  yüzünden içkiye başlama yaşı,   onbire düştü,   deyip çare arayan  - asla  yasaklamayıp- özendirmekten   çıkarmaya çalışan ?   neyseki     gözü açık medyamız var da     uyarıyor bizi ,  rejim elden gidiyora bağlayıveriyor
ee    kolay değil hizmet ;    her fırsatı değerlendireceksin          oyacaksınki altını ,  koruyabilesin tahtını

 hani şu;     mazlumların kemikleriyle yaptığın,    şehidimin kanıyla harcını kardığın..


.

5 Şubat 2011 Cumartesi

annelik zor zanaat , kaynanalıksa öd kopartıcı

bugün   ediyle büdü senaryosunun 3. günü    ve iliklerime kadar  bıkmış durundayım
o kadar gezmelere rağmen,   bu haftayı -evde yemek yapmama  haftası- ilan etmeme rağmen .  bir de iki günlüğüne işi astım,    tam oldu.          kuru kızımın yokluğuna ,    tam alıştığımızı sanırken,     sürpriz yapıp tekrar kucağımıza sokuluveriyor,   zorla kendini sevdiren şımarıklığıyla.       ama minik erkekimden     ayrı kalmaya alışık değiliz,   iğnelerinden ötürü

ahizeden gelen;   - iyiyim anne- diyen  sesi yetmiyor özlem gidermeye,       o kadarki;    bunu da söyleyeceğimi hiç sanmazdım;        ergen çocuk-titiz anne        çekişmelerimizi bile özledim





çocuklarımız ne kadar merkezinde, gittikçe küçülen dünyamızın .       teknoloji gelişip, dünyanın kapılarını    bir bir önümüze serdikçe ,         iç dünyamızın küçülmesi,       yüreklerimizin büzülmesi neden acaba ?
kocaman ailelerde yaşarken,    vermeyi öğrenirdik           şimdi minik çekirdek ailelerimizde onları koruyalım diye,    şüphe etmeyi kısıtlamayı öğreniyoruz ve öğretiyoruz          bencil olduk,  kısaca sebep bu,bütün neden niçinlerin cevabı.

çocuğumuza    duyduğımuz şefkat sahiplenme      elimizde değil biliyorum             ama eğer kontrol altına almazsak,    büyüdüklerinde beklentilerimiz  de o nisbette artıyor.         belki de   farkına varmadan boşa çıkarmışsak,   ailemizin bizden umduklarını ,    bizim aynı şeyleri istemeye ne kadar hakkımız var ?       sonu hüsrana mahkum olmuş bir umut.
zaten görüyordum da;    geçen gün emin oldum.    z. teyzeyle gelinini görünce.       uzun uğraşlar sonucu evlenmek istemeyen     oğluna bulduğu,     tam istediği gibi bir kız;

 


becerikli cıvıl cıvıl.    z. teyze tam bir ana gibi davrandı;       borç harç ev aldı ona       kendi evinden kat kat güzelini.         oğlu işsiz kaldığında gelirini teslim etti,        kendisi emekli maaşıyla geçinmeye çalıştı.       ev borcunu tamamen üstlendi ve kocasını 60 yaşında işe gönderdi tekrar         bu kış çektiği sıkıntıya şahidim.         bu kadıncağız hep istediği hac hayalini oğlu için ertelemiş ve gelinini çok seven bir kadın.

eline ne geçti   ?  çingene olduğundan,    ciddi kuşkulandığım annesinin öğretileri doğrultusunda koca çeneli , nankör bir gelin .       öyleki geçen gün gittiğimde,     bana kal neval abla diye inadına ısrar ederken, z.teyzeye teklif etmedi bile       . sebep de bebeğine doğum günü için bilezik almaması,         kendi oturduğu evin borcunu zor ödediğini bildiği halde.

hiç umudum ve beklentim yok       aha buraya yazıyorum.


.

10 Aralık 2010 Cuma

nenee nenee

annemin bize gelip kaldığı nadir zamanlarda;     apartman görevlisi  - eski isimle kapıcı-   ali abi  öğlen servisinde    anneme böyle seslenir              10 yıl önce de öyle diyordu ,şimdi de       o zaman abes karşılayan annem,      şimdi yetmiş yaşında olduğu için      kabullendi neneliği





yanında büyükleri olanlar bilir ;   zordur onları ve evi idare etmek             bir evi yönetmek ,   nerdeyse ülke yönetmek gibi            anne ya da babanız geldiğindeyse;     konuk başbakan ağırlamış gibi oluyorsunuz        hele evde iki ergeniniz varsa ;    terör örgütüyle karşı karşıyasınız demektir              misafiri evdeki dengeyi bozmadan rahat ettirmek  için,      akrobasi yapmanız bile gerekebilir  

bizim şansımız ,    goncamın  aileme karşı    inanılmaz toleranslı oluşu           her daim bizde kalmalarından yana ama    annem evinde daha rahat ettiğini öne sürüp,    şimdilik özgür kızı oynuyor            yine de adım gibi biliyorumki ;     ömrümüz olursa tabii,    böyle gelinleri olduğu müddetçe         annem bizim evin daimi ferdi olacak ;        anneannem gibi

anneannem;    toprağı bol olsun         yaşlılığını ibadet ve kuranıyla geçirmesine rağmen,  azıcık huysuz tezcanlı bir ihtiyardı              yani zordu onu kırmamak            sabır taşı annem zoru başararak,    duasını aldı onun   mevlam bize de     nasip eder inş.

insanın hayat arkadaşı gittikten sonra,    bu kadarmı ürkek olur ?           korkuyorum ;     babamın emaneti annemi      yanlış bir sözle kırmaktan              lakin elkızı çekinmiyor ;    köşesinde diken üstünde oturan iki günlük misafire çemkirmeye ?

 



oturduğu evi,     altındaki arabayı alan kişiye      bir cep harçlığını çok görüyor      teyyare      içgüveysi olmayan, hanımköylü kardeşini    sildi zaten hayatından       anasının hatırına susuyor .     haksızlık karşısında hiç susmamış kişi için,   ne büyük imtihan yarebbim .       aklıma geldikçe yüreğim daralıyor , dişlerimi sıkıyorum gayriihtiyari.            ekranda gördükçe      kardeşlerin    birbiriyle neşeli sofralarda     biraraya gelmelerini  içim sızlıyor .     biz ne yaptık ona da kanımızdan olanı  el gibi etti bize ? diye düşünüyorum





hey gidi dünya  !    ne kadar garipsin !   nenecik başını eğip kabullense de,  Allaha havale ediyorum onları

26 Eylül 2010 Pazar

serhoşş

ağzıma hiç içki koymadım      elhamdülillah



ama içenler      tadının güzel olmadığını söylüyor           boğazı yaktığından bahsediyorlar      o zaman niye içerler ki bu zıkkımı ?    yerine misli misli güzel tat varken ?

neden peki ?         kendini alkolle boğmanın nesi cazip      ertesi günü eziyetini göze alaraktan ?     değer mi ? bir kaç saatlik unutkanlık için çekilen eziyete değer mi ?



neden alışveriş yapacak      market bulamayacağız nerdeyse ?          alkol satmayanların cirosunun düşük olması olabilir mi ?

ısrarla lise balolarına      içki sokulmasına izin veriliyor             tabii ki       yabancı filmlerdeki yılsonu balolarındaki punç özentiliği



eski türk filmlerinde     üzüntüye düşen      hep soluğu yorgonun     meyhanesinde alır istisnasız       aslan sütü içmek için tabii.

şimdilerde     malum medya dizilerinde      kadehler tokuşturuluyor  habire            gavurları boşverin ;      onlar öyle ruhsal çöküntüdeler ki      yarı sarhoş olmadan    dayanamıyorlar hayata             manevi dinamiklerin yerine        habire bir şeyler koymaya çalışıyorlar

sebep tamamen özenti      diye düşünüyorum           birilerinin özenci birilerine hizmet ediyor        çarkını döndürüyor



doğudaki     batıdaki      ortadaki   vatandaşlar     içki masasında buluşturuluyorsa     vardır elbet bir sebebi.

içkili insana      istediğinizi yaptırırsınız         herşeyi pazarlarsınız kolayca            bu     bazen şişirilmiş hesap  bazen kumar        bazen de haramdır            tabii bu sektörler hep birbirine bağlı



sarhoşlukla işlenen cinayetler       suçlar ,     yıkılan yuvalar       zedelenen güvenler mi ?       salla gitsin




resimler internetten alıntıdır

20 Ağustos 2010 Cuma

ah bebeğim neden bu kadar hırçınsın ?    sadece bir kişiye ?         ne istiyorsun neden bu kadar yargılayıcısın ?




ve bu tavırla     hiçbir sonuca   ulaşamazsın      eller belde     hırçınlıkla ağzından fırlarken sözler     gözümün önünden geçiyor senin hallerin ;      bebekliğin,   badi badi yürüyüşün,   bıcır bıcır kelimelerin,     yaramazlıkların   
o zaman     daha bir zoruma gidiyor sanki     sözlerin daha bir acıtıyor kalbimi    dilim varmıyor acı söz söylemeye       biliyorum ki en fazla üzüntü     yine hesabıma düşecek       ama ahh    ama ne olur ara ver      biraz      sana karşı ne kadar savunmasızım    görmüyormusun ?



ne kadar arıyorum     dünyayla tek bağlantınız olduğum zamanı      o zaman değil eleştiri    gözlerin parlardı görünce     seni bırakıp deşarj olmaya gittiğim zamalarda     boynun bükülüverirdi     oysa şimdi en acımasız eleştirmenim sensin      yoruldum kızım konuşan sensin     ama yorulan benim kalbim     savaşlarda bile ateşkes zamanları olur      ne olur ara ver biraz     yaralarımı sarayım


  

               küçük serçem        ne olur ?

10 Ağustos 2010 Salı

yemin

neden yine hüzün var ?



toprağım halbuki çağırmıştı beni ,derin  derin nefeslerle soluyarak  havasını gittim  klimayı kapatıp da.  neden hep hüzünlü oluyor dönüşlerim ?      ağlamaklı ifademi   izah edemiyorum kendime bile,  sana nasıl anlatayım goncam ?      mahzunluk alınyazısımı oldu dönüşlerin ?       teyyare neden böylesin      neden ?

 yoksa eski günlerde takılı kaldın mı yine ?        babanın    sapasağlam     ailenin başında olduğu günlere mi hasretsin ?     o zamanda hiçbir derdini    yüklemek istemezdin ki ona;   hep günlük gülistanlıkmış   hayat gibi davranırdın     ne kadar rahattın onun varlığıyla            en çok o eleştirse de zaman zaman ağlatsa da seni sevildiğini bilirdin ;    şımarıktın kısacası



kedi gidip fareler musallat olunca;     ciyak ciyak sesleri seninle    kanının arasına girmeye başlayınca ,  prenseslik bitti değil mi ?     lakin dengeler kayınca biraz göze battın değilmi ?

ahh en çok zoruna giden de bu değilmi zaten ?  onlarda olması senin için     sevinç vesilesiyken  neden teyyareninki   göze batıyor ?



yok   yok      daha fazla gözyaşı yok artık         kanın canın da olsa,    hoca kisvesiyle dolaşan  , el kızının sözüyle    amel eden ,     abilikten ziyade   hayatta kaybettiklerinin     hıncını senden almaya çalışan,      seni sadece kızmak için arayan ,        annesini hüngür hüngür ağlatan ağabeye     hiç ihtiyacın yok biliyormusun ?  yeğenlerin    burnunda tütse de

sadece bayramlarda elini öpecek    kandillerde arayacaksın,   anneni üzmemek için o da    ve biz artık iki kardeşiz   diye düşüneceksin         madem kangren oldu acıya son artık kesip atacaksın   o uzvu bedeninden
neden ortanca evlat olduğun halde,   her sorunu çözmeye uğraşıyorsun ?        ailenin her hatasına bu kadar üzüntü niye ?      sen sadece kendi hatalarından sorumlusun öğren bunu

ahh     lakin ahdettin yine,    kardeşlerini kollamak için        ne zaman ne zaman vazgeçeceksin ?

vazgeçeceğim        vazgeçiyorum          başlıbaşına     sinir harbi olan bu yazıyı sonlandırarak   başlıyorum  buna   ;   yazmaktan vazgeçiyorum ,      üzülmekten vazgeçiyorum        onu üzmeye kararlı halde   abimden vazgeçiyorum

3 Ağustos 2010 Salı

nasıl yani ?

                           nasıl ailesiniz ?



klasik türk ailesi mi ?

hani şu kocamaan bir salonu    ( içinde gümüşlüğü konsolu felan  mobilya mezarlığı  olup    içleri görsellikten başka işe yaramayan  incik cıncık dolu )      olsa da yine de küçücük oturma odasında oturacağım    diye inat eden

minibüslere doluşup cümbür cemaat pikniğe giden orada da bangır bangır müzik dinlemeyi ihmal etmeyen




ya da denize giden           karaburuna ya da  b.çekmeceye        akşama da kızarmış ciğer gibi dönen

akşamları       atleti çizgili pijamasıyla balkon sefası yapan ,       rakıyı felan erkeklik sayan
futbol sezonunda       çıldırmış biri gibi dolaşan
daha ucuz diye      pazara akşamüstü çıkan
dedelere yatırlara      felan çaput bağlayan
her yılbaşı            bilet kuyruğunda bekleyen
 çeyiz deyip       kullanmayacağı şeylerle evi dolduran
her pazartesi   halı döven    ( evet hala )
cep telini elden     düşürmeyen       ( bırak artık  patlıyoor )
 geçinemiyoruz     ayaklarıyla karı koca    fosur fosur sigara içen



ya da modern batılı olma sancısı     içindeki  insanlar bütünlüğü müsünüz ?
hani şu eş dost toplantılarında     şarap vs. ikram edince kendini daha iyi hisseden    ( felanca dizideki yakışıklıyı     başarılı kopyaladığını düşünerek )


uygarlık adına    başkasının hanımını da dansa kaldıran
kumar oynamaya    bir yerlere giden
 kızının bilmem     kaçıncı flörtüyle gezmesini hoş karşılayan



gavurları taklit edicem     diye pis ayakkabıyla evde gezen
sadece aynı kanalın     haberlerini seyrettiği için      kendi fikirleri sanan  ( düşünmek zorunda kalmıyor   fena mı ? )
iki günlük aşkıyla      bağlılık yeminleri eden       ( naz yapmaya, cilveye ne oldu ?  )


ya da türklükle      alakası kalmamış oluşum musunuz  ?   ( aile demeye dilim varmıyor )
zina işlemeye     düzeyli birliktelik diyen
papaza günah çıkarma     misali yaptığı rezillikleri sanal aleme taşıyan
haram kazancını     haramda tüketen


çoluğu çocuğu eve gelmediğinde      umurunda olmayan kapitalist sistemin bütün nimetlerini sonuna kadar kullanırken      sol çizgideyim diyebilen
 vatan millet  değil ,     ben kaygısı taşıyan
yurtdışına gardrop turları düzenlerken     ( hani şu çoğu türkiyede üretilenkıyafetler için )     ekonomi politikasını eleştiren

vs. vs.  hainlikler


hani diyorlar ya ; dinlerin ve kültürlerin diyalogu diye   anlarım hadi elin gavurunun bunları yapmasını     çünkü yüzyıllardan gelen bir göreneği var      bakmayın hergün ördek gibi yıkanmalarına      pis adamlar özünde ve ayık dolaşmıyorlar     bizimkilere ne oluyor da uygarlığı çalışkanlığı dururken batının sadece işe yaramayan attığı şeylerine talip oluyorlar  ?  turisti,    meyve   sebzesi    aşısı


hani diyorlar ya bir milleti yok etmek     parçalamak istiyorsan    önce aileden başlayacaksın;
anlıyorumki    ozaman plan yürürlüğe konmuş      biz laylaylomla uyutulurken
peki ne lazım    oyunları başlarına çalmaya ?




       fatihler yetiştirecek anneler      ailesini şahin misali koruyacak babalar      öteleri özleyebilecek iman

31 Temmuz 2010 Cumartesi

pisslüük senii

geçen akşam kandildi
namaz kılarken yarebbim      ne zahmet çektim    ne uğraştı kör şeytan


ağzım burnum kaşındı    öyleki uzun namaz     selam veremiyorum      ne kaşınmak ama   sanki birisi tüyü almış yüzümde dolaştırıyor     hadi bakalım kaşınmadan dur       dedimki kaşın be !     kaşımıycam işte    o  zaman geçiverdi aniden
olmadı bu sefer    uyku bastırdı    nasıl esniyorum      nerdeyse duaları okuyamıyorum selam verip seccademe  kıvrılasım geldi      okka yani     aklıma geldi;   aniden şeytanın pis kokuşmuş yorganı ve    çekill ülenn dedim zihnimden    o saat uyku muyku kalmadı

  
bu sefer ne bulucak bakalım  ?  derken selam verdim ve içeriye oğluma bakmaya gittim     bilgisayara zom olmuş görünce ;  sinirim zıpladı   ( nasıl zıplıyorsa )  sayasım geldi ;    daha duşa girmedinmi, 10 saattir ordasın da bak, bugün kandil de...        homur homur        tam ağzımı açtım ki     zınnk diye durdum ve euzü besmele çektim  
oğluma dönüp sakince konuştum ;     yarın bilgisayar yasak sana

tamam şeytan uğraşıyor ama cezayı da haketti bizim boncuk