istekler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
istekler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Nisan 2015 Cuma

Türkiye nereye gidiyor?

Başlığa bakıp aldanmayın bu siyasi bir yazı değildir. Şu aldatılmışlık duygusuyla başedebildiğim an gelecektir. Tamamen toplumsal bir yazı yazdım tam aşağıya.  Buyrun;
Son yılların popüler cevap beklenmeyen sorusu; cep yelefonu yokken ne yapıyormuşuz acaba?
Yanıt beklenmese de vereyim bir kaç cevap;
Eşe dosta oturmaya gidiyorduk
Cep telefonundan değil göre göre dokunarak alıyorduk ne alıcaksak artık
Parmaklarımız mesaj çekmekten değil dantel örmekten ağrıyordu
Arkadaşlar hiç bu kadarsık hatır sormamış,svgililer hiç bu kadar yüz göz olmamıştı
Hisler iletiler gibi anlık değil daha kalıcı idi
Kimse konum paylaşmadığından olsa gerek kimin nerede kimle olduğu bilinmiyordu. İyi mi kötü mü bilemedim
Daha çok aktivite vardı spor yapmak gibi.
Çocuklarımızı daha az merak ediyorduk çünkü birbirlerini dürtüp bu kadar gezmiyorlardı.
Ev ortak alandı şimdiki gibi bazı bünyeler için otel ve lokanta değil. Evet lokanta dedim restoran değil
Devamını sizden  alayım  dedimses çıkmadı blogger ölmüş galiba :)


16 Mayıs 2014 Cuma

Artık nur yüzlü dedeler olmayacak mı anne ?


Daha önceki yazılarımdan birindehttp://sessizteyyare.blogspot.com.tr/2012/09/dedeler-vard-eskiden.html bahsetmiştim çocukluğumun dedelerinden.    Benimse ayan beyan hatırlayabildiğim dedem olmadı hiç.     Sadece aneyin babasının resimlerine bakınca zihnimde puslu bir kaç resim beliriyor;    üç dört yaşı hatırlayıp dünkü yediğini unutmaksa,  yaşlılık belirtisi sanırsam

Şimdi namaz saatlerinde oturduğum yerde,    camdan izliyorum camiye hızlıca seğirten yaşlıları , birilerinin dedelerini; çoğu takkeli yine namaza gittiğinden olacak ki.      Ceket yerinde , pantolon kumaş ve bol,ama bişey eksik; yüzlerde sadece ibadetten ve zikirden gelen o parlaklık ve munislik yok , emeklilik hesapları ve yaşıtlarla bulanık sohbetler izin vermemiş buna.      Bunlar bizim babalarımızın jenerasyonu ,       bundan sonrakini düşünemiyorum

Dedelerin de fazla şansı yok mu ,    ne her gün değişen hayata ucundan kıyısından uymaktan başka ? Nasıl cep telefonu almasın ki mesela ?      Camiden sonra hacı arkadaşıyla iki lafın belini kırarken hanım merak ederse ya ?      Olsun varsın tesbih çekerken yerli yersiz mesaj çığlıklarıyla zırtlayıversin demi ?

Biz şanslıydık çocukluğumuzda tanıdık dedeleri . Şimdi kalabalıklarda gezerken mütedeyyin semtlerdeysem hele ,  gözüm tarıyor ister istemez ; çocukluğumun dedelerinden bir tanecik bulup ilan etmek istiyorum kendime ve dünyaya ; aslı gibidir diye 👴





4 Kasım 2013 Pazartesi

Halimelik


Bak hala yazamıyorum kelime oyunu yapıyorum

Biz şükürler olsun ki edebi  bilen bir nesiliz . Öyle ki ; erkeklerle konuşurken hamile diyemeyen hele gebe lafını itici bulan , zorunlu olduğunda bebek bekliyorda karar kılan


Biz de o evreden geçtik , bol giyinip kamufle ettik. E anası belli babası belli deyip inadına göbeğini çıkara çıkara yürüyenlere sözüm ; tamam harika bir deneyim , tadını çıkarın sıkıntılarının yanısıra. Ama bak ben anne olucam diye milletin gözüne gözüne sokmak ne oluyor ?

Fetva veren şahısla ilgili bilgim yok , ama biz millet olarak işimize gelmeyeni  her yerde yermeyi pek bi severiz. Karnını gizlemek , ayıbından utanmak değil , hayadandır ve imandandır, böyle biline. Yoksa sende  o , gerinirsinde , uluorta çemkirirsinde diycem diyemiyorum , imanın kimde olduğu belli değil ,haddimi biliyorum ve susuyorum

Aslını araştırmadan karşı çıkmamayı, hıı bak işte bunlar böyle zaten diye toptan karalamamayı
Biraz da sen denesen ?


20 Eylül 2013 Cuma

La tahzen

Üzülme demiş Ulu Allah



Ülkemiz üzerine hain planlar kuruyor  iran - israil - almanya sacayağı. Karıştıracaklar sonbaharda. Açıkça söylüyor burdaki uzantıları

La Tahzen

İnsanlar arkadan arkadan vuruyor seni , öyle ki alıp başını başka diyarlara gidesin oluyor. İçin kararıyor , muştulu bir  haber için yanıyor yüreğin

La Tahzen

Erkekim stresini , minik ergenim ergenliği atamadı üstünden. Bir hafta çorum yapıp geldiler vaziyet aynı. Bizse minik kızımla , ne kadar rahattık. Bizi geren ergenimmiş , şekerle birleşince evdeki tansiyonu devamlı yükseltiyor

La Tahzen

İnsan manzaraları üzüyor da üzüyor , her an birbirine girmeye hazır. Tolerans sıfır , kadın erkek farketmez herkeste bir kıskançlık ve laf sokma. Rahatlığın battığı  , mıcırık arandığı belli.

La Tahzen

Tat vermiyor hiç bir şey ; yediğin lokma , okuduğun satır, ettiğin laf.
İlla huzur illa huzur
Kalbinde , yuvanda ve ülkende

La Tahzen


31 Mart 2013 Pazar

Huzurlu sokak



Çoğunluk takip ediyor etmeyenler de aşina zaten meşhur diziye. Reytinglerini de aralarda verilen reklamlardan az çok tahmin ediyoruz.

Nedir acaba bu teveccühün sebebi ?
Kısaca kaybedilen şeylere duyulan umutsuzca özlem.
Nasıl yani ?


Apartmanlaşmayla biten mahalle olgusu , nesli kesilen duygular; yardımlaşma ve empati  yoksunluğu
Herkesin kabuğuna çekilip kendiyle haşır neşir olması,buna rağmen dertlerin ,otomatik ve dijital dünyanın tüm kolaylıklarına rağmen ,işlerin ve güçlerin yitip bitmemesi , aksine tirişkadan nağmeler misali türeyip bizi tüketmesi . Hepsinin tuzu biberiyse ; devleşen bencilliğimiz

Sonuç ;biteviye ümitsizlik , artan intihar ve cinnetler , sudan sebeplerle cinayetler ...
İşte bu yüzdendir ;  ekrandaki birbirine her an yardıma hazır kişilikleri hasretle izlememiz. 100 metrekare kutularda otururken ,kendi sokaklarında kocaman bir aile olan kişiliklere imrenmemiz.
 muhabbetimiz mail - mesajla sınırlanmışken , derdini açanları pür dikkat izlememiz bu yüzden işte.

Çözüm; zor. Kutu kutu dairelerden burnumuzu çıkarıp komşuyu tanımalı önce, yardıma koşmalı karşılığını peşin peşin beklemeden. Hafta sonu bilmem ne avm'de taban tepmek yerine kameriyede çay içmeli komşumuzla karşılıklı.

Halbuki anamızdan atamızdan böyle mi gördük de bu hale geldik ? Hadi biz geldik geçiyoruz , içe kapalı yetiştirdiğimiz çocuklarımızın akıbeti ne olacak ? Merak ediyorum desem yalan olur



4 Şubat 2013 Pazartesi

Gittik gördük yandık



İki gün oluyor döneli. Henüz uyum sağlayamadık  rutin hayata ve sorumluluklarla dolu ebeveyn yaşamına.     Kalp yangınlarından  ocağı yakıp yemek yapmalara.   Ruhu doyurmaya çalışmaktan malayani sohbetlere      Geçiş yapamadık daha
 Ve evet yüzde seksenin olduğu gibi hastalık vaki oldu bütün can sıkıcı ayrıntılarıyla beraber

Ama biliyormusunuz değerdi her şeye her sıkıntıya çok daha fazlasına. Ne güzeldi nefsin sesine kulakları tıkayıp sana dirsek atan kardeşine dönüp gülümseyebilmek ya da şeytana içinden dil çıkarıp başkası geçebilsin diye yol vermek mahşeri andıran kalabalıkta. Ve ne güzeldi binlerin rutini andırsa da umulur ki arşa ulaşan döngüsünü ürpererek ve içlerinde olmayı özleyerek izlemek Ne doyurucuydu
Ya Rabbim  bizi gene doyur

23 Ocak 2013 Çarşamba

zaman gitme zamanı a dostlar


hep ertelenen, ama bir görüldüğünde yangını yüreklere düşen yerlere..


evet biz de erteleyenler arasındaydık şimdiye dek ,ta ki takatimiz kesilmeye başladı,  zihnimiz bize oyunlar etmeye başladı tamam artık dedik ,

ve gidiyoruz işte....

Küre TV - Küre TV Mekke


 darısı bizim gibilerin başına

19 Temmuz 2012 Perşembe

ergenimle başbaşa tatil

yorucu yorucu yorucu
geçen sene,    pc den ayırırp ,odadan çıkaramazken,    bu sene başka bir gıcıklık buldu sinir küpü ergenim.   sanırsam iki nolu kız arkadaştan ayrıldı ve dünyası zindan oldu.   tabii bizim de.
ne kadar konuşsak da,   ıhh bana mısın demedi . acıyasım oluyorsa da ,iki numarayı hatırlayıp diş gıcırdattım sıpaya.
nerden mi vakıfım lüzumsuz bilgilere ? tabiiki gizlice okumak zorunda kaldığım küfürle harmanlanmış zırva mesajlardan.    bir de kız arkadaşı -sabık !-  mesaj atmış haspam ki,   kulaklarıma dek kızardım okurken. kız anneleri    -bendeniz dahil -   dikkatli olun,    erkekler daha edepli kızlardan.    ar diye bişey kalmamış bazı kızlarda .
mesajı kopyalayıp babasına atasım geldi,öyle sinirlendim.    değil onaltı yaş,   kaşarpeyniri olmuş bayan. Mevlam sapıtanlardan korusun cümlemizi.

zaten oldum olası heyecanlıydı oğlum,   şimdiyse saatli bomba ,bize sabır lazım bolcana .  yok yok dayanma gücü diyelim ..ahh bunlar da bu hengamede okumaya çalıştığım kitaplarım;


bu da sakız gibi uzayan;

1 Nisan 2012 Pazar

bugünlerde başım döner oldu ,memleketim insanının değişim rüzgarından.
herkes farketmiştir, gündemin ve değerlerin  nerdeyse ışık hızıyla başkalaşmasından.



misal mi?  buyrun;
köşebaşında bir adam dikilmekte amaçsızca. karnı aç ama,  cebinde android tel.
dolabım tamtakır kuru bakır,   maaile boğazda kahvaltıdayız ,    ayıptır söylemesi
işsiz lakin , her hafta sonu gezen, oraya -buraya takılan tipleriz
insan haklarına über saygılıyız,    bu yaşlılara öncelik tanımamı gerektirmiyor ki.  acelem varsa iterim bile, ufak ufak.

düşünce ve konuşma özgürlüğümüzse,  her ay 1000 dk.geyikvari konuşmalardan belli değil mi?
bolluk güzel şey,   israf olmasa.    bir tarafta atılan nimetler,diğer yanda açlıktan ölenler.  bayat ekmeklerden tatlı yapan var mı hala ?      ay ne kadar köylü işi ayol.
her şeyin doğalı makbul,  insanın hariç.    onun kıvıranı gözde, her mecliste.



kopyalamayalım gavurcuklarda her gördüğümüzü,   bizim kalıbımıza uyar mı acep ? diye düşünmeden.
minik minik çocuklar, tonton ninelere sevinerek yer versinler. bunun yolu da lütfedip,   kendi miniğimizi kucağımıza almaktan geçmiyor mu ?
telimiz son sistem olsun,tamam.     lakin önce ekmek parasını koymak lazım, cebimize.

muhakkak ki,   değişim rüzgarının bir ucundan biz de yakalanmışız, savrulup duruyoruz. oysa ki kuytu köşeye sinip,   ayaklarımı sıkıca gömmek istiyorum toprağa.

uygarlıkta ilerlemeye evet ,ama insani değerlerimizi arkada bırakmayalım please

8 Mart 2012 Perşembe

hızla savrulan rüzgarla danseden karların,  insanların yüzlerine kırbaç misali çarpıp durduğu, şu soğuk günde mecburen boynunu eğip ,  dışarda kaçışan insancıkların aklından,    tam da şu an ne geçiyor acaba ?


onları seyrederken , zihnimdeki tek düşünce ; sıcacık evimde,   sıcak çikolatamla hayallere dalmak.
belki de lise çağlarına geri dönüp,o deli dolu akan kanımla yerimde duramadığım günleri bir daha yaşayabilmek..

dönebilsek o günlere ; okuldan gelmişiz   dışardaki soğuğa rağmen,  kanımız cayır cayır akıyor damarlarımızda. açmışız müziği son ses  bangır bangır.    annemizin kurduğu hazır sofraya kurulmuşuz,  hızlı metabolizmamızın verdiği güvenle.    porsiyonlarımız nasıl da cömert.


sonra yatmışız uykuya keyfi,binbir türlü gençlik hayalleriyle.    mışıl mışıl uyusak,ev işlerinden azadeyiz nasılsa. gerinerek kalksak,belki kitap okusak,  belki de ders yapsak.   anneyin pişirdiği yemeğin ağız sulandıran kokuları arasında.

beş dakikalık hayallenmenin boğduğu mutluluğa bakarak, insanların    onu yakalama uğruna herşeye katlanmalarına,     akla hayale gelmedik yollara başvurmalarına   akıl sır erdiren var mı acep ?

hayal kur kardeş ;  kısa yoldan oturduğın yerden mutluluğa gark et kendini ...

görseller

15 Şubat 2012 Çarşamba

ne zordur insanlardan bişey istemek.
ister külfetli, ister kolay olsun.  onlardan minicik bir ricada bulunurken,   kendi benliğinden büyük bir parçayı verirsin sanki.    hele ki hakkını istemek zorundaysan,  ah ki ne ahh.    toparlanman ne uzun zaman alır.

başı dik gezmek isteriz,ama her zorunlu ricada o baş eğilir,  boyun bükülür mecburen.  istemenin zorluğunu bilen hainse;    telafi eder ezilmişliğini başkasını ezerek.    mert ise istetmez asla,   kendisi teklif eder yardımı.




yaş geçtikçe daha da zordur istemek.   hele ki karşında varsa yıllar yıllar boyu vatandaş ezmeye alışmış devlet memuru ağası (!),    görevini yaparken bile, seni rencide etmenin yolunu arar durur.
Allah onların layığını versin.   benim gibi çaçaronları musallat etsin onlara. (Aminleri duyayım lütfen)

bazısınaysa ne kadar kolaydır dilenmek.    şeker olsun tuz olsun,kaymak gibi iş olsun.   hayatını kurmuştur mihnet üzerine.    ne kadar yalan dolandır sohbeti,   neler koparayım babında.
ve ne kadar güvenilmezdir .

yaş geçtikçe daha da zordur istemek.    en ufak ricada bile düşer omuzların ,eğilir başın,sanırsın yere düşecek.
Rabbim kendinden başkasına muhtac etmesin kimseyi.

31 Ocak 2012 Salı

güven ...güven... güven...

nasıl bir şeydir acaba,   gözün kapalı teslimiyet ?    Yaradana olması gerekenden bahsetmiyorum tabii.
bir insana dönüp ardına bakmayacak şekilde inanmak ?




ilk gençlik çağlarında, çoğumuz ailemize güveniriz otomatik olarak. çünkü düştüğümüzde her kaldıran onlar olmamış mıdır?    başımız sıkıştığında çabalayan,  gene onlar değil midir?
hayata bakışımız da, olumludur o zamanlar.     büyürken hayatın sillesini yedikçe,insanların oynaklığına şahit oldukça, güvensizliği de öğrenir,  masum ruhlar.    aldatıla aldatıla yanıltmayı da.   bunun bir ileri adımı, bundan zevk almaktır;  hoşgeldin şeytanın vekili.

en son güvendiğimde, çok ağladım.   ama insan da, güvenmek istiyor bea.
lakin O'ndan başkasına güvenme,  aldatır sözü uyarınca hep hep yanılmadık mı?
yine de ısrarla, güven özlemi neden ?  tokat yiyecek yanağın kaldı mı sanki?

7 Aralık 2011 Çarşamba

en son ne zaman,    şımartıldığınızı hissettiniz ?     öyle böyle değil ama ,iliklerinize kadar .
eşin ki sayılmaz ama.      zaten  en güzel şımartmayı anne baba yapar;   ne de olsa onların gözünde hep çocuğuz ya.




10 yıl önce,  safra kesesi operasyonu geçirdiğimde ,annemler kaplıcaya giderken,  beni de götürdüler minik oğlumla.     onlar için kaç yaşındaymışım,    çocuklarım eşim varmış farketmiyordu,  biricik kızlarıydım ve bakılmam gerekiyordu o kadar.     bir hafta kaldık orada ve prensesleri gibi baktılar,    üzerime titrediler. babamın bütün huysuzlukları,    sabun köpüğü misali eriyip gitmiş,pamuk gibi olmuştu.    zaten babacığımı asabi yapan iş hayatıydı sanırsam, kaldıramıyordu.

o bir hafta,     kızım okula nasıl gitti, kim hazırladı ,yemeklerini kim yaptı ?  hiç hatırımda değil.  ,   sadece şımartılmanın insanı eski bir battaniye gibi ,saran tanıdık sıcaklığını hatırlıyorum.   aileme has sıcak hatıralar arasında yerlerini ne de güzel almışlar,    aradan geçen yıllara rağmen    hatırdan çıkmıyor, anısı bile gülümsetiyor.

biz de yavrularımızın böyle anılarını arttırabilsek..    hayat dağarcıklarında hiç bitmeyecek birer hazine olarak saklayabilecekleri,    böyle değerli zamanları biriktirebilsek.
inanıyorum ki,    hiç bir  sermayenin yapamadığını;    sevilmenin verdiği  özgüven verecektir onlara,  çıktıkları  hayat yolunda

görsel

28 Kasım 2011 Pazartesi

torun seven bakacak arkadaş !

geçen ,cuma sohbetine gittim.    işten biraz erken çıkıp eve geldiğimde ,      yarım gün okul tatilini,   kafadan bir haftaya çeviren oğluma bravo;   evi de harp alanına çevirmişti.
işimi bitirip,oturduğumda     kek yapmak aklıma geldi.
klasik tarif;     3 yumurta,    1 bardak şeker,1 bardak süt 1 bardak sıvıyağ ve 3 bardak un.ekstra olarak limon suyu ,    tarçın ve yaban mersini kattım.    fena olmamış hani;




ev sahibi ,   çorba- tavuk- pilav yapmış.      cemaat;    turşu kavurması,    kıymalı pide,    tahinli kurabiye, karışık kızartma,      közlenmiş patlıcan- biber salatası,     zeytinyağlı enginar,     püreli yoğurtlu salata,tuzlu çubuk,    fırında patates getirmiş.     ne kadar açtım    ve ne kadar doydum yarebbim.
Rabbim yiyemeyenlere de yedirsin.
torun mevzuuna gelirsek,    z.teyzenin gelini bir kaç saatlik bir işe gidince,     kızını kaynanasına bırakmaya başladı.      karı koca severek baksalar da,    enerjisine yetişemiyorlar.     bebiş nasıl tatlı anlatamam,   bir lokmada yiyesim geliyor.        lakin her anlattıkça evde ,    kızım da taşı gediğine oturtuyor.   tamam anne,  benimkine de bakarsın diye.

ahh      herkes diyor,     torun evlattan tatlı diye.      lakin,bakacak olsam kızım,     kendim denerdim,diyorum kibarca.     evlatlarım sağolsunlar,    ne kadar yordularsa,yemek seçmeleriyle,   yabanilikleriyle üçüncüyü asla gözüm almadı.      hele oğlumun hastalığından sonra,    onu ihmal etme endişesiyle düşünmedik bile.   minişim başının çaresine bakabildiğinde,    annesi de iş hayatına atılmıştı zaten.
yalnız iki  sene önce,    goncam rüyasında mı gördü desem,     yoksa kırk yaş bunalımından mı bir kaç sefer bebiş olsa felan dedi ,    nasıl belerttiysem gözlerimi korktu adam.

20 Kasım 2011 Pazar

ara bozan- yürek soğutan , bay ya da bayan

gelmesin uğramasın sayfama,   bozmasın halet-i ruhiyemi,    zor bela kurduğum dengemi.    mümkünse bulsun kendi gibi ,   ara bozan,    kavga çıkaran fesatlıklar kraliçelerini.




misal;    deprem olur    hakettiler der,    kendini bilmez.    saldırır hainler pusuda ,elinden geleni yapanı suçlar, sanma ki içinin yangınından,     nifak serpmektir niyeti  onun.     milli bayram- dini bayram tartışması çıkarır. işi gücü kamplara ayırmak yani .

yoksa ,  yahudiden maaşlı bölücü ajansın da,  haberimiz mi yok ?

genelde yazılarım ,         toplumsal gerçekler  ve eleştirilerden oluşuyor.      eleştirmek hoş değil.    azaltmaya çalıştığımdan emin olabilirsiniz.       yamukluklara karşı, hiç bitmeyen toleransı olan insanlara, nasıl imreniyorum bilseniz.    onlar gibi olmak için,    kimbilir kaç fırın ekmek yemem gerekiyor .

kırkındaki aydınlanmam için (!)  kutluyorum kendimi

2 Kasım 2011 Çarşamba

çemkiresim var birine ;

çoktan sönmüş bir yanardağın aniden patlaması gibi püskürüp,    habire lav akıtasım var şu istemem yan cebime koyculara ,     kendini ağırdan da olsa     pazarlayanlara.

dürüst olun !       lütfenmişcesine,      ama hergün yılmadan yazı yazıp,     sonra da bırakırım     belki ,  diye takipçilerinize nazlanmayın please .       midem bulanıyor,     dansöz oynar gibi,   her dediğine inanan, temiz niyetli insanların önünde show yapıp,   raks etmelerine.





lütfen yazıyorsan,    niye her gün buralardasın ?     kendini hangi kaf dağının prensesi sanırsın ki,  kimseyi izlenmeye değer bulmazsın ?      ve sana yaltaklanmayan herkesin ağzından çıkana,    bu önyargı neden ?  didikleyip durursan ,  bulursun tabii alınacak bir kelam .    bilirsin tabii, onun sana övgüler düzen tebaandan olamayacağını.     lakin halkın ergenlik çağında hala ,      bilesin.

küçük dünyandaki en ufak kıpırtıyı ,    gittiğin iki adımı olay addedip ,  yayarsın  laf salatasıyla cihana.
yayadur sergini , lakin emin ol   usandık artık pozlardan ,bayan  !

görsel

1 Kasım 2011 Salı

yanlışlıkla sepetime attığım    ve     okurken adeta azap çektiğim kitapta,      bahsi çeken yıldızlar ,aldı götürdü başımda kavak yelleri esen ,  o sıcak yaza.        yıldızlar konusu,      pek ilgi alanıma girmedi ama,   her mevzu bahis olduğunda,     aklıma köydeki o geceyi getirmesi,  ne garip.

onsekiz yaşındayken,      yazın annemle annaannemin köydeki evinde,   bir hafta kalmıştık.   nasıl da sıcak bir yazdı;     yanık ten hevesiyle ,   köye hakim  manzaralı balkonda saklana saklana,yakmıştım kendimi.   yanaklar anne yemekleriyle hafif tombul,    yanık tende gözler,    kedi gözü gibi parlamakta. köydeki akraba kızlarının hepsi bekar .      o zaman köyler ,    şimdiki gibi değil,      yazlar        işlerin en civcivli zamanı. arkadaşlarımız gündüz tarlada çalışıyor,     akşamları da     naciyeciğimin mikron ekranlı siyah beyaz tvsinde bişeyler seyretmeye çalışıyoruz.      istanbula bir saat uzaklıktaki köyde,   çektiğimiz çileye bak.




işte o uzun gecelerden birinde,     ahretim saadetle beraber,       balkonda yıldızlara bakıyoruz hülyalı hülyalı. gökyüzü adeta havaifişek patlatılmışcasına bir yıldız bahçesi gibi.      nerden duymuşsam,  yıldızları saymanın siğil çıkaracağını ,    saymadan seyretmenin telaşı içersindeyim.

içim kıpır kıpır;    isim koyamadığım bir arayış içersinde ruhum.      tedirgin ve yalnız kalbim ,eşini bekliyor belki de.      bu huzursuzluğun,     gökyüzüne dalıp dalıp gitmelerin ve nedensiz iç geçirmelerin sebebi ,başka ne olabilir ki ?      yıldızlara bakıp,    birini düşünmek hayalindeyim.      o birisi de yok aslında.     goncamla sadece,    birbirinin çekimine kapılmış, iki uydu gibiyiz.     uzak ama birbirini gözleyen , gizlice.

saadetle kayan yıldıza bakıp,    dilek tutma mevzusunda konuşup gülüşüyoruz.     aaa     o   da ne ?
hayatımda ilk ve son defa,     hızlıca kayıveriyor yıldız;     yüreğimden gelen dileğe ,engel olmak ne mümkün ? dün gibi aklımda,     hızlıca genç kız kalbinin tüm saflığıyla dilediğim.

şükürler olsun    O'na ki, o dilediğimle evliyim.                                  

25 Ekim 2011 Salı



severim dalga geçmeyi

hatta abartırım kendime engel olamadığımdan bazen

usul usul kendimle de geçmeye başladım

hayalim hayatı da tiye alabilmek günün birinde

2 Ekim 2011 Pazar

karar 1

bu kadar aksi olmaktan,  sıkıldım artık...

bundan sonra ;




gece nöbetinden sonra burunda tüten,    fısır fısır yumuşak  bir döşek kadar dinlendirici,
(bu fısır fısırlık üzerinde biraz düşünmeliyim )

kan ter içinde evde koştursam da , belim kopsa da ağrıdan,
akşam gelen eşimi,    kızılcık şerbeti içmiş gibi,   keyifle karşılayan

ılık bir bahar yağmuru kadar serinletici,
kızgınlığın uç noktalarındayken bile ,    hay aksi şeytan yerine
hay sevimli iblis,   diyecek kadar kibar

birisi olacağım

28 Eylül 2011 Çarşamba

bizim evde bu aralar

herkes bunalımda..
minik ergenim,     özel okuldan , anadolu lisesi de olsa ,   devlet okuluna geçme şokunda.      gözünde inkar ettiği yaşlarla   ve bükük boyunla geziyor.     özel okul ona epey artı kazandırdı.    bunların arasında,  kendine güven başta geliyor.
her gün koşa koşa gitti adeta,   biraz uzak olmasına rağmen.   sbs yi kazandırdı sonra ;    hiç çalışmayan çocuğu kazandırdıysa,   o okul amacına ulaşmış demektir.     dünyası kararmış oğlum, düz liseden sıyırdığının farkında değil hala




goncam ,    rutin iş temposuna girdi bile.     her zamanki gibi,      unutkan ve kafası karışık    çoğunlukla.
uzun süren tatilin ardından ,     ilk haftanın yıpratıcı  etkisini ,    iliklerime kadar hissediyorum.   öyle  ki öğleden sonra   işten geldiğimde ,   evimin erkeklerine,    gecikmiş öğünlerini hazırlama telaşı içinde kıpırdanırken, gücümün son demlerinde oluyorum sanki.
ortalık sakinleşip,     akşamki yemeğin adı konulunca,     beynimin dinlen emriyle salıveriyorum      kendimi koltuğa.      öyle halsizleşiyorum ki,      hapımın dozunu artırmak gerektiğini düşünmüyor değilim.   aksi,bir yaş daha yaşlanıp,   yorulduğum düşüncesi oluyor ki,    kabul etmeye hazır değilim.

bunun üstüne ,    bir aylık tatilin ardından ,   okuluna dönen minik kızımı,    hepimiz çok özlüyoruz. yorgunlukla ağırlaşan akşamlarımızı ,   kendini zorla sevdiren cıvıtmalarıyla şenlendirmesine,  nasıl da ihtiyacımız var.

ne yapmalı etmeli ?   bu havayı atmalı ,kapıdan pencereden .    yoksa,    ortadan patladığımızın    resmini koyarım artık    buraya
not;  neyseki ,  eleman bunalımını işten çıkarma olmadan çözdük. eski şubeye geçtim,oranın elemanı da yeni şubeye .eğer geçmeseydi ne yaparız ?  diye düşünmekten helak olmuştum.

görsel