25 Mart 2011 Cuma

 sergülün blogundan alıntıdır ;



RTUK'e mektup

Sayın Yetkili,
Ben şu an Tokyo'da ikamet etmekteyim. 16.03.2011 tarihinde saat 19:00’da Kanal D Ana Haber'de yayınlanan yalan haberle ilgili olarak şikayette bulunmak istiyorum. Haberin görüntülerine buradan ulaşabilirsiniz:
Kanal D’nin resmi sayfasında:

Bu tarz yalan haberlerden dolayı şu an Tokyo'da çok zor durumdayız. Ailemiz, arkadaşlarımız müthiş bir şekilde paniğe kapılmış durumda. Onların huzursuz olmalarından dolayı biz de burada huzursuz günler geçiriyoruz. Şu an Japonya'da 5000'den fazla Türk yaşıyor. Bu insanların Japonya dışındaki akraba ve arkadaşlarını da hesap edince bir yalan haber yüzünden 10 binlerce kişinin ciddi şekilde huzursuz olduğunu görebiliriz.
Açıkcası deve misali haberin neresini tutsanız doğru bir tarafı yok ama elimden geldiğince yanlışları aşağıda listelemek istiyorum.
- Her şeyden önce, ekranda görünen haber başlıkları tamamen provokatif: "Radyasyondan Canlı", "Durum Çok Çok Ciddi"
- Fujiyama diye bir nükleer santral yok Japonya'da
- Reaktörlerde herhangi bir yangın çıkmadı
- Muhabirin "Burası Taksim gibi işlek bir cadde" dediği sokak görüntülerden de anlaşılacağı gibi taksinin bile zor sığdığı arka sokaklardan birisi”. Velev ki söylenen gibi olsun; haberin yayınlandığı saat itibariyle Japonya’da saat geceyarısı 02:20 olması gerekiyor. Bu saatte o sokakta o kadar taksinin geçmesi bile büyük kalabalık aslında.
- Uçaklarda yer yok deniyor. Japonya'dan giden yabancıların arttığı doğru fakat yoğun bir sezon olmadığı için THY'de bile çok uygun fiyatlara bilet bulmak mümkündü
- Asıl tiyatro buradan sonra başlıyor: Tokyo'da hiçbir zaman eve sığınma gibi bir şey olmadı. Saat 9'dan sonra dışarı çıkmak yasaklanmadı. Diyelim yasaklandı, özel izin kimden alınmış? Hem niye akşam 9? Nükleer sızıntı akşam 9'da gezintiye mi çıkıyor?
- Tokyo'da kimsede gaz maskesi yok ve kimse deprem çantalarıyla ortalıkta gezmiyor
- Altyazıda gecen "50 kamikaze" haberi nasıl bir hayal dünyasının ürünüdür düşünemiyorum bile...
- Haberin sonundaki Birand’ın “Haberi maberi bırak, kendini koru” demesi tiyatroyu çok güzel tamamlıyor.

Biz, Japonya'da yaşayan Türk vatandaşları, bu türlü haberlerden dolayı çok büyük sıkıntı içindeyiz. Haberi yapanların ve yayınlayan kanalın verilebilecek en ağır cezayla cezalandırılmasını istiyoruz. Böylelikle bu tarz yalan haberlerin önüne geçilebileceğini düşünüyoruz.

Gereğinin yapılmasını rica ederim.



SERGÜL KATO


------------------------------------------


 Yukarıdaki yazıyı Facebookta açılan Japonya'da yaşayan Türkler adına hazırladılar.Her bir cümlesine katılıyorum.
Depremde Türkiye'de olmak burada olmaktan daha zor bir sınavdı benim için.Kanal D gibi bir kanalın Ana haber bülteninde böylesine seviyesiz bir haber beni ve tanıdıklarımı çok zor duruma düşürdü.Ölüme geliyorum sandım. 3 gündür evime dönmüş bulunmaktayım ve herşey normal devam ediyor!
Böyle durumlarda reyting kaygısına düşmeden doğru,kaliteli haberler izleyebilme umuduyla!


Bu yazıyı paylaşmak isteyenler paylaşsın lütfen!Japonya'da yaşamıyorum diye düşünmeyin bu bizi ilgilendiği kadar sizin de doğru bilgi alma hakkınıza engeldir!


Video için buraya bakabilirsiniz








niye hiç şaşırmadım acaba ?   reyting uğruna bunu hep yapıyorlar ,neyseki  sorumluluğunu bilen haberciler yüzünden doğrusu neymiş öğrenebiliyoruz

24 Mart 2011 Perşembe

bazen kaçarsın sevgiliden ;
gecikir ; soramazsın nerde kaldın diye
hani küs olduğun için.
sonra atarsın kendini,     artık nerdeyse her mahallede olan avm lerden birine
niyetin siniri dağıtmak,    biraz da cüzdanı hafifletmektir







lakin yine yine geç kaldın teyyare
yakalandın radara
düştü peşine  sevgili arsız ,gezdi tin tin
kızdın,  lakin kıyamadın,      yorgun yüzünü gördüğünde
neyse kalsın  bakalım dargınlıklar başka bahara
bağlandı yine ,  elim kolum sevginle





tatilin t si tupperin w si

bugün  tatil günümüzdü    ve minnoş kızım olmadan ,   kahvaltımızı yaptık .   sonra biraz sahile gittik


















daha sonra tupperlarım geldi,      dizdim bir  güzel ;





öndeki,  zannedersem    yeni çıkmış ; yarım kalmış soğan,   sarımsak ya da limonları,  dolapta saklamak için kullanılıyor.     yanındaki şekşek,    her seferinde az bir ölçü şeker veriyor,    çayınıza ya da   kahvenize.
sağ en baştaki,    tereyağ kutusu da pek şirin .      arkadaki mint yeşili kap,    yarım kalmış karpuz için alınmıştır.       poşetlere koymaktan    hoşlanmıyorum çünkü.   sol baştakiler  ise,   leyyacığımın deyimiyle kızçemin .
tupperwareleri seviyorum.       çünkü ömür boyu garantileri var.     kırılmalarda satın  aldığınız kişiye başvurduğunuzda   yenisi geliyor .     amerikan ürünü felan ama ömürlük   10 yıllık maksimiks kabını hala kullanıyorum

23 Mart 2011 Çarşamba

aşık - bulaşık günler

yok yok,     aramıyorum o günleri
seviyormu- sevmiyormu ?    uğruna yolunan  papatyaları

nasıl yapsak ,  buluşsak ?     diye gezinen kırk tilkileri
ne hediye alsam    diye diyar diyar gezmeleri

yanlış edilen bir kelime uğruna,    kararan dünyaları,    atılan tripleri
sonu gelmez, kıskançlık senaryolarını





bir dargın bir barışıkları
ayy düşüncesi bile yoruyor artık

o günlerin heyecanını,    kaldıracak kadar  ne sağlam tansiyonum,     ne de sevdiceğin peşinden  koşturacak, takatım var
gençlere bırakıyorum o helecanları,   kıpır kıpır atan kalpleri,   süslü sözleri,   şiirleri

yok iyiyim böyle ben . durmuş oturmuş  41 olmuş .






22 Mart 2011 Salı

bitsin artık bu iktidar savaşları ;





evde mesela ,     niye söz konusu senin dediğin mi,    yoksa benim az önce söylediğimmi ?  ne fark ederki ?  biz aynı yolda elele yürümek için söz vermedik  mi vakti zamanında ?  ( bazıları için neredeyse m.ö. )

o zaman bu yarış niye ?   amacımız huzurlu  evimizde, aşkımızla yavrularımızla,   helal lokma değilmi ?  o zaman filancanın çantasını düşünüp niye kavga çıkarıyorsun ?      biliyormusun ki,  o çantanın sahibinin aşkısı yok. aramaya çıkmış,  çanta da yem zaten.

hayat yolunda , herkes bir kahraman rolünde savaşıyor birileriyle;
yolda giderken,   sakin kullanmak istersin izin vermezler ki; saldırırlar iki koldan, öne geçmek için.   sanki cennetin kapıları açıldı da, sayıyla alıyorlar





insan ilişkilerinde   alçakgönüllü olsan , ezmek isterler  habire
hayır diyemeyen biriysen yandın ,    sonuna kadar kullanırlar bunu
azıcık mülayimse cemalin,     kuyrukta önüne geçiverirler
cadılık bilmiyorsan, devlet dairesinde yandın          önüne gelen azarı basar
bu liste;   uzaar, uzaar           en iyisi  sen de uza neval

21 Mart 2011 Pazartesi

cennet bahçesinde var, bir yılan

evet tam evleneceğiz derken ,   tam herşey bitti   artık bizbizeyiz,      kurallarımızı biz koyarız  diyecekken; kaynanam son dakika golünü attı.;      gerdek gecesinde ,  gelinle damadı bekliyecekmiş .
goncam yumuşak başlı ,     lakin o bile  çığrından çıktı,    hatta annesini kovdu;    olmaz git diye.  ama gitmedi cadı.     bize zehir etmek için kaldı.       utanmasa çarşaf isteyecek.         bunun için onu hiç bir zaman affetmeyeceğim

bizim derdimiz ;    dört seneden sonra ,     nihayet kendi kurallarımızla yaşamak,       alacağımız ekmekten yürüyüş yolumuza kadar,     her şeye kendimiz karar vereceğimiz günlerdi,      kendi evciliğimizi oynamaktı. onu da ilk günden,   zehir etti mikrop.





kaldı da     ne oldu sanki ?    rezil  .       o  ve kızı yokmuş gibi,   davrandık .   sanki görünmezlermiş gibi.      bir gün sonra da ,   otobüse bindirip postaladık.          iki ay sonra  görümcem evlendi ,      iki eltisi de bekledi bana yaptıkları gibi.       Rabbim ne kadar büyük,     kimsenin ahını kimse de bırakmıyor .     kaynanacık bizim yanımızda birşey diyemiyor tabii,     kendi yaptığı için .       ama eşim,      kızım sana söylüyorum misali söylendi durdu,    tık cevap yok.  

düğün bitti ,geri dönüyoruz .        görümce gelin düştü     kaseyi çatlattı,       ben de ayağımı burktum,bileği çıkarttım.       sonra gelsin çıkıkçı seansları.
kaynanacık kucağında   taşıyor,    çıkıkçıya götürüyor.      yemekler tepsiyle önüme geliyor.        dedim ya Mevlam,     haklı olanın yanında her daim    sadece sabır lazım.





üç sene sonra kaynım evlenirken  dedim ki;      tam zamanı neval ,    ortalığı karıştır biraz.          görümce örümceğe sordum,       tam gelin almaya giderken ;         ee hasanı da bekleyecekmisiniz bu gece ?
 yüzü enk menk- her renk oldu.        bu zamanda öyle şeymi olurmuş ?       dedim;  gareziniz banamıydı ? hanımın dediğine bak hele ; kalmışlar da hiç aldırmamışız onlara     ,iki günde kovmuşuz .   neval susarmı ?
kara çalı gibi girerseniz araya,     her tür davranışı hakedersiniz, iyi yapmışız size.

o gün,    bugün oldu uymazlar bana,       iyiliğe iyilikle kötülüğe kötülükle        karşılık verdiğimi bilirler. en doğrusu;     kötülüğe de iyilikle karşılık vermek.           lakin     bünyeye ters.





hülasa ; hevesle beklediğimiz beraberlik günlerimize üzüntüyle başladık,  sonrası süper oldu demek isterdim ama öyle değil ,     birbirimize alışma devremiz          sancılı  geçmeye mahkumdu, o alabildiğine sakinken , bendeki heyecanlı bünye ,  kendini kanıtlama çabaları ,    gereksiz tartşmalar vs vs.

nihayet şu kısacık hayatta;         birbirimizle dost olmayı öğrendik,         kişilikler farklı olsa da bulduk ortak paydayı.           sanki yeni bir matematik kuramı bulmuşcasına      sevinerek .

20 Mart 2011 Pazar

8 N 2 C

neden kimse işinden memnun değil ?    otobüsteki biletçi !   bilet satacağına turşu satıyor yüzün.





neden kimse hayatından memnun değil ?     forumlar,    bloglar hüsranla inliyor adeta





neden kimse arabasından memnun değil ?      gözü hep yeni çıkanda

neden kimse telefonundan memnun değil ?     elinde son model telefon,    lakin hiç kontörü yok,daima





neden kimse yazdıklarından memnun değil ?     habire şablon  değiştirmeler,    taslak kalmaya mahkum yazılar..
neden kimse evinden memnun değil ?       başkasının evini pek beğenmeler ,     devamlı araştırmalar,  hep bir fazlası adına





neden kimse suretinden memnun değil ?       acayip saç modelleri,     dikkat çekici boyanmalar





neden kimse evladından memnun değil ?       yarış atı misali koşturmalar   ,şu dersi- bu kursu diye.    sonra da gelsin,    30 unda playstation oynayan ,  koca bebeler





çünkü ; doyumsuz olduk biz
çünkü ;yaradılış gayemizi unuttuk biz.  eeee     75 milyonun, sadece 5 milyonu eda ederse kulluk vazifesini


.