merak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
merak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Eylül 2014 Salı

Aile manzaraları

Bir çocuk veya yetişkin için en büyük nimet  - tabii sağlıktan sonra -   huzur bence. İç huzuru ve bunun dışa yansıttığı dinginlik . Çağımız insanının  ne kadar ihtiyacı var değil mi ?
Çocukken ve daha da büyükken hep huzurlu bir yuva  özlemi çekmişimdir. Hepbaşka insanların evinde kalmak isterdim.  Dayımlarda teyzemlerde amcamlarda hatta komşu teyzelerde. Ha o zamanlar komşular akraba gibiydi tabii.
Her gittiğim aileyi çocukluğun verdiği sonsuz merakla incelerdim. Büyük dayımın -toprağı bol olsun- evinde herkesin ayrı su bardağı olmasını herkese ayrı sofra kurulmasını yadırgardım. Banyolarında herkesin ayrı şampuanı olduğunu görünce gözlerim kocaman olmuştu. İlk sıkma elma suyunu orda içtim ve aşık oldum bir gün bol bol içmeye ahdettim ( lakin insan çabuk bıkıyor)  ve birbirlerine sinirden gözlerini belerten insanlarla orda tanıştım. Yoktu  o evde huzur muzur.
Amcamın evi tam sofu evi;  tv yok akşamki eğlenceleri tarihi destanları okumak ve  amcamın davudi sesiyle yorum yapması. Fazla kalmadım ama sanırım orda da huzur yoktu ki kızları gencecik yaşta orta yaşlı adamlarla evlendiler.


Teyzemin evi hem sevdiğim hem de üzüldüğüm yerdi. Prensesler gibi ağırlanırdım orda. Teyzemin eniştemi ve kızını aşağılamasını seyretmek çaresizlikti tersti atik bünyeme. Eniştem sizlere ömür , teyzem hala aynı çizgide
Küçük dayımın evi en gitmek  istediğim yerdi. Orda babacığım yavrum hitapları içimi sızlatır yengemin tabakları (churchill) gönlümü oyalardı.
Büyük teyzemin evi tam bir köy evi ; kokusuyla, kerpiç duvarlarıyla gün ağarırken başlayan hayatla. Tek medya cızırtılı portatif sarı radyo , tek lüks bakkaldan alınan gevşemiş püskevitler -evet teyzem de böyle derdi ona-
Bizim evde her gün hır-gür var sanır insan, oysa değil. O zaman çoğu evdeki gibi annenin canına tak ettiren bizler   arada baba tarafında hizaya - popomuza atılan bir tepik olurdu -   çekilirdik o kadar. Şimdiki pedagogların demesiyle travma felan da yaşamazdık. Bir müddet sakin gider sonra haylazlıklara başlardık kaldığımız yerden. Annem tam bir sabır timsali , onu bile kızdırdığımıza göre baya haşarıymışız yahu.
Yok bizim ev suskundu genelde. Herkes kendi dünyasında yaşardı annem ya örgü ya da bana çeyiz yaparken alabildiğine astığı yüzünde ser verip sır vermezdi. Sahi annem güleç biridir , niye o kadar asıyordu  ki suratını ?  Babam ardı ardına sigara yakar ister istemez  biz de nasiplenirdik . açık oturum ,haber sinema velhasıl ne varsa seyrederdi ekranda. Bizler de sus pus otururduk. Şimdi düşünüyorum da hiç sohbet etmezdik biz. Bakmayın böyle yazdığıma hala sohbet özürlüyüm.

Hasbıhal niyetiylene zaman lafa girsem,Kendimi birilerine bişeyler öğütlerken buluyorum. (Bu da babamdan yadigar Rahmetli ne zaman birileriyle konuşsa ya siyaset ya  da dine getirirdi konuyu)

Goncamla bizim evimizse çok sesli tek kelimeyle. Herkes her şeye karışır herkesin her konuda söyleyecek sözü vardır bu yüzden  işler biraz zor yürür kararlar gecikir vs.

Olsun varsın ,arada ergenimin höykürüşleriyle bozulsa da sakin ve huzurlu evimiz. Bunda goncamın sabırlı  ve itidalli yapısının payı büyük  (%75  diyelim)
Yay burcu Nevale katlanmasından belli değil mi ?

12 Şubat 2014 Çarşamba

Neden ?


Neden Türkiye  bu kadar üzerinde oyun kurulmaya müsait bir ülke ?
Bu kadar mezhebin ,milletin birarada birbirine girmeden yaşadığı başka ülke var mı bilmiyorum.

 Ya da milletimiz en ufak tahriğe açık ? Dün gülümsediği ya da en azından görmezden geldiğine bugün düşmanca bakıyor

Neden  kendimizi hep savunmak , alttan almak durumundayız ? Yanlış yapmıyoruz , bu düşmanlık niye ?
Tamam vurana elsiz , kızana dilsiz  ama bu da nefis bea !


Neden toplumda herkes birbirine inceden inceye laf sokmak derdinde ? Ig de biri kıyafet paylaşır hemen güzel ama biraz şöyle değil mi böyle değil mi ? Lafları.  bi sen biliyordun zaten.  Bazen bu kısım zevatın,  sırf tartışma çıkarma uğruna laf attığını düşünüyorum .önce sen o hotozunu çöz demezler mi adama ?

Neden bitmiyor şu ergenlik bi senede felan ? Biliyorum saçma oldu.

Neden yaktırdığım benin yeri iltihap toplayıp duruyor ?  Cevap cildiye polikliniğinde.

Neden pembeye hala ve hala  bayılıyorum ? Alay konusu oluyorum kızıma.

Neden ikeada gezmek bu kadar yorucu ? Ve ordan sadecepeçete alıp çıkıyorum acaba ? Alışveriş pek cezbetmiyor artık.

Nedn insanlara tahammül edemiyorum artık ? Her şey suni olduğu kadar hislerin de anlık ve yapay olmasından mı acaba ? Sevinç ,üzüntü , coşku  veya mihnet hepsi mi ?











12 Temmuz 2013 Cuma

Muzdaribim davulculardan


Terör estiriyorlar yahu harçlık almaya geldiklerinde. Ramazan onbeş hoop kapındalar. Sıkıysa açma açana dek bekliyorlar. Olamaz artık böyle yüzsüzlük deyip inadına açmıyorum.

İhaleyle alınıyormuş davulculuk diye biliyorum . Birilerine rant kapısı, bize eziyet . Tamam kardeş bileğin kuvvetli; anladık dangıdı dangıdı vurmandan . Lakin boşa sallıyorsun o tokmağı.

Sahi hala davulcuyla sahura kalkan var mı bu ülkede ?

5 Temmuz 2013 Cuma

İyi insanlar nerede ?



Herkes birbirinin açığını gözetmede acısından zevk almakta
Karıkoca geçimsizliğine dıştan vah vah içten oh oh
Toplumsal barışımız pamuk ipliğine bağlı
Herkes fırka fırka ayrılmış eleştiri gani gani

Ufacık sürtüşmede geri adım atmazsa biri , kavga an meselesi ; geçenlerde huzur sokağının şükranını gezi parkı olaylarını körükleyenlerden biri olduğundan dolayı eleştirmiş rolüne zarar verdiğini belirtmiştim. Sevenlerinden sanırsam bir kızcağız tepki göstermişti. Ters bir sözle alev alabilecek olsa da düzeyli bir münazara yapmıştık. Eğer sağduyulu cevaplar vermeseydim ne olacaktı ? Kavga.
Neden alttan almak hep bize düşüyor ? Ve nereye kadar ? Bizde de var olmaz olasıca nefis Yay burcuyum öfkem burnumda arkadaş. Taşırmasınlar sabrımı , Sabrımızı. Akla gelebilecek her konuda farklı düşünebilirsin ama bu karşıt fikri ayağının altında böcek gibi ezme hakkını sana vermez. Bir bakmışsın cür'etinle ters orantılı cesaretin seni yarı yollarda bırakmış , gururunla beraber yerlerdesin
Bu keşmekeşte insan arıyor o iyilik timsallerini . Boğucu havada serinleten su gibi akıp giden serinleten sohbetlerini.
Tanırsınız onları aydınlık simalarından . Gözünüzün içine direk bakabilen dürüst bakışlarından. Onlarla beraberken yamacından ayrılmak istemez ki insan , pervane gibi çekilip durursunuz hep.
Anlamını yitirir yanlarında kavgalar , önemsizleşir her çekişme. Sulh dağıtırlar çevreye .
Sizin de var mı yamacınızda gülen gözlü insanlardan ?


3 Ağustos 2012 Cuma

sinirli ergenim , duş başlığımızı kırdı kıralı, nostalji yaşıyorum sanki.
nasıl mı ?  şöyle ki ; başlık kırılınca ve yenisini  almayınca,  sanki hortumla duş alır gibisiniz. hemen gözümün öününe geliveriyor işte ; 20 küsür yıl önce rahmetli dayımın ,bahçede sıcak güneşin altında kafasını toz çamaşır deterjanıyla  yıkadığı, benim de hayretler içersinde hortumla su tuttuğum o anlar .


hadi sulamayı anladık da,deterjan ne oluyor demi ?   o zaman  anlamamıştım mantığı, şimdiyse dehşetteyim. malum bahçe ortamı,eşyalar asgari,  şampuan kimin aklına gelsin ?    dur, hayal meyal hatırlıyorum sanki; galiba ağaçlara ilaç yapmıştı dayım,  zehri çıkarmak için başka zehirle yıkadı başını.

o zamanlar böyle her şeyin ıncığı cıncığı bilinmezdi.   birgün şunu yeyin, yararlı deyip, ertesi günü aman ha çok zararlı diye, açıklamazdı bilmemnerenin yetkili kişisi.
margarinin, deterjanın, plastiğin altın çağıydı,  seve seve tüketirdi büyüklerimiz hepsini.
çoğunun aynı hastalıktan gitmesi  tesadüf mü acep ?

15 Mart 2012 Perşembe

toplu taşımada zorunlu kulak misafirlikleri

denk gelmişsinizdir mutlaka bu tür diyaloglara; iş çıkışı yorgun dimağlara tam bir şenlik lakırdıları.
sohbeti uzatmak için sarfedilen gayretler
bu gibi durumlarda,   gsm operatörlerine ne kadar kızıyorum.   dakikaları abuk subuk konuşmalar olsun diye dağıttıkları için.
geçen akşamüstü.yorgun beynimin,süküneet çığlıkları arasında mecburen dinlediğim muhabbete bakıverin bir yol;
-ama sen bir gün yakalanacaksın,pencereden kaçmak da neymiş ?
.....
-hem de kadın evli ha ? (burdan hareketle ,erkekle konuştuğunu anlıyoruz minibüs ahalisi olarak)
....
-ayağını denk al,bak baban duyarsa (güya fırça çekiyor,ağız kulaklarda)
ve bunun gibi zırvalar daha...



bir başka akşam yine,yanıma oturan kızla aşkısının çekişmesini dinlemeye mecbur muydum sanki?
-aşkıım merhaba  :)))
...
-iyi ben de tülaylara gidiyorum ders çalışmaya.
-!!!!!
- ne demek ? izin mi almam gerekiyor senden ?
- homur homur
-sen geçende taksime gittin,sordun mu bana ?
....
-tamam bu konuşmayı bitirelim artık
.....
-yanlış düşünüyorsun ( aşklı meşkli söylemler uçtu gitti)
-kapatmak istiyorum !   çattt !
tamam tartışma aşkın tuzu biberi de,başkasına duyurmanın alemi ne ?
hele en çekilmezi de kimbilir nelerin mevzubahis edildiği, dilini anlamadığımız konuşmalar; neceyse artık
kimbilir ne diyor abidik gubidik ?    diye şüpheli bakışlara maruz kalsalar da,   tınnn




biz bir zamanlar utanır idik ,ulusca.     uluorta kavga da etmez,cilveleşmezdik de.    eşimizin tenhada ettiği bir kaç tatlı söz,     belki de gizli saklı bir buse,     şimdi altlara serilen dünyalardan üstün idi.
çünkü bizim gizli dünyamız , gerçekti.      şimdiki gibi cümle alemin önünde sergilenen oyunlara sahne olmak yerine,    yeri gelince sevinip,bazen de üzüntülere gark olduğumuz özelimizdi bizim.

duyguları ayan beyan yaşamak , moda mı oldu ?
yoksa hisler samimiyetten uzaklaştı da,    milleti ikna etme çabaları arasında, içimizi mi rahatlatmaya çalışıyoruz ?

20 Şubat 2012 Pazartesi

mutluluk nedir ? nerdedir ?
kimine göre;    hayatın tekdüzeliğini kırabilecek her şey.     monoton olmasın da yaşam ,uğruna beş takla da atarım,   çıkıp bir etrafı turlarım .   kırk yıl düşünsem almayacağım şeye de bakarım,    misali




bir başkasına göre,adrenalini hissetmektir. bu yüzdendir bilmem kaç yüz metrelere karınca misali tırmanmalar ya da tepeüstü atlamalar

ya da harcamaktır kimine göre.elindekini avcundakini,çok sıkışırsa da haysiyetini.
bazısı ufak şeylerde arar. iki şiş bir yün ve kaçınılmaz olarak gözlüğüyle köşesinde iki ters bir düz dürter durur.

kimisi seyyahtır ,yollarda arar onu.
kimisi de seccadesinde.
sahi nedir mutluluk ?

2 Şubat 2012 Perşembe

ortak karı

aney'in lafı ;   kumaya böyle derler, bizim oralarda.  hoş trakyalılarda pek yoktur kumalık.
18 -19 yaşlarında,   annemin dolabına el atmaya başladığımda,  böyle derdi de kavrayamazdım.  şimdi minnoş kızım, aldığım her cicili bicili şeye benim diye sahiplendiğinde dank ediyor   ve o  lafı miras bırakıyorum ona.

gerçi kendim ettim,   minnacıkken bile kenara bişeyler koyup,   sevindirmek babından, çeyizin kızım diye diye.  goncam ne çeyizi  ? diye çemkirirken,minik erkekim hani benim çeyizim ?  diye dudağını  bükerdi o zamanlar.  kızı fazla motive etmişim yahu..




ahh      annemin dolabı gizli hazineydi o zamanlar .neler çıkmazdı ki;  metal kutuda hiç kullanmadığımız dikiş makinesi aparatları,  apartman topuklular (koca ayaklarıma hiçbiri olmazdı o başka),  şimdi olsa ayıla bayıla koluma takacağım,  yılan derisi parlak rugan çantalar,  kadife vintage elbiseler..
oyy oyy nerden de verdik sanki ?

yoksa günün birinde kızcağızım da,  düşük bel modasına inat diktirdiğim yüksek yüksek belli eteklerimin arkasından,  böyle ağıtlar yakarmı ki ?
hiç sanmıyorum..

30 Aralık 2011 Cuma

ekşi hatun

bir kadının yüzüne,    bıkkınlık çizgilerini yerleştiren nedir sizce ?

hani şu,  hafif somurtuk duran ağzının  çevresindekiler..    yaşın getirdiği ya da zamanla oluşmuş,  gülme çizgilerinden bahsetmiyorum.

işte onların sebebi,  hayatta yaşadığı sıkıntılar olabilir mi ? eşinden ,kaynanasından ya da evlatlarından çektiği sıkıntıların nişanesi ?




yoksa iflah olmaz,  yola gelmez hastalıkların hatırası mı ?

aşırı yağlı ve bakım yapılmayan ciltte oluşan sarkma ?
yok, belki de her istediğine  kavuşmuş,  şımarık hatunun rutin olagelmiş hafif somurtma halinin diyeti.
gençken sevimli duran,yaşlandıkça huysuz bacı görünümü veren.

ahh.. bendekilerin sebebi ne acep ? bu sorunun cevabını bilmek istediğimden hiç emin değilim .

26 Aralık 2011 Pazartesi

romantik erkekler ! nerdesiniz ?

nereye kayboldunuz ayol ?




yoksa  sadece  nişanlıyken aktifleşen bir gen mi bu ?   evlenip iki sene sonra pasif hale gelen  ve vücuttan toptan atılan ?      ya da patlamasız kendini imha ediveren ?

yoksa işinize mi gelmiyor ?
hani siz değil miydiniz ,  sudan sebeplerle aşkınıza bir şeyler hediye etmeye    ya da sürprizlerle şaşırtmaya bayılan ?     egzantrik buketlerle şu günümüz  bu günümüz diye kapımıza dayanan,   sürpriz geziler ve kaçamaklar için kırk takla atan ?      kendinize bağlamak içindi değil mi ?

diğer bir şık  hiç hoşuma gitmeyen;     yoksa sevilmez ,çaba harcanmaya değmez olduk da haberimiz mi yok ?

25 Temmuz 2011 Pazartesi

ey kaçak istanbullular !

geri dönün !




her nereye attıysan kendini ,   sıcağı ya da tatili bahane edip,       yuvana şehrine dön artık
vaki değildi şimdiye kadar;    hızla gidebildiğimiz yollar,       kimseye çarpmadan yürüdüğümüz kaldırımlar
hatırlamazdık ,otobüslerde oturduğumuz günleri, ya da     nişantaşından vınn diye geçtiğimiz   zamanları,  ninelerimizden      duyduklarımız hariç.

bak,   hiç alışık değiliz   biz buna .      boş yollara,     parklara,    otobüslere,   sokaklara bir alışırsak
mazaAllah yandık gitti.
zümrüt ovanı,      tertemiz havanı       altın kaldırım taşı  sevdasıyla bırakıp,   anadolunun bağrından da    kopup geldiysen artık ,     buradan vazgeçemezsin demektir,       tutunursun her bir tırnağınla,       illa burası da burası diye




kimse beklemiyor  aslında,    seni kapılarda mum yakıp da .      gerçi  geleceksin kürkçü dükkanına,    dedim ya;      suyunu içtin ,egzosunu  kokladın bir kere.
geleceksin de ,     bari mutasyona uğramış gel ,    ya da gevşemiş,    ya da lüzumsuz sinirlerini aldırmış olarak. neden ola dersen,     cevabım işte şuracıkta;

malum önümüz ramazan,      gereksiz kalabalığınla    yayılırsan her bir tarafa ,        basarsan öyle tınn      diye bam tellerine,       açlık vahim ,      susuzluk ayyuka çıkmışken,       malum çevreler,     sansar misali iç savaş çıkartalım diye dönenirken çevremizde ,      senin kalabalığını da,      kabalığını da hiç çekemem
dostum !

10 Temmuz 2011 Pazar

bugünlerde..

siz de yorum yazamayanlardan mısınız?  ne varsa bloggerda  yazıyorum ama gönderemiyorum.
izleyiciler gadgetı da tatilde herhalde,ortalıkta yok.
yine ne oldu acep?

20 Haziran 2011 Pazartesi

yapışmış yakama ciddilik

sıyrılamıyorum arkadaş.     hiç mi gevşeyemiyciim ?
güya burayı deşarj alanım  olarak açtım.  ciddi ciddi yazıyorum.      insan gevşerken biraz cıvıtır dimi ?
nerdee ?     fazlalıkları atarken bile  ciddiyim,   bakarmısınız ?





az evvel , bu ay çok tıklanan  bloglara bakıyordum, birinin  ismi ilgimi çekti.    geçenlerde incelemiştim çünkü .genç birinin  ipe sapa gelmez ,bağlasan kaçmaz esprilerini,  yaşına ve sıkıntısına vermiştim.     küfürleri biraz örtülüydü nispeten .     bazılarınınki gibi abartarak,    küfür silsilesini yazı haline getirmiş değil.

küfür edenleri okuyamıyorum gerçekten. küfür bir dışa vurum ve rahatlamaysa,    içinde bu pislikten başka hiç mi bişey olmaz yahu , ağzını açtıkça çirkef saçılır ?    
ha bir de kavga anında , ya da tv de birisi küfürlü konuşur da, erkekler daha çok güler ya da mest olmuş bir ifade olur ya yüzlerinde ,     işte ona gıcığım. sanki daha da bileniyor,   daha erkek hissediyorlar kendilerini.




bunların kadın versiyonu var bir de,   onlarla kazanamayacakları bir  yarışa girmiş.    tam çirkef ,   hiç muhatap olunmaz onlarla.     anlarsınız zaten karşılıklı diyaloglarda,  ilk bir iki   kelimede kaçarsınız yanlarından.     blog dünyasında da var bolca,tesettürlüleri (!) de en laf ebesi olanları maalesef.

nerden nereye geldi laf ?     işte o sabun köpüğü blogun tıklanma oranını görünce,   dedimki;
ya insanlar saçma şeyleri okumaya bayılıyor,
ya da sen hayatı fazla ciddiye alıyorsun.

ikisi de sanırsam,     ama oranını bilemiyciim.     o kadar da ciddi olmayım canım.

6 Haziran 2011 Pazartesi

hayır diyemeyenlerdenmisiniz?

işiniz zor,     dünyanın yükü omuzlarınızda.      hatta arkada kuyruk olmuşlar  bir maruzatı olanlar,   nerden mi biliyorum  ?    biri de bizim evde;   goncam
o yüzden sayabilirim     hemen özelliklerini,   gözüm kapalıyken bile;       herkesin derdine çare olmaya çalışan,   mümkün mertebe hayır dememeye uğraşan,     yapıcı aynı zamanda mantıklı düşünen.
merhametlidirler de.       kelimenin tam manasıyla iyidirler,       hatta iyilikleri yüzlerinden okunur.




arkadaşı yolda kalır, koşar yanına,      borç isterler avucundakini verir tereddürsüz,   kendi gibi zanneder çünkü; güvenilir.    bir olay olur hemen iyi tarafından bakar ,    arar iyi tarafını doğrusu.

kendisinden  istenince ne kadar vericiyse de,    ihtiyacı varken yardıma, o kadar çekingendir.      hayır cevabı alacağı kesinse,   hiç meyletmez bile.

peki bütün bu hasletler,    ikili ilişkilerde nasıl dönüyor kendisine ?
maalesef azami üzüntü,   asgari mutluluk.
peki mutluluğun miktarı neyle  ters  orantılı ?       benim çemkirmelerimle tabii ki

29 Mayıs 2011 Pazar

evim evim

huzur bulduğum  yerim.
ayağımı uzatabildiğim ,   eşarbımı çıkarabildiğim  rahat alanım.      dışardaki çirkefe dur diyebildiğim






 ya sizin   eviniz ...  ?

27 Nisan 2011 Çarşamba

farkettim ki ;

       faili meçhuller sona ermiş






japonlar,     nükleer felaketten güneye kaçıyorlarmış

başka felaketlerden de,    imkan nispetinde kaçılabilirmiş

ya dağların dümdüz edildiği,     kaçacak deliğin tükendiği  o meş'um günde ?

ağzına vurunca garibin,     lokmasını alırlarmış gülerekten






peki   günü geldiğinde garibi himaye edene vereceğin cevap ?

varsa dünyalığın yeterli,     binermişsin afilli bineğe ,

ya görürsen   bugün  gıbtayla bakan fakirin ,sen yayayken    ahirette  burağa bindiğini   ?





yaparsın... edersin  ... halledersin işini  şu veya bu şekilde  ,

heyhat !    bu dünya ,    etme-bulma rüyasıymış...

20 Mart 2011 Pazar

8 N 2 C

neden kimse işinden memnun değil ?    otobüsteki biletçi !   bilet satacağına turşu satıyor yüzün.





neden kimse hayatından memnun değil ?     forumlar,    bloglar hüsranla inliyor adeta





neden kimse arabasından memnun değil ?      gözü hep yeni çıkanda

neden kimse telefonundan memnun değil ?     elinde son model telefon,    lakin hiç kontörü yok,daima





neden kimse yazdıklarından memnun değil ?     habire şablon  değiştirmeler,    taslak kalmaya mahkum yazılar..
neden kimse evinden memnun değil ?       başkasının evini pek beğenmeler ,     devamlı araştırmalar,  hep bir fazlası adına





neden kimse suretinden memnun değil ?       acayip saç modelleri,     dikkat çekici boyanmalar





neden kimse evladından memnun değil ?       yarış atı misali koşturmalar   ,şu dersi- bu kursu diye.    sonra da gelsin,    30 unda playstation oynayan ,  koca bebeler





çünkü ; doyumsuz olduk biz
çünkü ;yaradılış gayemizi unuttuk biz.  eeee     75 milyonun, sadece 5 milyonu eda ederse kulluk vazifesini


.

26 Ocak 2011 Çarşamba

historicale romantica

romantik olduğumu    bilenler bilir   ;      bilmeyenler de öğrensin please          iliğime    kemiğime işlemiş romantika ;     kıyafetimden tut ,     düşünce yapıma,   konuşmama          okuduğum her kitaba uzanmış





böyle değildim yahu ben !        ortaokulda hüseyin rahminin,    ucu bucağı bitmez cümlelerinde az mı kendimi kaybetmedim,   özne yüklem aramadım  biçare halimle?      ya da         stephen king amcamızın kitaplarıyla az mı gecelemedim,   tık sesinden zıplayarak  ?           ya da bazılarınızın   adını ve methini duymuş olduğu    dallası seyrederken,    yediğim tırnaklar dile gelsin de söylesin her dala konduğumu          goncamla tanışıp az  mı abone olmadım dergilere  ?

daldan dala konan teyyare, en sonunda     küt !     diye hayatın gerçekleri ağacına çarptı    ve     saklanırken  hain     kurttan         romantik çiçeklerin büyüsüne kapılıverdi          o zaman- bu zaman    romantik hikayeler  kurtarıcım oldu  sıyırmaktan  
 




tabii ki      bilmemne yayınevinin,     romantik diye yutturmaya çalıştığı,     ayaküstü birkaç fındıkkıran  ,   özgür şehirli kız    hikayelerinden bahsetmiyorum           bahsettiğim,    hani şu sevdiğinin bir bakışıyla  nefesinin kesildiği kitaplar,   soylu duygular         bunları da tarihi aşk romanlarında    bolca bulabiliyoruz  
utanmanın alay konusu olmadığı ,       kahramanlarının,    ar damarları pörtlememiş kitaplar...    satmak için   bazı sahneleri  abartılmamış kitaplar...

22 Aralık 2010 Çarşamba

anne anne anneciğim

 annelik ;   dünyadaki en en güzel duygulardan biri .       mevlamın izniyle,   layık olan yaşasın inş.  

ilkleri hep yaşatan,   cenneti ayaklarımızın altına     getiren yüce taht .        onun şefkati ,    ilk gülücük     sevinci,      ilk kelimeler ,     telaşlar ve üzüntü derken,    yürek çırpıntısıyla geçen bir ömürdür         annelik serüveni.



lakin ;

bir anne     nereye kadar bağışlar     evladını ?          gözyaşlarının üzerine,   nasıl sünger çekebilir olmamışcasına ?

ve ne kadar emin olabilir,        tekrar aynı yerden       kurşunu yemeyeceğine ?

2 Aralık 2010 Perşembe

kutu kutu pensee

göğe doğru dikilen     yeni moda residanslar takıldı gözüme ;   işten gelirken





 acaba  ?    diye düşündüm yanyana dizilmiş     kutu kutu 1+1 ler     ya da     stüdyolar     veya biraz genişçe,    iki oda salonlar,  bekarlar cumhuriyetine bir hazırlık mı ?         malum artık ;    kimse kimsenin kahrını çekmiyor   eşler de dahil    
azıcık kızan ,   soluğu mahkemede alıyor        sabır ve sebatla tanışmamış yeni nesiller       çok kızan da kocam beni dövdü diye,     kanal kanal geziyor nerdeyse





site ve apartman yaşamının,    komşuluğu öldürdüğü malum         asansör sayesinde,     kimse kimsenin yüzünü görmeden evine giriyor              cereyan kesildiğinde,     birbirimizin yüzünü görüp şaşıyoruz,  bunlar bizim bloktamı oturuyor diye ?       yeni taşındığım     blokta,        karşı komşumun yüzünü altı ay görmemiştim  , ikimizde evhanımı olduğumuz halde.           artık kırk elli dairelik bloglarda,   herkes iki komşuya fit,      fazlasına gerek yok deniliyor          doğrusu ;   insanlar birbirinden korkuyor haklı olarak    yeni tanıştığınız, güleryüzlü komşunuzun ,    psikopat  ya da terörist olma riski daima vardır       karşı komşum bayanı,     kocasına naz eden    biraz ince fikirli zannederdim          doktor randevusunda, eşinin tavrını görene kadar    ve     on yıldır komşuyuz       bu kadar tanımışız işte.




evlere dönersek, pırıl pırıl tanıtılıyor   tv ve gazetelerde ;  felan filan residense diye       ama şöyle baktığımızda mimari yapısı itibariyle, yaşamak için değil,    işten gelip    bir iki saat tv ye takılıp    uyumak için yapıldıklarını görüyoruz        aidatları da nerdeyse aşağı semtlerdeki    ev kiraları kadar var        sosyallik istersen ne işin var sitede ?       bin taksine,   git  istiklale ( bomba olmadığı zaman  tabii )     börtü böcek istersen de,  sitedeki yapay çimleri beğenmezsen     at kendini yıldıza       uzak dersen de  ee napiyim canım ;   metro- tramway ikilisi   emrine amade





günün akıla takılan sorusu ;  benzin istasyonlarında neler oluyor ?      kazılıyor ,  çürütülüyor,   tabelalar değişiyor    felan ?       acaba eskiler gibi,   altınları toprağa gömdüler    de    vergileri  ve cezaları  ödeme için onlara mı başvuruyorlar dedim hani ?        olur ya türkiye burası