tartışma etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
tartışma etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Temmuz 2023 Pazartesi

Sapittiris

 Dun Tvde bir Turk dizisi seyrettim, Arayış. Seyredenler bilir; hasta başrol oyuncusu hastaligini düşünce gücüyle ve travmasını bulup ondan kurtularak tedavi etmeye calisiyor. Bu sirada seyirci bir tarikatimsi kardeslik topluluğu gibi bir oluşumla  tanistiriliyor ve sempati saglanmaya calisiliyor.

Trde kitlelerin din buysa ben yokum tavrıyla davrandigini orda olmasak da gozlemleyebiliyoruz. Ama su bir gercek ki siyasetin dini yoktur ve hiç bir siyasi partiye dini diyemeyiz. Islamin kendi kuralları vardır ve  muslumanim diyen kisi bunlara uymakla mükelleftir nokta. Uymadigin yerde dunyada ve ahirette ya cezalandirilirsin ya da affedilirsin, thats it!

Dunyada yeni bir din oluşturulmaya calisildigini duymuştum ve bu ve bunun gibi humanist görünüşlü dizilerin de buna canak  tuttuğunu düşünüyorum. Ibadetsiz, cekincesiz, cimbil cimbil havuz seanslari,danslı-ateşli ritüeller ,hipnozumsu seanslar ,her dinden biraz alalım arada Allahin adini da analım -hani Tr dizisi ya - genclere yeni bir din lazım !

Sonra kendine done kendini tanıma: sen herseyden onemlisin, sen ne hissediyorsun, kendini yani, sen sen sen hep sen, once sen. Welcome to Narsizm. Oysa ki bizim dinimiz ene degil ente der. Once baskasını düşünmeye sevkeder .Nefsi insanin şeytandan sonra en büyük dusmanı olarak tarif eder. 

Ve dini kuralların sebebi kisacik dunya hayatini kısıtlamak ve zevklerinden mahrum bırakmak degil, sonsuz ahiret hayatına all inclusive cennet bileti saglamaktir eger uyarsan. Anlasilir ki yeni din kurucular bunu izlemiyor ya da inanmıyor ,genclerin imanını çalmak icin süsleyip süsledikleri asil sen onemlisin gerisi hikaye, sen iyi ol hersey iyi olur uc silahşörler ;para güç sağlık seni izler demeye getiriyor da  iii öyle degil. Her şey icin calismak zorundasın. Saglik icin vücuduna bakmalı ve korumalı, kiran ve yiyecek icin calismalisin. Ha sen ustunsuculer oderse o baska :) 

Aslında neden hala yazıyorum bilmiyorum ama birileri imanımızi sagdan yaklaşıp çalmaya calisirken susmak zor geliyor.

25 Ekim 2013 Cuma


Koçu nasıl bilirdiniz ? Şu bayramda kesilen mübarek hayvan değil canım,  Diğeri

Hani şu kartel olan,  türkiyenin tek hakimi olmak istediğini düşündüğüm , her taşın altından çıkan . Yıllarca avrupanın tedavülden kalkmış  kalitesiz arabalarını millete kakalayan , yerli araba üretilecek diye ödü kopan.

Çalışanlarına bıyık bırakmayı el altından yasaklayan. Fabrikalarında maaşı artan işçisini işten çıkaran.

Adı anılmayan ortaklarının yahudi olduğu söylenen. Bazılarına göre ilk şirketleri osmanlı parasıyla kurulan.

Masonik oluşumlara katıldığı söylenen. Ceplerine iki kuruş az girince celallenen ve hükümeti en çok eleştiren ama ülkenin kaymağını en çok yiyen.

Yetkili servislerinde bile başörtülüye surat asılan yer gösterilmeyen.

Geziye marketiyle oteliyle sponsor olan .

Vergi ödememek için ingiliz bayrağı taşıyan yatıyla denizlerde arz- ı endam eden.

Bu milletin parasıyla zengin olup bu milletin bayrağına şunu reva gören ;


En sonunda bu haltı da işleyen ;


Siz şaşırdınız mı ? Hiç şaşırmadım. Yıllardır boykot ediyorum ki onları zaten. 

4 Ağustos 2013 Pazar

Günlerden pazarmış , bilemedim


Aslında bugün güzel başladı sabah
Geç kalktık , azıcık sallandım sağda solda uyku sersemi gezindim   Sonra düştüm yollara. Teyzemin kızı gügü evleniyor.

Yardıma gittim ama geç. Saat üçte gelen yardımcıdan ne hayır olur ? İşte o yüzden misler gibi kavgamı da ettim evime geldim  . Gügü işlerden bunalmış, oruç başına vurmuş, teyzeme isyan hallerinde , teyzem sessiz ( hayret!)  arada kaldım tabii. Durum vahim ; gügü elden ayaktan düşmüş annesine bakmakta lakin o da çenesini tutamamakta. Velhasıl bunların rutin olmuş günlük doz tartışmaları. Arada kalana acısın Allah. İşte aradaki olarak bugün gerildim de gerildim onlara laf anlatayım derken . Sabır ise yay burcunun erdemlerinden değil maalesef.


Ha tetemin bir de oğlu var olmaz olası , bütün erkek evlatlar gibi duyarsız ve bencil olan. Emekli maaşıyla geçinen annesine bir somun ekmek alıp gelmeyen. Bugün liste yaptık aradık onu şunlar şunlar eksik diye , ne dese beğenirsin ?  Sokaktaymış kağıt kalemi yokmuş felan. Tüküreyim sana demediysem de suç bastırmak için , konuşurken abi dememişim diye çemkirince nefsime , ipler koptu  uğraşamam senle deyip çatladım telefonu. Vay efendim nasıl kapatırmışım zır zır arar anasını , duysun diye sayarım hatalarını odanın öte ucundan. Kandilin ecirlerini toz ettik mi acaba ?
Yok yok anasının altından evini alıp kendine ev almaya çalışan  evlada az bile saydıklarım.

İş büyüklerde bitiyor aslında onlar , göçüp gidince toprağa , meydan kalıyor çakallara. Eniştem olsaydı sağ yapamazdı o mendebur böyle tavır. Ya da babam olsaydı hayatta , ne annem olurdu boynu bükük , ne kardeşlerim sermayeyi kediye yüklerdi , teyzem bile böyle olmazdı , en azından oğlu böyle yapamazdı. Öyleydi babam; sert ama duyarlı.

Ey babalar ölmeyin vakitsizce !
 Bilin ki munis evlatlar aslan kesiliyor analarına eşlerine kuzu olsa da !

 sıcaktan mı ütüden mi ağzım kupkuru olmuştu vesselam. Yoksa yolda zaysız zaysız konuşan iki yeniyetmeye verilecek cevabım vardı şükür   ;İhtilal olsa bile türkiye on yılda düzelmezmiş :D  bak sen :D  adama sormazlar mı sen hiç ihtilal gördünmü ? Diye. Sorsan kendini çağdaş diye tanımlar eminim ; kaba güçle eşkıyalık da bir çağdaşlık sorma gitsin.

Yok yok alfabenin hangi harfiyle anılsa da bu nesil hiç zahmet çekmedi , o yüzden bu kadar ukalalar keşke , birazcık milliyetçi olabilseler , o tarafın çıkarı bu tarafın istekleri yerine ülkemizin diğer devletler karşısındaki yükselişine odaklansalar . Sağı solu hack edecek aklı olan bunu haydi haydi yapar ama ne çare ; iş sokaklarda çalgı çengi çalacak kadar aydın ve demokrasi aşığı ailelerde bitiyor kardaş.


5 Haziran 2013 Çarşamba

Nihayet


Asabiyetim geçti de tarafsız bir gözle bakabiliyorum olaylara. Belki de mübarek kandil gecesinin rahmetinden. Tamamen kendi şahsi düşüncelerimi yazıyorum her iki taraf medyayı gözlemleyerek ve tweet lerden etkilenmeyerek
Ne olduğunu anlayamadan süregelen bir protestonun birden alev almasını  gördük beraberce. Evet polisin tepkisini  şiddetli buluyorum. Bunda üst düzey emniyet amirlerinin yakında değişmiş olmasının bir etkisi var mı acaba ?
Protestolar geniş kitleye yayıldı ve tencere tava hareketine döndü , anında 250-300 civarında yabancı uyruklu ajan damladı olay yerine ve başladı provake olaylar . Sanatçı dediğimiz kesimden bir sürü insan çeşitli gerekçelerle ön saflarda yer aldı. Onların fanları da öyle.
Evinde oturup şu sokakta sıkıştık yardım edin ve yahut polis bizi bir yere kapadı biber gazı attı diye tweet atan atana. En son oğlumun gösterdiği resimde bizim buralarda bir yerde çatışma olduğunu polisin biber gazı ve su sıktığını gördüğümde hemen ibb nin canlı yayın kameralarına baktığımda in cin top oynuyordu. Ey photoshop sen nelere kadirsin dedim ve tweeter  inandırıcılığını orda bitirdi. Camiiye giren göstericilerin içki içip , ayakkabıyla gezdikleri resimlere de inanmadım bu yüzden .müslümanım diyen hiç bir türk genci ne olursa olsun bunu yapmaz yapamaz
Medya her zaman ki gibi sınıfta kaldı. Alanlardan yayın yapanların isimleri malum , amaçları da. Kuruluş amaçlarını başarıyla yerine getirdiklerini söyleyebilirim kibarca. Daha renkli cümlelerimi ilk günlerde harcadım bitti :)
                                  

Hain avrupa kendinden bekleneni yaptı hiç şaşırtmadı habire verdi gazı verdi gazı . Zaten hep
biribirimize düştüğümüzde övmedi mi bunlar bizi ? Ordan şüphelenmek lazım.
Ve biz nerdeyse birbirimize düşecektik , hemen kamplaşmalar başladı. Geziciler ve evinde oturanlar diye. Geziciler de üçe ayrılıyor zannımca ; gezi parkındaki ağaçlar için eylem yapanlar , bunun sonucunda seçimle yapamadığımızı belki yaparız diyenler ve masonlar ya da dış güçler ya da ergenekon vs örgütlerin kaos ortamı oluşması için konuşlandırdığı kişiler.
Önce de bu gösteri sahnelenmişti hemen tanıdım o yüzden. Vatandaşı söylemlerle birbirinden şüphe eder hale getirme ,başkalaştırma diyebiliriz. Başörtüsü kabullenilmiş bir olguyken vay efendim altındaki düşünceye zihniyete karşıyız diye diye konu komşuyu , öğretmen öğrencisini birbirinden şüphe eder hale getirdiler. O zaman biz hükümeti değiştirelim diye eylem yapmadık hiç. Boynumuzu büküp ağlaya ağlaya derse girerdik,  en arka sırada suçlu gibi dikkat çekmemeye çalışarak otururduk. En güzel zamanımız üniversite çağımız kabus gibi geçti bu yüzden. Biz müsebbibleri Allah'a havale ettik sadece.
Kimse başbakanını ya da muhalefet liderlerini sevmek zorunda değil.oy verirken   ülkeye kimin daha iyi hizmet edeceğini düşünürsem ona oy veririm. Çünkü çekiyorsak hep beraber çekiyoruz  ceremeyi. Kendini elit sayan malum ailelerden bahsetmiyorum , onların işleri her daim tıkırındadır kaymak da hep önlerindedir ne hikmetse. O kaymağı  paylaşmaları gerektiğindeyse agresifleşirler ,  hatta hükümet düşürmeye el altından destek verirler.
Tepki çeken uygulamalara gelirsek; belirli saatten sonra içki satışının yasaklanması. Ki bu uygulama her ülkede var. Türk gençliğinin alkolden sınıfta kalmasını yılbaşı gecesi seyrettik beraberce. İçme yaşı ortaokula inmişken endişenmemek nasıl mümkün ?    İrlandayı içkiyle uyuşturup el koymadılar mı ? 
Üçüncü köprünün adı. Yahu hangi köprünün adı konurken bize danıştılar ? 

Dedim ya tarafsızım,  baktığımda şunu merak ediyorum ; hükümet  bu kadar garezi hakedecek ne  yapmış ?
Milli gelirin on yılda 2500 $ dan 10500$ çıkması ?
Imf borcunun bitirilmesi ? ( son kırk yılda iki defa olmuş)
12 dev projeye başlanması ? ( çoğunun ederi bazı ülkelerin bütçesine eş)
Dev bir örgütün çökertilmesi ve faili meçhullerin üzerine gidilebilmesi ?
Türkiyeye dış ülkelerden habire yatırım yapılması ve kredi notunun yükselmesi , enflasyonun tek haneli rakamları görmesi
Yok yok bunlar sevinilecek şeyler çanağı çömleği alıp kutlama için ben de mi insem acaba sokağa ?





31 Mayıs 2013 Cuma

İrdeleme


Yazılarımı okuyanlar bilir öztürkçe kelimelerle aramın iyi olmadığını. Demirsel indibindiye asansör , oturgaçlı götürgeçe otobüs demeyi tercih ettiğimi . İşte bu yüzden mecbur kaalırsam kullanırım irdeleme sözünü. İnceleme'yi tercih ederim. Yine de zihin yorgun olduğunda dile söz geçmiyor , laf ağızdan kaçıveriyor. Özür yazısı gibi oldu.

Neyi inceliyeyim ? Tabii ki son aylardaki favori dizim ,huzur sokağını. İlk başlarda reytingleri hayli yüksek olan dizi şu sıralar kan kaybında olmasına rağmen ciddi bir hayran kitlesine sahip. Çoğunluğu müslüman olan bir ülkede tvlerde böyle ciddi anlamda bir çalışma yapılmadığı için belki, bir kesimdeki çoğu insanın bildiği bir uyarlama olmasından ya da oyuncu kadrosundan sevildi böyle.

Feyzayı canlandıran Selin'i bilir herkes acı hayattan ve adanalıdan. Kutsi'nin ise zaten hazırda bir hayran grubu mevcut. Güven hanımı sezon sezon süren diziden dolayı tanımayan var mı ? Yanına yeşim salkım ve ayşe sultanla Hasan amcayı da koyunca, set olarak da hepimizin imrendiği ahşap evlerle dolu mahallecik olunca olmuş sana ballı lokma tatlısı !

                             
İlk bölümler nefisti ; Feyzanın cüretiyle ve sıcaklığıyla Bilalin başını döndürmesini izledik , sonra tam Feyza vazgeçeceği anda Bilalin aşkını dillendirişine tanık olduk , tam içimiz rahatladı derken başladı entrikalar , soluksuz izledik.

Biri bitti derken diğeri başladı , hiç bir dizide olmadığı kadar kötü karakter dahil oldu diziye. Öğrendikki senaristler değişmeye başlamış. Bilal huy değiştirdi adeta ; gurur abidesi sevdiğine acı çektiren ve affetmeyen odun  gibi biri oldu çıktı. Feyzaya da ezik rolü biçildi , hep ağlayan ve özür dleyen ama hiç affedilmeyen. Bir de üçüncü kişilik var dizide Bilale aşık ama sevenlerin arasından nazikçe çekilen. Bitmek bilmeyen senarist değişimleri sadece ona yaradı doğrusu ; neredeyse azize mertebesine çıktı kendileri.

Kitaptaki son mutlu değil okuyanlar bilir , ama dizinin de şu ana dek kitaba uygun gittiğini kim söyleyebilir ?  Millete sevdirin Feyzayı tüm şirinliğiyle sonra da ayırın sevdiğinden reva mıdır bizlere acep ?

Dizinin face'te halihazırda bir resmi sayfası iki fan sitesi var habire işleyen . Gurbetçi kardeşlerimizden tutun da , memleketimin her türden insanına dek uzanan geniş bir yelpazede hayran kitlesine sahip. İçlerinde ben bile varım ayol ! O derece !

Face sohbetlerinden ümitsizliğe düşüyorum bazen diziyi tartışırken . Seviyeli bir manzara  olmuyor çoğunlukla. Argo konuşanlar,  küfür etmeye yeltenenler  konuştuğu gibi yazanlar ya da o kelime öyle yazılıyor zannedenler ...

Ümitsizliğe düşürüyorsun memleketim insanı bazen ; inan ki sarfettiğin kelimeler yansıtıyor seni dünyaya haberin olmadan. Kitap okumadığını , sadece  tv ye ve maça programlandığını , klişe nakaratları kafanın bir köşesine yerleştirdiğini ve lazım geldikçe çıkarıp çıkarıp kullandığını en acısı ise , birileriyle dalaşıp üstün çıkmak için can attığını

Biliyormuydun ?



28 Mayıs 2012 Pazartesi

hestayım çorbam nerde ?

kulak asmayın,ağrıyan boğazımın gazıyla sarfettiğim cümlelere.

hastalıklar devam ediyor,   felaket tellalı gibiyim son günlerde zaten,haber verip kaçıryorum.   tam bu sene hasta olmadım derken,   önce evin içinde düştüm ,salakça hem de.    ayağımı kaldırmam gereken yerde beynim ayaklarıma emir göndermedi zannımca ki;    lobut gibi devriliverdim.   tutunmaya çalışsam da ne mümkün ?     bir baktım yerdeyim. sonrası şekil değiştirmiş ayağımla bakışıverdik.
hastane felan derken ,   buz küpleriyle sarmaş dolaş yattım bir iki gün.    gözüm açılmışken bir pazara gideyim dedim .   hani malum hepimizin sezonluk çorap çamaşır alışverişi için,üşütmüşüm ki öksürük tıksırık başlayıverdi.
kızıma her geldiğinde bir iki sürpriz yaparım, minik şeyler işte ;



meselenin vehametini anlamamışım ki,lise arkadaşlarımı ağırlayasım geldi.  şak ! diye ertesi gün yataktayım.o gün bugündür böyle.
bugün biraz açıldım da sohbete gittim,iyi ki de gitmişim.   dünyadaki bütün kötülüklerin babası olan ırkın hakettikleri belayı bulacaklarını öğrendim ,soğuk soğuk sular  sular serpildi yüreğime.

ah sohbet grubumuzun  çaçaronundan bahsetmeliyim size;    geçen hafta yediği herzeden de.
bu hatun hanım hanımcık gözükmekle beraber,   sohbeti kaynatmakla muhalefet olmak arasında gidip gelmekte aslında düzenli bir öğrenci.lakin baştan beri kanım ısımamaktaydı kendisine,bak sebebi varmış işte. hocamız takva ehli olmakla beraber,asri gelişimlerden ve haberlerden asla uzak olmayan bir bayan.aynı böyleydi çemkirirken;


bir ara memleketi birbirine düşürenlerin neseplerinden bahsederken ,bizimki bir hışımla söze karışıverdi.sanırsın ki , onlardan.   halbuki iktidara hasret kalıp da ,   ağzı köpürenlerdenmiş ki,ne söylediğinin, daha önemlisi nasıl söylediğinin farkında değil.  hoca hanım,islami terbiyeyi nasıl da sindirmiş içine;  hiç uymadı onun tükürüklü sataşmalarına,tatlılıkla halletti meseleyi, asla ve asla yapamayacağım şeklide.
ah hasta yatağının vazgeçilmezleri;



ayıplayan ve hor gören bakışlarım çarpmış ki gözüne ,surat asılan oldum bugün.terbiyesiz biri olsaydım diyecek lafım vardı,   lakin bloggerde küfredip rahatlayanlardan değilim.
hani hiçbir şey sebepsiz olmazmış ya;    islamı hayatına uyarlamanın ne demek olduğunu ve insanların nasıl bir anda değişebildiğini öğretti bu olay.sevmiyorum seni insanoğlu,çok kaypaksın bea !

4 Şubat 2012 Cumartesi

bir - ki deneme

gözümüze sokulan     magazin haberlerinde rastlamışızdır; felancayla filanca beraber yaşamaya başladı veya sevgili oldu vs vs dedikodular yada gerçekler. gafiller topluluğunun alkışları arasında hem de.

iki insan birbirinin neyini dener ?   huyunu - suyunu mu ?   tövbe Yarabbim,  yoksa  vücudunu mu ?
bu nasıl bir aşağılanmadır bir kadın için ? gel seni deneyim beğenirsem alırım ,lakin ne kadar süreceğine söz veremem bak. külli zarar.




biz onlara göre en hafif tabirle saf oluyoruz bu arada.evlenip birbirimizin kahrını  yıllar yıllar boyu bazen kabullenmeyle , bazen de kahırla  çektiğimiz için.

ve buna razı olan kadın nasıldır ki ,ellerini silkeleyip  yoluna devam eden erkeğe razı ? sana azmış ya da kudurmuş demek ne kadar kolay aslında. ya da derine inip, sevgiye açlığına bakmak lazımdır belki, midem ve sabrım müsait değil ,sorry.

peki ünlüler arasında süregelen rutinin toplum geneline doğru cayır cayır yayılışına ne demek lazım ?
zina ,zina zina..
ve cehenneme doğru oluk oluk giden insanlar..


görsel

10 Ocak 2012 Salı

ne yaptınız bize ?

ey dünyayı yönetenler  !   biliriz biz ,  her oyununuzun  kirli bir satrancın  bir hamlesi  olduğunu.
bizler laylay lom gezerken ,   siz kurdunuz oyunu, dizdiniz piyonları

bizler halis munis bir ırktık ;   bozdunuz bedenimizi ve kafamızı.
biz ki;   kışın bir iki kere nezle olup bazen yatarak bazen ayakta atlatırdık topu topu .  ismi cismi duyulmamış hastalıklara gark olduk şimdilerde.

kışın domates salatalık yemezdik ;   ateş pahasıydı ,ucuzlattınız .   yedik de ne oldu ?   attığınız ilacın tadını alır olduk salatadan.
yaşlı insanlarda duyardık nadiren,    şeker hastasıymış diye.     şimdi her ay yüzlerce minnak çocuk,  tip 1 diyabetten ,  iğnelere mahkum hayata merhaba diyor.
 
paravan kampanyalarla ,  gen haritamızı da çıkardınız,   yuh olsun kirli emellerinize.
kanser ne kadar seyrek vakaydı,  şimdiyse adım başı.     radyasyona film çektirirsek maruz kalırdık, artık her an her yerde ve cebimizde.



2050 yılında alzheimer hastası sayısı en fazla olan ,  dört ülkeden biri olacakmış ülkemiz;   şak şak şak
ne güzel akıbet.
bize yıllar yıllar boyu ,   hibe ettiğiniz aşılara,   mamalara neler neler kattınız kimbilir ?

ahlakımızı ne yaptınız peki ?  ar,  namus ?    sizin cinsinizden dört ayaklara yem ettiniz !   ped reklamı çıkınca mosmor olan neslin çocukları    şimdi markete giden babaya sipariş veriyor.

eskiden ,  pantolonumuzu giyerdik belimize kadar,   kemerimizi de takardık bazen süs,  bazen düşmesin diye. şimdiyse et gösterme derdinde herkes.     kasaba buyursun meraklısı , orda gani gani.

herkes işini yapardı,   eğlence sonra gelirdi, sapıtıp cıvıtmadan.    artık baştan savıp görevi, kaytarma derdinde herkes.     bir de çok çalışıp,   yorulmuş gibi     ufacık tatilde kaçalım fikirleri uçar durur kafada.

hani dillere destan milliyetçiliğimiz ?    noele özenen bünyeler, kadeh yarıştırmayı ,yeni yıla hoşgeldin mazereti arkasına sığdırmaya çalışarak gülünç oluyor.mızrak çuvala uymuyor bea !

sayfanın aşağısında yazdığı gibi,   film seyrederken ailecek , bilinçaltımıza ne komutlar girdiniz ve nerelere kadar değiştirdiniz aslımızı ?

keyfe göre, hoşa giden  fetvalar veren,  yalancı mesihler mi ararsın,kazanda kalan son mıusır için adam öldüren psikopatlar mı ?

hepsi var bu topraklarda .    kimi devşirme,    kimi özenle yetiştirilmiş   ve yerleştirilmiş .


görsel

12 Aralık 2011 Pazartesi

ne kadar memnunum;    iş hayatımın yeknesak sakin temposundan.      tek derdimin aniden biten erzak olmasından.     iki senedir,    günde en az beş saat ayakta çalışıp didinip ,toptancılarla didişip,evde de annelik yapmaktan    ve takdir görememekten,   ne kadar bıkmışım.
artık sorumlulukları,    mal alımlarını eşime bırakıp,    ücretli çalışan gibi etliye sütlüye karışmadan çalışmak ne rahatmış  yarebbim.      nazar değmesin,    sinirlerim alınmış ,    depresyon hapı içmiş gibiyim.



ey     kendi işim yaygarası koparıp,   bir işte tutunamayanlar ! oturun yerinizde ve sağlıkla yaşayın.   bilin ki;  bu kadar ağır vergilerle   ve bu kadar kaypak piyasa insanlarıyla,   türkiyede iş sahibi olmak    ve devam ettirebilmek,    eğer  gani gani semayeniz yoksa,    ip cambazlığından   yok bir farkı.
avuçla kazanırsanız,   kürek dolusu oluyor ödemeleriniz,     bilanço zamanı şaşkın kızı oynuyorsunuz her daim. tabii halkın sağlığını tehlikeye atmayıp,    geceleri rahat uyumak istiyorsanız.  gerçi  devamlı stres sonunda, dert sahibi olup,   yine de uyuyamıyorsunuz.

aslında kendimi bildim bileli cadıydım.      çocukken fazla arkadaşım olmadı hiç.    gençlikte de öyle; herkesle kanka olan bir kız değildim.     ilk cadılık sinyallerini    dedeme vermişim,     hatırlamıyorum;    şeker tutarken hepsini alacak gibi yapmış,  çemkirmişim bıcırca.  ilk patlamayı da    seboşun kaynanasına  yapmıştım, daha sonra da yengeme.    nasıl yapmam ,    kadın oğlunu evlendirdi seboşla,   sonra da itinayla ayırdı,çeyizini vermedi.     bizimki de bir gün çilingire açtırdı kapıyı    ve eşyaları yükletti kamyona. tam gidecekken,   kaynanası yakalamış ve dövüşmüşler. karakolluk olduklarında ,hayatımda ilk defa karakola gittim.     nasıl sinirlendiysem,  kadına üzerine yürüyüp bağırmışım; rahmetli babamın,   şakınlıkla  karışık  bakışlarını ve sözlerini hala hatırlarım;    hiç böyle olduğunu bilmezdim.      evet baba ,   sinirlenmek sana özeldi bizim evde,   bize fırsat kalmazdı.




ne kadar cadıysam da ,  sevdiklerime karşı o kadar da savunmasızım,    burda yazdığım gibi. yay burcu insanı olarak,    üzüldüğümde dibine dek üzülüyorum maalesef.        kendimi ifade etmek için,    çırpınma seansları başlıyor ve genelde iki gözü ki çeşme gelen,   büyük ağlama.   hele az bir vakit öncesi , coşkuyla güldüysem, sağanak kaçınılmaz oluyor.      duy beni mümine'm.
ve en sevmediğim bölüm başlıyor;     bünyeyi üzene başlayan kin    ve uzak durma.    kendini kollama hasebiyle belki de.
ister aney ister kardeş.    büyük kaçış başlıyor...

20 Kasım 2011 Pazar

ara bozan- yürek soğutan , bay ya da bayan

gelmesin uğramasın sayfama,   bozmasın halet-i ruhiyemi,    zor bela kurduğum dengemi.    mümkünse bulsun kendi gibi ,   ara bozan,    kavga çıkaran fesatlıklar kraliçelerini.




misal;    deprem olur    hakettiler der,    kendini bilmez.    saldırır hainler pusuda ,elinden geleni yapanı suçlar, sanma ki içinin yangınından,     nifak serpmektir niyeti  onun.     milli bayram- dini bayram tartışması çıkarır. işi gücü kamplara ayırmak yani .

yoksa ,  yahudiden maaşlı bölücü ajansın da,  haberimiz mi yok ?

genelde yazılarım ,         toplumsal gerçekler  ve eleştirilerden oluşuyor.      eleştirmek hoş değil.    azaltmaya çalıştığımdan emin olabilirsiniz.       yamukluklara karşı, hiç bitmeyen toleransı olan insanlara, nasıl imreniyorum bilseniz.    onlar gibi olmak için,    kimbilir kaç fırın ekmek yemem gerekiyor .

kırkındaki aydınlanmam için (!)  kutluyorum kendimi

2 Kasım 2011 Çarşamba

çemkiresim var birine ;

çoktan sönmüş bir yanardağın aniden patlaması gibi püskürüp,    habire lav akıtasım var şu istemem yan cebime koyculara ,     kendini ağırdan da olsa     pazarlayanlara.

dürüst olun !       lütfenmişcesine,      ama hergün yılmadan yazı yazıp,     sonra da bırakırım     belki ,  diye takipçilerinize nazlanmayın please .       midem bulanıyor,     dansöz oynar gibi,   her dediğine inanan, temiz niyetli insanların önünde show yapıp,   raks etmelerine.





lütfen yazıyorsan,    niye her gün buralardasın ?     kendini hangi kaf dağının prensesi sanırsın ki,  kimseyi izlenmeye değer bulmazsın ?      ve sana yaltaklanmayan herkesin ağzından çıkana,    bu önyargı neden ?  didikleyip durursan ,  bulursun tabii alınacak bir kelam .    bilirsin tabii, onun sana övgüler düzen tebaandan olamayacağını.     lakin halkın ergenlik çağında hala ,      bilesin.

küçük dünyandaki en ufak kıpırtıyı ,    gittiğin iki adımı olay addedip ,  yayarsın  laf salatasıyla cihana.
yayadur sergini , lakin emin ol   usandık artık pozlardan ,bayan  !

görsel

20 Ekim 2011 Perşembe

yakıştırabilsem kendime, tüküresim var birine;

az önce bir kardeşe,      hayvandan aşağı insanlar canımızı ,evlatlarımızı yaktılar,    diye yorum  yazdım.

canımızın yangınına   çare ararken,    bir de  sanal alem goygoycularıyla mı uğraşacağız ?

kendini bilmez terbiyesiz çemkiriyor ,    hani nerdeyse utanmasa diyecek hükümete,   sen yaptın diye




o kadar nefret dolu ki ,   taşıyor kabından ,asit  misali değdiği yeri yakıyor.

yapmayın ya,     hedef şaşırtmayın;   ulusça belli düşmanlarımızı, dağda uçan saf kuşlar bile biliyor artık.
nerde yaşıyorsan sen ?  nerde geziyorsan  bayan aval  ?

ulusça bir olup,     acımızı paylaşmak,    birbirimizi teskin etmek yerine ,fesat saçıyor  meymenetsiz ağzından.
cevap vermem böylesi nasipsize.       çünkü onlar nefretini  etrafa bulaştırmak için,   bunu da sebep kabul edecek kadar şerefsizler.

çekildim gittim sayfasından,    onu kendi gibilere  bırakarak ve    EN DOĞRUYU BİLEN'e    havale ederek

7 Eylül 2011 Çarşamba

ikinci raunt

bayramın ikinci günü için ,   goncam ve kardeşi      tokat ve sivas gezisi planladılar.     uzun istişare sonucu çocukları bırakıp,   dört kişi tek araba gitmeye karar verdik .      halalara bayram ziyaretine gittiğimizde, planımızı açıklayınca,   dananın kuyruğu koptu.     bayan her gidilen yere takıntı    ve   onun asalak kızı (görümcem),beklenenin üstünde ilgi gösterdiler    ve teklif beklediler.   eltimle beraber,   ona ve kızlarına tahammül edemeyeceğimize karar verdik .     lakin ,   yüzsüzlüğün bu kadar uç noktalarında, gezdiklerini bilmiyordum o zaman.     hala dönüşü,    görümcemin kocası ,    kaynanamı kenara çekip,davet edilmediğimiz gezi için,    en kibar tabirle istekte bulunmuş.
ikinci resimdeki ,kola tabelasına dikkat !      Allahın tokatlısı işte.





o dakikadan itibaren,   konuşmak için kıvranan ,    hesap sormak için çırpınan,   beş karış suratla gezen biri haline geldi kaynana.     konuşmak istedi,   hep beraber gitmek için.     hesap sormak istedi,     niye bizi götürmüyorsunuz diye.      öyle alışıkmış ki kendileri ,her kısıra maydonoz olmaya,     kendinden habersiz gidilen her yere,    tepkiliymiş ve hesap soruyormuş.
ahh     olgunluk nerdesin ?     hiç uğramamışsın,    6o küsür yaştaki bu kadının dünyasına.

açıkca cephe almasa da ,sorumlunun ben olduğunu düşündüğünden,      ters davranmaya başladı,oğluna ise surat asmalar.      poğaça yapmaya çalışıyorum;  soda yok, market kapalıdır,   mayalanmaz o,  vs vs bir sürü saçmalık.     güleyim mi,  kızayım mı  bilemedim.    senede bir  gelen oğluna,   gezmeye götürmedi diye, surat asan anneye bravo...
öyle zoruma gitti ki,    misafir oladuğum evde,    bu davranışla karşılaşmak ve susmak.   tek artısı eşimin gözü önünde olması.

benim olmadığım bir an hatun,    kaynıma ben de gelicem demiş,    o da yer yok arabada deyince,  demagoji iş başına geçmiş,     bir annenizi mi sığdıramıyorsunuz diye ?      sığdırırız tabii,    ama kıskanıp, surat asmayan kendisine gel diye,   teklif edilicek bir anneyi , başımızın üstünde taşırız.
sabah,    uyanık olmalarına rağmen , sessiz sedasız öksüz gibi çıktık,  yola koyulduk.   ilk durak,tokat ballıca mağarası oldu.

mağara dağın tepesinde olmasına rağmen,    gezerken yerin 15 mt altına iniyorsunuz,   sarkıt ve dikitlere zarar verdiği için,   fotoğraf çekimi de yasak.     inişte vadi ne kadar güzeldi;





bayramın ikinci günü olduğu için,   mağara ziyareti bitene dek,  aç kaldık.    birisinin ah'ımı tuttu acaba ?
neyse telafi ettik burada;





oradan,  tokat el boyaması güzellikleriyle tanışmak için,   ver elini Taşhan.
bir tanıştık,pir tanıştık.  soldaki,   balkon masama ,dertsiz. diğerlerini salon masama aldım.en sağdaki kök boya el baskısıymış.   90 derecede,  bile yıkansa,  desenler silinmezmiş.satıcının yalancısıyım ;





tokatı gezince sivasa geçtik;





önceden araştırma yapmadığımız için yerli halkın danışmanlığıyla gezdik.çifte minareli medreseyle,kongre binası aynı meydanda.





kalesi ise yıkılmış sanırsam,    yerinde seyir terası ve çay bahçesi var,     şehri kuşbaşı seyrettiğimiz;





akşam yemeğini, dönüş yolunda    yine tokatta yedik,   beğenmediğimiz için resim yok :(
akşam virajlı yollardan döndüğümüzde,   saat yarımdı    ve   mahkeme duvarı kapanmıştı :)

kaleden sivas;





ama mesele hala bitmemişti ...

5 Eylül 2011 Pazartesi

1,2,3 çorum




çorum  günlerinin üçüncüsündeyiz.     bu üç güne,    bir köy gezisi,     bir iftar çadırı ,   gece alışverişi , iki davet sığdırdık.     ehh       biraz zor oldu tabii;





köye gitmek güzeldi,    trekking de;
doğa ,    insanın sıkıntısını alıyor,    ne de güzel avutuyor.       kaynana sıkıntısını da.
iki cambaz asla bir ipte oynamıyor.     bir defasında biri düşüyor ,  diğerinde öbürü.    düşmek can sıkıcı da olsa,     olan seyircilere oluyor,      kime tezahürat yapacaklarını şaşıyorlar.





sorun;     iki gece üstüste,      aynı yemeği yemek istemememden çıktı;    etli patates.     halbuki ne tatlıydı,  kaynımda yediğimizde.      ertesi günü, köy gezmesinde      şımarıkça ben onu yemek istemiyorum, deyince kaynana damarı tuttu    ve ısrarla reddetmesine rağmen,     mecbursun dedi .    bir yay burcuna?       hem de sıkça kullandığı,     diken diken kelimelere gıcık olan     ve     görmezden gelemeyen bir yay'a?     cık cık cık.. boğaya kırmızı bayrak salla ,  daha iyi.

gülerek,    ben de gider lokantada yerim, dedim de cevap geldi hemen;    ben de takılırım peşine diye.  benim cevap da hazırdı;     alışıksın zaten.    bu sefer o da hazırlıklıydı.   iyi yapıyorum deyiverdi .    pişkinlikte son nokta.
tabii evveliyatı var,    bu gülerek de olsa yapılan çemkirmenin.     eşim aslında,    köy ziyaretine kardeşiyle gitmek istemişti,  sonradan  eşleri de katmıştı.     önceden, dere tepe beraber  gezmeye ,benden söz aldığı için tamam demiştim.       ama bayan her gezenin peşine takılan,     nasılsa duydu ve yapacağını yaptı,    takıldı. eşimin, kardeşiyle vakit geçirmek istediğini bildiğimden ,    bu gerçeği bildirdim usulca.     ama kaynana istemeyen    gelin durumuna düştüm ve yüzsüzce geldi.  tek seçeneğim yoksaymaktı.
skor; 1-0

akşamüzeri  eve gelip ,  onları bırakıp kızımı  aldık ,  doğru çarşıya .    kapıyı çekip çıkarken açıklamayı evlatlarına bıraktım.
berabere; 1-1




iftarımızı iftar çadırında yapıp,     bayram alışverişine çıkmış,   insan selinin içine bıraktık kendimizi.  hasan ustada bir mola;





lakin dönüşte,   hesap sorulan oldum.    bu kadar gerginlik aşardı teyyareyi.      kendimi  şaşırtarak, ılımlı nazik cümlelerle üzüldüğümü belirttim ki,   düpedüz hafif kalıyordu.   oysa  gıcık olmuş,   çıldırmış,   diş bilemiş , bıkmıştım vs vs..         alttan aldıkça hesap sordu ,   sıkıldım konuyu kapasam da ,kararım kesindi;
seneye çorum başlangıçlı karadeniz turu ,kaynım ve eltimle beraber lakin kuyruksuz .
siz şimdi, tatilin kalanında anlaşmazlıklar bitti,can-ciğer -kaynana-gelin  sarması olduk  sandınız değilmi ?

 nerde..     ikinci raunt    gelecek

22 Temmuz 2011 Cuma

bela mıknatısı

emindim   zaten,      gaddelendim.       tescillenmeme az kaldı.
yapım pek telaşlıdır;    sakin iş göremem. doğal olarak,  kör  şeytan da pek karışır işlerime.  iş  bu yüzden, her daim gazi gezerim, burada da söylediğim gibi.




ev süpürmek demek ,süpürgenin ayağına,   en az bir kere ayağımı vurmam demektir,    olmadığı vaki değil. keskin bıçaklarla hiç aram yoktur.        bazen durduk yerde ,   dolap kapaklarına başımı çarparım.  başımın döndüğünü düşünmek isterim,       gidip kafamı tak diye vurduğumu düşünmektense  .    işe başladığım ilk yıllarda , ayak parmaklarımı merdivene çarpmaktan,     bir parmağımı kırdığımı söylemiştim .

hadi bunlara alışmıştım da , belalı insanları çekmeye  ne demeli ?        neredeyseler buluyorlar zatımı,  çemkirmek için.        ikili ilişkilerde olabildiğince empati yapan,    güleryüzlü biriyim ,   bakmayın  burada sağa sola çattığıma;   deşarj alanım burası  .




geçen hafta  görevini hatırlattığım,    okul yöneticisiyle kapıştık.    neden  ?   bağırıp hakaret ettiği için .
asla tartışmayı başlatmam ve sesimi yükselten olmam  .      karşımdaki yaparsa uyarırım,     baktım anlamıyor
ehh ..    yay burcunun sabrı da bir yere kadar değilmi ?       o zaman  bağırmak neymiş ?     görürler .
az geçmedi,      kuru temizlemeciyle papaz olduk..      buyur bakalım

ruh sağlığım için,   kaçmaya çalışıyorum .   böyle şeyleri,     bir çırpıda unutan yapıya sahip değilim ,ne yazıkki.   bu da en yenisi;   dün  sohbete giderken ,   apartmandan çıkıyorum.    o      arada  aceleyle içeri giren tanımadığım hanım,       neyseki siz kapıyı iyice kapatırsınız dedi.       ne düşünüyorsam,    dalgınım cevap vermek aklımdan bile geçmedi.        arkamdan kapıyı çektim,     iyice kapatmıştımki,    kadının yükses sesle konuştuğunu duydum.       telefonda konuştuğuna vehmetmiştimki,     neden cevap vermediniz  ?   dediğini duydum;    gözüm kayıverdi yüzüne .   gülerek bana söylüyormuş meğer.      afalladım ;    kızıyor desem niye gülüyor ?       kızmıyor desem,    niye hesap soruyor?    öyle şaşkınım ki ; bilmem demişim saf saf .



şimdi bu kadın mı dengesiz,    sırıtarak hesap soracak kadar ?       hem niye hesap soruyorsa ?
yoksa iletişimsizlik bende mi ?        anlamadım,     ümidimi de kestim artık.         buluyor bunlar bir şekilde,   çekiyorum mıknatıs gibi,   arızaları.

inanın geçenlerde girdiğim sınavda,    sınav yetkilisi kadın dikkatlice bakınca ,      eyvah dedim,    burada da mı? kadın aniden gıcık mı kaptı ?        yoksa  kızdığı birisine mi benzetti ?
yakında nefeslerimi korka korka     ve sayarak alacağım,       kazaen birisiyle gözgöze gelirim diye,    ödüm patlayacak sanırsam .
daha neler yahu !       ey insanlar !       uğraşmayınız ve bulaşmayınız lütfen,    önemle rica olunur

21 Haziran 2011 Salı

ne dedi ? kim içti ? o mu coştu?

hiç kötü olduğunu bile bile,    bişey yaptınızmı ?
yaparken derin bir sızı duysanız bile,    o an kendinizi bundan alamadığınız bişey?
merak etmesin kimse,      günah dinleyen papaz değilim,     insanların sırlarını öğrenme heveslisi hiç değilim

küfür etmek mesela?      ağzından çıkarken bile pişman olursun,      kendi gözünüzde düşer değerin , başkasını saymasam bile.

ya da dedikodu ?      ahh     ne de tatlıdır o,       belki de cehenneme giden,    parke  taşlarından olduğundan
ya da arkadaşlara takılmak ?     ama ne takılmak ?     içerek - çoşarak.         limit dolana dek ya da vicdanın elverdiği kadar





yalan ?    kime mi?     kendine değil tabii,   onun telafisi var.    başkasına yalan ,   küçük- büyük, beyaz -siyah   ama neticede günah olan cinsten

şimdi aklıma gelen,  sadece bunlar .    osu busu, şusu  küçük yada    büyüğü; günah hepsi bunların.  kaçınmak menfaatimize.     bunları yapıyor biri diye, yargılamak da bize düşmez,     İlahi Yargılayan ve Ziyade Affedici   varken

AMA ( hem de büyük harfle ),  günahını marifet gibi teşhir edersen ,      şahit kılarsan milleti,    ya da inadına yaparsan birilerine ,  neyi kanıtlamak içinse artık ;
behey gafil derim,      hatta  acırım  sana ,    ya  kendini ateşe atan zavallısın ,   ya da tanrıtanımaz .

20 Haziran 2011 Pazartesi

yapışmış yakama ciddilik

sıyrılamıyorum arkadaş.     hiç mi gevşeyemiyciim ?
güya burayı deşarj alanım  olarak açtım.  ciddi ciddi yazıyorum.      insan gevşerken biraz cıvıtır dimi ?
nerdee ?     fazlalıkları atarken bile  ciddiyim,   bakarmısınız ?





az evvel , bu ay çok tıklanan  bloglara bakıyordum, birinin  ismi ilgimi çekti.    geçenlerde incelemiştim çünkü .genç birinin  ipe sapa gelmez ,bağlasan kaçmaz esprilerini,  yaşına ve sıkıntısına vermiştim.     küfürleri biraz örtülüydü nispeten .     bazılarınınki gibi abartarak,    küfür silsilesini yazı haline getirmiş değil.

küfür edenleri okuyamıyorum gerçekten. küfür bir dışa vurum ve rahatlamaysa,    içinde bu pislikten başka hiç mi bişey olmaz yahu , ağzını açtıkça çirkef saçılır ?    
ha bir de kavga anında , ya da tv de birisi küfürlü konuşur da, erkekler daha çok güler ya da mest olmuş bir ifade olur ya yüzlerinde ,     işte ona gıcığım. sanki daha da bileniyor,   daha erkek hissediyorlar kendilerini.




bunların kadın versiyonu var bir de,   onlarla kazanamayacakları bir  yarışa girmiş.    tam çirkef ,   hiç muhatap olunmaz onlarla.     anlarsınız zaten karşılıklı diyaloglarda,  ilk bir iki   kelimede kaçarsınız yanlarından.     blog dünyasında da var bolca,tesettürlüleri (!) de en laf ebesi olanları maalesef.

nerden nereye geldi laf ?     işte o sabun köpüğü blogun tıklanma oranını görünce,   dedimki;
ya insanlar saçma şeyleri okumaya bayılıyor,
ya da sen hayatı fazla ciddiye alıyorsun.

ikisi de sanırsam,     ama oranını bilemiyciim.     o kadar da ciddi olmayım canım.

17 Haziran 2011 Cuma

teneşir paklayasıca pis bodur !

nedir bu öğretmenlerden ,    pardon etiketi eğitmen,       kendi öğrenememiş olanlarından  çektiğim ?
saygım fazla diye,    defoluların musallat olmakta ısrarı niye ?
geçinemiyorlar da saldırıyorlar desem,     maaşları fena da değil.

dertleri ne ?



şımarmak.       bir lokma bir hırkayken,  daha terbiyeli değillermiydi ?     boş vakitlerinde  24  kasım  hayaliyle katalog karıştırmaz,        inkişaf için kitap okurlardı kitap

adam yerine konmak.        önceden halim selimken,      şimdi  buldumcuk misali , sanki uranüsü keşfetmeye hazırlar!

çocuğu dövemezsen ,   vur veliye al hıncını hesabı içindeler artık .       nerede kalsın kibarlık?
höthötlerinize baskın çıkınca,     karşınızdaki dizginlenemez öfke- susamaz ağız,     o zaman  niye bu kadar boşsunuz ?
hatta sesiniz oktavlarca geri çekilirken ,    bu kadar tırsık?





neler atlatmışım ,    nerelerden dönmüşüm?        bir kaç soysuz laf mı geri adım attırır sandın,   kelli felli 40 yaş sendromuyla cebelleşen,     şişe dibi gözlüklü  küstüm otu zat  ?

başını  örtülü görünce beyni yok mu sandın ?     bak o örtülmüş beyinden ,    ne çoraplar, ne hırkalar çıkacak sana .
hani gideceğin yerler soğuk ,   üşürsün diye.

22 Mayıs 2011 Pazar

bir kavga ,bir özür

telaşlı bir gündü gene.   bir kavga,     bir şikayet akabinde gelen özür ,   artı bir misafirlik  sığdırdım bu kısa güne.        hepsinin ardından yaptığım,   akşam yemeğini saymıyorum tabii.    şimdi de adrenalin sonrası bitkinliği yaşıyorum.        zavallı sporculara da buradan selamlar gönderiyorum.





sabah iş rutini her zamanki gibiydi.     öğlene doğru sbs ye girecek oğlumun,    rehberlik hocasını aramak gafletinde bulundum,   son bir ayın programını öğrenmek niyetiyle.      kendisinin,     bizimle hiç irtibat kurmadığından şikayetçi olduğumuz için ,     bir ara değiştirmek istemiştik ama sonra vazgeçtik.
zat-ı şahaneleri ,  bunu yedirememiş olmalı ki ,   beklermiş aramamı demekki ;   siz her şeyin en iyisini bilirsiniz canınız nasıl istiyorsa öyle yapın demez mi ?     hani öğretmen kutsal ya, laf söylemeyiz hiç bu yüzden şaşkınlıkla beraber, kendisini profesyonelliğe davet ettimse de ,     haramzadenin derdi başka. cevap aynı ;siz müdüre  sorun vs vs .   aklı erdiğince  hıncını alıyor.   ummadığım sataşma ,   hele öğretmen diye saygı duyduğumuz kişiden olunca,     kalbim sıkıştı ve       bu konuşma iyi gitmiyor deyip ,   sonlandırdım.





iş çıkışı istikamet ,   dersanenin genel müdürlüğüne oldu.     derdimi tarafsızca anlatmaya çalıştım. son ayını en verimli geçirmesi gereken oğlumu,    bu hocaya teslim etmek istemediğimi söyledim   ve  dilekçemi teslim ettim genel müdüre.       ismi lazım değilin yerine,    onlar utandılar ve özür dilediler .      prosedür işlemeye başladı şube müdürü çağrıldı,    oğlumun en kısa zamanda ,    olgun ve ilgili bir hocaya teslim edilmesi kararlaştırıldı. onlara , süreçten haberdar olmam gerektiğini ısrarla vurguladıktan sonra,     kuş misali uça uça gittim.
nereye mi ?
gezmeye tabiiki .    hocamıza umre dönüşü     hoşgeldin demeye,     işgüzar site grubumuzla.     içeri girdiğimde herkes sofrada,    ağızlar doluyken ,   gözler gülüyordu.      z.teyze ,    kaynanan seviyormuş dediğinde, insiyaki ,    ahh        bir de ben sevebilsem ,     lafı çıktı ağzımdan

sofra demişken , bizim hanımlar     döktürmüşlerdi gene.




su böreği,    patates     ve kırmızı lahana salatası,    tulumba tatlısı,    afyon lokumu,    şekerpare,   kek,elmalı kurabiye,    yoğurtlu havuç,    pudingli revani   ve lahmacun.      hani goncamın giderken  alalımda ye diye teklif ettiği,    benim de burun kıvırdığım.        kısmetinde olunca hiç farketmiyor.      orada yahut burada Mevlam sunuyor sana.     yeterki istemeyi bil,      yeterki sabretmeyi bil.

10 Mayıs 2011 Salı

anneler günü demişken ;

cahide hanımdan alıntıdır;
Takvime baktımda 5 sene olmuş buraya geleli.     Nasıl geçti o 5 sene bir de bana sor.    Çok bakmıyorum takvimlere.      İçim sıkılıyor, zaman geçmiyor.       Eskiden su gibi akıp geçiyor zaman derdim. Şimdi öyle düşünmüyorum. Demek insan mutluyken çabuk geçermiş zaman. Hapishanedekileri şimdi daha iyi anlıyorum. Beni buraya bıraktığın gün anneler günüydü hatırlıyor musun? O günden beri anneler günü denen gün benim için daha da bir anlamsızlaştı. Her sene bugün anne olmak ayrı bir acı veriyor bana…
Sen küçük bir çocuktun daha. Hiç bir yere bırakmazdım ben seni, öyle savunmasız, öyle masumdun ki, kimselere güvenip yollamazdım. Yanımdan hiç ayırmazdım. Şimdi beni nasıl olupta tanımadığın insanlara teslim ettiğini düşünüyorum. Gözden çıkarılmış eski bir eşya gibi hissediyorum kendimi. Yıpranmış, işe yaramaz. Kırgınlık mı? Belki, kırgınım biraz…
Geçen gün eski komşumuz Mevlüde teyzenin kızı Şükran geldi. Yolda görmüş seni. “Neden bıraktın anneni” diye sormuş sana. “Kendisi istedi” demişsin. “Maaşıda var bakıyorlar, yeri sıcak, her işi görülüyor içim rahat” demişsin. Kendim istemiştim evet, bazen naz yapma kabilinden ” Yaşlanınca huzurevine gönderin beni, kimseye yük olmak istemem” derdim. Ama içten içe hiç konduramazdım bu durumu, ne kendime, ne sana. “Bırakmaz beni bir yere” derdim. Tıpkı küçükken benim seni bırakmadığım gibi, beni hiç bırakmazsın sanırdım.

Yaramaz bir çocuktun sen. Yerinde duramayan serseri bir mayın gibiydin.Kaç kez ısırdım dudaklarımı sana bağırmamak için, kaç kez sıktım yumruğumu vurmayayım diye. Ama hiç vurmadım sana, hiç kırmadım kalbini… Komşulardan biri sana “çok yaramaz” dedi diye aylarca onun yüzüne bakmamıştım. Kimse laf söylemesin, incitmesin isterdim. Tahammül edemezdim sana dikilen sert bir bakışa bile…
Geçen gün bana “bunak kadın” dedi bakıcının biri. Hasta bezini lavaboda unutmuşum. Arada oluyor tutamıyorum diye vermişlerdi. Diğerleride duydu ya, nasıl utandım bir bilsen…  Daha ne laflar söylüyorlarda dilim varmıyor söylemeye. Kırar mıyım, incitir miyim diye kim düşünüyor ki?  Çok hassastım eskiden bilirsin, çabuk alınırdım. Hem benden titizi mi  vardı? Kimselerin işini beğenmezdim. Şimdi yemek yerken bile yoruluyorum,üstüme döküyorum. Bazen yatarak kılıyorum namazlarımı. Secdeye başımı koyup uzun uzun öylece kalmayı ne çok özledim…

Yaşlansam da geleceğe dair umutlar besliyordum buraya gelmeden evvel. Evladımı büyüttüm nasıl olsa, artık yorgunluklar biter, ben rahat otururum torunlarımı severim, sen sorarsın “anne ilacını getireyim mi, bir şeye ihtiyacın var mı?” diye. arkama yastık koyarsın, kesemediğim tırnaklarımı sen kesersin sanıyordum. Şimdi çoğu kez tırnaklarımı keserken kanattıklarını bilmezsin tabi…
Gerçi benden daha beterleride var burada. Emine Bacı vardı mesela. Köyden gelmişti. Bir ay kadar oldu öleli. Bir sene evvelde Alzheimer  hastası olan kocası ölmüştü. Çok çekti zavallı. Üç oğlu varmış Emine Bacı’nın. Aslan gibiymiş hepsi. Ben görmedim, gelmezlerdi hiç. Üç adam bir anayı sığdıramamışlar evlerine. Bağ bahçe gezmeye alışmış kadın. Hiç oturup kalmamış yerinde. Burada nasıl zorlandı, neler çekti Allah biliyor. Her yaz köyüne gidecek diye umut ederdi. Haber göndermiş oğlu, “Annemin ancak ölüsü çıkar oradan” demiş. Köylülerden çıkarıp bakmak isteyenler olmuş, ona da izin vermemişler. Bir keresinde pencereden atlamaya kalktı da zor tuttu bakıcılar. En son oğlu bayramlık göndermişti, “zıkkım olsun ondan gelen” dedi, giymedi elbiseyi. Hiç oğlum, yavrum demedi. “Köyüm” dedi, “evim” dedi durdu gariban. Bir sabah yatağında ölü buldular. Ölümü bile yalnız oldu Emine Bacı’nın.(*) Ooof off hangisini anlatsam, daha neler var neler…
Şu bakıcı kadını sevemedim bir türlü. Sanki özel olarak seçmişler. Bu kadar mı merhametsiz olur bir insan ? Hiç mi gülmez yüzü ya hu? Her  gün odaya gelince burnunu tutuyor. Pis kokuyormuş. Pencereyi sonuna kadar açıyor. Mutlaka yarım saat açık tutuyor. Çok üşüyorum. Zaten parmaklarımda da can kalmamış sanki, kolay kolay ısınmıyor eskisi gibi…

Hatırlar mısın ilkokula gittiğin o yılları. Kışın kuzine sobayı yakardım. Sen gelmeden yemeği hazır eder, sobanın üzerine koyardım. Sen seviyorsun diye  sobanın fırınında bir kaç tane küçük patatesi pişirirdim muhakkak. Okuldan gelir gelmez sobanın yanına koşardın. İlk işin tencereye bakmak olurdu. Genelde sevdiğin yemekleri yapardım. Ellerin üşümüş diye avuçlarımın içine ellerini alır ısıtırdım, öperdim öperdim…

Sık sık uğrarım demiştin. Tam 8 ay olmuş uğramayalı. İşlerin yoğunmuş, zamanın yokmuş. Torunlarımda sormuyorlar demek. Yeni eve taşınmışsın aldım haberini. Arkadaşın Zehra söyledi. Vefalı kızdır, arada geliyor sağolsun. Annesi de babası da yanında vefat etmiş. Hiç bırakmamış bir yere, yanından ayırmamış. İmrenmedim desem yalan söylerim… “Evi çok büyük” dedi. Kocaman odaları, geniş bir balkonu varmış evinin. Yeni mobilyalar almışsın, eskileri elden çıkarmışsın.Tıpkı beni çıkardığın gibi… Herşeyi sığdırdın da evine, bir beni sığdıramadın a kuzum. Hadi onu da geçtim. Bir kere “Anne gel evimi gör, bir kaç gün kal” bile demedin… Zehra’ya “Anneler gününde görmeye gideceğim” demişsin… Ben anneler gününü hiç beklemiyorum  biliyor musun? Anne olmak acı verir mi insana? O gün bana acı veriyor yavrum. Artık kendimi bir anne gibi hissedemediğim için belkide… Bir evlat bir torun sevemezsen, çevrende anne diyen olmazsa sana, ne anlamı var anne olmanın?
Ölene imrenilir mi hiç? İmreniyorum işte. Kimin öldüğünü duysam “darısı başıma” diyorum. Hayaller umutlar, mutlu zamanlarmış insanı ayakta tutan. Onlar yoksa yaşamak zulüm olurmuş meğer…

Kim icat etmiş bu huzursuz evleri? Rahat yüzü görmesin deyip her gün beddua ediyorum. Huzur eviymiş. Hergün ölüp ölüp diriliyorum bu huzursuz odada. Hiç tanımadığım, mizacımın uymadığı insanlarla yatıp kalkıyorum. Hiç bir şey bana ait değil. Söz hakkım yok, elbiselerim bile benim değil sanki. “Allahım al emanetini ne olur, bu yükü taşıyamıyorum…”
Bu huzursuz evleri icat edenler mi çıkarmış anneler günü denen yalancı günü? İnsanlar yaşlı annelerini bu evlere kapatsın da sonra anneler günü olunca ziyaret etsinler diye öyle mi?
Bak yine geldi o uğursuz gün.  Zehra geleceğini söylemişti. Gelsen de bir, gelmesen de artık. Ben anneler gününü hiç sevemedim biliyor musun? Dünyalara sığmayan anne yüreğim huzursuz bir odaya hapsedildi. Ne sevmenin, ne anneliğimin bir anlamı yok artık… Çok üşüyorum. Hem parmaklarımda da can kalmamış sanki, kolay kolay ısınmıyor eskisi gibi…
Cahide Sultan
(*) Yazıda geçen Emine Bacı bizim köyde yaşayıp geçtiğimiz yıllarda vefat eden bir teyzemizdir. Olay tamamen gerçektir. Dünya tatlısı Emine bacı ve Remzi Dayı’yı rahmetle yad ediyorum.