7 Ağustos 2023 Pazartesi

Yaz halleri filan

 Acaibimsi bir yaz geciyor bu sene iki gun bunaltıcı güneş iki gun yağmur minvalinde gidiyor. Bahçeyi sulamadık hiç diyebilirim. Biberler bodur kaldı bu sene cinslerinden mi bilinmez.Günlerim asmaya ve ahududuya dayanan garip bir tur  böcekle savaşarak, diet ve yürüyüşle geciyor. Icerde desen çiçek saksılarındaki topraktan dogma siyah kor sinekler saldırır ağzına yüzüne. onlara da be sinek ilacı kullandım be kükürt tozu doktum nafile. Bir gun tepemi atttirip soğuk havada balkona kiskislanmayi bekliyorlar.


Uc ayda verebildiğim sadece hepi topu 5 kilo: ekmege ve tatlıya hasret gecen uc aydan bahsediyorum. ama vücuttan sekeri cikardiginda bi tadayım diyorsun çok yapay geliyor sana tattigin bundan da anlıyoruz ki seker bünyeye yabancı madde lazım da degil. sekerin mi dustu  meyve ye fruktoz enough sana.

Hala is bulamadım bunaldım o kadar ki, yetmiş km uzakliktakilere fln başvurmaya başladım.Evdeki her gun madden ve little manen bitiriyor beni.

It's been a strange summer, with two days of sweltering sun and two days of rain this year. I can say that we never watered the garden. I don't know if the peppers are stunted this year or not. My days are spent on diet and walking, fighting a strange kind of bug based on vine and raspberry. The dogma black core flies from the soil in the flower pots attack his mouth and face. I used insecticide on them too, and I poured sulfur powder on them, in vain. They are waiting for one day to throw my head up and get cold on the balcony in cold weather. All I can lose in three months is only 5 kilos: I'm talking about three months longing for bread and dessert. 
If you want sugar, eat fruit, eat fructose enough for you. I still couldn't find a job. I was so overwhelmed that I started to apply to those who are seventy km away. Every day at home is killing me materially and spiritually.

3 Temmuz 2023 Pazartesi

Sapittiris

 Dun Tvde bir Turk dizisi seyrettim, Arayış. Seyredenler bilir; hasta başrol oyuncusu hastaligini düşünce gücüyle ve travmasını bulup ondan kurtularak tedavi etmeye calisiyor. Bu sirada seyirci bir tarikatimsi kardeslik topluluğu gibi bir oluşumla  tanistiriliyor ve sempati saglanmaya calisiliyor.

Trde kitlelerin din buysa ben yokum tavrıyla davrandigini orda olmasak da gozlemleyebiliyoruz. Ama su bir gercek ki siyasetin dini yoktur ve hiç bir siyasi partiye dini diyemeyiz. Islamin kendi kuralları vardır ve  muslumanim diyen kisi bunlara uymakla mükelleftir nokta. Uymadigin yerde dunyada ve ahirette ya cezalandirilirsin ya da affedilirsin, thats it!

Dunyada yeni bir din oluşturulmaya calisildigini duymuştum ve bu ve bunun gibi humanist görünüşlü dizilerin de buna canak  tuttuğunu düşünüyorum. Ibadetsiz, cekincesiz, cimbil cimbil havuz seanslari,danslı-ateşli ritüeller ,hipnozumsu seanslar ,her dinden biraz alalım arada Allahin adini da analım -hani Tr dizisi ya - genclere yeni bir din lazım !

Sonra kendine done kendini tanıma: sen herseyden onemlisin, sen ne hissediyorsun, kendini yani, sen sen sen hep sen, once sen. Welcome to Narsizm. Oysa ki bizim dinimiz ene degil ente der. Once baskasını düşünmeye sevkeder .Nefsi insanin şeytandan sonra en büyük dusmanı olarak tarif eder. 

Ve dini kuralların sebebi kisacik dunya hayatini kısıtlamak ve zevklerinden mahrum bırakmak degil, sonsuz ahiret hayatına all inclusive cennet bileti saglamaktir eger uyarsan. Anlasilir ki yeni din kurucular bunu izlemiyor ya da inanmıyor ,genclerin imanını çalmak icin süsleyip süsledikleri asil sen onemlisin gerisi hikaye, sen iyi ol hersey iyi olur uc silahşörler ;para güç sağlık seni izler demeye getiriyor da  iii öyle degil. Her şey icin calismak zorundasın. Saglik icin vücuduna bakmalı ve korumalı, kiran ve yiyecek icin calismalisin. Ha sen ustunsuculer oderse o baska :) 

Aslında neden hala yazıyorum bilmiyorum ama birileri imanımızi sagdan yaklaşıp çalmaya calisirken susmak zor geliyor.

31 Aralık 2019 Salı

Ne yazacagimi nasil yazacagimi hic bilmiyorum daima isleyen cenemin tersine bugun.Ingilizce klavyeyle  de barisamadik hepten  ipad rahatligindan sonra ne kadar zor geliyor notebookla yazmak bir kere noktalari koymak bir de buyuk harf yazmak zor geliyor butun yazacagimi tek cumleyle yazabilsem noktasiz virgulsuz nekka kolaylik but impossible for now.
Bayadir ara verdigim icin birtakim aciklamalar yapmam lazim sanki ama hic gelmiyor icimden zamana birakalim deyip geciyorum.
Gecenlerde  bir goz gezdirdim bloggera ne goreyim hakkin rahmetine kavusan, acilip sacilan yeni yeni yazan ya da hic birakmayan everybody are here. sadece her gun post yazan  Neval ucmus gitmis dunyanin obur ucuna, artik esimin isi yuzunden Kanadada yasiyoruz.uzun bir alisma devresi gecirdik ve sosyal medya ile tek baglantim whatsapp oldu ama bloguma devam etmek hep vardi aklimda  kismet buguneymis
.

24 Nisan 2015 Cuma

Türkiye nereye gidiyor?

Başlığa bakıp aldanmayın bu siyasi bir yazı değildir. Şu aldatılmışlık duygusuyla başedebildiğim an gelecektir. Tamamen toplumsal bir yazı yazdım tam aşağıya.  Buyrun;
Son yılların popüler cevap beklenmeyen sorusu; cep yelefonu yokken ne yapıyormuşuz acaba?
Yanıt beklenmese de vereyim bir kaç cevap;
Eşe dosta oturmaya gidiyorduk
Cep telefonundan değil göre göre dokunarak alıyorduk ne alıcaksak artık
Parmaklarımız mesaj çekmekten değil dantel örmekten ağrıyordu
Arkadaşlar hiç bu kadarsık hatır sormamış,svgililer hiç bu kadar yüz göz olmamıştı
Hisler iletiler gibi anlık değil daha kalıcı idi
Kimse konum paylaşmadığından olsa gerek kimin nerede kimle olduğu bilinmiyordu. İyi mi kötü mü bilemedim
Daha çok aktivite vardı spor yapmak gibi.
Çocuklarımızı daha az merak ediyorduk çünkü birbirlerini dürtüp bu kadar gezmiyorlardı.
Ev ortak alandı şimdiki gibi bazı bünyeler için otel ve lokanta değil. Evet lokanta dedim restoran değil
Devamını sizden  alayım  dedimses çıkmadı blogger ölmüş galiba :)


8 Ocak 2015 Perşembe

Yirmili yaşlardayken bazen yaşlı insanlarla muhatap olduğumda sohbetlerini dinlediğimde aklıma o zamanlar benim yaşlarımda olan ama gayet dinç gözüken annemin ve babamın nasıl yaşlılar olacağı gelirdi merak ederdim. Yaşlanmanın hiç de merak edilesi yokmuş ! O ayrı mesele 

Ama onlardan birinin vefat edeceğini düşünmezdim düşünemezdim sadece yaşlanabileceklerini akıl edebilirdim. Babam amansız hastalıktan vefat ettiğinde toz duman olmamızın sebebi buydu bilmemize rağmen kabullenemedik. Hatta duyduğumuzda bile. 

Annemle babamın çevresi genelde kendilerinden yaşlı akraba ve tanıdıklarla doluydu. Babam rahmetli hasta olanları favori doktora götürür ve bol bol dua alırdı. Çoğunlukla her pazar arabamız olmamasına rağmen taksi tutulur bir akrabaya ziyarete gidilir , bizim gitmediğimiz sair günler onlar bize gelirdi zaten. Bayram gezmelerine yaşlılardan başlanır ve eski günler yadedilirdi. 


Bir de apartman komşularımızla çay içmeler vardı meşhur. genelde bendeniz gönderilirdi komşunun kapısına;   Tık tık .... Teyze müsaitseniz annemler bu akşam size oturmaya gelmek istiyorlar diye ünlerdim. Ve tabii peşlerine takılırdım. Bazen gitmezdik ve unutup kapıyı kilitlerdik. Annemle babam zili çalar çalar bize duyuramazlardı mecbur komşuda yatarlardı. Çat kapıydık kelimenin tam anlamıyla komşularla , hala da görüşürüz. 

Gelen her misafire yemek konurdu ,sormadan yoldan gelen aç olur misali. Yemek yoksa bir telaş mutfakta biri çorba biri pilav yapar, bir yandan patates kızarır köfte yoğrulur. Sonra gülüş cümbüş yenirdi. Ve acı son ; tezgah dolusu bulaşıkla başbaşa kalış. Olsun güzel günlerdi ,o kadar çekmeseydik bulaşıktan makinanın kıymetini bilirmiydik ? 

Eh bitsin konu artık burada demi ?

2 Eylül 2014 Salı

Aile manzaraları

Bir çocuk veya yetişkin için en büyük nimet  - tabii sağlıktan sonra -   huzur bence. İç huzuru ve bunun dışa yansıttığı dinginlik . Çağımız insanının  ne kadar ihtiyacı var değil mi ?
Çocukken ve daha da büyükken hep huzurlu bir yuva  özlemi çekmişimdir. Hepbaşka insanların evinde kalmak isterdim.  Dayımlarda teyzemlerde amcamlarda hatta komşu teyzelerde. Ha o zamanlar komşular akraba gibiydi tabii.
Her gittiğim aileyi çocukluğun verdiği sonsuz merakla incelerdim. Büyük dayımın -toprağı bol olsun- evinde herkesin ayrı su bardağı olmasını herkese ayrı sofra kurulmasını yadırgardım. Banyolarında herkesin ayrı şampuanı olduğunu görünce gözlerim kocaman olmuştu. İlk sıkma elma suyunu orda içtim ve aşık oldum bir gün bol bol içmeye ahdettim ( lakin insan çabuk bıkıyor)  ve birbirlerine sinirden gözlerini belerten insanlarla orda tanıştım. Yoktu  o evde huzur muzur.
Amcamın evi tam sofu evi;  tv yok akşamki eğlenceleri tarihi destanları okumak ve  amcamın davudi sesiyle yorum yapması. Fazla kalmadım ama sanırım orda da huzur yoktu ki kızları gencecik yaşta orta yaşlı adamlarla evlendiler.


Teyzemin evi hem sevdiğim hem de üzüldüğüm yerdi. Prensesler gibi ağırlanırdım orda. Teyzemin eniştemi ve kızını aşağılamasını seyretmek çaresizlikti tersti atik bünyeme. Eniştem sizlere ömür , teyzem hala aynı çizgide
Küçük dayımın evi en gitmek  istediğim yerdi. Orda babacığım yavrum hitapları içimi sızlatır yengemin tabakları (churchill) gönlümü oyalardı.
Büyük teyzemin evi tam bir köy evi ; kokusuyla, kerpiç duvarlarıyla gün ağarırken başlayan hayatla. Tek medya cızırtılı portatif sarı radyo , tek lüks bakkaldan alınan gevşemiş püskevitler -evet teyzem de böyle derdi ona-
Bizim evde her gün hır-gür var sanır insan, oysa değil. O zaman çoğu evdeki gibi annenin canına tak ettiren bizler   arada baba tarafında hizaya - popomuza atılan bir tepik olurdu -   çekilirdik o kadar. Şimdiki pedagogların demesiyle travma felan da yaşamazdık. Bir müddet sakin gider sonra haylazlıklara başlardık kaldığımız yerden. Annem tam bir sabır timsali , onu bile kızdırdığımıza göre baya haşarıymışız yahu.
Yok bizim ev suskundu genelde. Herkes kendi dünyasında yaşardı annem ya örgü ya da bana çeyiz yaparken alabildiğine astığı yüzünde ser verip sır vermezdi. Sahi annem güleç biridir , niye o kadar asıyordu  ki suratını ?  Babam ardı ardına sigara yakar ister istemez  biz de nasiplenirdik . açık oturum ,haber sinema velhasıl ne varsa seyrederdi ekranda. Bizler de sus pus otururduk. Şimdi düşünüyorum da hiç sohbet etmezdik biz. Bakmayın böyle yazdığıma hala sohbet özürlüyüm.

Hasbıhal niyetiylene zaman lafa girsem,Kendimi birilerine bişeyler öğütlerken buluyorum. (Bu da babamdan yadigar Rahmetli ne zaman birileriyle konuşsa ya siyaset ya  da dine getirirdi konuyu)

Goncamla bizim evimizse çok sesli tek kelimeyle. Herkes her şeye karışır herkesin her konuda söyleyecek sözü vardır bu yüzden  işler biraz zor yürür kararlar gecikir vs.

Olsun varsın ,arada ergenimin höykürüşleriyle bozulsa da sakin ve huzurlu evimiz. Bunda goncamın sabırlı  ve itidalli yapısının payı büyük  (%75  diyelim)
Yay burcu Nevale katlanmasından belli değil mi ?

31 Ağustos 2014 Pazar

Eski Bursada ..

Az evvel Ig de gördüğüm bir kare yıllar yıllar evvel pireler tellal iken gittiğim Bursa kültürparkı hatırıma getirdi.   Akşamdı ; süslü Bursa'nın Ayseliyle beraber göletin kenarına oturmuş ,lunaparkın renkli ışıklarının suya vurmasını izlerken kimbilir  neler konuşuyorduk .  lisede felandım herhalde , ikimiz de bekar,  belki de hoşlandığımız çocuklardan bahsettik. Yok olsa olsa Aysel beni konuşturmuştur , iyi dinleyicidir kendisi.


O zamanlar misafir gezdirilirken parklara çay bahçelerine pikniklere götürülürdü. Çarşı pazar gezmesi bilinmezdi pek. İnsanlar ihtiyacı olduklarında çıkarlardı, bakınıp aslında hiç de ihtiyacı olmadıkları şeyi almak için değil.  Bugün buzdolabının üzerindeki dolabı boşalttıktan ve beş poşet ıvır zıvır attıktan sonra çöpçü olduğuma karar verdim. Eşim de altı ay mühlet verdi orasının tekrar dolması için.  toprak balık güvecini isteyen var mı ?

O geziden sonra epey uzun süre Bursaya gitmedik. Oğlum ufakken aneyleri oylata götürüp bıraktığımızda ,soluğu Bursada aldık Aysel ve eşiyle tanıştık , gezdirdiler bizi. O zamandan beridir görüşürüz ve Bursayı severim.  İstanbuldan sonra yaşayabileceğim şehirlerden biridir. Ama şimdiki gezilerimiz Ulucamiyle başlar ,çarşıda gezmeyle dizlere karasular iner , iskendercide son bulur.

Goncamla gittiğim her yeri severim ve zevk alırım ,ama yine de zihnimin gerisinde ilk gençlik yıllarının heyecanıyla gittiğim süslü Bursa göz kırpıp durur :/

15 Temmuz 2014 Salı

Model


Son on küsür yıldır mütedeyyin tabir edilen kesim ortaya çıktı durduğu kenar köşeden. Çıktı ama tam çıktı ; pardesüler kaplara , tuniklere ,başının örtüsü devasa hotozlara , nurlu yüzü makyaj tahtasına dönüşerek. Aynı tornadan çıkmış hepsi sanki ; renkler ve simalar farklı sadece

İyi bir model olmadı merak edip ilgi duyanlara. Oysa epey duymuşluğum vardır modern kapalılara özenenleri. Lakin modern kapalılık kavramı aldı başını gitti başı kapalı açıklığa doğru.

Herkes kendince işine geldiğince yorumladı tesettürü nefsinin istekleri doğrultusunda. Oysa ölçü örtünmek ve dikkat çekmemektir. Giy mercan kırmızısını , skinny altında platformlar , yüzde badana boya cila , gevşek şalın ucundan göz kırpan taşlı küpe      oh lala !  Ne ala !

Annemin resimleri var  yetmişli yılların düğünlerinden kalan utanarak itiraf ettiği o zaman modaydı da giydik , bilmiyorduk diye ; diz kapağı üstü ,koca güllü bele oturan ama uzun kolllu! elbise , önden çıkan kahküller

Hadi o zaman dini bilgiye ulaşma şansı azdı kulaktan dolma yaşanıyordu . Merak ediyorum çakma tesettürlüler ne bahane bulacak acaba ?



15 Haziran 2014 Pazar

Babamı özlemek

Baba evin direğiymiş hakikaten

Bunu dokuzuncu senede gözyaşlarıyla kabul ediyorum. Oysa rahmetli çok bunaltırdı bazen kurallarıyla
Tam bir kontrol amiriydi ;her şeye karışırdı. O kadar alışmışız ki işleri bizim için kolaylaştırmasına ve yoluna koymasına
şimdi pürüz çıktığında bu kadar şaşkın Görünmemiz ondandır elbet  yediğimiz her tokatta sonra öbür yanağımızı çevirmemiz babamızın hayattan bizi koruma ısrarı olabilir  mi ?


Hayatta olsaydı yılın bu zamanında bu karede olurdu ; dört dörtlük olması için çaba sarfettiği evinin bahçesinde.     Büyük ihtimalle bizleri de bir piknik için yanına toplamış olurdu
Şimdiyse her birimiz buruk , manasız işlerin peşinde , alabildiğine kopuk ...

Allah rahmet etsin , mekanın cennet olsun Babam. Amin.

16 Mayıs 2014 Cuma

Artık nur yüzlü dedeler olmayacak mı anne ?


Daha önceki yazılarımdan birindehttp://sessizteyyare.blogspot.com.tr/2012/09/dedeler-vard-eskiden.html bahsetmiştim çocukluğumun dedelerinden.    Benimse ayan beyan hatırlayabildiğim dedem olmadı hiç.     Sadece aneyin babasının resimlerine bakınca zihnimde puslu bir kaç resim beliriyor;    üç dört yaşı hatırlayıp dünkü yediğini unutmaksa,  yaşlılık belirtisi sanırsam

Şimdi namaz saatlerinde oturduğum yerde,    camdan izliyorum camiye hızlıca seğirten yaşlıları , birilerinin dedelerini; çoğu takkeli yine namaza gittiğinden olacak ki.      Ceket yerinde , pantolon kumaş ve bol,ama bişey eksik; yüzlerde sadece ibadetten ve zikirden gelen o parlaklık ve munislik yok , emeklilik hesapları ve yaşıtlarla bulanık sohbetler izin vermemiş buna.      Bunlar bizim babalarımızın jenerasyonu ,       bundan sonrakini düşünemiyorum

Dedelerin de fazla şansı yok mu ,    ne her gün değişen hayata ucundan kıyısından uymaktan başka ? Nasıl cep telefonu almasın ki mesela ?      Camiden sonra hacı arkadaşıyla iki lafın belini kırarken hanım merak ederse ya ?      Olsun varsın tesbih çekerken yerli yersiz mesaj çığlıklarıyla zırtlayıversin demi ?

Biz şanslıydık çocukluğumuzda tanıdık dedeleri . Şimdi kalabalıklarda gezerken mütedeyyin semtlerdeysem hele ,  gözüm tarıyor ister istemez ; çocukluğumun dedelerinden bir tanecik bulup ilan etmek istiyorum kendime ve dünyaya ; aslı gibidir diye 👴





27 Nisan 2014 Pazar

My sweet home

Evlendiğimizden beri beş kez taşındık biz.   Beşinci evimiz Allahın lütfetmesiyle sahip olduğumuz ev için o kadar yalvardım ki.   Kiracılık zor , Rabbim herkese başını sokacağı bir yuva nasibetsin.
İlk evimiz , mutfağından ve oturma bölümünden deniz manzaralı ,lambri kaplı eğik çatısıyla bahçe içinde bir apartmanın en üst katıydı. ! Gençliğin ve oynadığımız evciliğin verdiği iyimserlikle ,suların ve elektriklerin sık sık kesilmesi zorumuza gitmezdi hiç , her gün soba yakıp kül atmak da öyle.

Biraz da şehir dışı sayılırdı ;akşam belirli saatten sonra otobüs ve minibüs işlemezdi , tam kafa dinlemelik yerdi.     Şimdi o apartmanın  arsasına birbiriyle dipdibe dört blok sığdırma çabasındalar mülk sahipleri.     O sokaktaki tüm evler müstakildi , istanbul keşmekeşinden kaçan varlıklı aileler otururdu.     Taşınmak zorunda kaldığımızda , site hayatına adım attık , ama o evi hiç unutmadım.

Bir ara tekrar o semte ,bahçeli bir apartmanın giriş katına kapağı atsak da , hırsız belasıyla bu maceramız son buldu

 Ve merhaba  ....... Sitesi.

Z. Teyzenin bulduğu bir ev ; gurbetçi alın teriyle alındığındandır belki de ,içine giren her kiracının ev sahibi olduğu ev .   Öyle bir yerdi ki ; dışardan geldiğinde insanı  sessiz bir hoşgeldinle karşılardı sanki ; hissederdiniz.  Orada en çok misafir ağırladım, minicik mutfağında ne tarifler denedim hevesle , yumuşacık haşhaşlı poğaçalar , pastalar yaptım.   Yangın merdiveninde anne kedi ve yavrularını izledim , onlar yüzünden pire basan halılarımı ,geniş balkonunda hortumla pakladım Kar yağdığında sıcacık salonumdan keyifle izledim.

Sonra bir gün ev sahibi doğramaları pimapen yaptırmak istedi ve biz bu vesileyle kiracılıktan kurtulduk :) kısmet.

Oturduğum evi ve lokasyonunu seviyorum.  Eskice bir site olmasına rağmen ,  toplu ulaşım seçenekleri fazla  evler dipdibe olmak yerine ,    ağaçlarla ve bahçelerle ayrılmış.     Alışveriş mağazaları istemediğimiz kadar çok ,metrobüs de istanbula ulaşımı çabuklaştırıyor.
Her şeyden önemlisi , burada az da olsa candan insanlarla komşuyuz . Başımız sıkıştığında birbirimize koşuyoruz , nazımız geçiyor.

Evde yemek yoksa ve açsam  Z. Teyzeye şımarmak nasıl bir nimet bilseniz :D

27 Şubat 2014 Perşembe

Gittik geldik neresindeyiz hayatın ?


Henüz bir ay olmadı kuru kızım ve sinirli ergenimle umre yapalı.

Dokuz gün sürdü topu topu; rüya gördük sanki  . kendimize geldiğimizde istanbuldaydık. Ama sinir harbi daha uzun gitti.barut fıçısının üzerinde oturan bir ergenle ne kadar zor olabilirse o kadar zordu. Oralarda günaha girmemek ve girmesinler diye uğraşmak daha da zordu. Bazen yakvarmaktan içimin koptuğunu hissetsem de bitti geçti . Bünyede biraz daha alçakgönüllülük olsaydı daha kolay olacaktı eminim.



Mübarek Kabe 'de inşaat tam gaz devam ediyor. 2017 ye kadar süreceği ve bittiği zaman beş milyon kişinin aynı anda namaz kılacağı söyleniyor. Ömrümüz olursa görürüz inş. Bizim gittiğimiz aralık sömestre denk geldiği için ve inşa ettikleri yuvarlak metal katlar metaf alanını küçülttüğü için zordu tavaf , sakin zaman yoktu diyebilirim. Mescid kısmının üçte ikisini yıkmışlar hanımların Kabeyi seyredip namaz kılacağı alan yoktu nerdeyse . Namazlarda yer bulmak sorun , namazdan sonra mescidden çıkabilmek ayrı sorundu. Bir ara istanbula dönünce insan yüzü görmek istemiyorum diye çemkirdiğimi hatırlıyorum.



Ve şeytan.  İlk ziyaretimizde olmadığı kadar yanıbaşımızdaydı bütün maiyetiyle. Ah ne kadar uğraştı

bizimle. Rabbim affetsin , memleketimizde hiç aklımıza gelmeyen fitneler ve düşünceler zihnimizi bir anlığına da kirletmişse.

Bu kadar zorluğa rağmen tekrar tekrar oralara dönesim var ey millet ! Çünkü orası sebeb-i vücudumuz ,  ruhumuzun şarj olup Rahmanın nuruyla dopdolu iman depoladığımız tek yer ! Allah isteyen  istemeyen herkese gitmeyi nasip etsin. Amin.







12 Şubat 2014 Çarşamba

Neden ?


Neden Türkiye  bu kadar üzerinde oyun kurulmaya müsait bir ülke ?
Bu kadar mezhebin ,milletin birarada birbirine girmeden yaşadığı başka ülke var mı bilmiyorum.

 Ya da milletimiz en ufak tahriğe açık ? Dün gülümsediği ya da en azından görmezden geldiğine bugün düşmanca bakıyor

Neden  kendimizi hep savunmak , alttan almak durumundayız ? Yanlış yapmıyoruz , bu düşmanlık niye ?
Tamam vurana elsiz , kızana dilsiz  ama bu da nefis bea !


Neden toplumda herkes birbirine inceden inceye laf sokmak derdinde ? Ig de biri kıyafet paylaşır hemen güzel ama biraz şöyle değil mi böyle değil mi ? Lafları.  bi sen biliyordun zaten.  Bazen bu kısım zevatın,  sırf tartışma çıkarma uğruna laf attığını düşünüyorum .önce sen o hotozunu çöz demezler mi adama ?

Neden bitmiyor şu ergenlik bi senede felan ? Biliyorum saçma oldu.

Neden yaktırdığım benin yeri iltihap toplayıp duruyor ?  Cevap cildiye polikliniğinde.

Neden pembeye hala ve hala  bayılıyorum ? Alay konusu oluyorum kızıma.

Neden ikeada gezmek bu kadar yorucu ? Ve ordan sadecepeçete alıp çıkıyorum acaba ? Alışveriş pek cezbetmiyor artık.

Nedn insanlara tahammül edemiyorum artık ? Her şey suni olduğu kadar hislerin de anlık ve yapay olmasından mı acaba ? Sevinç ,üzüntü , coşku  veya mihnet hepsi mi ?











4 Kasım 2013 Pazartesi

Halimelik


Bak hala yazamıyorum kelime oyunu yapıyorum

Biz şükürler olsun ki edebi  bilen bir nesiliz . Öyle ki ; erkeklerle konuşurken hamile diyemeyen hele gebe lafını itici bulan , zorunlu olduğunda bebek bekliyorda karar kılan


Biz de o evreden geçtik , bol giyinip kamufle ettik. E anası belli babası belli deyip inadına göbeğini çıkara çıkara yürüyenlere sözüm ; tamam harika bir deneyim , tadını çıkarın sıkıntılarının yanısıra. Ama bak ben anne olucam diye milletin gözüne gözüne sokmak ne oluyor ?

Fetva veren şahısla ilgili bilgim yok , ama biz millet olarak işimize gelmeyeni  her yerde yermeyi pek bi severiz. Karnını gizlemek , ayıbından utanmak değil , hayadandır ve imandandır, böyle biline. Yoksa sende  o , gerinirsinde , uluorta çemkirirsinde diycem diyemiyorum , imanın kimde olduğu belli değil ,haddimi biliyorum ve susuyorum

Aslını araştırmadan karşı çıkmamayı, hıı bak işte bunlar böyle zaten diye toptan karalamamayı
Biraz da sen denesen ?


25 Ekim 2013 Cuma


Koçu nasıl bilirdiniz ? Şu bayramda kesilen mübarek hayvan değil canım,  Diğeri

Hani şu kartel olan,  türkiyenin tek hakimi olmak istediğini düşündüğüm , her taşın altından çıkan . Yıllarca avrupanın tedavülden kalkmış  kalitesiz arabalarını millete kakalayan , yerli araba üretilecek diye ödü kopan.

Çalışanlarına bıyık bırakmayı el altından yasaklayan. Fabrikalarında maaşı artan işçisini işten çıkaran.

Adı anılmayan ortaklarının yahudi olduğu söylenen. Bazılarına göre ilk şirketleri osmanlı parasıyla kurulan.

Masonik oluşumlara katıldığı söylenen. Ceplerine iki kuruş az girince celallenen ve hükümeti en çok eleştiren ama ülkenin kaymağını en çok yiyen.

Yetkili servislerinde bile başörtülüye surat asılan yer gösterilmeyen.

Geziye marketiyle oteliyle sponsor olan .

Vergi ödememek için ingiliz bayrağı taşıyan yatıyla denizlerde arz- ı endam eden.

Bu milletin parasıyla zengin olup bu milletin bayrağına şunu reva gören ;


En sonunda bu haltı da işleyen ;


Siz şaşırdınız mı ? Hiç şaşırmadım. Yıllardır boykot ediyorum ki onları zaten. 

23 Ekim 2013 Çarşamba

Siyaset berbat bişey...

Politikacıların söylediklerine inanmak şöyle dursun sözlerinin arkasındaki manayı kavramak lazım.

Ya muhalefete ne demeli ? İktidarın her sözüne sazan gibi atlamalarınaysa sadece gülünür . Yahu muhalif olacağız diye zorlamayın bu kadar kendinizi :D

Hele her kanalın her haberi kendi yoluna göre eğip bükmesi yorumlamasına ne demeli ? nerde kaldı objektiflik ? sadece haberi ver ne ima etmeye çalışıyorsun ? öküz altında buzağı aramalar ne ? E tabii herkes görevini yapıyor.

 Haber seyretmemeli belki de biraz , asabımı bozmamak için.

20 Eylül 2013 Cuma

Var mı ?


Var mı hayattan zevk alanınız bugünlerde ?

Yoksa siz de benim gibi her daim ağzınızda buruk bir tatla mı dolaşıyorsunuz ? Şeker şerbet yiyip içseniz de

Nereye gitseniz en aydınlık günde bile bir kara bulut tepenizde sanki , istenmeyen gölgesiyle



Anlık mutluluklar insanı olduk ; bilinçaltı korkuları , stres , depresyon izin vermiyor ki fazlasına . Oysa eskiden herkes kendi minik dünyasında ve samimi arkadaşlıklarıyla her daim dingin ve huzurluydu.

Herkes birbirine kuşkuyla bakıyor ; insanlığa olan inanç her vahşet haberiyle birlikte yok oldu  gitti.

Nedensiz bir husumet var toplumda , bir kibritle tutuşabilecek. İş parti mezhep kavgası değil asla , insanların birbirine tahammül edememesi .oysa etkilemezdi önceden toplumsal münasebetleri  konu bile edilmezdi parti vs propagandası . Seçimden seçime akla gelirdi . Kimse kimsenin siyasi tavrını merak etmezdi insanlıktı önemli olan. Şimdiyse güç  revaçta , ne şekilde sağlanırsa sağlansın.

Güç aslında ;

Kendine güvenmekte. Kimsenin hiçbirşeyden emin olmadığı , kaypaklığın kol gezdiği şu zamanlarda.

Bilgide. Söylemek şart değil , ama o bilgiyle kararlılıkta aynı yolda yürümekte.




La tahzen

Üzülme demiş Ulu Allah



Ülkemiz üzerine hain planlar kuruyor  iran - israil - almanya sacayağı. Karıştıracaklar sonbaharda. Açıkça söylüyor burdaki uzantıları

La Tahzen

İnsanlar arkadan arkadan vuruyor seni , öyle ki alıp başını başka diyarlara gidesin oluyor. İçin kararıyor , muştulu bir  haber için yanıyor yüreğin

La Tahzen

Erkekim stresini , minik ergenim ergenliği atamadı üstünden. Bir hafta çorum yapıp geldiler vaziyet aynı. Bizse minik kızımla , ne kadar rahattık. Bizi geren ergenimmiş , şekerle birleşince evdeki tansiyonu devamlı yükseltiyor

La Tahzen

İnsan manzaraları üzüyor da üzüyor , her an birbirine girmeye hazır. Tolerans sıfır , kadın erkek farketmez herkeste bir kıskançlık ve laf sokma. Rahatlığın battığı  , mıcırık arandığı belli.

La Tahzen

Tat vermiyor hiç bir şey ; yediğin lokma , okuduğun satır, ettiğin laf.
İlla huzur illa huzur
Kalbinde , yuvanda ve ülkende

La Tahzen


11 Eylül 2013 Çarşamba

Gelmesin sonbahar


Başlığa bakıp da naturalist yazı okuyacağını sanan  sayın okur !  Karamsar ve ümitsiz bir yazının ilk cümlesindesin. Vazgeç ve geri dön ! Elbet şu blog leb-i deryasında bulursun gönlüne göre bir yazı

Sağına bak ;çok okunan bayan , sofra kombiniyle beraber cılız çocuklarının kıyafetlerini de koymuş sayfasına

Soluna bak ;kendine aptal diyen ama başkası deyince aslan kesilen , ar damarı patlamış bayanın mekanı

Ortada kendini moda ikonu sananlar var , yandan geç :)

Hala okumaya kararlıysan , sen istedin bacım ,hazırlan çizeceğim kara tabloya ;
Gazetelerde makale okuyanlar bilir ; önümüzdeki mart ayı yerel seçimlerden önce ülkemizin dış mihrakların sponsorluğunda yeni oyunlara sahne olacağını. Hani provası gezi parkında yapılan.



Şimdi şer odakları kafa kafaya vermiş , ne yapsam da evde oturan % 50 yi sokağa döküp iç savaş çıkarsam  ya da türk -kürt -aleviyi birbirine nasıl düşürsem derdinde. Eh twitterdan yalan haberler pompalanacak asparagas resimler servis edilecek molotof hazırlanacak, bilyeler keza öyle .tam güm mesaideler

Ah bir bölebilseler ; iran hazır aşağıda , rusya suriye tetikte  almanya ve israil akbaba gibi tepemizde   Parçalanmış bir ülkede rahat yaşayacağını zannedenler , pakistan ve hindistanın tarihini okusunlar bi zahmet

Çıkmıyorsam birileri gibi sokağa var bildiğim elbet;  sağduyulu olmak o da ! Yoksa ne kadar kolay bilseniz,şeytana uyup   sokakta çangır çungur yürüyenlerin tepesine binmek . Ama komşuma neden  saldırayım , düşmanımı sevindireyim ?

Alevisi, sünnisi , kürdü ve türkü , çerkezi , açığı , kapalısı , kemalisti , demokratı mecburuz katlanmaya birbirimize . Biz bir milletiz sanılanın aksine .Gözün görsün istemiyorsan çarşaflıyı çeviriver kafanı , öyle yapıyorum minili bayanı görünce

Asılmıyor suratım , kıpırdanıyor duayla dudağım  sonbaharda ülkemin başına açılacak belalar için .


30 Ağustos 2013 Cuma

Restoran meconlarım


Bilmeyenler için mecon macera demek, kaynanamca :)

Her aile gibi biz de dışarda yemeğe gideriz. Kuru kızım ankarada olduğundan ergen oğlum da bize takılmayı out gördüğünden genelde erkekimle beraber oluruz yemekte. Kendime saat aldım göstermesem olmaz ;


Gıda bizim işimiz olduğundan ve dönen dolaplardan haberdar olduğumuzdan sebeple her yerde yiyemez olduk ahali. Kebabı ziyada yeriz mesela. Eti temiz , çalışanları eğitimlidir, müşteri  velinimetimizdir odaklı çalışırlar.     Ama bazı şubelerde hüsrana uğradığımız doğrudur.   Mesela ramazanın ilk haftası karşıya gitmiştik eşimle elimdeki lekeler için. Ayrıntılar sonra.  Ordan iftar yapmak için dudullu şubesine geldik.      Tabii ramazandaki klasik doluluktan , kafe tarafında iki kişilik masaya alındık ve şaşırmalar başladı ; meşrubatlar bir saat önceden masada haliyle ılık , masalarda tuz , garsonlarda eğitim yok.  Bir standarda alıştığınızda hayalkırıklığı makus talihi oluyor çokca.

Neyse biz herhangi bir ocakbaşında iftar açtığımızı düşünerek yaptık iftarımızı. Lakin sonradan mail attım firmaya. On dakika sonra şube müdürü telefondaydı, bir sonraki gün de halkla ilişkiler müdürü. Söylemiştim müşteri odaklı çalıştıklarını.       Özürler dilendi , başka şubeye davet edildik; tabii ki fatih.

Orada yaptığımız iftar ilkinden o kadar farklıydı ki; pervanelerin sıçrattığı buharı tabağımızdan ve kaşığımızdan temizleyen, size yol veren ve göz göze gelmeyen elemanlar, tabağınızdaki bittiği anda diğer yemekle yanınızda beliren garson vs hepsi ziya farkını gösteriyordu.      Yok bildiğin yere gideceksin arkadaş. Floryaya gitmek isterdim aslında ama yazın terasta ağırlıyorlar ve masaların altında gezen kedilere hala bir çözüm bulamamışlar. Buldukları gün ordayım kısmetse.

Yazılarımı okuyanlar bilir kediden köpekten korkarım, hatta sıcakkanlı tavuklara da fazla yanaşmam. Aynı zamanda ,insan hariç kalbi atan hiç bir canlıya da dokunamam, ister kuş ister civciv   .  İşte bu yüzden. yazın masa altlarında gezen kediler kabusum.     MazaAllah değseler tavana zıplamakla beraber,  sesimin son perdesince cırlarım korkarım.   O yüzden içerilere  mahkumum.

Geçenlerde bayramda obaya gittik bir de. Manzar nefis , menü de fena değil , lakin yemekten sonra masayı karınca basması da neymiş ?    Yetkililer bir çare bulmalı kısa zamanda. Ordan istinye park avm  ye geçtiğimizde , yediğimiz sufleden mi , karıncalardan huylanmadan mı bilinmez kaşınan iki tiptik biz :)