etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

31 Aralık 2019 Salı

Ne yazacagimi nasil yazacagimi hic bilmiyorum daima isleyen cenemin tersine bugun.Ingilizce klavyeyle  de barisamadik hepten  ipad rahatligindan sonra ne kadar zor geliyor notebookla yazmak bir kere noktalari koymak bir de buyuk harf yazmak zor geliyor butun yazacagimi tek cumleyle yazabilsem noktasiz virgulsuz nekka kolaylik but impossible for now.
Bayadir ara verdigim icin birtakim aciklamalar yapmam lazim sanki ama hic gelmiyor icimden zamana birakalim deyip geciyorum.
Gecenlerde  bir goz gezdirdim bloggera ne goreyim hakkin rahmetine kavusan, acilip sacilan yeni yeni yazan ya da hic birakmayan everybody are here. sadece her gun post yazan  Neval ucmus gitmis dunyanin obur ucuna, artik esimin isi yuzunden Kanadada yasiyoruz.uzun bir alisma devresi gecirdik ve sosyal medya ile tek baglantim whatsapp oldu ama bloguma devam etmek hep vardi aklimda  kismet buguneymis
.

11 Haziran 2013 Salı

nasıl telaş içindeyim nasıl ;

akşama kuru kızım geliyor çok özledim kokusunu ,evimizin neşesi o bizim .evet bir de oğlumuz var şükür kendini hiç sevidirmeyen ,hiç konuşmayan (ama günde 1500 msj yazan) ve yanımıza hiç gelmeyen
kısaca ;ergen hala :(
taze yapraktan dolma sardım bir aceleyle,pişiyor ocakta  neyse ki içini dünden hazırlamışım .
yine dünden hazırladığım börek fırında.
ekmek makinada yoğruluyor harıl harıl .
emlak vergisini internetle ödedim de gitmekten kurtuldum :)
uygarlığın nimetlerine garkolmuş durumdayım ve hala iş bitmiyor ...
pc başında oturursan bitmez tabii diyenleri duyuyorum burdan
önce işe sonra sohbete
Hadi bakem

10 Mart 2012 Cumartesi

bugün

ah bugün.. teyyare neler yapmadı ki ?



işten ayrılmak için kapris yapana,  dilinin ucunda buyur kapı lafı sallanıp dururken,   çıkmasın diye bin dereden sular mı getirmedi ?
sezonun en civcivli zamanı ve hazırda yerine koyacak kimse yok şu an.   onun işini azaltmak için iki katı mı çalışmadı ?      şartlarını iyileştirelim diye mi çırpınmadı?       acaba kalbini mi kırdık bilmeden diye, ağızlar mı aramadı ?     halbuki geçen gün istemenin zorluğundan bahsetmiştim değil mi ?  kimseden bişey istememenin verdiği güvenle.     aldın mı cevabını ?

kendimi biraz tanıyorsam,    ya bu kızla iyi anlaşacağız herşeyi unutup, ya da sezon sonu kapıyı gösterip,  içimi ferahlatacağım. korkarım kırmızı halı müptelası oldu şapşal.

18 Ocak 2012 Çarşamba

hafta sonu nefis geçti   ve   nefaset devam ediyor.
malum cumartesileri yoğun çalışıyorum,  goncamın aksine.     akşam eve geldiğimdeyse tam bir kraliçe karşılaması bekliyor zatımı :)

yemek işi bir şekilde halledilmiş oluyor ,    azıcık oflayıp puflarsam da,   ayak masaj aleti konuyor önüme. şımarmayım da ne yapayım ,sorarım size ?




bu cumartesi akşamı,   işten almaya goncamın gelmesini ise,   serpiştiren kara borçluyum.eve geldiğimizde  yaptıkları ev tipi döner biraz kuruyup ,  sosu sonradan katılmış olsa da,  hazır sofra gibisi var mı ?
pazar günü pek çabuk geçti.    akşama doğru bu sefer erkekimi almaya ben gittim.    minibüsle!    sesimi duyduğunda sesinin aldığı ton,    o soğuğu çekmeye değerdi.
sevmek güzel şey,sevilmek daha da güzel bea !


banyoyu değiştirmek istediğimden şurada bahsetmiştim.      dekorasyon şirketi     kocaman fatura çıkarınca alternatif olsun diye ,   yapı markete  baktık biraz. baktık da ne değişti ?    yine onlara verdik, biz böyleyiz anacım.
eşim yine   küveti değiştirelim diye tuttursa da, şurada kocaman kocaman yazdığım gibi,  aman usta girmesin deyip, geri püskürttüm kendisini.

pazartesiyse kuru kızımla öğlene dek uyumuşuz, ayıptır söylemesi.  sallana sallana kahvaltı yapınca, yemek hazırlığı da aksadı tabii.     öğleden sonra banyo siparişi vermeye gidince de ,   kıymalı yumurtaya talim ettik.   yanında salata- ayran- tatlı dil,   daha ne olsun demi ?

velhasıl haftaya güzel başladık bakalım...

13 Ocak 2012 Cuma

iyidir çalışmak

düzenli olursun.      her işe ayıracağın vakit sınırlıdır ,       uzun uzun düşünme   ve niyet değiştirme lüksün yoktur .
ne zaman ne yapacağın bellidir.      yemeğinin adını , alışverişin listesini işe gidip gelirken yapmış,  hazırlamışsındır.




sabah eşinle çıkıp,   akşam onunla girersin eve.     erkek gibi yani.     sonra bir gün bakmışsın ,   lazım gelen hormonların  bitmiş ,gelsin takviye ilaç .

ahh yine de iyidir çalışmak; zihnini örgü dantel evlilik programlarıyla değil, hesap kitapla yorar,çalıştırırsın. bir de bakmışsın ki markette kasiyerden önce hesaplar olmuşsun  tutarı      iyibişey tabii

günün birinde emekli olursun    ve alınterinle ödendiğindendir ki ,   bir de bereketli olur , sorma gitsin.
( harcayanların yalancısıyım)

23 Ekim 2011 Pazar

cumartesi akşamı halim;



pazar gün boyu;




pazartesi  deli bacı ;

28 Eylül 2011 Çarşamba

bizim evde bu aralar

herkes bunalımda..
minik ergenim,     özel okuldan , anadolu lisesi de olsa ,   devlet okuluna geçme şokunda.      gözünde inkar ettiği yaşlarla   ve bükük boyunla geziyor.     özel okul ona epey artı kazandırdı.    bunların arasında,  kendine güven başta geliyor.
her gün koşa koşa gitti adeta,   biraz uzak olmasına rağmen.   sbs yi kazandırdı sonra ;    hiç çalışmayan çocuğu kazandırdıysa,   o okul amacına ulaşmış demektir.     dünyası kararmış oğlum, düz liseden sıyırdığının farkında değil hala




goncam ,    rutin iş temposuna girdi bile.     her zamanki gibi,      unutkan ve kafası karışık    çoğunlukla.
uzun süren tatilin ardından ,     ilk haftanın yıpratıcı  etkisini ,    iliklerime kadar hissediyorum.   öyle  ki öğleden sonra   işten geldiğimde ,   evimin erkeklerine,    gecikmiş öğünlerini hazırlama telaşı içinde kıpırdanırken, gücümün son demlerinde oluyorum sanki.
ortalık sakinleşip,     akşamki yemeğin adı konulunca,     beynimin dinlen emriyle salıveriyorum      kendimi koltuğa.      öyle halsizleşiyorum ki,      hapımın dozunu artırmak gerektiğini düşünmüyor değilim.   aksi,bir yaş daha yaşlanıp,   yorulduğum düşüncesi oluyor ki,    kabul etmeye hazır değilim.

bunun üstüne ,    bir aylık tatilin ardından ,   okuluna dönen minik kızımı,    hepimiz çok özlüyoruz. yorgunlukla ağırlaşan akşamlarımızı ,   kendini zorla sevdiren cıvıtmalarıyla şenlendirmesine,  nasıl da ihtiyacımız var.

ne yapmalı etmeli ?   bu havayı atmalı ,kapıdan pencereden .    yoksa,    ortadan patladığımızın    resmini koyarım artık    buraya
not;  neyseki ,  eleman bunalımını işten çıkarma olmadan çözdük. eski şubeye geçtim,oranın elemanı da yeni şubeye .eğer geçmeseydi ne yaparız ?  diye düşünmekten helak olmuştum.

görsel

21 Eylül 2011 Çarşamba

yol vermek

ya da yoluna göndermek .      istemediğim ama,  yapmak zorunda olduğum şeyin adı bu.
bahsettim mi bilmiyorum,      çalışan kızlarımızla aile gibiyiz,  ikisiyle özellikle.       onları ben işe aldığım için belki de ,     sahip çıktık birbirimize.     sağolsunlar,     kendi iş yerleri gibi sahip çıktılar her zaman . 
ikinci iş yerimizi açtığımızda ,eleman sıkıntısını yaşadık hep,     belki de her başvuranı ve    çalışanı onlarla kıyasladığımız için




sorun ,      eşimle aynı işyerinde,     artık çalışmak istemememizden kaynaklandı.        iş ortamı stresli ve taraflardan biri     tezcanlı,      öbürü    Mevla adamı olunca,     kararların ve tepkilerin aynı olması,  mümkün değil.         bu yüzden,    öbür şubeye geçmek istedim ama,       yerime sağlam bir eleman bulmak lazım geldi.    bizim hatunlar ,     yoğun   iş temposuna geçmek istemediler ,      yeni işe alınmış birine de ne kadar güvenilebilir ki ?        tek çare,      birisini işe alıştırana dek ,       eski duruma devam edip sonra ,öbür tarafa geçmek.      o zaman da,     o taraftaki eski elemanlardan birini ,   çıkarmak zorundayım.   pöfff.
kızkardeş yerine koyduğunuz birine,    nasıl git dersiniz ki?    pööff çarpı iki.


ohh  erkekim gayet rahat,    topu attı bu yana doğru çünkü.     zalim rolü yine bana düştü

görsel

27 Haziran 2011 Pazartesi

sandviç mağduruyem

 yemem etmem.       o halde sabahın yedisinden beri, ne kendine mahkum edersin,   bre Mevlamın nimeti ? hem de üçbuçuğa kadar,   günümü yiyerek.

hikaye,      her zamanki neval hanım klasiği.        yani işi usulüne uygun yönetme derdi.      malum erkekimle beraber omuz omuza,     bazen de şiddet görerek çalıştığım   bir işimiz var,   şükür.
aynı yerde çalışmanın,  artıları kadar eksilerini bu sene de yaşayınca,    kendime yeni bir yer açma isteği kök salmaya başladı.




ahh...     aslında biliyorum içten içe başıma dert açtığımı,      güzelim uykularımın zamanla delik deşik olacağını, belki de stresle çarpık çurpuk gezeceğimi.        hatta  bahsettiğim ilk adımları attığımda ,    emin oldum diyebilirim.    
ama içimdeki,      girişimci ve idealist kadını susurabildimmi ?    hayır .     sen 15 yıl evde otur ,çocuk büyüt sonra coş.        ama bunu hep yapıyorum kendime ;    geç açılıyorum napayım ?

velhasıl,      aşçılık ve serviste eğitim görmeye talip oldum,     işim azmış gibi.      ve bir belgeyle başlamak istedim .        işte şenlik o zaman başladı.         güzel yurdumdaki    bütün belgeler sınavla verildiği için, sınavlarım sökün ediverdi  ardarda.             bahsettiğim canıım soğuk sandviç de işte tam burada devreye, sınav sorum olarak giriyor.
hele ki yetkili;     sandviçle bana kıyak yaptığını düşünüyorsa.     sınav heyecanı öyle ki,    her zaman yaptığınız en basit şeyi bile şaşırtıyor ,     bünyede varsa telaşe memurluğu,     illa bir yerde yanlış yapıyor insan.




kendimi şaşırtmadım,   yanlışları yaptım.       maskemi takmayı unuttum,hem de çenemin altında duruyordu ! misler gibi domatesimi,    kıvırcığımı yıkadım.       sirkeli suda beklettim sonra salata kurutucusunda kuruttum. kaşarı üçgen kestim,   kesebildiğim kadar düzgün.       domates de fena olmadı.    hatta salamı makine kadar düzgün kestiğimi söylediler.       tabii önce bulamadım ve onlara sordum nerde diye ?      ahh      ahh  hata üstüne hata

belki yine şaşırmayacaktım bu kadar,     her kestiğim şeyden sonra,     bıçağı gidip gidip  yıkama zorunluğum olmasaydı.       .hatta epey yakışıklı olmuştu sandviçim,       afiyetle mideye indiriren eşimin demesi.    bir an evvel kendimi dışarı atma telaşım olmasaydı da,       işe başlarken ortalığı yana yakıla toplayan ben,   çıkarken herşeyi yamyassı bırakıp gitmezdim.      hem de bunu yarıyolda hatırladım.      bak  bak  bak

yok,   yok  adam olmam ben.      kadınım çok şükür de;   eğer kalırsam  pratik uygulamadan,    bu stresi tekrar çekicem,    ona yanarım.
şansıma bu sefer döner felan kestirirlerse       o zaman naparım ?

24 Mayıs 2011 Salı

bahar havadisleri

senenin en güzel zamanı; havalar yanar döner de olsa,   arada yüzünü gösteren güneşle, cıvıldaşıyor rüzgarda bir kenara saklanmış kuşlar.     gözlerimizi okşuyor çimenlerin yeşili ,   ağaçların pembiş tomurcukları
bahar;  kıştan sonra alışma devremiz.       ne giyeceğimizi, diyeceğimizi bilemediğimiz ,    genellikle kışa elveda nezlesiyle buluştuğumuz zaman.





yine de yüreğimizin kıpırdadığı,mis gibi taze çimen kokulu  havayı, her içimize çekişte yenilendiğimizi hissettiğimiz mevsim
bahar  ;  zihnimde,  yeni ümitlerin,  fikirlerin imbikten süzülüp, kalbime yerleştiği ,kıpır kıpır ettiği dönem .yeni heveslerle adımların neşeyle dolduğu ,     alabildiğine pozitifliğe açık olduğum    evre.
yaz tatil planlarının yapıldığı,    ümit denizinde hayal gemilerimin pupa yelken gezdiği  zaman
lakin, saydıklarıma ilaveten ,   işlerimizin yavaşlamasıyla muhasebemizin hızlanması, hesaplarımızın sonuçlandığı zaman.     yani hesap kitap devri.

elinden kalemi bırak , gel de  doya doya yaşa bakalım  baharı.   nerdeee ?      bizde bu dönem zor,    sıyrılana kadar bir de bakmışız,      pat diye yaz gelmiş,      hatta temmuz ortası oluvermiş bile.

not;  geçen hafta bloglarımıza ulaşamadığımız gün  arada kaynayan  yazım.       bir kenarda kalmasına,   razı olmadı içim




16 Mayıs 2011 Pazartesi

develer tellal, pireler berber iken,

 pazar sabahı herkes uyur iken işe giden neval ...      hadi cumartesi neyse de,      pazar günü çalışmak ne zormuş,    ne zor.       Allah goncama kolaylık versin.      bir daha eve gelince,    ızgaraları ona yaptırmamaya karar verdim.       hatta ayaklarını bile ovarım çok isterse,    ölüyorum ayaklarımdan şu an





herkes ailece pazar kahvaltısı yaparken      ya da olası gezme planları   ,    bir gözü açık    bir gözü kapalı koşturan divane neval ..          goncasız hayat ,iki gün olsa da ne kadar acayip ,      yediğin yemekte bile aynı tat yok sanki.        adımların tereddütlü gibi.        şımartacak insan da yok.      oğlumla garip garip oturduk akşam.      sabah  beraber çıktık,    o dersaneye ben işe





pikniğe ve    envai çeşit gezme planına hasret neval..        pazar günleri çalışmanın en kötü yanı da bu zaten. ailece gezmeler hayal oluyor .      herkesin yiyip içip,    gezmeden döndüğü saatte eve gelmenin en kötü yanıysa ,    o yorgunlukla mutfağa girmek ya da aslında basit olan,    ama o anda zul gelen,      sağı solu toplama ,ya da ütü vs. gibi işleri yapmak zorunda olmaktır.      hatta düşününce bile yorulur insan

onu bunu bırakalım ;  uykudan bayılan neval..  sosyal haklarımı istiyorum ! pazarları çalışmam  !  diye sokağa inebilirim her an,kork benden erkekim !

15 Nisan 2011 Cuma

edi büdü günü

bizim başbaşa günümüzdür kendisi .     oğlumun haftada bir gün okulunda etüde kalması,   bizim için soluklanma oluyor,     onun için de tabii





no iğne,  no yemek,   no eve vakitli gelmek.      kısacası ;   bağımsız takılıyoruz o gün,     aklımıza estiğini yapıyoruz.     şükürler olsun ki ;    hayattaki amacı,    ailesini mutlu etmek olan bir hayat arkadaşım var
şiir sevmeyen eşine  şiirler yazan
onun yüzünü güldürmek için,   neler yapan

stresle başladı,   güzel devam etti. sonra ,   üzüntü ve telaş    kısacası,  hezimet .
saat dört gibi işten çıktık .   gülüş cümbüş mal alımı için,   bir görüşmeye gittik .    muhataplarımız her işe besmeleyle başlayan insanlar .      yüzüne bakmamaya çalışan tavırları,   iticilikten uzaktı .    Allah korkusuyla böyle davranılmak ne hoş.     yardımseverlikleri de ümit vericiydi,    şu soğuk iş dünyasında.





iki kaçak sevgili havasıyla, ama bütün zamanların bizim olduğunun bilinciyle,   ziya ya gittik.    lakin sevemedik pek;
iskender feci fiyatlıydı,    et lezzetli de olsa değmezdi   yine de.
garsonlar kibardı,    fakat tavırlar başka konuşuyordu ,    bakışları  başka
hapishanede volta atan havasıyla ,  salonu arşınlayan bayan garson,    uymuyordun ortama kusura bakma
tek güzel olan ,  salonun perdeleriydi,    onun da   menşeini öğrenemedim zaten

ordan çıkıp diğer tarafa    uğramak istedik ,    arabadan inerken eşimin çantasının, kayıp olduğunu fark ettik endişelenmedik pek,    ziyaya telefon eder,   gider alırız diye önemsemedik
asıl telaş,    çantanın orda olmadığını söylemeleriyle başladı.   ne yapacağımı,    hangi kartı iptal edeceğimi şaşırdım.    kafası kopmuş tavuklara benziyordum muhtemelen,     o koşturmacada .

zavallı goncam,   beni yatıştırmaya çalışmaktan artan kısacık zamanda,  arabayı iyice aradı ve yaramaz çantayı,    şerrimden bir köşeye sıkışmış buluverdi
sonrası sinir harbinden çıkış,kendini salıvermiş beden ve sevinçle karışık ağlama isteği...

14 Nisan 2011 Perşembe

yalan dünya kime kalacaksın ?

bana değil      o halde bu çalışma niye    ?     hiç birşeyi unutmamak adına,    zihnine yaptığın sakın unutma tenbihleri ya ?
koşturarak ayaklarına yaptığın işkenceye ne demeli ?     topukludan vazgeçmeliyim bu arada ,     giysem de giymesem de 41 im yani ;    bişey değiştirmiyor.       her ne kadar kendimi  daha  genç hissetsem de.





sonra sevgi ;     sen nasıl birşeysinki ; insan senin uğruna rezil oluyor da,   derdinde değil   ?   ya da kalplerde vezir ediyorsun sevileni ,     alemin  çirkini de olsa .       hatta gözü dönmüşleri uçurumdan atlatan ,ya da felan gelsin atlarım diye,    çığırtan da sensin .

olmasan daha mı iyi olur hayat;     etlisiz, sütlüsüz ,  yeknesak ?
kıskançlık yok,    yan baktın yok,    kalbinin ince ince  oyulması yok.       ama yüreğinin tatlı telaşlı çırpıntıları da yok.





olsun,   olsun sevgimiz ;     hayatımızın nefaseti ,biberi .       ama yanında kullanma kılavuzu da olsun ,bozup göndermeyelim.
 heyhat   !   yok ki onun yetkili tamircisi


11 Mart 2011 Cuma

ve şiddet mağduruyum

yoksa başlasammı,     dizideki kadın gibi teraneye ?     mağdurum da mağdurum diye.

goncam tarafından ,gizli şiddet görüyorum.    gizli şiddet de neymiş  ?  diyenlere açıklamam ;    hani şakacıktan ya da yanlışlıkla yapıyormuş gibi,  can yakmak.     şırrak,  ay pardon !   elim çarptı gibi

aslında hiç ummazdım erkekimden; 20 yılı devirdiğimiz şu günlerde.    lakin dün elinin tersiyle dudağıma bir  patlattı osmanlı tokadını ,   dudağım şişeyazdı .      20 dk. ağrımasıyla atlattım vartayı.     ama dediğine göre bana öyle enerji vermişki ; yeni pil takılmış bebekler gibi,     fır fır dönmüşüm ortalıkta bütün öğleden sonra.  yorum yok.





bugün de elindeki şişeyle,    alnımın çatısına çat diye geçirince ,beynim cozuttu.        ağzımdan çıkan renkli cümlelerle teşekkür edivermişim,      hatırlamıyorum bile.
sorun ;   bazen iş trafiğinin yoğun oluşu ve birbirimizin yoluna çıkmamız.        hele bir de bendeki telaşe memureliği    işbaşındaysa,     kendimi sakatlamam an meselesi.   ehh     goncamla  aynı metrekarede çarpıştığımızda,     olan zayıf olana oluyor .
napalım,     yıllar yıllar önce bir kere de o namazdayken,      yanlışlıkla elimin tersi şaak diye,     çarpmıştı suratına da,     ben kendimi atmış yerlere gülerken,      o namazı bozma tehlikesi atlatmıştı ,ödeştik  sayılır
belki,    biraz

yalnız eli çok ağırmış he.     an itibarıyla alnım şiş    ve yıldızları görmüş bulunmaktayım .   yarın da bir yolunu bulup dirsek atacağını söylüyor

eyvah !

10 Mart 2011 Perşembe

bitmeyen bitmeyen işler ,uzun uzun emeller

 mevlam bu havalarda kimseyi dışarlarda garip bırakmasın.        yağsammı- yağmasammı kar'ını   seyrederken sıcak evimin penceresinden ,      yarınki iş takvimimi düşünüyordum.       iş derken ev işi tabii, öbürü nispeten kolay inanın.

hele ne yemek yapacağına karar verince,       amiyane tabiriyle adını koyunca  insan,      kendini kaf dağının ardına ulaşmışcasına mutlu sanıyor.

neymiş programım ;        öğleden sonra işten gelirken,     hava muhalefetine takılmazsam ,   pazara uğranacak,  çingene -dilenci çetesine bulaşmadan,   pazar turlanacak ( balık alsammı ? özledimmi ? ıhh pas )     haftasonu kestane püreli pasta niyetim var;   kestaneci ziyaret edilecek.      yeşillik,   belki biraz mantar ,ıspanak çiftlikten geldi ,      biraz da kuruyla felan bu haftayı çıkarırım aradan.      tabiiki  sera yasak.





z. teyzeye uğrarım belki.         şansım varsa,     malatyanın tadına doyulmaz lezzetlerinden birine rastlarım.
eve gelince,  emektar eşofmanlara dönüş ritüelinin ardından,    geri giden ayaklarla mutfağa giriş.    ve günün menüsünü uygulama;       büyük ihtimalle mantı,    o da çiflikten .

ergenimin odasına giriş ve yarım saatte çıkış,   o da söylene söylene.       yarım saatte topladığım odayı on dakikada dağıtma kapasitesi olan başka çocuk var mı acaba ?       vardır büyük ihtimalle.     genlerinde var çünkü erkeklerin.

nihayet bloguma dönüş     ve kumanda panelini turlayış.       ahh bir de w.press çıktı başımıza,    iki katı zaman demek bu.        orada da blog listem var ,bir de orayı gez bakalım,        kimisi oraya kimisi buraya yazıyor kitapyurdunda , yeni çıkan kitapları incelemesem olmaz tabii,    zavallı gözlerim ve derecesi artmış gözlüklerim.





akşam saati = yemek saati,      nasıl arıyorum böceğimin    yemek     seremonisindeki kıpırdanmalarını.
annem haklıymış;     şimdiki kızların rahatını etmek,    kelebeğin ömrü kadar ancak.    evlenene dek okuyorlar garipler çünkü.
nihayet nihayet sevgili koltuğuma dönüş (yoksa çöküş mü demeliyim ?)     bir günü daha bitirdim derken, sakın sevinme neval,     yarın işgünü.        hani sürüne sürüne kalkıp başladıklarından .

perşembeyi düşünmek bile istemiyorum ;  cuma sohbetine,     alengirli bişeyler     yapma sevdasından vazgeçmediğim sürece

neyse bırak şımarıklığı     (söylemiştim,şımarığım zaten )     hasta olup yapamamak da var işin ucunda,   kıpırdan biraz,     tembellik başka bahara kalsın.

9 Mart 2011 Çarşamba

telaşe memuresi

telaşlı annenin telaşlı kızıyım            annemin hayatı bildim bileli,  telaş  içinde geçmiştir.    her gün, her an   işi vardı.        boş bulunduğu anlarda, ibadet ederdi extradan.        yorulurdum onun koşturmasından.      taa o zamanlar dedim kendime;     evlenince sakin geçireceğim hayatı,     hiç bir şey için acele etmek yok.





neval kurar,  kader güler tabii.        hemen bebe gelince, sıkıysa yavaş yaşa bakalım.      hızlı çekim film gibi oluyor hayat ;     tam biraz pause tuşuna basınca,     hoşgeldin  ikinci bebek  .    hadi o da büyüdü  derken koşturma hala sürüyor

bazen bir yere yetişmeye çalışırken,     dondurmacıda oturanları görür,   gıptayla bakarım.      hayatı askıya almış ne güzel sohbet ediyorlar   diye.

merak da ederim,  bolca.
acaba saatlerce kafede pinekleyenler ne bulurlar konuşacak ?   ya da amaç vakit geçirmekmidir ?



.

29 Aralık 2010 Çarşamba



kırkından sonrası için,  teyyare revolution zamanı dedi  ve yeni kararlar aldı     hadi bakalım ;

az hüzün   bol neşe





ergenime daha az müdahale

sorunlar tepeye değil   kulak arkasına





saçlar gidecek,     röfle hayallerde ancak

direksiyon dersi  ;  kocamdan değil tabii      bayandan



sağa sola çarpsam da,    içimi ve canımı yakmayacak bir araba

free çalışacağım yeni bir iş




 
tatlıya ve dürüme  stop ,   tahıla ve meyvaya geç





daha az pc     daha fazla muhabbet

ille de seyahat       illaki seyahat        lazım




ah neval ah        asıl sana saydıklarını uygulayacak     azim lazım

21 Aralık 2010 Salı

yorgun fakat mutlu

iş çıkışı dükkan için malzeme almak üzere     istoça gittik       pek bir severim        eminönüne alternatif,    her şeyi       ama herşeyi bulabileceğiniz ,   kocaman bir çarşı           saatimiz bozulmuştu epeydir bakıyorduk ;




balkonumuza  bir dokunuş ;




deposite alışveriş merkezinde   namaz molası .       şu  meşhur mağaza mol e uğradım      gerçekten ucuz       üç tişört 10 tl ;




 simli mumlarım;    yeri göğü batırdı         pullu pullu olduk ailecek

ahh       bu da yaşgünü hediyem işte ; rengi mor aslında          eşim bu rengi seviyor





bugünlerde  bir   edeb ya hu !    nidaları geçiyor bloglarda         birileri   birilerinin canını sıkıyor    kim yapar ki  ?   diye düşünmüşümdür hep         kim durduk yerde sataşırki   ?  yan baktın,    çamura battın diye elaleme sonra tanımadığım,    ilk gördüğüm bloglardan birini okurken,      küfürle irkildim





 kendini mahallenin kabadayısı sanan bayan;    döşüyordu satırları           dedimki  ;      hani merak ediyordun ya   ?  böyle insanlar işte            rahatça küfür etmek için blog açan insanlar

ayıp yahu!       yazana da,  tepki göstermeyen izleyiciye de ayıp            kimse sizin defolu beyninizi bozuk ağzını çekmek zorunda değil

2 Kasım 2010 Salı

romantik hatun

kutsal hatun olur da    romantik olmazmı hiç ?





bakmayın sivri dille yazdığıma  , lafımı sakınmadığıma      ya da çoğunlukla karamsar takıldığıma    aslında her söylenene      hatta insanlara  inanmaya meyilliyim        kolaydır beni kandırmak ; bir şey söylerler inanırım      bu kadar basit         ailem artık şaka yapmıyor kolay kolay           çünkü gerçek sanıyorum hemen      aşırı seviniyorum    yada    üzülüyorum    yılda bir şaka yaparım    hiç beklemedikleri için ilk anda anlamaz kimse ; sonra gelsin tezahüratlar    annem senelik şakasını yaptı    diye          biraz ukalaca olacak ama ;    tenezzül etmem yalana          söyleyeni de yakalarsam      yüzüne bakmam            böyle cinsim  işte





 bir yakınımın beklenmedik hareketi,   anında dünyamı karartır             goncamın dediği gibi, ifrat ve tefrit insanıyım           aşırı uçlar arasında     gider gelirim habire    ne kadar yorucu bir şey bu , biliyormusunuz  ?
safmıyım ne ?       ya da inanmak mı istiyorum insanlara  ?       kötü insanların olacağını düşünmek bile istemezken        ertesi gün gazetelerindeki vahşet izleri      hayret ve nefret arasında gidip gelme -me/mize  sebep oluyor 
niye inanmayalım ki insan olmaya ?          mutlu olmak için her bir sebebimiz varken ?    en başta sağlık   sonra gelsin huzur  afiyet   iç huzur            eminim bu listeyi daha da uzatabilirsiniz





yine de   dünya zor         insanlar anlaşılmaz          vazgeçtim artık zaten uğraşmaktan           çalışanlar da bilir iş hayatı  desen çetrefil yumağı  ;    herkes rızkını kazanırken    neleri ve kimleri kaybettiğini umursamıyor bile . bazen midem o kadar kalkıyorki         insan kılığındaki şeytanlardan ,oyunlardan   kaçış yolu arıyorum

bu yollardan biri blogum ; o benim bebeğim           diğeri de  kitap dünyam    o dünyada acı gerçekler olmasın istiyorum            bütün hikayeler güzel bitsin orda  ;     esas oğlanla kız kavuşsunlar muhakkak                vahşet olmasın hiç         hastalık uğramasın          insanlar umduğum  ve inandığım gibi olsun        tek dertleri aşkları  meşkleri olsun istiyorum





                                   sözün özünü diyciyem;   romantik hatunum  vesselam

21 Ekim 2010 Perşembe

diş tıkırtısı

bugün goncamla  diş günümüzdeydik .





o dişlerini yaptırırken sızlayan dişimi göstereyim dedim .        teyyare tavşan yürekli ;        blogda öter ama             dişçinin gölgesinden korkar .       uyuşmayan dişime dolgu macerası      bu hallere getirdi de ,     en sonunda o dişi anesteziyle hallettiler      3 senedir de rahattım




lakin tatlı sevince,     kürkçü dükkanı da korkulan yer oluyor tabiiki de.        adamcağız eski komşumuz ben gidince strese giriyor         gelme de diyemiyor         en sonunda röntgene bakıp dediki,    sen en iyisi biraz daha dur        bütün dişlerini birden anesteziyle yaptır               tamam dedim ondan mı korkucam yahu     neyse        biraz cesaret depolayım             gidicem bir ara      beş yıl sonra felan




çıkışta      gene kırıktabak macerası  ;     uğramadan duramıyorum          yaprak sarması ve mercimekli köftesi hala nefis           kuru dolmayı bekliyoruz      dört gözle

dönüşte her zamanki e 5 trafiği bezdirdi        arabadan inip metrobüse binesim geldi de goncamdan utandım
bugün de dişçinin    omu bumu ağrıyor diyip     tök tök vurduğu dişlerim ağrıyor      uf ya

iş hayatı yorucu        insanlar gıcık         fakat gençler bambaşka.

 



toplu halde onları gördüğüm zaman hemen aklıma       o çağlardaki tek derdimizin,     dersler ve karşı cinsin beğenisi       olduğu zaman geliyor      o zamanlar      ne kadar yaşam sevgisiyle doluyduk          küçücük bir olay bizi ne hayallare       nerelere     hiçbirşeyde sınır yoktu bize      herşeyi yapabilir,   hiçbir şeyi de takmazdık        arkadaşlıklar ölümüne nefretlerse anlıktı       kısaca çarçur ettiğimiz miras gençliğimiz


  böyle konuşmak ne belirtisiydi ?