10 Ağustos 2010 Salı

yemin

neden yine hüzün var ?



toprağım halbuki çağırmıştı beni ,derin  derin nefeslerle soluyarak  havasını gittim  klimayı kapatıp da.  neden hep hüzünlü oluyor dönüşlerim ?      ağlamaklı ifademi   izah edemiyorum kendime bile,  sana nasıl anlatayım goncam ?      mahzunluk alınyazısımı oldu dönüşlerin ?       teyyare neden böylesin      neden ?

 yoksa eski günlerde takılı kaldın mı yine ?        babanın    sapasağlam     ailenin başında olduğu günlere mi hasretsin ?     o zamanda hiçbir derdini    yüklemek istemezdin ki ona;   hep günlük gülistanlıkmış   hayat gibi davranırdın     ne kadar rahattın onun varlığıyla            en çok o eleştirse de zaman zaman ağlatsa da seni sevildiğini bilirdin ;    şımarıktın kısacası



kedi gidip fareler musallat olunca;     ciyak ciyak sesleri seninle    kanının arasına girmeye başlayınca ,  prenseslik bitti değil mi ?     lakin dengeler kayınca biraz göze battın değilmi ?

ahh en çok zoruna giden de bu değilmi zaten ?  onlarda olması senin için     sevinç vesilesiyken  neden teyyareninki   göze batıyor ?



yok   yok      daha fazla gözyaşı yok artık         kanın canın da olsa,    hoca kisvesiyle dolaşan  , el kızının sözüyle    amel eden ,     abilikten ziyade   hayatta kaybettiklerinin     hıncını senden almaya çalışan,      seni sadece kızmak için arayan ,        annesini hüngür hüngür ağlatan ağabeye     hiç ihtiyacın yok biliyormusun ?  yeğenlerin    burnunda tütse de

sadece bayramlarda elini öpecek    kandillerde arayacaksın,   anneni üzmemek için o da    ve biz artık iki kardeşiz   diye düşüneceksin         madem kangren oldu acıya son artık kesip atacaksın   o uzvu bedeninden
neden ortanca evlat olduğun halde,   her sorunu çözmeye uğraşıyorsun ?        ailenin her hatasına bu kadar üzüntü niye ?      sen sadece kendi hatalarından sorumlusun öğren bunu

ahh     lakin ahdettin yine,    kardeşlerini kollamak için        ne zaman ne zaman vazgeçeceksin ?

vazgeçeceğim        vazgeçiyorum          başlıbaşına     sinir harbi olan bu yazıyı sonlandırarak   başlıyorum  buna   ;   yazmaktan vazgeçiyorum ,      üzülmekten vazgeçiyorum        onu üzmeye kararlı halde   abimden vazgeçiyorum

elde var 19

yıldönümünde ne yapsam ?    ne alsam ?



çoktandır baktığı netbook  umu ?



ya da kıyafet mi ?

ya da yeni cep mi ?     ( eskisi de   bana kalır   oh oh )


ya da gıcıklık olsun diye,  şınu mu alsam ?



işportadan kemer  ya da pembe gömlek ?

peki nereye gitmeli ?      buraya mı ?


yoksa buraya mı ?



aslında    buldum  !  seni en çok sevindirecek hediyeyi ;

buraya gidip



hediye felan almamak    hatta yemeğe gitmek de neymiş canım ?    bir baş soğan kırıp yeriz nolcak sanki

6 Ağustos 2010 Cuma

aşk

bu konuda herkes birşeyler söylemiş      kusur kalmayayım




aşk ; 19 unda      tatlı yürek çırpıntısıdır      hayır diye yükselen tüm seslere inat      o gittiğinde ekranın siyah beyaz oluvermesidir          istanbuldan nefret etmektir    sırf o yok diye




telefon çaldığında atlamaktır üstüne       adeta şair olmaktır   şiiri sevmezken bile      acı çekmektir  nefes alırken dahi         gülen yüzün solmasıdır  iki gün haber alamayınca         kulağını tıkamaktır  sevgilinin sesinden gayrısına


korkmaktır yüreğini kıskıvrak yakalamış asla bırakmayan  bu duygunun şiddetinden



yüreğin üşürken   bir tatlı sözle sarmalanmaktır          gurur duymaktır    sevgisi ve ilgisiyle       annesinden daha fazla anarsın   adını dualarında

biraz da gerçekçi olursak;


gözlerin yanmasıdır mektubunu tekrar tekrar okumaktan




aşk usta bir yalancı olmaktır   sevdiğinden  başkasına             kör olmaktır gerçeklere   seni ondan uzaklaştırıyor diye       ana babayı unutmaktır  onun yüzünü görünce        kalbine aniden kan pompalanmasıdır aşkın elini tuttuğunda
kendini kainat güzeli felan sanmaktır okşayan bakışlarıyla





20 yıl sonra ise aşk  ;    olgunca sevebilmektir bütün artı ve eksileriyle      aydönümlerini boşverip yıldönümlerini yaşamaktır         gizli gizli elele tutuşmaktır artık           bazen ağızdan kaçan tatlı söz için,  alay edilmektir    bıcırıklar tarafından
 


kel kör bodur bile olsa  onu görünce gözlerinin içi gülmektir      o sizin için  bay dünyanın en yakışıklısıdır çünkü       bu millet kör felan sanırsınız        eski günleri yadederken,   gözgöze gelip muzırca sırıtmaktır     ahh kendinden daha iyi tanımaktır


kapıyı hışımla açsan da çıkamamaktır kalbindeki çelik bağlar izin vermez çünkü


ağlarken, kendim ettim diye ağlamaktır   1 saat sonra da, iyiki etmişim desen de      kızarken bile sevmektir,     o yokken, kafası kopmuş gibi kalıverirsin,   nasıl yaşarım dersin          kurumuş topraklar gibi olursun, yağmurla değil , o geldiğinde yeşeren        onu  kendinden bile iyi tanımaktır        mühürlemektir kapıları,   ondan başkasına



ağzından çıkan bir sözle, acıdan iki büklüm oluvermektir          geçmek bilmeyen ilkbahar gibidir,   bir güneşli aniden bastıran yağmurlar felan       katil olmaya çook yaklaşmaktır ,   zararsız ona yönelen bakışlarla bile


bazen de aşk sadece ıstıraptır;





beğenilmemektir,      kendi elinle   bıçağı kalbine saplamaktır      çaresizce  uğraşmaktır, sevilmek için      açık bir hedeftir kalbin, ok gibi sözlere       boşyere kürek çekmektir  , olduğun yerde dönersin çünkü       ıstırap yumağıdır,  nefes aldırmayan,   seni boğan


                                
          aşk kısacası  ;    gönüllü köleliktir     eloğluna         ne kadar özgür kız olsan da

ümitsiz gezmecik

bugün goncamla, gezmeciklerimizden birindeydik       istanbulun    boğucu yağmur yüklü havasına inat      rutin doktor kontrollerimiz vardı,    ayrı yerlerde   ne öğrendim peki ?       halsiz halsiz yeni gelin gibi dolaşmama,       nefesimin tıkanmasına,    elimdeki vitiligoya sebep olan bay haşimotoyu  ( zaten japonları sevmezdim   tam oldu şimdi )  
 

daha sonra,   ilk göz ağrım bakırköyde buluştuk      oraya gidip te,     kırıktabağa uğrayıp,     mercimekli köftenin,    yaprak sarmasının tadına bakmadan    olur mu hiç ?

sonra  gene rutin capacity gezimiz       a.v.m. güllerine diş gıcırdatmalar felan     ( tatile çıkmıyormu bunlar hiç ayol   ?       hoş yerlerine     nöbetçi felan bırakıyorlardır kesin )



tatil deyince ;    istanbulun tam gezilecek zamanı şimdi        herkes ramazan gelecek de,       tatilimi yapamayacağım      kaygısıyla bir yerlere kaybolmuş      nereye gitseniz boş        yollar,    avmler         geçen starcity deydik ;      bi mağaza sahipleri bi de bizdik       sanki bakışıp durduk adeta

artık sırf bakmak için,     gezmek cezbetmiyor hiç       önceleri almasam bile    migros avm yi sık sık gezer nerde ne var    bilirdim    ( tabii umutsuz ve çaresiz  ev kadınıyken oluyor bunlar )



şimdiyse internet icad edildi,   mertlik bozuldu     ihtiyacım olan şeyden onunla haberim oluyor ,   gidip almak kalıyor bir tek      o yüzden,    mağaza mağaza gezmek,   zulüm geliyor artık       hele goncamla asla        bir tek   serpilciğimle yapıyoruz    alışveriş ayinini          zeytun teyzenin almanyadan senelik izne gelen kızı .  o gelince;   bir gün olıvıum,  bir gün yeşilköy,  çarşamba kesin yaparız .  vaktimiz olursa da   eminönü



eşimle capacityi şöyle bir turlayıp     pizzamızı da aldıktan sonra,  ev yoluna düştük
ahh     ümitsiz çırpınışlar bunlar       teyyare ramazanı şerifte  başlıyor mesaiye,    taa ki  hazirana kadar  oy oy oy




            desperate housewive dan desparate workwiwe a dönüştüm     kar mı ettim şimdi ?   bana niye öyle gelmiyor o zaman ?


not ; kendi kendime çalıp oynamaktan sıkıldım   artık  sevgiden    delikıza kadar bütün arkadaşları yazmaya davet ediyorum     hani şu klavyeyle yaptığınız  ?       eskiden

3 Ağustos 2010 Salı

nasıl yani ?

                           nasıl ailesiniz ?



klasik türk ailesi mi ?

hani şu kocamaan bir salonu    ( içinde gümüşlüğü konsolu felan  mobilya mezarlığı  olup    içleri görsellikten başka işe yaramayan  incik cıncık dolu )      olsa da yine de küçücük oturma odasında oturacağım    diye inat eden

minibüslere doluşup cümbür cemaat pikniğe giden orada da bangır bangır müzik dinlemeyi ihmal etmeyen




ya da denize giden           karaburuna ya da  b.çekmeceye        akşama da kızarmış ciğer gibi dönen

akşamları       atleti çizgili pijamasıyla balkon sefası yapan ,       rakıyı felan erkeklik sayan
futbol sezonunda       çıldırmış biri gibi dolaşan
daha ucuz diye      pazara akşamüstü çıkan
dedelere yatırlara      felan çaput bağlayan
her yılbaşı            bilet kuyruğunda bekleyen
 çeyiz deyip       kullanmayacağı şeylerle evi dolduran
her pazartesi   halı döven    ( evet hala )
cep telini elden     düşürmeyen       ( bırak artık  patlıyoor )
 geçinemiyoruz     ayaklarıyla karı koca    fosur fosur sigara içen



ya da modern batılı olma sancısı     içindeki  insanlar bütünlüğü müsünüz ?
hani şu eş dost toplantılarında     şarap vs. ikram edince kendini daha iyi hisseden    ( felanca dizideki yakışıklıyı     başarılı kopyaladığını düşünerek )


uygarlık adına    başkasının hanımını da dansa kaldıran
kumar oynamaya    bir yerlere giden
 kızının bilmem     kaçıncı flörtüyle gezmesini hoş karşılayan



gavurları taklit edicem     diye pis ayakkabıyla evde gezen
sadece aynı kanalın     haberlerini seyrettiği için      kendi fikirleri sanan  ( düşünmek zorunda kalmıyor   fena mı ? )
iki günlük aşkıyla      bağlılık yeminleri eden       ( naz yapmaya, cilveye ne oldu ?  )


ya da türklükle      alakası kalmamış oluşum musunuz  ?   ( aile demeye dilim varmıyor )
zina işlemeye     düzeyli birliktelik diyen
papaza günah çıkarma     misali yaptığı rezillikleri sanal aleme taşıyan
haram kazancını     haramda tüketen


çoluğu çocuğu eve gelmediğinde      umurunda olmayan kapitalist sistemin bütün nimetlerini sonuna kadar kullanırken      sol çizgideyim diyebilen
 vatan millet  değil ,     ben kaygısı taşıyan
yurtdışına gardrop turları düzenlerken     ( hani şu çoğu türkiyede üretilenkıyafetler için )     ekonomi politikasını eleştiren

vs. vs.  hainlikler


hani diyorlar ya ; dinlerin ve kültürlerin diyalogu diye   anlarım hadi elin gavurunun bunları yapmasını     çünkü yüzyıllardan gelen bir göreneği var      bakmayın hergün ördek gibi yıkanmalarına      pis adamlar özünde ve ayık dolaşmıyorlar     bizimkilere ne oluyor da uygarlığı çalışkanlığı dururken batının sadece işe yaramayan attığı şeylerine talip oluyorlar  ?  turisti,    meyve   sebzesi    aşısı


hani diyorlar ya bir milleti yok etmek     parçalamak istiyorsan    önce aileden başlayacaksın;
anlıyorumki    ozaman plan yürürlüğe konmuş      biz laylaylomla uyutulurken
peki ne lazım    oyunları başlarına çalmaya ?




       fatihler yetiştirecek anneler      ailesini şahin misali koruyacak babalar      öteleri özleyebilecek iman

2 Ağustos 2010 Pazartesi

nostaljiye devam

dayım eminönünde çalıştığı için evlerinde sucuk salam eksik olmazdı ,    öyle şeyler sadece orada namlıda satıldığı için    bizse ayda yılda bir yerdik    sofrasında bizim yiyemediğimiz şeyleri yiyip    neden bu kadar kavga ettiklerini merak ederdim olanca   saflığımla




bayram alışverişimiz ise   evlere şenlikti  ;    annem teyzemle beraber    bizi doğruca mahmutpaşa yokuşuna  götürürdü;      şu meşhur uzun burunlu siyah dolmuşlarla       orası da her daim kalabalık olduğundan,    istisnasız birbirimizi kaybederdik       ailemin tek kızı olmanın avantajıyla     kıyafetim ceylan bebeden alınırken     zavallı gügü     işportadan giyinirdi                 hala o ezikliği atamadı içinden



bu alışveriş      daima dayımın işyerinde biter      uzun taburelerde sade gazozumuzu azıcık azıcık içerek   bu mutlu saatleri uzatmaya çalışırdık




bünyem zayıftı biraz,, anneciğim şehreminine gidip bana kan yapsın diye dalak ciğer alırdı     (  ne kadar yediysem hep kanlı canlı biri oldum hep )

ne güzel tasasız günlerdi   dokuz yaşında felan bakırköye taşındığımızda hiç alışamadık ilk sene     kocaman lüks evi hiç sevemedim kendi özel odam olsa da       kimse kapımızı çalmıyordu ki      hep eski mahalleye gezmeye gittik     ,annemin başını yiyerek     baktı annem olmayacak apartmanda yasin günü başlattı da komşular birbirini tanıdı
aynı sıcacık ilişkiler ağı kuruluverdi      bizim çat kapılar gene başladı      canımız sıkıldığında besimelere iner  yapamadığımız soruları      şirinlere  götürürdük    ( çok inekti ,şimdi tvlere çıkan çocuk doktoru oldu )
ermeni komşumuzda gelirdi günlerimize,       kocaman bir aileydik biz 


bir komşumuz baycan ın sahibi, diğeri banunun babası ceyonun sahibiydi,   kanaatkar sakin aileler otururdu 10 yılda     tek bir kavga olduğunu hatırlamıyorum
dayımlar teyzemler de  bahçelievlere taşındığı için,     yürüyerek giderdik birbirimize      her hafta sonu ya biz onlara ya da onlar bize        arabamız yoktu       ama gene de araba tutup gezdirirdi bizi babam
bazen babamın baskısından ya da     uzun amaçsız yaz günlerinden bunalır sıkılırdık da     annem şöyle derdi ;
genç kızlık sultanlıktır,     tadını çıkarın
20 yıl geçti aradan     rahat yaşayan mutlu bir aileyiz çok şükür       yine de saatle yarışırken, koşa koşa iş yapıp, sorunlarla mücadele ederken ,     hesap hesap beynimiz sulanırken   kızıma aynı sözü miras bırakıyorum;

                             GENÇ KIZLIK HAKİKATEN  SULTANLIKMIŞ

1 Ağustos 2010 Pazar

nostalji biraz da

 çocukluğumuzun    belirli bir döneminden sonrasını hatırlarız ya,   işte benimki topkapı suriçinde geçti      hani o ilkokul aşkım yektanın olduğu,    her istediğimizde yürüyerek  teyzeme gidebildiğimiz    sevimli mahallem




küçücük evimiz vardı;  bir giriş  açılır kapıyla bölünen   ( o plan çok modaydı o zaman )   oda büyüklüğünde salon   daha büyük yatak odası,   minik mutfak ve banyo      yerler çini taş döşeli ...      arka balkon madamın bahçesine bakıyor ;   hani abimin elma çalıp annemden azar yemesine sebep olan bahçe         oysa ben hiç ortalarda görünmeyen esrarengiz madamdan fena tırsar,    zengin hayaller kurardım hakkında      apartmanımızda 6 aile vardı;       hepsiyle de ailece görüşürdük


 

öyleki canım sıkıldığında,   alt kattaki komşumuza çat kapı giderdim     kadıncağızda beni oyalamak için kalem kağıt verirrdi elime      yan komşuya da öyle      gelebilirmiyim diye sormak yok     öyle samimiydi insanlar şimdi ise kaçıyorlar birbirlerinden         ev sahibi evi sattığında, komşular rica etmişler,   babama sen al da gitme diye         sokaktaki komşularımızla da görüşürdü annemler      pkk kürt kavramları yoktu o zaman      en yakın arkadaşımdı    makbule benim

  bayılırdım mütevazi evlerine gitmeye,  penceresiz odaları ne ilgimi çekerdi       bakkal osman amca vardı  oktay usta gibi tombul ve neşeli ,      kardeşi nuri amca ise zayıf ve huysuz


     

sinekli bakkalı ilk orda okudum her gittiğimde sinek aradım da       iki adım ötemizde çeşme vardı, sular kesildiğinde kadınlar kuyruğu görülüverirdi     karşımızdaki boş arsa çocukluğumuzun oyun yeri         hava kararana  dek ne oyunlar oynardık,    zengin hayal gücümüzle neler kurardık küçücük dünyamızda    
ne kadar kolaydı bizim için mutlu olmak;    evde huzurlu saatler ,    annemizin yaptığı sevdiğimiz yemek,   arsen kırtasiyenin büyülü dünyasına girmek,   çok istediğim bebeğin alınması,      dayımın kumburgazdaki yazlığına gitmek

büyük dayım çapraz dairemizde otururdu 6 çocuğuyla  onların evi pek bir karışıktı bizim için ;     annelerine babalarına sert çıkarlar  ,      eve her gelen kendi sofrasını kurardı ,    orda gördüm herkesin ayrı   bardaktan su içtiğini
banyolarında herkesin şampuanı ayrıydı bir kere     sabundan başka şey sürmediğim kafamı karıştırıyordu bu

devamı yarın...