arkadaş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
arkadaş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

31 Ağustos 2014 Pazar

Eski Bursada ..

Az evvel Ig de gördüğüm bir kare yıllar yıllar evvel pireler tellal iken gittiğim Bursa kültürparkı hatırıma getirdi.   Akşamdı ; süslü Bursa'nın Ayseliyle beraber göletin kenarına oturmuş ,lunaparkın renkli ışıklarının suya vurmasını izlerken kimbilir  neler konuşuyorduk .  lisede felandım herhalde , ikimiz de bekar,  belki de hoşlandığımız çocuklardan bahsettik. Yok olsa olsa Aysel beni konuşturmuştur , iyi dinleyicidir kendisi.


O zamanlar misafir gezdirilirken parklara çay bahçelerine pikniklere götürülürdü. Çarşı pazar gezmesi bilinmezdi pek. İnsanlar ihtiyacı olduklarında çıkarlardı, bakınıp aslında hiç de ihtiyacı olmadıkları şeyi almak için değil.  Bugün buzdolabının üzerindeki dolabı boşalttıktan ve beş poşet ıvır zıvır attıktan sonra çöpçü olduğuma karar verdim. Eşim de altı ay mühlet verdi orasının tekrar dolması için.  toprak balık güvecini isteyen var mı ?

O geziden sonra epey uzun süre Bursaya gitmedik. Oğlum ufakken aneyleri oylata götürüp bıraktığımızda ,soluğu Bursada aldık Aysel ve eşiyle tanıştık , gezdirdiler bizi. O zamandan beridir görüşürüz ve Bursayı severim.  İstanbuldan sonra yaşayabileceğim şehirlerden biridir. Ama şimdiki gezilerimiz Ulucamiyle başlar ,çarşıda gezmeyle dizlere karasular iner , iskendercide son bulur.

Goncamla gittiğim her yeri severim ve zevk alırım ,ama yine de zihnimin gerisinde ilk gençlik yıllarının heyecanıyla gittiğim süslü Bursa göz kırpıp durur :/

27 Nisan 2014 Pazar

My sweet home

Evlendiğimizden beri beş kez taşındık biz.   Beşinci evimiz Allahın lütfetmesiyle sahip olduğumuz ev için o kadar yalvardım ki.   Kiracılık zor , Rabbim herkese başını sokacağı bir yuva nasibetsin.
İlk evimiz , mutfağından ve oturma bölümünden deniz manzaralı ,lambri kaplı eğik çatısıyla bahçe içinde bir apartmanın en üst katıydı. ! Gençliğin ve oynadığımız evciliğin verdiği iyimserlikle ,suların ve elektriklerin sık sık kesilmesi zorumuza gitmezdi hiç , her gün soba yakıp kül atmak da öyle.

Biraz da şehir dışı sayılırdı ;akşam belirli saatten sonra otobüs ve minibüs işlemezdi , tam kafa dinlemelik yerdi.     Şimdi o apartmanın  arsasına birbiriyle dipdibe dört blok sığdırma çabasındalar mülk sahipleri.     O sokaktaki tüm evler müstakildi , istanbul keşmekeşinden kaçan varlıklı aileler otururdu.     Taşınmak zorunda kaldığımızda , site hayatına adım attık , ama o evi hiç unutmadım.

Bir ara tekrar o semte ,bahçeli bir apartmanın giriş katına kapağı atsak da , hırsız belasıyla bu maceramız son buldu

 Ve merhaba  ....... Sitesi.

Z. Teyzenin bulduğu bir ev ; gurbetçi alın teriyle alındığındandır belki de ,içine giren her kiracının ev sahibi olduğu ev .   Öyle bir yerdi ki ; dışardan geldiğinde insanı  sessiz bir hoşgeldinle karşılardı sanki ; hissederdiniz.  Orada en çok misafir ağırladım, minicik mutfağında ne tarifler denedim hevesle , yumuşacık haşhaşlı poğaçalar , pastalar yaptım.   Yangın merdiveninde anne kedi ve yavrularını izledim , onlar yüzünden pire basan halılarımı ,geniş balkonunda hortumla pakladım Kar yağdığında sıcacık salonumdan keyifle izledim.

Sonra bir gün ev sahibi doğramaları pimapen yaptırmak istedi ve biz bu vesileyle kiracılıktan kurtulduk :) kısmet.

Oturduğum evi ve lokasyonunu seviyorum.  Eskice bir site olmasına rağmen ,  toplu ulaşım seçenekleri fazla  evler dipdibe olmak yerine ,    ağaçlarla ve bahçelerle ayrılmış.     Alışveriş mağazaları istemediğimiz kadar çok ,metrobüs de istanbula ulaşımı çabuklaştırıyor.
Her şeyden önemlisi , burada az da olsa candan insanlarla komşuyuz . Başımız sıkıştığında birbirimize koşuyoruz , nazımız geçiyor.

Evde yemek yoksa ve açsam  Z. Teyzeye şımarmak nasıl bir nimet bilseniz :D

24 Temmuz 2013 Çarşamba

Tanıştırayım;




Yeni başbelam Güler bacı.
Kendisi Z. Bacının - nam-ı diğer kankamın eltisi olup , emekli gurbetçi olmak suretiyle yılın altı ayını Türkiyede geçirmeye,  azmı cezmi kasteylemiştir. Şimdiye kadar (40 sene felan)her yaz tatillerinin bir ayını zavallı z. Teyzede geçirdiklerindendir ki , kiradaki evlerini döşeyip oturmaya karar vermelerine en çok o sevinmiştir.

Seninle ne ilgisi var ? diye soranlara cevap vereyim üşenmeden ; Z. Teyzenin bütün akrabaları tanır teyyareyi ,okka yakınız . Ayrıca bir zamanlar evsahibimdi güler bacı. gönül rahatlığıyla oturdum ve her kiracı da ev aldı çıktı ordan , öyle bir evdi orası.

İşte bu yüzdendir ki , mutfağı takıldığı andan itibaren kendi evine geçen Güler bacı , sandı ki eltisi her gün onu gezdirecek , çağıracak. (Dedikodu mu yapıyorum ne ?) e bu da olmayınca veryansın etmelere başladı . Z teyze malatyaya gitti kurtuldu , ateş hattında bendeniz kalakaldım.

Bugün kapıya gelip sitem etti ,ne diyeceğimi bilemedim  .
 Kötü bir kadın mı ? Hayır. Yalancı mı ? Evet   Eli uzun mu? Evet.
Görüşmek isteyeceğim biri mi?  Hayır.

Ne yapmalı ne etmeli ?
 Teyyare çalıştır yavrum saksıyı

22 Temmuz 2013 Pazartesi

Halleşme


Bugün süslü bursadan arkadaşım aradı, halleştik biraz. Sohbet her zamanki gibi , nolcak bu memleketin haline dayandı. Yahu bu kadar yıldır konuşuldu çizildi hiç mi iyileşmedi , çare bulunamadı , yoksa darbı mesel oldu da iyi kötü faketmez kullanılıp duruluyor milletin dilinde ?

Aysel ümitsiz gidişattan ; eşi kamuda çalıştığından ve eskilerdeki gibi üç ayda bir çifter çifter maaş alamadığından eski günleri özlemede. E doğru tabii eşekten ata biniş zevkli , tersi acı veriyor nefse.


Diyemedim ona; ayselim size ve sizin gibilere fazladan verilecek ödeneklerle yollar yapılıyor daha az kaza olsun diye, yeni doğan bebeler bile sigorta kapsamına alınıyor , hastaneler yapılıyor diyemedim geleceğe yatırım yapılıyor , bir kısıma çok verip diğerini aç bırakmak yerine kişi başı milli gelirimiz yükseliyor diyemedim. Anlamazdı , o modda değildi çünkü.

Ama söylediğim şeyler de oldu ; ihtiyacımız olanı değil de her istediğimizi aldığımız sürece alım gücümüzün asla yeterli olmayacağından bahsettim .toplumdan buhar gibi  uçup giden kanaatten söz ettim. Her müsrifliğin ardından içimizde büyüyen açlıktan bahsettim. Nefsin her istediğini yaptığımız için açılan boşluktan.

Ötelerle aramızda büyüyen uçurumdan bahsetmeye gerek bile duymadım.

20 Temmuz 2013 Cumartesi



Dün akşam lise arkadaşlarımla iftardaydık Mado'da.
Manzara güzel , menü ağızlara layıktı. İftardan önce acaba yeter mi ? Diye endişe etsek de tatlıyı bitiremedik bile. Dokunmadığımız tatlının atılacağını öğrenince mecbur paket ettirdik

                  

Saadet kimya mezunu , şimdilerde mecburen ev hanımı hayatımda tanıdığım en serinkanlı ve mantıklı insan , dost aynı zamanda kendi deyimiyle çapulcu. İlk defa bir şeyi savunurken heyecanlı gördüm onu. Olaylar sırasında provakelerin olduğunu kabul etmek istemiyor sanki,  öyle öfkeli ki görmek istemiyor bazı şeyleri.

Toplumda bir kesim hala bir şeylere zorlanacağı korkusunu atamadı üzerinden. Ehh birileri iran modelini Demoklesin kılıcı gibi indirmiyor tepemizden. Geçmiş yıllarda kimin hayat tarzına müdahale edildi ki ? Herkes istediği gibi yaşamadı mı?  Yok yok hazımsızlığın sonucu bunlar , geçime gönlü yok birilerinin .


  Alev garibim;  eşinden yeni boşanmış ,kalbi kırık  oğluyla hayata tutunmaya çalışıyor. İnsan yıllarını verip de vefasızlıkla karşılaşınca , yıkılıp kalıyor öylece. Neyse ki ,biz kadınların şartlara uyum sağlamada üstümüze yoktur.
Şu hayatta huzur ve sağlıktan başka bir şey istememek lazım galiba. Diğer isteklerin muhakkak bir külfeti oluyor.

5 Mart 2012 Pazartesi

bu günler..

günler ,jet gibi geçse de ,    doğru düzgün kayda değer bişey yaptığım yok.     çalışan bütün kadınlar gibi,işten eve- evden işe.    sosyal hayat kar bahanesiyle sıfır,   yalnız arada bir sinema kaçamağı oldu



ne yalan söyleyim şimdi, film goncamla bize hitap etmedi.  seri filmiymiş , öncekileri seyretmemiştik,  belki ondan,   belki de vampir kitabı okumaktan öö geldiği için ..    zaten kadının,  olamaz incelikte beline bakmaktan dikkatimi hikayeye veremedim ki.

bütün anneler gibi eve gelince pür telaş ne yapsam derdi başlıyor ,bir de kızım arayıp,  şunu pişir bunu yap diye direktif veriyor .     oh ne ala  !   zaten dünyadaki en çok sevdiğim iştir,   yemek yapmak !  pasta yap desinler,yaparım  ;



ayakkabıya taktım bu  ara.    harıl harıl ,   sorunlu ayağımı acıtmayacak olanını arıyorum .ama ne çare ! gene de yılmadım takipteyim.

o yoğun kar günlerinde,  lise kankalarımızla buluşasımız geldi.    özlem arabasını çıkaramayınca ,  toplaşıp taksiyle gittik,tee halkalılara .    lakin saadetin evi tepede; çıkamadı araba .  kös kös geri döndük. kar kıyamette gezersen ,   olacağı budur teyyare

aney geldi. tam yoğun çalışma zamanımızda,hiç bir yere çıkamadık.sadece bugün  komşu avm'yi turladık biraz. aney'e nescafe takımı aldık,güzel ambalajı yüzünden resim yok maalesef. ihtiyarlamış annem bir saatin sonunda yoruluverdi. hoş,eskiden de vitrin gezmeyi sevmezdi ki.  galiba kaynanama benzemişim bu yüzden.

tutuk yazıyorum değil mi?  e bu kadar ara verirsen olacağı budur kardeş.

12 Aralık 2011 Pazartesi

ne kadar memnunum;    iş hayatımın yeknesak sakin temposundan.      tek derdimin aniden biten erzak olmasından.     iki senedir,    günde en az beş saat ayakta çalışıp didinip ,toptancılarla didişip,evde de annelik yapmaktan    ve takdir görememekten,   ne kadar bıkmışım.
artık sorumlulukları,    mal alımlarını eşime bırakıp,    ücretli çalışan gibi etliye sütlüye karışmadan çalışmak ne rahatmış  yarebbim.      nazar değmesin,    sinirlerim alınmış ,    depresyon hapı içmiş gibiyim.



ey     kendi işim yaygarası koparıp,   bir işte tutunamayanlar ! oturun yerinizde ve sağlıkla yaşayın.   bilin ki;  bu kadar ağır vergilerle   ve bu kadar kaypak piyasa insanlarıyla,   türkiyede iş sahibi olmak    ve devam ettirebilmek,    eğer  gani gani semayeniz yoksa,    ip cambazlığından   yok bir farkı.
avuçla kazanırsanız,   kürek dolusu oluyor ödemeleriniz,     bilanço zamanı şaşkın kızı oynuyorsunuz her daim. tabii halkın sağlığını tehlikeye atmayıp,    geceleri rahat uyumak istiyorsanız.  gerçi  devamlı stres sonunda, dert sahibi olup,   yine de uyuyamıyorsunuz.

aslında kendimi bildim bileli cadıydım.      çocukken fazla arkadaşım olmadı hiç.    gençlikte de öyle; herkesle kanka olan bir kız değildim.     ilk cadılık sinyallerini    dedeme vermişim,     hatırlamıyorum;    şeker tutarken hepsini alacak gibi yapmış,  çemkirmişim bıcırca.  ilk patlamayı da    seboşun kaynanasına  yapmıştım, daha sonra da yengeme.    nasıl yapmam ,    kadın oğlunu evlendirdi seboşla,   sonra da itinayla ayırdı,çeyizini vermedi.     bizimki de bir gün çilingire açtırdı kapıyı    ve eşyaları yükletti kamyona. tam gidecekken,   kaynanası yakalamış ve dövüşmüşler. karakolluk olduklarında ,hayatımda ilk defa karakola gittim.     nasıl sinirlendiysem,  kadına üzerine yürüyüp bağırmışım; rahmetli babamın,   şakınlıkla  karışık  bakışlarını ve sözlerini hala hatırlarım;    hiç böyle olduğunu bilmezdim.      evet baba ,   sinirlenmek sana özeldi bizim evde,   bize fırsat kalmazdı.




ne kadar cadıysam da ,  sevdiklerime karşı o kadar da savunmasızım,    burda yazdığım gibi. yay burcu insanı olarak,    üzüldüğümde dibine dek üzülüyorum maalesef.        kendimi ifade etmek için,    çırpınma seansları başlıyor ve genelde iki gözü ki çeşme gelen,   büyük ağlama.   hele az bir vakit öncesi , coşkuyla güldüysem, sağanak kaçınılmaz oluyor.      duy beni mümine'm.
ve en sevmediğim bölüm başlıyor;     bünyeyi üzene başlayan kin    ve uzak durma.    kendini kollama hasebiyle belki de.
ister aney ister kardeş.    büyük kaçış başlıyor...

1 Kasım 2011 Salı

yanlışlıkla sepetime attığım    ve     okurken adeta azap çektiğim kitapta,      bahsi çeken yıldızlar ,aldı götürdü başımda kavak yelleri esen ,  o sıcak yaza.        yıldızlar konusu,      pek ilgi alanıma girmedi ama,   her mevzu bahis olduğunda,     aklıma köydeki o geceyi getirmesi,  ne garip.

onsekiz yaşındayken,      yazın annemle annaannemin köydeki evinde,   bir hafta kalmıştık.   nasıl da sıcak bir yazdı;     yanık ten hevesiyle ,   köye hakim  manzaralı balkonda saklana saklana,yakmıştım kendimi.   yanaklar anne yemekleriyle hafif tombul,    yanık tende gözler,    kedi gözü gibi parlamakta. köydeki akraba kızlarının hepsi bekar .      o zaman köyler ,    şimdiki gibi değil,      yazlar        işlerin en civcivli zamanı. arkadaşlarımız gündüz tarlada çalışıyor,     akşamları da     naciyeciğimin mikron ekranlı siyah beyaz tvsinde bişeyler seyretmeye çalışıyoruz.      istanbula bir saat uzaklıktaki köyde,   çektiğimiz çileye bak.




işte o uzun gecelerden birinde,     ahretim saadetle beraber,       balkonda yıldızlara bakıyoruz hülyalı hülyalı. gökyüzü adeta havaifişek patlatılmışcasına bir yıldız bahçesi gibi.      nerden duymuşsam,  yıldızları saymanın siğil çıkaracağını ,    saymadan seyretmenin telaşı içersindeyim.

içim kıpır kıpır;    isim koyamadığım bir arayış içersinde ruhum.      tedirgin ve yalnız kalbim ,eşini bekliyor belki de.      bu huzursuzluğun,     gökyüzüne dalıp dalıp gitmelerin ve nedensiz iç geçirmelerin sebebi ,başka ne olabilir ki ?      yıldızlara bakıp,    birini düşünmek hayalindeyim.      o birisi de yok aslında.     goncamla sadece,    birbirinin çekimine kapılmış, iki uydu gibiyiz.     uzak ama birbirini gözleyen , gizlice.

saadetle kayan yıldıza bakıp,    dilek tutma mevzusunda konuşup gülüşüyoruz.     aaa     o   da ne ?
hayatımda ilk ve son defa,     hızlıca kayıveriyor yıldız;     yüreğimden gelen dileğe ,engel olmak ne mümkün ? dün gibi aklımda,     hızlıca genç kız kalbinin tüm saflığıyla dilediğim.

şükürler olsun    O'na ki, o dilediğimle evliyim.                                  

17 Ekim 2011 Pazartesi

nerde kaldı,     alçakgönüllük  ve  Mevla için sevmek ?
bugünün politikası;     sev beni - bak nasıl severim seni.
ya da,    kızma bana - çok çok kızarım sana.
değil mi ?

olay şöyle gelişiyor;      birileriyle nette tanışıyorsun.      kanın kaynayıveriyor .    kafana denk    söylemler paylaşıyorsun.      oldun mu can-ciğer kuzu sarması  ? sanki kırk yıllık komşun ,   ya da kankan oluveriyor ( alınma bilge !)
gelsin sanal çaylar ,    kahveler,    belki de buluşmalar ,   gel vakit git ,   arada ufak laf   dokundurmalar devamında,   konduramamalar derken ,        bir anda  azıcık da olsa ,   menfaatler çatışınca yahut, nefsi tatmin edip,    kendini yüceltmek adına,      kızgın anda sarfedilen söz ,     düşman ediyor iki tarafı da.




bu kadar mı kolaylaştı ,  dost olmak ?     iki günde ,üç beş yazışmada ?     hadi oldun diyelim,   dostunu ne kadar kolay satıyorsun yahu.      hani dostlar, nadide inciydi ?      yere attın bile.       oh, bir güzel de çiğnedin.  yerine gelir tabii yenisi .
yok,      kirletmeyin süslü laflarla   ,zihnimizdeki kavramları.      biz yine dostumuzu  eskisi gibi bilelim.   kızsak da cefası çekilen ,   sevsek de içimizden.

olmasın arkadaşım yeni,    olanlar yeter bile.     onlar da ister idare,   şu yarım aklımla ne çare ?
olmasın varsın  dostum ,    olanlar,  derdimi çekmeye yeter de artar  bile.

zaten,   yarimden vefalı dost nerde?

17 Ağustos 2011 Çarşamba

tövbe ..

iskender yemeye ,    tabelasında iskender yazan,    herhangi bir yerde.          malum pek severim ,dışarda yemek yediğimiz nadir anlarda,      hep tercih etmişimdir. (  neden nadir ? hazır gıdanın ne olduğunu bildiğimiz için )        ama bu kadar beğenmediğime,    ikinci kez denk gelişim.




dün akşam,     liseden   arkadaşlarla malum iftarımızı yaptık       mekan olarak,      çoğunluğumuz beylikdüzü tarafında oturduğumuzdan,       avcılarda toplanalım dedik    ve  kebapçının terasında buluştuk.
ilk sancıları,     vejeteryan serracığımın salatasında yaşadık.     neyse,      fazla takmadık     ve devam ettik. malum oruç;      yenilen her lokmanın,     daha tatlı olması gerekirken,yok olmuyor;       meşrubatlar ılık  ve ana yemek iskender tatsız.        gönül sohbet ister,       iftar bahane dedik      ve     41 liraya,  vasat menüyü sineye çektik .           gülüş cümbüş,saati onbir yapmışız,        eee        hepimiz bağımsız yaradılışlı,    evden rahatız da,       oturasımız da var .      lakin  kapatıyoruz diye sepetlendik.




büyükçekmece sahile gidip çay içmekten,      aleve gidip kahve içmeye kadar,       bütün seçenekleri eleyince eve,    paşa paşa kocalarımıza döndük.            neyseki limit aşılmamıştı da,    dönüş gülümseyen yüzler, sevilesi gözlere oldu .  
bir saat sonra gelseydim ,  kendimi    asık yüzler- somurtuk dudaklılar ülkesinde bulmam  işten bile değildi oysa.işte o bir saat bardağın taştığı ,   pencerede beklemenin bıktırdığı sınır.  kendimden biliyorum :)
bir iftar daha yapalım ,   dediler arkadaşlar .
şansımı zorluyor gibiyim.

4 Ağustos 2011 Perşembe

geçtiğimiz hafta , yine gezmedeydim .      pek alıştım.        işe başlayınca depresyona girmesem bari.
hani bir zavallı hamilem  vardı;   25 yıllık  dostum ayşe.       ne zamandır darılıyordu, bebek askere gidecek hala gitmedim diye.
gözümü kararttım,    aldım goncamı düştüm yollara.      (otobüsle ulusa gidecek kadar kararmadı gözüm ).
eski bir sitedeki ev ,    halim selim daire kapısından geçip,     salona girdiğimde , o boğaz manzarasıyla 10 numara oluverdi birden.




sakin bir park karşımda;  boğaz köprüsü     ve insanı davet eden marmaranın masmaviliği ,    odanın içinde sanki.
bizdeki   nasıl bir sevgi ki,  başka şehirlere gidip beğensek de,     istanbulumuz ,hele denizimiz olmazsa olmazımız.          uzaklardan gözucuyla görsek de    yeter .     sıkıntılar bir anda atılıverir arkalara.   hipnotize olmuşcasına,  gözler kilitlenir o deryaya.        sadece bakmak bile yeter bazen,  zihin detoksu için.

işte o manzaraya meftun oluverdim ,      hatta o trafiğe ve o kiralara rağmen ,  alt katı tutup taşınasım geldi. çarçabuk bir öğle yemeği yedik ,     sonra da çayla beraber,     meşhur kavala kurabiyesiyle tanıştım ilk kez.
zavallım,    kırkından sonra bebek büyütmenin tüm zorlukları yanında ,      nimetlerinden yararlanmaya çalışıyordu.        ama  sanki saçı beyazlamış olanlara  pek yakışmıyor gibi .      her şey vaktinde güzel.




üç saat su gibi geçti,    tam kendimi manzaradan kopardım,    kendime geldim ki,   aşağıya indiğimde ne göreyim ?      hain ayşe çekmiş altına gıcır bmw yi,        tekrar mayıştım,    yapıştım kaldırıma.
yok bu  gezme iyi geldi bana.
ufkum açıldı ,       artık doğum günümde ne isteyeceğimi biliyorum :))

not; işte ramazan öncesi postlarından biri daha,anladığınız üzere.                

19 Temmuz 2011 Salı

zorlama baby , çatlayacak göbeğin

bir insanı sevmek istemek ;  uğraştığım  ama başaramadığım .
kendini nasıl da zorlarsın, anlatamam.       içinde vardır onu habire,      senden iten bişeyler.     tınmazsın, daha doğrusu tınmak istemezsin.      bünyenin izin verdiğince yanaşırsın;     şirinlik yaparsın,   soru sorarsın,   alaka gösterirsin.      en önemlisi de onu dinlersin;      hapşırıklarından,     en şapşalca laflarına kadar.      ama sen yaklaştıkça ,    içindeki zıt kutup iter,     kalırsın ikilemde




ahh      yoktur  ki  başka çaren;     sonunda aslına dönersin   ve kaçmaya başlarsın.      arkanda şaşkını  bırakarak. kaç isimler oldu böyle yaşamımda ;    ayseller,   haticeler ,nezahatler     vesaireler...       hepimizin  hayatında olmuştur böylesi,   olmayanlar da ancak,    bm iyiniyet elçisi.           herkesi seven,       tanıştığı anda karşısındakine çok iyi notunu verenler olmalı.       yani olmayı düşleyip,     yanından bile geçemediğim.

bazen de,    ilk görüşte nefret yanıltır seni.       kaçmana rağmen,      yazılmışsa kadere,      yolun kesiştiğinde önce pişman olursun ,   sonra da kanka.           misal ;     hala dostluğunu ve izini  aradığım emine.

bunları sayarım da,     hiç mi kusurum yok benim ?      ya da sütten çıkmış misali    miyim ?
ahh         en fazla kusur bendedir,    nelerse onlar  bilirim de   burada itiraf edecek kadar,    cesur  değilim
henüz...

13 Temmuz 2011 Çarşamba

havuzdan da kovulduk,tamam

bir bu eksikti ..       akşam havuzda  yine     bayanlar matinesi hazırlığı varmış,     felanca gelicekmiş,    hazırlık yapılacakmış   ışıklar felan herhalde.       sırf ,orkestranın önüne çekilecek paravanı görmek için gitmeli...

zaten yüzme bilmediğimiz için,      kenarda acemi ördek misali çırpındığımız      havuzlarda ,  esamemiz okunmuyor.       tatilden önce aldığım iki ders,        buz gibi suya girerken attığım ikinci adımda,     uçtu gitti aklımdan     ve    eski korkularla yüzyüze kalıverdim .        gene aynı rutin başladı,     azıcık suda debelen sonra büzüle büzüle duşa koş,      iki saat yağlan sonra da,    beş saat güneşte yatıp kurumaya çalış,  aynı zamanda haşlanmadan
evet haşlanmadan çünkü;    burada sıcaklık 47 ile 52 arasında seyrediyor,      yağmur yüklü bulutları gözleriyle tarayıp,         bir nebze güneş ışığı görmeye çalışan sayın istanbul ahalisi.
( nasıl da eziyorum de mi ? )
zaman, aynı aktivitelerle geçmesine rağmen,   asla sıkıcı değil.      uyku saatleri daha da kısaldı,   fakat havanın nemi düşük olduğundan belki de ,   sabahları zinde kalkıyorsunuz     .ehh      bunun diğer sebebi de havuzda gölgede ,  şezlong kapma derdi.       yanık ten aşığı değilseniz ve kremsiz çıkmayanlardansanız ,burada hayati bir önemi var gölgenin.           güneşte kaldığınız an, 50 faktörlü    krem de sürseniz, yanıyorsunuz o biçim.    

işte burası,    bizim hoplayıp zıpladığımız ,    derdimizi döküp,dünyayı kurtardığımız,    en az sekiz saat geçirip asla bıkmadığımız,  özgürlük bölgemiz ,  saçlarımızın yılda bir sefer,     güneşle buluştuğu yer;





şezlonglarda ilginç insanlarla karşılaşıyorsunuz;       kimisi yardımsever ve arkadaş canlısıyken,   kimisi de kendi rahatını sağlarken ,   başkasının özgürlüğünü kısıtlayabiliyor;      tıpkı dün güneşte yanıp,    kendini pat diye havlumun üzerine atan,  bayan gibi.       sinirlerimi zıplattığımın,   farkına vardığından mıdır? bakışlarım bir yerlerine battığından mıdır kalkıverdiyse de ,      yakınımda olması huzursuzluk sebebiydi,     tutunamayıp gidene kadar.      nasıl kinlendiysem,         en son gördüğümde çocuk havuzunda debeleniyordu,layığını bulmuştu açıkçası.
işte şezlong arkadaşlıklarım sayesinde,      bir sürü insanın tarihi aşk romanı okumaktan,  hoşlandığını öğrendim ve onları bu konudaki engin bilgimle,   aydınlattım hemen.         değişik tarifler denemek isteyenleri ,   uygun bloglara yönlendirdim.       hoş bir bayan doktorla tanıştım;    onun bilinçli seçimle okuduğu kitabının yanında biraz da çekinerek açtım kitabımı.       çevremde ünlü oldum;     her gün bir kitap okuyan kadın diye.

aerobik yaptım    ,acı çektim,   yılmadım; devam ettim yapmaya ve yemeye.      korkarım tatilden önce verdiğim kiloları geri aldım,        çünkü bu kadar çeşit olan yerde,    diet imkansız.       zaten  tek talan edilmeyen yer de,   diet büfesi.     burası sadece tatlı büfesi.       çektiğim eziyeti tahmin edersiniz;





bugün kızımın tatili bitti ve ankaraya gönderdim,       yine başladı    içimin sızıltıları.        havuzdaki curcuna sayesinde atlattım biraz .    burası güzel,    tatil güzel ,  sorumluluk sıfır.       hele çocuklarınız kendi başlarının çaresine bakıyorlarsa.      sabah yataktan kalkıp,       gözlerinizi ovuşturarak mutfağa değil,    havuza gidiyorsunuz,        birileri gelip sizin adınıza odanızı topluyor,       acıktığınızda istemediğiniz kadar çeşit önünüzde,     tek derdiniz;     ne yesem ya da havuza mı,    denize mi gitsem ?      bir şey bozuldu ,  tamirci hazır vs vs.acaba ne yapmalı etmeli,     evi kiraya verip otelde   mi yaşamalı?

işin güzeli de ne biliyormusunuz?  tatil daha bitmedi :)

oteldeki miraç kandili programından;

10 Haziran 2011 Cuma

dün lise kankalarım geldiler nihayet ;     hani şu 16 yıl sonra felan,    tekrar arayıp bulduğumuz .   buruktu buluşmamız      işte bu yüzden .
doyasıya sohbet ,     güzel tadlarla buluşunca ,    güzel gündü;



sabah işe gitmedim ,    pazara felan çıkıp anca tamamladım soframı .      diyet olunca salatalar girdi  sahneye, işte yeşil salatam    nar ekşili ,sirkeli;





salatalık ve havuç rendesi, 1 kaşık mayonez ilaveli,   sarımsaklı yoğurtla birleşince...  ta taaam ;





nefis olmuş, en çok kim yedi dersiniz ?     ne yapayım diyetteyim , yani her daim aç.     galeta unlu poğaça ne kadar gevrekti .    tarifi buradan ;





bu kurabiyeyi tanıyorsunuz ,(sakın sıcakken pudra şekeri dökmeyin benim gibi)   tarifi sevgiden;





arkadaşlar gecikince   ve fırında unutulunca, evrim geçiren   mantarlarım;






yine de yendi,  afiyetle.
bu da ,   yalancı tiramisunun ardından gelen meyvemiz;





o el kadar mideye nasıl sığdırdık hepsini  bilemiycem
sonuç;    saadetin kompresörüne binip gitmesini, burnunu çeke çeke izleyen,   tırsık şoför...

25 Şubat 2011 Cuma

hey dostum , iyiki varsın

 
meşhur z.teyzeden bahsetmişimdir ;  evliliğimin ilk yıllarından beri, ablalık yapan   .   çaktırmadan tabii.
evlerinin neredeyse ferdi gibiyim,     o kadarki ;       işten gelirken bazen  ararım; açım ne pişirdin diye , ondaki menü daha  güzelse, takılırım  çekinmeden.





aramızda 10 yaş var ama hep deliliklerime ayak uydurmuştur      yeri geldiğinde de kulağımı çekmiştir.  emniyet subaplarımdan biridir  z.teyze .

oğluna kız bakmaya beraber gittik,   bu konuda hiç bir fikrimiz yokken.     ağlanacak şeylere beraber gülmeye çalıştık ,bazen de beraber güldük .    ama geçinilmesi zor insanla,    nasıl kanka olunacağını öğretti bana .   hiç yargılamayarak.    bana ettiği dualar kabul olmuştur hep.

on yıl önce felan  alt komşumla sorun yaşamıştım. birbirimize gıcık kapıp ,uzak duruyorduk. kadının her yaptığı batıyordu;  en çok da cimriliği.     siz  arkadaş olacaksınız bak ,dua ediyorum size derdi .      dudak bükerdim,   mümkün değil diye.      komşum ev aldı taşındı,    bir zaman geçti.       amway işi yapıyorum,    kişisel gelişim kitapları okuyoruz devamlı ;   o zaman nerede yanlış yaptığımızı anladım        ve okuduklarımı uyguladım .         kadınla aramız düzeldi,   hem de o da başladı satışa ve kullanmaya .





z.teyze  bugün öğlene doğru sağlık ocağından  geldi,çat kapı.        kahvaltımızı ettik .
menü basit ; kahvaltılıklar  artı ,elde açma yufkadan  börek ,  tahinli kurabiye, tost,söğüş domates ve badem
malum cuma ; kur'anımızı okuduk .boş   geçmedi        ne güzel .

bu     saydığım hasletler dost tarifime ne kadar da uyuyor.

8 Şubat 2011 Salı

gel ey dost, bazı bazı

yorgunluk ve  uykusuzluktan ,   ekrana şaşı   baktığım şu akşamda;     bu sefer  de   dost    kelimesi  düştü  aklıma ;  içim ısındı,     burnum ve ayaklarım donarken.





nedir acaba,   arkadaşla    dost arasındaki fark ?         arkadaş ;    herşeyi konuşabildiğimiz, iyi vakit geçirten  zaman öldürten ya da kafa dağıtan,      tanışın bir üst versiyonu.            lakin dost ;     söylenmemişi anlayan  satır aralarını okuyan ,    bizi bizden iyi tanıyan  zat

bir sürü arkadaşımız olabiliyorken ,     neden dostların sayısı bir elin parmaklarını geçmez ?





önce kendinle dost olmalı insan,  kendini sevmeli ,    barışmalı benliğiyle.        amma hatasını, kendine olsun itiraf etmeli ,    dile getirmese de  uluorta           - ben böyle mutluyum-u oynamamalı .       vakit kaybı ;   vicdanın rahat bırakmazki seni,   olman gereken olana değin . zaten kendini kusurlu görüp,  sıvamadıkça kolları tadilat için;      inkişaf başlamıyor ruhta,    bilesin .       kendi iç dünyanı hallettikten sonra , çevirdiğinde başını dış dünyaya ,  bir de ne göresin ?          çevren dolmuş bile  dostlarla .

öyle dostlar ki ;     aşık veyselin de   aradığı ,   hatırlarsın mevlayı       yüzlerine baktıkça ...


.

30 Ocak 2011 Pazar

etiket teyyare

az önce pepelaya yorum yazarken farkettim ;    insanları anlama çabamı.      etiketleyip öyle bir yerlere yerleştireyim istiyorum zihnimde
sevmiyorum öyle muallakta kalmalarını.    anlamalıyımki ;  nasıl davranacağımı bileyim.    şöyle yani ;





bazı insanlar özen ister epey ;    hep sensin demeli onlara .       kendi kıymetlerinin epey farkındadırlar    ve başkasının da,   farketmesini isterler sık sık         ağızlarından   kendilerini eleştiren cümleler duyulmaz pek. kendilerine itiraf edebildikleri de   meçhuldür.        kaçarım böylelerinden çoğunlukla ;  harikasın,  nefissin, bir tanesin    gibi abartı sözcüklerinden kaçtığım gibi.      zordur çünkü pof pof makinası olmak .





bazısı da tevazuyu abartır da abartır .      ya başkasını püflemekten,   kendine bakacak takati, tanıyacak nefesi  kalmadığından      ya da bilmem nerde,    yörüngesine girmiş olduğu aşağılık kompleksinden.       ilaçları koşulsuz sevgidir,  hayat arkadaşından gelen .          kendi değerlerini öğrendikleri gün ,      sevilmek için başkasına sensin     demeye ihtiyaçları kalmadığını görürler.         böyleleri de sıkıcıdır bir zaman sonra .   çünkü  döktüğü dillerin bir yerden sonra,    gerçeği yansıtmadığını itiraf edersiniz kendinize.        sonra başlar kaçış  ;   yağ yüklü bulutlardan.

bir de yörüngeleri daima dolu olan müstesnalar vardır ,     ağızlarından bal damlar  ,    seni en kötü günde   iyi hissettiren, sana muhtac olduğun rahmetten bir nebze sunan        ve iliğinde kemiğinde hissettiğin samimiyetle sarıp yaralarını sarmalayan





ahh       bir de ağzından çıkanlar,    seni yaklaştırıyorsa mevlaya  ;   işte onu dost edinmelisin,     kıvranan  kıskanan  nefsine inat     ve     onu da Onun için sevmelisinki ;      silkinip dünya rüyasından       minicik bir adım atabilesin ötelere doğru .

3 Ocak 2011 Pazartesi

nesfit' le fit fit

sadece fikrimühimler bilir nesfit kampanyasını .indirim kuponlarını hemen dağıttım  çünkü 31 aralığa kadar geçerliydiler.         oda kokusunun görüntüsü pek cazip geldi ; tam ısırmalık tabiri caizse





bu çerçevede denemek için;   nesfit kırmızı meyveli gevrek elime ulaştı         sütle ve mısır gevreğiyle aram olmamasına rağmen  özgün tadını beğendim     ve ikram ettiğim arkadaşlarımı da beğendi      ,kasesi de kime düştü hadi bilin ?

24 Aralık 2010 Cuma

bir rüyayla uyandım bu sabah ;

bir dinle hele          sonra da hayra yor lütfen  ;





lise kankalarım      hani şu durup durup 16 yıl sonra birbirimizi bulduğumuz         onlarla  yine  gençlik çağına dönmüşüz         herkeste aynı saçlar,  aynı imaj     fakat farklı bilinç        yani  , biliyoruz  tekrar genç olduğumuzu     işte bu da ayrı mutlu ediyor bizi
bir rüyaya böyle sevinen teyyare,  aslı olsa neler yapar  düşünün artık





bazen hayat öyle acıtıyorki canımızı ,    olumsuzluklar birbiri ardına bombalarken sinemizi     namertler kaldırırken hırsımızı hafakanımızı  ,     bir tatlı gülüş,    bir can veren söz     ya da güzel bir hadiseye,  bir muştuya hasretiz   bunları bulamayınca ;   teselliyi rüyalarda arayacağız       lakin onlar da bulanmış         galiba  mutluluk başka baharlara kalmış

3 Kasım 2010 Çarşamba

çarşamba yorgunu

sırt ağrısından muzdarip teyyare bildiriyor (oturduğu koltuktan ) ;
gayet yoğun bir çarşambaydı bugün           bayramdan önce kızlarla görüşelim ;     hem de bizde görüşelim deyince , sıkıştım biraz       evrak işleri için hemen hergün,     sağa sola koşunca   kızları aradım iş dönüşü  ;     yarın gelin diye.

eve yedide gelince, paçalar tutuştu tabii
herşeyi akşamdan hazırladım  ;     kedidilli pasta ,     brokoli  salatası ,      yoğurtlu mayonezli patates salatası nişastalı un kurabiyesi,     gül böreği            güya sofrayı hazırlayınca fotoğraflayacaktım ;    ama öyle telaş olduki              tam üçte eve girdim          saadet aradı geldim diye           asansörle çıkana dek anca üstümü değiştirdim          onunla konuşurken, çay demlendi           börek pişerken, diğerleri geldi          tabakları koymamızla, başlamamız bir oldu          malum hava erken kararıyor         hatunların altında araba olsa da, yine de birisi        taa başakşehir yolcusu olunca,      biraz acele ettik         salatalar silindi süpürüldü, kurabiyenin kalanı komşuya gitti        pasta bir dilim kaldı, şanslı kişiyi bekliyor dolapta

ne konuştuk ?      ikisi öğretmen olunca, bolca okuldan       neyseki konu politikaya gelmedi    aileden solcu olan özlemle, bir başladık mı çekişmeye, bitmiyor  da bitmiyor       okulda da böyle gıcık ederdi zaten     saadet en geç evlendiği için, çocukları henüz küçük        engin !    tecrübelerimizle yol gösterip,   ufkunu bulutlandırıyoruz habire        

neye karar verdik   ?    erkek çocukların       küçükken harika ötesiyken    büyüdükçe    anneyi deli etme kapasitable olduklarına ,        baba otoritesi olmasa bizi paketleyip dolaba kaldıracaklarına ...       

arkadaşlar kalkar kalkmaz     hemen pazara yollandım , koşaraktan             ergen boncuğumla balığımızı meyvamızı aldık geldik ; yerleştir derken işte bu saat oldu      
yazarken şimdi    kargo geldi cicileri getirdi;




seccade alevin hediyesi ;  şile bezinden             kızımın çeyizinde yerini aldı bile         battaniye  ; hep istediğim renk           günlük yatak örtüsü olarak kullanmayı düşünüyorum         sabah işe gitmeden yorganı kaldır örtüyü ört,  uğraşılmıyor             o yüzden battaniyeyi çeker     çıkarım diye düşündüm           çanta da aslında bronz renkli beğenmiştim       ama yurdumun insanı,   sabahın köründe yağmalıyor markafoniyi           yetişemedim bir türlü ;    bu renge razı oldum            zavallı kargocu bey         asansör yine ve yine bozuk olduğu için tıkana tıkana çıkmış           çıkarken de can havliyle nasıl sarıldıysa çantaya,     ambalajın üstünden çizmiş deriyi    iade ederdim de,    uğraşamıyorum     okka yorgunum yani   o da nazarlığı olsun ne edeyim artık ?