neden yine hüzün var ?
toprağım halbuki çağırmıştı beni ,derin derin nefeslerle soluyarak havasını gittim klimayı kapatıp da. neden hep hüzünlü oluyor dönüşlerim ? ağlamaklı ifademi izah edemiyorum kendime bile, sana nasıl anlatayım goncam ? mahzunluk alınyazısımı oldu dönüşlerin ? teyyare neden böylesin neden ?
yoksa eski günlerde takılı kaldın mı yine ? babanın sapasağlam ailenin başında olduğu günlere mi hasretsin ? o zamanda hiçbir derdini yüklemek istemezdin ki ona; hep günlük gülistanlıkmış hayat gibi davranırdın ne kadar rahattın onun varlığıyla en çok o eleştirse de zaman zaman ağlatsa da seni sevildiğini bilirdin ; şımarıktın kısacası
kedi gidip fareler musallat olunca; ciyak ciyak sesleri seninle kanının arasına girmeye başlayınca , prenseslik bitti değil mi ? lakin dengeler kayınca biraz göze battın değilmi ?
ahh en çok zoruna giden de bu değilmi zaten ? onlarda olması senin için sevinç vesilesiyken neden teyyareninki göze batıyor ?
yok yok daha fazla gözyaşı yok artık kanın canın da olsa, hoca kisvesiyle dolaşan , el kızının sözüyle amel eden , abilikten ziyade hayatta kaybettiklerinin hıncını senden almaya çalışan, seni sadece kızmak için arayan , annesini hüngür hüngür ağlatan ağabeye hiç ihtiyacın yok biliyormusun ? yeğenlerin burnunda tütse de
sadece bayramlarda elini öpecek kandillerde arayacaksın, anneni üzmemek için o da ve biz artık iki kardeşiz diye düşüneceksin madem kangren oldu acıya son artık kesip atacaksın o uzvu bedeninden
neden ortanca evlat olduğun halde, her sorunu çözmeye uğraşıyorsun ? ailenin her hatasına bu kadar üzüntü niye ? sen sadece kendi hatalarından sorumlusun öğren bunu
ahh lakin ahdettin yine, kardeşlerini kollamak için ne zaman ne zaman vazgeçeceksin ?
vazgeçeceğim vazgeçiyorum başlıbaşına sinir harbi olan bu yazıyı sonlandırarak başlıyorum buna ; yazmaktan vazgeçiyorum , üzülmekten vazgeçiyorum onu üzmeye kararlı halde abimden vazgeçiyorum
10 Ağustos 2010 Salı
elde var 19
yıldönümünde ne yapsam ? ne alsam ?
çoktandır baktığı netbook umu ?
ya da kıyafet mi ?
ya da yeni cep mi ? ( eskisi de bana kalır oh oh )
ya da gıcıklık olsun diye, şınu mu alsam ?
işportadan kemer ya da pembe gömlek ?
peki nereye gitmeli ? buraya mı ?
yoksa buraya mı ?
aslında buldum ! seni en çok sevindirecek hediyeyi ;
buraya gidip
hediye felan almamak hatta yemeğe gitmek de neymiş canım ? bir baş soğan kırıp yeriz nolcak sanki
çoktandır baktığı netbook umu ?
ya da kıyafet mi ?
ya da yeni cep mi ? ( eskisi de bana kalır oh oh )
ya da gıcıklık olsun diye, şınu mu alsam ?
işportadan kemer ya da pembe gömlek ?
peki nereye gitmeli ? buraya mı ?
yoksa buraya mı ?
aslında buldum ! seni en çok sevindirecek hediyeyi ;
buraya gidip
hediye felan almamak hatta yemeğe gitmek de neymiş canım ? bir baş soğan kırıp yeriz nolcak sanki
6 Ağustos 2010 Cuma
aşk
bu konuda herkes birşeyler söylemiş kusur kalmayayım
aşk ; 19 unda tatlı yürek çırpıntısıdır hayır diye yükselen tüm seslere inat o gittiğinde ekranın siyah beyaz oluvermesidir istanbuldan nefret etmektir sırf o yok diye
telefon çaldığında atlamaktır üstüne adeta şair olmaktır şiiri sevmezken bile acı çekmektir nefes alırken dahi gülen yüzün solmasıdır iki gün haber alamayınca kulağını tıkamaktır sevgilinin sesinden gayrısına
korkmaktır yüreğini kıskıvrak yakalamış asla bırakmayan bu duygunun şiddetinden
yüreğin üşürken bir tatlı sözle sarmalanmaktır gurur duymaktır sevgisi ve ilgisiyle annesinden daha fazla anarsın adını dualarında
biraz da gerçekçi olursak;
gözlerin yanmasıdır mektubunu tekrar tekrar okumaktan
aşk usta bir yalancı olmaktır sevdiğinden başkasına kör olmaktır gerçeklere seni ondan uzaklaştırıyor diye ana babayı unutmaktır onun yüzünü görünce kalbine aniden kan pompalanmasıdır aşkın elini tuttuğunda
kendini kainat güzeli felan sanmaktır okşayan bakışlarıyla
20 yıl sonra ise aşk ; olgunca sevebilmektir bütün artı ve eksileriyle aydönümlerini boşverip yıldönümlerini yaşamaktır gizli gizli elele tutuşmaktır artık bazen ağızdan kaçan tatlı söz için, alay edilmektir bıcırıklar tarafından
kel kör bodur bile olsa onu görünce gözlerinin içi gülmektir o sizin için bay dünyanın en yakışıklısıdır çünkü bu millet kör felan sanırsınız eski günleri yadederken, gözgöze gelip muzırca sırıtmaktır ahh kendinden daha iyi tanımaktır
kapıyı hışımla açsan da çıkamamaktır kalbindeki çelik bağlar izin vermez çünkü
ağlarken, kendim ettim diye ağlamaktır 1 saat sonra da, iyiki etmişim desen de kızarken bile sevmektir, o yokken, kafası kopmuş gibi kalıverirsin, nasıl yaşarım dersin kurumuş topraklar gibi olursun, yağmurla değil , o geldiğinde yeşeren onu kendinden bile iyi tanımaktır mühürlemektir kapıları, ondan başkasına
ağzından çıkan bir sözle, acıdan iki büklüm oluvermektir geçmek bilmeyen ilkbahar gibidir, bir güneşli aniden bastıran yağmurlar felan katil olmaya çook yaklaşmaktır , zararsız ona yönelen bakışlarla bile
bazen de aşk sadece ıstıraptır;
beğenilmemektir, kendi elinle bıçağı kalbine saplamaktır çaresizce uğraşmaktır, sevilmek için açık bir hedeftir kalbin, ok gibi sözlere boşyere kürek çekmektir , olduğun yerde dönersin çünkü ıstırap yumağıdır, nefes aldırmayan, seni boğan
aşk kısacası ; gönüllü köleliktir eloğluna ne kadar özgür kız olsan da
aşk ; 19 unda tatlı yürek çırpıntısıdır hayır diye yükselen tüm seslere inat o gittiğinde ekranın siyah beyaz oluvermesidir istanbuldan nefret etmektir sırf o yok diye
telefon çaldığında atlamaktır üstüne adeta şair olmaktır şiiri sevmezken bile acı çekmektir nefes alırken dahi gülen yüzün solmasıdır iki gün haber alamayınca kulağını tıkamaktır sevgilinin sesinden gayrısına
korkmaktır yüreğini kıskıvrak yakalamış asla bırakmayan bu duygunun şiddetinden
yüreğin üşürken bir tatlı sözle sarmalanmaktır gurur duymaktır sevgisi ve ilgisiyle annesinden daha fazla anarsın adını dualarında
biraz da gerçekçi olursak;
gözlerin yanmasıdır mektubunu tekrar tekrar okumaktan
aşk usta bir yalancı olmaktır sevdiğinden başkasına kör olmaktır gerçeklere seni ondan uzaklaştırıyor diye ana babayı unutmaktır onun yüzünü görünce kalbine aniden kan pompalanmasıdır aşkın elini tuttuğunda
kendini kainat güzeli felan sanmaktır okşayan bakışlarıyla
20 yıl sonra ise aşk ; olgunca sevebilmektir bütün artı ve eksileriyle aydönümlerini boşverip yıldönümlerini yaşamaktır gizli gizli elele tutuşmaktır artık bazen ağızdan kaçan tatlı söz için, alay edilmektir bıcırıklar tarafından
kel kör bodur bile olsa onu görünce gözlerinin içi gülmektir o sizin için bay dünyanın en yakışıklısıdır çünkü bu millet kör felan sanırsınız eski günleri yadederken, gözgöze gelip muzırca sırıtmaktır ahh kendinden daha iyi tanımaktır
kapıyı hışımla açsan da çıkamamaktır kalbindeki çelik bağlar izin vermez çünkü
ağlarken, kendim ettim diye ağlamaktır 1 saat sonra da, iyiki etmişim desen de kızarken bile sevmektir, o yokken, kafası kopmuş gibi kalıverirsin, nasıl yaşarım dersin kurumuş topraklar gibi olursun, yağmurla değil , o geldiğinde yeşeren onu kendinden bile iyi tanımaktır mühürlemektir kapıları, ondan başkasına
ağzından çıkan bir sözle, acıdan iki büklüm oluvermektir geçmek bilmeyen ilkbahar gibidir, bir güneşli aniden bastıran yağmurlar felan katil olmaya çook yaklaşmaktır , zararsız ona yönelen bakışlarla bile
bazen de aşk sadece ıstıraptır;
beğenilmemektir, kendi elinle bıçağı kalbine saplamaktır çaresizce uğraşmaktır, sevilmek için açık bir hedeftir kalbin, ok gibi sözlere boşyere kürek çekmektir , olduğun yerde dönersin çünkü ıstırap yumağıdır, nefes aldırmayan, seni boğan
aşk kısacası ; gönüllü köleliktir eloğluna ne kadar özgür kız olsan da
ümitsiz gezmecik
bugün goncamla, gezmeciklerimizden birindeydik istanbulun boğucu yağmur yüklü havasına inat rutin doktor kontrollerimiz vardı, ayrı yerlerde ne öğrendim peki ? halsiz halsiz yeni gelin gibi dolaşmama, nefesimin tıkanmasına, elimdeki vitiligoya sebep olan bay haşimotoyu ( zaten japonları sevmezdim tam oldu şimdi )
daha sonra, ilk göz ağrım bakırköyde buluştuk oraya gidip te, kırıktabağa uğrayıp, mercimekli köftenin, yaprak sarmasının tadına bakmadan olur mu hiç ?
sonra gene rutin capacity gezimiz a.v.m. güllerine diş gıcırdatmalar felan ( tatile çıkmıyormu bunlar hiç ayol ? hoş yerlerine nöbetçi felan bırakıyorlardır kesin )
tatil deyince ; istanbulun tam gezilecek zamanı şimdi herkes ramazan gelecek de, tatilimi yapamayacağım kaygısıyla bir yerlere kaybolmuş nereye gitseniz boş yollar, avmler geçen starcity deydik ; bi mağaza sahipleri bi de bizdik sanki bakışıp durduk adeta
artık sırf bakmak için, gezmek cezbetmiyor hiç önceleri almasam bile migros avm yi sık sık gezer nerde ne var bilirdim ( tabii umutsuz ve çaresiz ev kadınıyken oluyor bunlar )
şimdiyse internet icad edildi, mertlik bozuldu ihtiyacım olan şeyden onunla haberim oluyor , gidip almak kalıyor bir tek o yüzden, mağaza mağaza gezmek, zulüm geliyor artık hele goncamla asla bir tek serpilciğimle yapıyoruz alışveriş ayinini zeytun teyzenin almanyadan senelik izne gelen kızı . o gelince; bir gün olıvıum, bir gün yeşilköy, çarşamba kesin yaparız . vaktimiz olursa da eminönü
eşimle capacityi şöyle bir turlayıp pizzamızı da aldıktan sonra, ev yoluna düştük
ahh ümitsiz çırpınışlar bunlar teyyare ramazanı şerifte başlıyor mesaiye, taa ki hazirana kadar oy oy oy
desperate housewive dan desparate workwiwe a dönüştüm kar mı ettim şimdi ? bana niye öyle gelmiyor o zaman ?
not ; kendi kendime çalıp oynamaktan sıkıldım artık sevgiden delikıza kadar bütün arkadaşları yazmaya davet ediyorum hani şu klavyeyle yaptığınız ? eskiden
daha sonra, ilk göz ağrım bakırköyde buluştuk oraya gidip te, kırıktabağa uğrayıp, mercimekli köftenin, yaprak sarmasının tadına bakmadan olur mu hiç ?
sonra gene rutin capacity gezimiz a.v.m. güllerine diş gıcırdatmalar felan ( tatile çıkmıyormu bunlar hiç ayol ? hoş yerlerine nöbetçi felan bırakıyorlardır kesin )
tatil deyince ; istanbulun tam gezilecek zamanı şimdi herkes ramazan gelecek de, tatilimi yapamayacağım kaygısıyla bir yerlere kaybolmuş nereye gitseniz boş yollar, avmler geçen starcity deydik ; bi mağaza sahipleri bi de bizdik sanki bakışıp durduk adeta
artık sırf bakmak için, gezmek cezbetmiyor hiç önceleri almasam bile migros avm yi sık sık gezer nerde ne var bilirdim ( tabii umutsuz ve çaresiz ev kadınıyken oluyor bunlar )
şimdiyse internet icad edildi, mertlik bozuldu ihtiyacım olan şeyden onunla haberim oluyor , gidip almak kalıyor bir tek o yüzden, mağaza mağaza gezmek, zulüm geliyor artık hele goncamla asla bir tek serpilciğimle yapıyoruz alışveriş ayinini zeytun teyzenin almanyadan senelik izne gelen kızı . o gelince; bir gün olıvıum, bir gün yeşilköy, çarşamba kesin yaparız . vaktimiz olursa da eminönü
eşimle capacityi şöyle bir turlayıp pizzamızı da aldıktan sonra, ev yoluna düştük
ahh ümitsiz çırpınışlar bunlar teyyare ramazanı şerifte başlıyor mesaiye, taa ki hazirana kadar oy oy oy
desperate housewive dan desparate workwiwe a dönüştüm kar mı ettim şimdi ? bana niye öyle gelmiyor o zaman ?
not ; kendi kendime çalıp oynamaktan sıkıldım artık sevgiden delikıza kadar bütün arkadaşları yazmaya davet ediyorum hani şu klavyeyle yaptığınız ? eskiden
3 Ağustos 2010 Salı
nasıl yani ?
nasıl ailesiniz ?
klasik türk ailesi mi ?
hani şu kocamaan bir salonu ( içinde gümüşlüğü konsolu felan mobilya mezarlığı olup içleri görsellikten başka işe yaramayan incik cıncık dolu ) olsa da yine de küçücük oturma odasında oturacağım diye inat eden
minibüslere doluşup cümbür cemaat pikniğe giden orada da bangır bangır müzik dinlemeyi ihmal etmeyen
ya da denize giden karaburuna ya da b.çekmeceye akşama da kızarmış ciğer gibi dönen
akşamları atleti çizgili pijamasıyla balkon sefası yapan , rakıyı felan erkeklik sayan
futbol sezonunda çıldırmış biri gibi dolaşan
daha ucuz diye pazara akşamüstü çıkan
dedelere yatırlara felan çaput bağlayan
her yılbaşı bilet kuyruğunda bekleyen
çeyiz deyip kullanmayacağı şeylerle evi dolduran
her pazartesi halı döven ( evet hala )
cep telini elden düşürmeyen ( bırak artık patlıyoor )
geçinemiyoruz ayaklarıyla karı koca fosur fosur sigara içen
ya da modern batılı olma sancısı içindeki insanlar bütünlüğü müsünüz ?
hani şu eş dost toplantılarında şarap vs. ikram edince kendini daha iyi hisseden ( felanca dizideki yakışıklıyı başarılı kopyaladığını düşünerek )
uygarlık adına başkasının hanımını da dansa kaldıran
kumar oynamaya bir yerlere giden
kızının bilmem kaçıncı flörtüyle gezmesini hoş karşılayan
gavurları taklit edicem diye pis ayakkabıyla evde gezen
sadece aynı kanalın haberlerini seyrettiği için kendi fikirleri sanan ( düşünmek zorunda kalmıyor fena mı ? )
iki günlük aşkıyla bağlılık yeminleri eden ( naz yapmaya, cilveye ne oldu ? )
ya da türklükle alakası kalmamış oluşum musunuz ? ( aile demeye dilim varmıyor )
zina işlemeye düzeyli birliktelik diyen
papaza günah çıkarma misali yaptığı rezillikleri sanal aleme taşıyan
haram kazancını haramda tüketen
çoluğu çocuğu eve gelmediğinde umurunda olmayan kapitalist sistemin bütün nimetlerini sonuna kadar kullanırken sol çizgideyim diyebilen
vatan millet değil , ben kaygısı taşıyan
yurtdışına gardrop turları düzenlerken ( hani şu çoğu türkiyede üretilenkıyafetler için ) ekonomi politikasını eleştiren
vs. vs. hainlikler
hani diyorlar ya ; dinlerin ve kültürlerin diyalogu diye anlarım hadi elin gavurunun bunları yapmasını çünkü yüzyıllardan gelen bir göreneği var bakmayın hergün ördek gibi yıkanmalarına pis adamlar özünde ve ayık dolaşmıyorlar bizimkilere ne oluyor da uygarlığı çalışkanlığı dururken batının sadece işe yaramayan attığı şeylerine talip oluyorlar ? turisti, meyve sebzesi aşısı
hani diyorlar ya bir milleti yok etmek parçalamak istiyorsan önce aileden başlayacaksın;
anlıyorumki ozaman plan yürürlüğe konmuş biz laylaylomla uyutulurken
peki ne lazım oyunları başlarına çalmaya ?
fatihler yetiştirecek anneler ailesini şahin misali koruyacak babalar öteleri özleyebilecek iman
klasik türk ailesi mi ?
hani şu kocamaan bir salonu ( içinde gümüşlüğü konsolu felan mobilya mezarlığı olup içleri görsellikten başka işe yaramayan incik cıncık dolu ) olsa da yine de küçücük oturma odasında oturacağım diye inat eden
minibüslere doluşup cümbür cemaat pikniğe giden orada da bangır bangır müzik dinlemeyi ihmal etmeyen
ya da denize giden karaburuna ya da b.çekmeceye akşama da kızarmış ciğer gibi dönen
akşamları atleti çizgili pijamasıyla balkon sefası yapan , rakıyı felan erkeklik sayan
futbol sezonunda çıldırmış biri gibi dolaşan
daha ucuz diye pazara akşamüstü çıkan
dedelere yatırlara felan çaput bağlayan
her yılbaşı bilet kuyruğunda bekleyen
çeyiz deyip kullanmayacağı şeylerle evi dolduran
her pazartesi halı döven ( evet hala )
cep telini elden düşürmeyen ( bırak artık patlıyoor )
geçinemiyoruz ayaklarıyla karı koca fosur fosur sigara içen
ya da modern batılı olma sancısı içindeki insanlar bütünlüğü müsünüz ?
hani şu eş dost toplantılarında şarap vs. ikram edince kendini daha iyi hisseden ( felanca dizideki yakışıklıyı başarılı kopyaladığını düşünerek )
uygarlık adına başkasının hanımını da dansa kaldıran
kumar oynamaya bir yerlere giden
kızının bilmem kaçıncı flörtüyle gezmesini hoş karşılayan
gavurları taklit edicem diye pis ayakkabıyla evde gezen
sadece aynı kanalın haberlerini seyrettiği için kendi fikirleri sanan ( düşünmek zorunda kalmıyor fena mı ? )
iki günlük aşkıyla bağlılık yeminleri eden ( naz yapmaya, cilveye ne oldu ? )
ya da türklükle alakası kalmamış oluşum musunuz ? ( aile demeye dilim varmıyor )
zina işlemeye düzeyli birliktelik diyen
papaza günah çıkarma misali yaptığı rezillikleri sanal aleme taşıyan
haram kazancını haramda tüketen
çoluğu çocuğu eve gelmediğinde umurunda olmayan kapitalist sistemin bütün nimetlerini sonuna kadar kullanırken sol çizgideyim diyebilen
vatan millet değil , ben kaygısı taşıyan
yurtdışına gardrop turları düzenlerken ( hani şu çoğu türkiyede üretilenkıyafetler için ) ekonomi politikasını eleştiren
vs. vs. hainlikler
hani diyorlar ya ; dinlerin ve kültürlerin diyalogu diye anlarım hadi elin gavurunun bunları yapmasını çünkü yüzyıllardan gelen bir göreneği var bakmayın hergün ördek gibi yıkanmalarına pis adamlar özünde ve ayık dolaşmıyorlar bizimkilere ne oluyor da uygarlığı çalışkanlığı dururken batının sadece işe yaramayan attığı şeylerine talip oluyorlar ? turisti, meyve sebzesi aşısı
hani diyorlar ya bir milleti yok etmek parçalamak istiyorsan önce aileden başlayacaksın;
anlıyorumki ozaman plan yürürlüğe konmuş biz laylaylomla uyutulurken
peki ne lazım oyunları başlarına çalmaya ?
fatihler yetiştirecek anneler ailesini şahin misali koruyacak babalar öteleri özleyebilecek iman
2 Ağustos 2010 Pazartesi
nostaljiye devam
dayım eminönünde çalıştığı için evlerinde sucuk salam eksik olmazdı , öyle şeyler sadece orada namlıda satıldığı için bizse ayda yılda bir yerdik sofrasında bizim yiyemediğimiz şeyleri yiyip neden bu kadar kavga ettiklerini merak ederdim olanca saflığımla
bayram alışverişimiz ise evlere şenlikti ; annem teyzemle beraber bizi doğruca mahmutpaşa yokuşuna götürürdü; şu meşhur uzun burunlu siyah dolmuşlarla orası da her daim kalabalık olduğundan, istisnasız birbirimizi kaybederdik ailemin tek kızı olmanın avantajıyla kıyafetim ceylan bebeden alınırken zavallı gügü işportadan giyinirdi hala o ezikliği atamadı içinden
bu alışveriş daima dayımın işyerinde biter uzun taburelerde sade gazozumuzu azıcık azıcık içerek bu mutlu saatleri uzatmaya çalışırdık
bünyem zayıftı biraz,, anneciğim şehreminine gidip bana kan yapsın diye dalak ciğer alırdı ( ne kadar yediysem hep kanlı canlı biri oldum hep )
ne güzel tasasız günlerdi dokuz yaşında felan bakırköye taşındığımızda hiç alışamadık ilk sene kocaman lüks evi hiç sevemedim kendi özel odam olsa da kimse kapımızı çalmıyordu ki hep eski mahalleye gezmeye gittik ,annemin başını yiyerek baktı annem olmayacak apartmanda yasin günü başlattı da komşular birbirini tanıdı
aynı sıcacık ilişkiler ağı kuruluverdi bizim çat kapılar gene başladı canımız sıkıldığında besimelere iner yapamadığımız soruları şirinlere götürürdük ( çok inekti ,şimdi tvlere çıkan çocuk doktoru oldu )
ermeni komşumuzda gelirdi günlerimize, kocaman bir aileydik biz
bir komşumuz baycan ın sahibi, diğeri banunun babası ceyonun sahibiydi, kanaatkar sakin aileler otururdu 10 yılda tek bir kavga olduğunu hatırlamıyorum
dayımlar teyzemler de bahçelievlere taşındığı için, yürüyerek giderdik birbirimize her hafta sonu ya biz onlara ya da onlar bize arabamız yoktu ama gene de araba tutup gezdirirdi bizi babam
bazen babamın baskısından ya da uzun amaçsız yaz günlerinden bunalır sıkılırdık da annem şöyle derdi ;
genç kızlık sultanlıktır, tadını çıkarın
20 yıl geçti aradan rahat yaşayan mutlu bir aileyiz çok şükür yine de saatle yarışırken, koşa koşa iş yapıp, sorunlarla mücadele ederken , hesap hesap beynimiz sulanırken kızıma aynı sözü miras bırakıyorum;
GENÇ KIZLIK HAKİKATEN SULTANLIKMIŞ
bayram alışverişimiz ise evlere şenlikti ; annem teyzemle beraber bizi doğruca mahmutpaşa yokuşuna götürürdü; şu meşhur uzun burunlu siyah dolmuşlarla orası da her daim kalabalık olduğundan, istisnasız birbirimizi kaybederdik ailemin tek kızı olmanın avantajıyla kıyafetim ceylan bebeden alınırken zavallı gügü işportadan giyinirdi hala o ezikliği atamadı içinden
bu alışveriş daima dayımın işyerinde biter uzun taburelerde sade gazozumuzu azıcık azıcık içerek bu mutlu saatleri uzatmaya çalışırdık
bünyem zayıftı biraz,, anneciğim şehreminine gidip bana kan yapsın diye dalak ciğer alırdı ( ne kadar yediysem hep kanlı canlı biri oldum hep )
ne güzel tasasız günlerdi dokuz yaşında felan bakırköye taşındığımızda hiç alışamadık ilk sene kocaman lüks evi hiç sevemedim kendi özel odam olsa da kimse kapımızı çalmıyordu ki hep eski mahalleye gezmeye gittik ,annemin başını yiyerek baktı annem olmayacak apartmanda yasin günü başlattı da komşular birbirini tanıdı
aynı sıcacık ilişkiler ağı kuruluverdi bizim çat kapılar gene başladı canımız sıkıldığında besimelere iner yapamadığımız soruları şirinlere götürürdük ( çok inekti ,şimdi tvlere çıkan çocuk doktoru oldu )
ermeni komşumuzda gelirdi günlerimize, kocaman bir aileydik biz
bir komşumuz baycan ın sahibi, diğeri banunun babası ceyonun sahibiydi, kanaatkar sakin aileler otururdu 10 yılda tek bir kavga olduğunu hatırlamıyorum
dayımlar teyzemler de bahçelievlere taşındığı için, yürüyerek giderdik birbirimize her hafta sonu ya biz onlara ya da onlar bize arabamız yoktu ama gene de araba tutup gezdirirdi bizi babam
bazen babamın baskısından ya da uzun amaçsız yaz günlerinden bunalır sıkılırdık da annem şöyle derdi ;
genç kızlık sultanlıktır, tadını çıkarın
20 yıl geçti aradan rahat yaşayan mutlu bir aileyiz çok şükür yine de saatle yarışırken, koşa koşa iş yapıp, sorunlarla mücadele ederken , hesap hesap beynimiz sulanırken kızıma aynı sözü miras bırakıyorum;
GENÇ KIZLIK HAKİKATEN SULTANLIKMIŞ
1 Ağustos 2010 Pazar
nostalji biraz da
çocukluğumuzun belirli bir döneminden sonrasını hatırlarız ya, işte benimki topkapı suriçinde geçti hani o ilkokul aşkım yektanın olduğu, her istediğimizde yürüyerek teyzeme gidebildiğimiz sevimli mahallem
küçücük evimiz vardı; bir giriş açılır kapıyla bölünen ( o plan çok modaydı o zaman ) oda büyüklüğünde salon daha büyük yatak odası, minik mutfak ve banyo yerler çini taş döşeli ... arka balkon madamın bahçesine bakıyor ; hani abimin elma çalıp annemden azar yemesine sebep olan bahçe oysa ben hiç ortalarda görünmeyen esrarengiz madamdan fena tırsar, zengin hayaller kurardım hakkında apartmanımızda 6 aile vardı; hepsiyle de ailece görüşürdük
öyleki canım sıkıldığında, alt kattaki komşumuza çat kapı giderdim kadıncağızda beni oyalamak için kalem kağıt verirrdi elime yan komşuya da öyle gelebilirmiyim diye sormak yok öyle samimiydi insanlar şimdi ise kaçıyorlar birbirlerinden ev sahibi evi sattığında, komşular rica etmişler, babama sen al da gitme diye sokaktaki komşularımızla da görüşürdü annemler pkk kürt kavramları yoktu o zaman en yakın arkadaşımdı makbule benim
bayılırdım mütevazi evlerine gitmeye, penceresiz odaları ne ilgimi çekerdi bakkal osman amca vardı oktay usta gibi tombul ve neşeli , kardeşi nuri amca ise zayıf ve huysuz
sinekli bakkalı ilk orda okudum her gittiğimde sinek aradım da iki adım ötemizde çeşme vardı, sular kesildiğinde kadınlar kuyruğu görülüverirdi karşımızdaki boş arsa çocukluğumuzun oyun yeri hava kararana dek ne oyunlar oynardık, zengin hayal gücümüzle neler kurardık küçücük dünyamızda
ne kadar kolaydı bizim için mutlu olmak; evde huzurlu saatler , annemizin yaptığı sevdiğimiz yemek, arsen kırtasiyenin büyülü dünyasına girmek, çok istediğim bebeğin alınması, dayımın kumburgazdaki yazlığına gitmek
büyük dayım çapraz dairemizde otururdu 6 çocuğuyla onların evi pek bir karışıktı bizim için ; annelerine babalarına sert çıkarlar , eve her gelen kendi sofrasını kurardı , orda gördüm herkesin ayrı bardaktan su içtiğini
banyolarında herkesin şampuanı ayrıydı bir kere sabundan başka şey sürmediğim kafamı karıştırıyordu bu
devamı yarın...
küçücük evimiz vardı; bir giriş açılır kapıyla bölünen ( o plan çok modaydı o zaman ) oda büyüklüğünde salon daha büyük yatak odası, minik mutfak ve banyo yerler çini taş döşeli ... arka balkon madamın bahçesine bakıyor ; hani abimin elma çalıp annemden azar yemesine sebep olan bahçe oysa ben hiç ortalarda görünmeyen esrarengiz madamdan fena tırsar, zengin hayaller kurardım hakkında apartmanımızda 6 aile vardı; hepsiyle de ailece görüşürdük
öyleki canım sıkıldığında, alt kattaki komşumuza çat kapı giderdim kadıncağızda beni oyalamak için kalem kağıt verirrdi elime yan komşuya da öyle gelebilirmiyim diye sormak yok öyle samimiydi insanlar şimdi ise kaçıyorlar birbirlerinden ev sahibi evi sattığında, komşular rica etmişler, babama sen al da gitme diye sokaktaki komşularımızla da görüşürdü annemler pkk kürt kavramları yoktu o zaman en yakın arkadaşımdı makbule benim
bayılırdım mütevazi evlerine gitmeye, penceresiz odaları ne ilgimi çekerdi bakkal osman amca vardı oktay usta gibi tombul ve neşeli , kardeşi nuri amca ise zayıf ve huysuz
sinekli bakkalı ilk orda okudum her gittiğimde sinek aradım da iki adım ötemizde çeşme vardı, sular kesildiğinde kadınlar kuyruğu görülüverirdi karşımızdaki boş arsa çocukluğumuzun oyun yeri hava kararana dek ne oyunlar oynardık, zengin hayal gücümüzle neler kurardık küçücük dünyamızda
ne kadar kolaydı bizim için mutlu olmak; evde huzurlu saatler , annemizin yaptığı sevdiğimiz yemek, arsen kırtasiyenin büyülü dünyasına girmek, çok istediğim bebeğin alınması, dayımın kumburgazdaki yazlığına gitmek
büyük dayım çapraz dairemizde otururdu 6 çocuğuyla onların evi pek bir karışıktı bizim için ; annelerine babalarına sert çıkarlar , eve her gelen kendi sofrasını kurardı , orda gördüm herkesin ayrı bardaktan su içtiğini
banyolarında herkesin şampuanı ayrıydı bir kere sabundan başka şey sürmediğim kafamı karıştırıyordu bu
devamı yarın...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)







































