organik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
organik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Mayıs 2011 Pazar

ada nostaljisi

domatesin kabuklarını her soyduğumda    bu sabahki gibi ;    büyükada aklıma gelir.      sema ablanın , bahçeden topladığı domateslerin,  kabuklarını soyması, dayımın midesine dokunduğu için.
yaş 16 felan ,    mide hastalıkları   pek yaygın değil,    hormon kavramı diye bişey yok zaten.    organiğin kıymetini de bilmiyoruz,   bu yüzden bizim için domatesin güzeli ,    cumartesi pazarında kabakçalı teyzelerin kasa kasa getirdiği mis kokulu minik domatesler,   o da mevsiminde.       herşeyi mevsiminde yerdik,seralar yoktu pek.      evlendiğimde ,   evsahibimin gelini alırdı manavdan pahalıca,      lezzetsiz ama isteniyor evde derdi,   anlamazdım





hayat aslında alışkanlıklardan ibaret.     bu sene herşeyi mevsiminde yedik biz,     sera olarak sadece domates aldım.       o da diğerleri gibi sadece çiftlikten.

büyükadayı ; ilk gençliğimdeki halini yazmak niyetim.   dayım orada tarihi bir   köşkü restore ettirip ,yazları yaşarken başladı,  ada maceramız.      her sene gider,   bir hafta kalırdık;    turist gibi günübirlik pikniklerle  değil,   ada sakini gibi tanıdım orayı.
sahildeki pastanesinde tanıştım ilk kez muffin keklerle    ve aşık oldum.    keklere tabii
gayrı müslimlerin,     kocaman bahçeler içindeki köşklerini ,   gözlerim büyüyerek,     hayal kapılarımı ardına kadar açarak seyrettim.





berrak denizinde yüzerdim olanca pervasızlığımla ,yanar soyulurdum.     aya yorgi tepesinde dolunay pikniği yaptık bir kez  adalılar gibi .      hızlı metabolizmam yüzünden,    hiç doymazdım.       yengemin dikkatli bakışları altında ekmek yiyemiyordumki,   doğru dürüst.
sema ablanın     eğik çatılı odasında,    tanıştım ilk kez beyaz dizilerin romantik dünyasıyla.    çatı balkonunda  güneşten kızmış,   yerdeki metal kaplamalara ayaklarım yana  yana basarken,     boynumu uzatıp denizi görmeye çalışırdım

evlendikten sonra , eşim ve minik kızımla gittim en son. kendimiz turist gibi gezmek istedik,  hiç tat vermedi. iskele meydanında başlamış olan ,  değişim içimize sinmedi .     kaçarcasına ayrıldım,     anılarımdaki tadı bozulmasın diye .
şimdilerde yine ada sevdası başgösterdi    ,orayı keşfedesim,     hatta yarım pansiyon takılasım var .yaparsam da haberiniz olur muhtemelen.


2 Nisan 2011 Cumartesi

hamarat cumartesi

bugün kargo günümdü.      neler neler geldi .      önce aylık dergim ,sonra kitap siparişim okuokudan ;





sabah süpürgem için tamirci geldi .    meğer havalı havalı çektiğim,    kurumuş çiçek yaprakları tıkamış,adam temizledikçe utandım .

ankara böcüğüme kahvaltı için mahlepli poğaça yaptım;





hızımı alamadım ;





 fırınımın bir tarafı daha hızlı pişiriyor

sorunlu pimapenlerimize tamirci avladım .    malum ustalar ufak işe gelmezler ,    karşı apartmanda montaj yaptıklarını görünce ,    kamyonetlerindeki telefon numarasını ele geçirmeye uğraştım (dürbünüm olmayışına hayıflandım epey)    sonra iş başa düştü ,    sıcacık evden ve sevgili eşofmanlarımdan,   ayrı kalmak pahasına  aşağı inmek zorunda kaldım  . bu sefer   de grandtuvalet,    usta beklemek zorunda kaldım .    çünkü  kapıdan girdiği anda  önce pardesü,    sonra eşarbını atan biri olarak,     bu da eziyet.  zaten  malumunuz ustalara gıcığım .

bu da en son gelen organik mamalar ;





peynir mantı ve sebzelerim (kesekağıtlarındakiler) ; ıspanak ,biber,kabak,  kapya biber .
yarın da kısmetse alman pastası yapmak istiyorum.pek hamaratım ayol bugünlerde.
diyet yaptığım için olmasın ?

10 Mart 2011 Perşembe

bitmeyen bitmeyen işler ,uzun uzun emeller

 mevlam bu havalarda kimseyi dışarlarda garip bırakmasın.        yağsammı- yağmasammı kar'ını   seyrederken sıcak evimin penceresinden ,      yarınki iş takvimimi düşünüyordum.       iş derken ev işi tabii, öbürü nispeten kolay inanın.

hele ne yemek yapacağına karar verince,       amiyane tabiriyle adını koyunca  insan,      kendini kaf dağının ardına ulaşmışcasına mutlu sanıyor.

neymiş programım ;        öğleden sonra işten gelirken,     hava muhalefetine takılmazsam ,   pazara uğranacak,  çingene -dilenci çetesine bulaşmadan,   pazar turlanacak ( balık alsammı ? özledimmi ? ıhh pas )     haftasonu kestane püreli pasta niyetim var;   kestaneci ziyaret edilecek.      yeşillik,   belki biraz mantar ,ıspanak çiftlikten geldi ,      biraz da kuruyla felan bu haftayı çıkarırım aradan.      tabiiki  sera yasak.





z. teyzeye uğrarım belki.         şansım varsa,     malatyanın tadına doyulmaz lezzetlerinden birine rastlarım.
eve gelince,  emektar eşofmanlara dönüş ritüelinin ardından,    geri giden ayaklarla mutfağa giriş.    ve günün menüsünü uygulama;       büyük ihtimalle mantı,    o da çiflikten .

ergenimin odasına giriş ve yarım saatte çıkış,   o da söylene söylene.       yarım saatte topladığım odayı on dakikada dağıtma kapasitesi olan başka çocuk var mı acaba ?       vardır büyük ihtimalle.     genlerinde var çünkü erkeklerin.

nihayet bloguma dönüş     ve kumanda panelini turlayış.       ahh bir de w.press çıktı başımıza,    iki katı zaman demek bu.        orada da blog listem var ,bir de orayı gez bakalım,        kimisi oraya kimisi buraya yazıyor kitapyurdunda , yeni çıkan kitapları incelemesem olmaz tabii,    zavallı gözlerim ve derecesi artmış gözlüklerim.





akşam saati = yemek saati,      nasıl arıyorum böceğimin    yemek     seremonisindeki kıpırdanmalarını.
annem haklıymış;     şimdiki kızların rahatını etmek,    kelebeğin ömrü kadar ancak.    evlenene dek okuyorlar garipler çünkü.
nihayet nihayet sevgili koltuğuma dönüş (yoksa çöküş mü demeliyim ?)     bir günü daha bitirdim derken, sakın sevinme neval,     yarın işgünü.        hani sürüne sürüne kalkıp başladıklarından .

perşembeyi düşünmek bile istemiyorum ;  cuma sohbetine,     alengirli bişeyler     yapma sevdasından vazgeçmediğim sürece

neyse bırak şımarıklığı     (söylemiştim,şımarığım zaten )     hasta olup yapamamak da var işin ucunda,   kıpırdan biraz,     tembellik başka bahara kalsın.

3 Aralık 2010 Cuma

pc başındasınız   akşam yemeğine daha  iki saat var    ve      açsınız   en iyi ne gider ?








      bildiniz ;  ten puan   akşam akşam canınızı istettim demi ?       çok    fenayım      çok



23 Kasım 2010 Salı

bu akşam biz

iş çıkışı alışveriş seansından dolayı, bugün eve biraz geç geldim     minik ergenimden yarım saat önce.  gelir gelmez ;
-anne açım    diye seslendi .    böyle bir çağrıya, hangi ana yüreği dayanırki ?       hemen  daldım mutfağa , öğle yemeği yemedinmi  ?   diye söylenerekten           kuru fasulye varmış da canı istememiş       bak bak bak kuruyu bulmuş da beğenmiyor  minnoş.         halbuki tam gün okula vermemizin nedenlerinden biri, okulun yemeklerinin  beşyıldızlı olması         her ay  gelen  yemek  listesini incelerken,   ağzımın suyu akıyor adeta   hele salata barı evlere şenlik ; kısır,  mercimekli köfte, yaprak sarma, acılı ezme  ... daha sayayımmı ?
işte bizim buldumcuk ; beğenip de yemiyor bazen    o yüzden hemen mutfağa girip pratik tavuk döneri yaptım ;
( foto çekene kadar minik fare kemirdi tabii )

    

gerçekten pratik        pide ekmeğini kesip,   üzerine       içine zeytinyağı damlatılıp, biraz kaynatılmış domates sosu  döküyorum             tavuk döneri üzerine yayıyorum  ( donuk olarak satıldığı için )  dooğru fırına .    kızarınca ;  kızdırılmış tereyağı gezdir ,  servise hazır               yanına da mis gibi ayran , yemek olmadığında kurtarıcım  oldu  artık
sonra da girdim mutfağa        başlasın bakalım akşam hazırlığı ;




o zamana kadar mideyi yatıştırmak lazım         gelsin nişastalı kurabiye  ;



çorum ganimetlerinden bunlar .     bu gidişimde tereyağ  ,   kuşburnu marmelatı ,  kuru fasulye , nohut  felan getirdim       orada fiyatları daha uygun          kuşburnu marmeladını annemler     bu sene köyde yeni yeni yapmaya başladılar  halbuki    çorumda evlendiğimden beri görüyorum          yapımı bayağı zahmetli, ayrıca  meyvesini toplarken, çalılarındaki dikenlerden dolayı eldiven giyiliyorn       uzun uzun kaynatılıp  kevgirden geçiriliyor   ya da robottan              sonra  elekten bir kez daha geçiriliyor ve     tekrar kaynatılıyor    ikinci kaynatmada  şeker katarsanız,  kiremit rengine bakan marmelat elde ediyorsunuz            eğer pekmezle tatlandırırsanız,  daha koyu ve buruk bir tada sahip oluyor           kilosu 7 tl        yapmaya değmez      o yüzden aldık bol bol           bir de bunlar var ;




beyaz pekmez  ; normal pekmez  ( zannederim üzüm ) yumurtayla çırpılıp beyazlatılıyor ,kremamsı bir tadı var sanki           biz seviyoruz   
yumurtalar köyden ;   teyzemin tavuklarından  % 200 organik         un ise  ekmeklik un karışımı ,  alışveriş yaptığım organik çiftlikten geldi             muşmulalar anneciğimin bahçesinden olgunlaşmayı bekliyorlar

işte bugünün sorusu ;
ekmek yapma makinası almak istiyorum.  aradığım özellikler ;  haznesinin çok ufak olmaması ,bıçağının katlanması , üzerinin güzel kızarması .
bu özelliklere sahip iki marka buldum . morhpy richards  ve breville   bunlardan birini kullanan birileri varmı acaba ?   ya da sizin tavsiyeniz ?

10 Ekim 2010 Pazar

doktorumuz diyor ki;

onu yeme      bunu yeme      ondan uzak dur      buna yan gözle bile bakma     mazallah
ne yiyebiliriz ?      milletçe ?   hatta tüm insanlıkça ?


yahu      içinizden birileri çıkıyor,   şu faydalıdır diyor   günlerce yazıyor gazeteler       tam kafamıza yattı yiyecez       hoop     adını ilk defa ya da     çok defa duyduğumuz   enstitü doktorunun,    olmaaaz     o da zararlı      açıklaması geliveriyor

örnek mi ?    hemen vereyim;    soya ürünlerini öve öve bitiremediler        millet harıl harıl almaya başladı tabii, sonra da gdo lu ürün ,  zararlı deyip çıktılar         ne yiyeceğimizi şaşırdık



hormon zaten ayrı dert başımızda       hangi ürün hormonsuz diye      internette hafiyecilik yapıyoruz      yakında yeni doğan bebeler bile konuşacak     hormonlu gıda yüzünden


kızartma şöyle zarar,    böyle tıkanıklık yapar     diye başımızı şişirdiler         ızgaraya ikna ettiler bizi      herkes iyi kötü    bir ızgara edindi evine  ( teyyare bile tefalden kapıp geldi )



bu sefer de ızgara da zararlı     yeme bak  !     yanık  kanserojen dediniz        ee    ne yiyeceğiz ?               ya hastane yemeği gibi     haşlama ( mübarekle hiç aram yoktur )      ya da sepette buğulama            yok artık   !         şiddetle reddediyorum güzelim çelikler dururken, otumsu sepette pişirmeyi            doğal olacam diye komik oluyorsunuz


sonra, bir gün bitkisel haplar boy gösterdi    muhtelif fiyatlarda           herkes kesesine göre aldı attı eve     şimdi de benimki de dahil,   bölüm başkanları    ;   ııh      diyor    hiç faydası yok         ama ama köpek balığı gırtlağı yağı    romatizmaya birebir dediydiniz ?

hastalıklara bitkisl tedavi diye yırttılar tvleri      herbalistlerden gaza gelen aktarlar       biraz destek de buldular dr lardan           millet saldırdı      yağmaladı aktarları              hatta bekleme listesi bile olduğu   rivayetler arasında              tamam    dedik    ona da varız  ;     ne de olsa öksürünce anamızın içirdiği    kocakarı ilaçlarına aşinayız.



ama olurmu  ?     bitki çayımızla mutlu mesut yaşarkene, çayır kokan yeşil çayı yutmaya çalışırken      çıktı gene popülist birileri ;      üzerini çiziverdi ; miktar önemli !         şuursuzca içersen zararlı diye
ee       napıcaz peki ?           dr. bilmemne nin şifalı bitkiler kitabı ne güne duruyor  ?      git biraz da ona bayıl mangır
yok    yok      piyonuz biz kesin       ya da      ortada sıçanın hep o köşe bu köşe     ezeli koşanı .     birileri düdüğü çalıyor,     aktara koşuyoruz  sonra öbürüne geçiyor top        eczaneleri aşındırıyoruz derdimiz  için

oysa ne kolay,   sağlık için  yapılacak şeyler        doktorlara ve ilaçlara verdiğimizin binde biri bile değil ;


günde yarım saat hafif tempolu yürüyüş,       akşam sekizden sonra bir şey yememek,      1 litre su    ,bir elma 1 domates ( hormonsuz lütfen ) ,      yumuşatıcı ve parlatıcısız hayat,       doğal deterjanlar ,     no çamaşır suyu,      no stres


    ehh      bir de  olmazsa olmazımız     ;         ibadet     =     very very huzur





                                                                                          fotolar netten alıntıdır

24 Eylül 2010 Cuma

hayatımın en way ları

sıkı bir amway kullanıcısıyım    sağlık için tabii ki         altı yıl önce alışveriş şeklimi değiştirdim       artık marketlerin    deterjan bölümünü es geçiyorum      siparişimi internetten veriyorum     kapıma kadar geliyor  üye oldum vaktiyle     satış zorunluluğu olmadığı için   sadece evimin ihtiyaçlarını alıyorum

bunlar ön planda olanlar ; temizleyici   tonik   nemlendirici üçlüsü





mavi ambalajlı ; peeling,    ufak şişe meyve özlü serum,  küçük tüpteki ise 30 koruma faktörlü nemlendirici  yazın olmazsa olmazı


bunlar da arka planda çalışanlar ;

loc u herkes bilir ;


evimizin tabanından tavanına kadar     temizliğinde kullanabileceğimiz tek ürün,    içinde silikon olduğu için camlarınızı sildiğinizde    geç tozlanmasını sağlıyor       sprey şişeye 1 ölçeğe 9 ölçek ılık su koyuyorsunuz çalkalayıp toz almada kullanıyorsunuz .     bir kova suya 2 pompa    ( kendi özel pompası var konsantre ürün çünkü )    sıktığınızda  temizliğe hazırsınız        ;ister duvarları silin kurulamadan   ,ister halınızı silin isterseniz makinaya bir pompa       cırt sıkıverin öyle yıkayın



bu da yağ çözücü ;     özel fırçasıyla ocak demirlerine ,aspiratöre sürüyorsunuz      10 dk.sonra sıcak suyun altına tutun    yağların akıp gidişini izleyin


bu da zehirsiz çamaşır suyu ;     çamaşır makinanıza bir kapak katın, çamaşırınızdaki lekeleri çıkarsın     hemde makinanızı    ( bulaşık ya da çamaşır ) temizlesin ,   lavabonuzu açsın ,   çay kaşıklarınızı ,    elbezlerinizi çaydanlıktaki kireci    temizlesin      ama sizi zehirlemeden .      sıcak suda hemen köpürüyor mis gibi oksijen kokusuyla beraber   (senihaya ve ozon tutkunlarına duyurulur )



bu elde bulaşık için  ; diğerlerinin aksine    elleri yumuşacık yapıyor egzemalılar kullansın özellikle    1 litreyi  suyla seyrelterek     7 litre elde ediyorsunuz,o kadar ekonomik

ürünlerin ortak özelliği ;    antialerjik ve bitkisel olmaları       yani hesapladığımızda piyasadaki ürünlerle aynı fiyat ta çıkıyor      amway pahalı diyenlere duyrulur ;         1 yemek kaşığını deterjandan arındırabilmek için   14 lt. su harcamamız lazım        kimsenin buna ne zamanı ne de kesesi yeter      işte bu yüzden yılda kişibaşı 1 litre  deterjan ve  çamaşır suyu içiyormuşuz      sonra da diyoruz ki  bu mel un  hastalık niye artıyor ?



    basit bir sorum var  ;     sağlık mı  ?  alışkanlıkları değiştirip  doğal ürünler kullanmak mı ?

28 Ağustos 2010 Cumartesi

organik morganik

6 yıl önce babamı kaybettiğimizden beri    organik takıntım olmuştur


zaten amway kullanıcısıydım  ;   bu olaydan sonra   bütün ürünlerin ,   deterjanlarından     tut cilt bakımıma kadar,   hepsinin kullanıcısı oldum      memnun olmadığım ürünü yok gibi       ürünler konsantre olduğundan hesaplıyorum  ;    piyasadakiyle aynı fiyata geliyor      artısı da sağlık ve kapıma kadar gelmesi      satış yapmıyorum çevreme        sadece kendi ihtiyacımı alıyorum

sevgili yaseminin blogunda ,     organik ürünler satan bir marketten bahsedince   ;   tamam   dedim   yediklerimiz organik olmalı ve araştırmaya başladım  ki ;    mevlam karşıma çıkardı  bir   dut masalında          burasını   pınar hanım ;   kibar ve sorumluluk sahibi bir insan       organik tarımı bilinçli yapıyor      bir mail listesi var  ;    kendisine mail attığınızda     o listeye dahil oluyorsunuz     ve    size her hafta  ürünlerin listesini gönderiyor       sipariş verdiğinizde  ;   iki gün sonra kargo kapınıza getiriveriyor      kargo ücreti belirli tutarın üstünde olursa   , fazlasını pınar hanım karşılıyor     daha ne isteriz ?       ambalajına kadar öyle özenli ki   tamam pazardan aldığınız fiyata belki alamıyorsunuz     ama   bu zamana dek yediğimiz ilaç kokulu domateslerden  sonra       pınar hanımınkiler  mis gibi geliyor,     salatalıklar  çıtır çıtır

  hele     bir fareden daha fazla     peynire düşkün  olduğum için    peynirlere  önyargılıydım   her peyniri yiyemem       hem koyun olacak,   hem kokmayacak,   hem de sert olacak       çiftliğin ezine ve tulum  peynirine bayılıyorum ,   herkese de tavsiye ediyorum      sağlığın geri dönüşü yok     çul çaputa vereceğime yediğime veririm       tatlı tatlı yerim demi ?



hem de    pazarda çürük çarık kavgası yapmam      dilenciler tarfından da dürtülmem       yahu sanki yolumu gözlüyorlar      ne zaman meyvacıya gitsem    omuzumda peydahlanıyor miskinler       mafya bunlar herhalde kimsenin sesi çıkmıyor      bunlar gibiler yüzünden gerçekten ihtiyacı olanı  ayırdedemiyoruz
  ahh  bir de meyveci macerası var ;   arada pazara giderim   ama dönerken hep pişman olurum    ahdederim bir daha gidersem diye     kakaladıkları çarık çürükleri görünce evde        sebzecide de böyleydi   meyvacıda da  
bir şey diyemiyordum      goncam zaten başımda dikiliyor  ; şu kaça ya da 1 kilonun haricinde     bir laf ettirirmi ?     bir oldu,   beş oldu


      yalnız çıktığım bir günde  sebzeci çocuğa dedim ki ;  kaç yıldır hep senden alıyorum       bir kere de   kötü koyma poşete       bir utandı      o zamandan beri o tezgahtaki çocuklar,      bırak tezgahı,    hep kasadan    tek tek seçiyorlar      bazen de abla o yaramaz sana    diyorlar   dı      ta  ki organik tarım çiftliğiyle tanışana dek       şimdi sadece kıvırcık ve limon alıyorum onlardan     çünkü en güzel ürünleri bile  çiftliğinkilerle boy ölçüşemiyor
aynı gün    tam meyvacının önünden pas geçiyordum ki,    satıcı dedi   ; abla çok güzel elma var       hışımla döndüm   ;     hıı güzel,    ama benim poşetten çıkanlar öyle değil         aa    olurmu abla   ?   dedi biz sana iyisini verelim     adamına seslendi  ;     ablaya ver iki kilo          yüz buldum ya  yapıştırıverdim cevabı  ;   asla o vermesin,    o kötüsünü veriyor meyvanın          o zamandan beridir de,      gelince kırmızı halı sermedikleri kalır bir tek      zavallılar kirazı bile tek tek seçip veriyorlar


  
                                      cadı mıyım neyim yoksa ?

22 Ağustos 2010 Pazar

bir sahur postu

gündüz yeni doğmuş bebeler gibi 3 saat uyursan
böyle apır sapır rüyalar görüverirsin;

rüyamda başbakan     ve    muhalafet lideri ( hani şu karikatürlerde kurbağa kermite benzettikleri ) iftara gelecekmiş      ( ne alaka ya  )            üstüm açık mı yattım ?    ( tabiiki bu sıcakta nasıl yatılır ki ?)

işte habire mercimek çorbası yapmaya çalışıyorum      onlar da karşılıklı oturmuş       tayyip habire ikna etmeye uğraşıyor     EVET    demeye       öbürü de itiraz ediyor          başbakana dönüp ne desem beğenirsiniz ?       aman boşver     ikna edemezsin onu         o zaten alevi ; gözü iktidarda     geçime gönlü yokki            işte böyle rüyalar görürsün
akşam da  zombi gibi dikilir      post üstüne post yazarsın       hatta evde foto avına çıkarsın

işte bizim evden kış hazırlıkları  ;


        amuda kalkmış güzeller           bu da saatli bomba ;



ya da zulam ;



bukka teşhircilik yeter   biraz da kültür ;



iğrenç ötesi        vampir kitabı yazıcam diye   bu kadar zorlanmazki insan

not:      ayrıca bu davulcular ya çalmayı bilmiyor ya da     benim  hala oynayasım var

29 Nisan 2010 Perşembe

buyrun yanık kestaneye

işten gelince bir heves kestane yiyesim geldi nasıl açım nasıl zaten arabaya tok binerim aç inerim öyle yaramıyor bana bir de yarım saat yoldan gelince karın doyurmak acil ihtiyaç oldu
bu mevsimde kestaneyi nerden buldun derseniz işte burdan
bu ara organiğe takmış durumdayız peynirden tut sebzeye hatta deterjana kadar organikçiyiz
kestaneleri atmamla maillerime bakmam bir oldu.tabii unutkan neval hoş ! bir koku eşliğinde hatırlayınca mutfağa doğru engelli bir koşu tutturdu sonuç;
eh işte yenmicek gibi değildi ve yedim de,tok tuttuğunu fark ettiğimden beri favorim zaten 
kışın da dışardan aldığımızda renkleri böyle oluyor o kadar para verdik diye bayıla bayıla yiyoruz
blogları gezerken baktım çekiliş furyası gidiyor neden acaba? insanlar izleyicilerinin artması için 
mi bu kadar uğraşıyorlar? tabii herkesin bu niyetle yaptığı söylenemez
izleyici artınca reklam felan sonra da gelsin tıklanma başına şu kadar dünyalık mı niyetler?
şurası bir gerçekki bu nasrettin hocanın koyun hikayesi gibi;uzun soluklu bir iş çook çook tıklanıcaksınız (blogunuzdaki reklamlar)ki kazanın.  sabrı olana.
hiç cezbetmiyor beni kişisel günlük niyetiyle başladığım bu macera da kısa zamanda tatlı arkadaşlar buluverdim 
ama şu da var ki incir çekirdeği kadar olmayan şeylerden kapışmalar,söz düelloları, ,çekemezlikler,tartışmalarda taraf tutma beklentisi,tanımadığın insanların yorumlarına tenezzül etmemek vs vs
ne oluyoruz? neyi paylaşamıyoruz? herkesin evi ayrı,kesesi ayrı,bir arkadaş heyecanla fotoğraf makinası lensi aldığından kızının odasından bahsediyor paylaşma adına biz bunların kaça malolduğunu mu hesaplıyoruz?sonra da çirkef çirkef yorumlar...
bize yakışmıyor hanımlar biz gelecek neslin anneleriyiz  evlatlarımızı hangi değerlerle şekillendireceğiz?
hepimiz biliyoruz ki hastalıklı duygular insana hem dünyayı zehir eder hem ahiretini zindan eder,niye arkadaşımızın sevinciyle sevinip onun  mutluluğunu ikiye katlamayı denemiyoruz?
söyleyen ne güzel söylemiş; güzel gören güzel düşünür...
sizi baharın nimetleriyle başbaşa bırakıyorum