26 Aralık 2010 Pazar

yüreğimin paresi ,başımın tatlı belası

çocuğundan şikayetçi olmayan varmı aceb ?  özellikle  agresif ya da hiperaktif olmalarından ya da tatminsiz olmalarından vs vs
şimdi suçluyu arayalım ;



öncelikle ;   anaokulu macerası             bir sürü bilinen artısı yanında en büyük eksisi çocuğu anasının kucağından        okul yoluna erkenden düşürmesidir            iki boncuğumu da,     nasıl olsa uzuun yıllar okuyacaklar diye       anasınıfına göndermemiştim             bazıları gibi,      birinci sınıfa  erken başlama imkanı varken tercih etmedim       çünkü kendimden biliyorum ;  lise son sınıfta artık okuldan bıkmıştım       üniversite hayatı armağan gibi geldi.  





neyse  miniklere dönersek,  beşinci sınıftan itibaren     yaprak testlerle tanışıyorlar        ortaokul, ise    dershane   etüt okul  arasında geçiyor            sbs sınavı için   sıkıysa gönderme  ; düz lise yolu gözüküyor      bu da demektirki  ;    no üniversite  yada   dandik bir yüksekokul           13- 15 yaşındaki çocuklardan çok şey bekliyoruz          oynayacak zamanları kalmıyor ki .    bilumum eğlenceleri ,bilgisayar karşısında zom olmak    ya da   hafta sonu a.v.m gezileri          bu koşturmacanın stresini      vurdulu kırdılı oyunlardan çıkarmalarına    şaşmamak lazım             analar     babalarsa  koşturup duran kuklalar gibi ,dershaneye götür  ,etüde bırak





aman yeterki çalışsınlar            becerebilsek onların yerine çalışıp   sınavlara da gireceğiz.       gerçi o günler de    yakın galiba.
çocuklar hayatı anlasın diye, yaz tatillerinde    ustanın yanına çırak verilirdi       noldu ?        dershanenin hızlandırması var olur mu hiç ?              işte bu neslin çocukları      herşeyi başkasından bekliyecek korkarım   insan ilişkileri sıfır       şiddete meyilli         kafası kızdımı        öğretmenini bıçaklayan    bugün kazandığını bugün yiyen -arkasında ana babası varya nasıl olsa koşar yetişir-




anne babalarıyla ne kadar da      kibar konuşuyorlar değilmi ?          ya da ne güzel buyuruyorlarmı diyelim ? bir keresinde kızım ;    altıncı sınıfta bu ne kızım ?    diye soran babasına gayet rahat  neye benziyor ? diye sormuştu        kızamamıştık ;   muhakkak ki en büyük suç bizimdi.

ah ah               daha ne mısralar dizerim buraya             dertliyim dertli           lakin   çözüm  çözüm nerde ?   bu yurdu  yönetecek  gençler,       emaneti devralacak gençler nerde ?
daha da özü  ;     fatihler yetiştirecek    analar nerde ?

25 Aralık 2010 Cumartesi

50 gr tereyağ nelere ? kadirsin

saçımdaki yağlara

habire çekilen    uf puf lara


küvette uzanmış yatan   kilime

hayatımdan yarım saate      

hikayenin özeti bu       başlangıcıysa   şöyle  ;     akşam masumca      boncuklara tereyağlı patates   yapmak için dolaba seğirttim     ve tereyağ kutusunu,   elime almamla düşürmem bir oldu             sakar olduğumu söylemiştim zaten.





sadece düşse ne ala  !      kapağı açıldı    ve topak topak tereyağlar,   mutfağın her yerine saçıldı      bulaşmasın diye     uğraşarak alma çabalarım ,  sonuçsuz kalmaya mahkumdu tabii     ve süpürgeme sarıldım cadı misali              kilime dökülenleri,     arka taraftan silkelerim diye, içimi rahatlatmaya çalışıyordum      bir taraftan da          kilimi çırpmamla,   rüzgarın azizliğine uğramam bir oldu         camın önüne de yapıştılar         üf üf        içime bile girdiğini hissettim o kadar yani  hatta eriyip aktıklarını bile hissediyorum
ayy      şimdi   halıyı mı sileyim ?        kilimi mi yıkayayım ?       üzerimi mi değişeyim ?     zorunlu duş mu  alayım ?
saçında tereyağ topağı olan,    teyyare soruyor ...      yok yok en iyisi oturup ağlayayım  ben

24 Aralık 2010 Cuma

bir rüyayla uyandım bu sabah ;

bir dinle hele          sonra da hayra yor lütfen  ;





lise kankalarım      hani şu durup durup 16 yıl sonra birbirimizi bulduğumuz         onlarla  yine  gençlik çağına dönmüşüz         herkeste aynı saçlar,  aynı imaj     fakat farklı bilinç        yani  , biliyoruz  tekrar genç olduğumuzu     işte bu da ayrı mutlu ediyor bizi
bir rüyaya böyle sevinen teyyare,  aslı olsa neler yapar  düşünün artık





bazen hayat öyle acıtıyorki canımızı ,    olumsuzluklar birbiri ardına bombalarken sinemizi     namertler kaldırırken hırsımızı hafakanımızı  ,     bir tatlı gülüş,    bir can veren söz     ya da güzel bir hadiseye,  bir muştuya hasretiz   bunları bulamayınca ;   teselliyi rüyalarda arayacağız       lakin onlar da bulanmış         galiba  mutluluk başka baharlara kalmış

23 Aralık 2010 Perşembe

para peşin- kırmızı peşin

sabah kahvaltı menüsünü (öğlen saatlerinde)  ergen kırıntısı oğluma  bu sözlerle noktaladım





menümüz pratik,    fiyatlarımız makul ;

1-  tost , süt ,haşlanmış yumurta  =    koldan bir ısırık

2- kıymalı yumurta ,salatalık,süt  =  popodan iki ısırık

3- anneanne böreği,süt  =  paha biçilemez

evet ,   itiraf ediyorum   boyu boyumu geçmiş, bıyıkları terlemiş kocaman çocuğu ısırmak biraz zor oluyor  ama napayım ?

anne şefkati işte     sınır tanımıyor

22 Aralık 2010 Çarşamba

anne anne anneciğim

 annelik ;   dünyadaki en en güzel duygulardan biri .       mevlamın izniyle,   layık olan yaşasın inş.  

ilkleri hep yaşatan,   cenneti ayaklarımızın altına     getiren yüce taht .        onun şefkati ,    ilk gülücük     sevinci,      ilk kelimeler ,     telaşlar ve üzüntü derken,    yürek çırpıntısıyla geçen bir ömürdür         annelik serüveni.



lakin ;

bir anne     nereye kadar bağışlar     evladını ?          gözyaşlarının üzerine,   nasıl sünger çekebilir olmamışcasına ?

ve ne kadar emin olabilir,        tekrar aynı yerden       kurşunu yemeyeceğine ?

tete mari kahvaltısı





hafta sonu   ziyarete gelen teyzemle, kızı gügünün     sabahın altısında zorlamamla   yedikleri      iki lokma yani                 malum trakyalıyız ;   bizim köyde teyzeye  tete der eskiler       mari de moreden bozma mı    acep ? aslında        hani şu;      ' abe gızanım'    diye konuşulan bölgede değil köyümüz          istanbula yaklaştıkça    yumuşamış dil biraz        annemle diğer teyze kızımın    konuşmasını dinlemekse ; evlere şenlik         eşimle boncuklara eğlencelik          nasıl olmasınki ?       şöyle yani ;

küçük ürkiye (rukiye)    büyük ürkiye (sanki başka isim kalmamış gibi)     küçük ürkiyenin ablası   şöyle yapmış felan filan...

bunlar işin tatlı yüzü      diğer yüzüyse ; bir zamanlar dimdik gezen akrabaların topallaya topallaya yürümeye başlamaları          bazılarının gözden yavaş yavaş kaybolurken,      diğerlerinin de      evlatlarının teveccühlerini ihtiyaç içinde beklemeleri            hele bunlar        yeni bir yaş alınacak      zamanda gözlendiğinde    sonuç  ;     umutsuzluk





yaşlanma ve muhtaç olma korkusu   kırklı yaşların en büyük kabusu galiba

21 Aralık 2010 Salı

yorgun fakat mutlu

iş çıkışı dükkan için malzeme almak üzere     istoça gittik       pek bir severim        eminönüne alternatif,    her şeyi       ama herşeyi bulabileceğiniz ,   kocaman bir çarşı           saatimiz bozulmuştu epeydir bakıyorduk ;




balkonumuza  bir dokunuş ;




deposite alışveriş merkezinde   namaz molası .       şu  meşhur mağaza mol e uğradım      gerçekten ucuz       üç tişört 10 tl ;




 simli mumlarım;    yeri göğü batırdı         pullu pullu olduk ailecek

ahh       bu da yaşgünü hediyem işte ; rengi mor aslında          eşim bu rengi seviyor





bugünlerde  bir   edeb ya hu !    nidaları geçiyor bloglarda         birileri   birilerinin canını sıkıyor    kim yapar ki  ?   diye düşünmüşümdür hep         kim durduk yerde sataşırki   ?  yan baktın,    çamura battın diye elaleme sonra tanımadığım,    ilk gördüğüm bloglardan birini okurken,      küfürle irkildim





 kendini mahallenin kabadayısı sanan bayan;    döşüyordu satırları           dedimki  ;      hani merak ediyordun ya   ?  böyle insanlar işte            rahatça küfür etmek için blog açan insanlar

ayıp yahu!       yazana da,  tepki göstermeyen izleyiciye de ayıp            kimse sizin defolu beyninizi bozuk ağzını çekmek zorunda değil