30 Haziran 2011 Perşembe

sanki köyler de köy gibi değil artık.      en azından,     çocukluğumdakinden   farklı epey.
nesi farklı ?   bir düşüneyim ;

öncelikle havası.      buralara nispeten temiz olasına rağmen ,      anacadde misali ,     nerdeyse vızır vızır trafiğiyle,     önceki o tek tük geçen arabaların kirletemediği,   duru temizlik yok.   gürültü de cabası.





mutlak sessizlik vardı köy hayatında ,     arada horozların keçilerin sesleriyle bozulan.     bir hafta kalınca deşarj olup,     stresi unutup sıfırlıyordu motoru insan .        neden yapmasın ki ?      görüntü kirliliği,   tv yoktu her evde.       ahali akşamları gözünü dikip,     aptal kutusuna bakıp reklam aralarında iki çift laf etmez,  adamakıllı sohbet  eder,      aralarında doğal olarak muhabbet oluşurdu.

hani insanlar birbirine yabancı,  çıkarcı vs diyoruz ya .     beraber ne paylaşıyoruz    ki,haklara saygıyı da paylaşalım ?

düğünler olurdu ;    sanki şehirden gelmemişiz, o köyün kızıymışız gibi hazırlandığımız.     köyün tek salonuna erkekler alınmaz,    eli sopalı  bekçi amca kapıdan kovalardı,      sevdiceğini görmeye gelmiş     acar delikanlıları.        gelin hariç,      herkes şalvarını giyer,süsünü yemenisiyle , sevimli takılarıyla yansıtırdı dışarıya.
şimdilerdeyse; şehir düğünleriyle yarışmadalar adeta;      tuvaletler o biçim,makyajlar rengarenk,  danslarsa karşılıklı seç- beğen- al.         kısaca  gösteriş ve gürültü .

herkes haftalık kara  ekmeğini,     - hani şimdilerde  kıvamını tutturmaya uğraştığımız-    yapar,    afiyetle de yerdi.          artık   herkes,  bakkaldan alıyor .




çocukluğumuzda köye gittiğimizde,   otobüsten iner inmez,    şalvarımızı ayağımıza geçirir,      derin bir oh çeker,      sonra da efil efil keşfe çıkardık.        yaz günü herkes,   tarlaya işe gittiği için,     mutlak sessizliğe alışana dek bocalardık biraz.         akşam ezanı okunur okunmaz ,     sosyal hayat tüm hızıyla başlardı.namazını kılan erkekler kahveye,      kadınlar feracelerini takıp ev gezmesine . karanlık ara sokaklarda,    el feneriyle gezen kadın toplulukları    ve arada havlayan köpeğe hoşt diyen,     sinirli bir bağırtı      akşamların tek sesi olurdu.          bizler de onlara uyar,      kahvelerin önünden geçerken ,     yüzümüzü kapatıp tanınmamaya çalışır,       bir yandan da tek gözümüzle,    babamızı seçmeye uğraşırdık .      çocukluk işte.

bütün değişim,          gençlerin çalışmak için fabrikalara gitmesiyle başladı.      diğer köylerden gelenlerle kaynaştılar     ve onları taklit ede ede ,          tvlerde göre göre yaşam şekilleri değişti.       insanlar tarlalarını bırakıp ,      işçi olmayı tercih ettiler.           meyve sebze bile ekmiyorlar tembellikten ,cuma günkü pazarda hepsi var çünkü.



şimdilerde    annemi ziyarete gittiğimde,        eğer hafta sonuysa düğünlerin oynak nameleri yüzünden, uyumak ne mümkün ?        
evler hep yeni yapım,      eşyalar son model.  
tarla tapan işi bitince,     otomatik makinalar da el atında olunca,       bizim  hatuncuklar gezmeyi de gündüze almışlar.           en güzel ve değişik börek çörek derdine düşmüşler
yani köyün farkı kalmamış buralardan,    insanlar da aynı.           ne  o kadar yol gidip te yorayım kendimi?sadece bileyim yeter;
orda bir köy var uzakta.

29 Haziran 2011 Çarşamba

eee tatildeyim ...

ama hala asabiyim ?     ne iş hacı ?
hatta dişlerimi sıkarak konuştuğum bile dillerde ,     sebebi ne ola ki ?

belki de ,  giderayak iki temizlik bir süpürme arası,    gidip geldiğim sınavlar (bknz sandviç mağlubiyeti.)
ya da, tatilden önceki ,    teneşir paklayasıca pis bodurla ettiğim kavga
ya da, goncamı  sevip,     annesine katlanamam.    beni de tatile götür bakışıyla bakarken hem de.
ya da , dün gece,   uykusuzluğun elinde perperişan olup,     sabahın köründe bursada fildir fildir gezmenin yorgunluğu




şu anda izmirde otelde,     ayaklarımı uzatmış dinlenirken,     bugün öğrendiğim şeyleri sayasım -dökesim var;

insanlar feribota bişeyler yemek için biniyorlar,     birbuçuk saat o yemek kuyruğu hiç bitmezmi ?    o fiyatlara rağmen :(

artık sarı gacıyım.    epey hem de .      beyazları kapatalım derken,  kuaför nerdeyse nataşa sarısı yapmış.

bursalı kadınları süslü biliyordum.    noter tasdiki de bugün yapıldı.      evde yoksalar;    ya çarşıda ya ev gezmesinde,ya da kuaförde      saçlarına bişeyler yaptırıyorlardır kesin




ama ,  dışarda yemek yemiyorlar asla yerlileri.       meşhur iskenderci sinek avlıyordu.      geçen sene yediğimiz aklımızda kalınca,     koşarak gitmemize rağmen,      hüsranla çıktık,lezzeti bozmuşlar

ne iş yapıyorsanız hemen bırakın ,       bir kuaför açın.      bayanlar için en güzel mesleklerden biri.    kazanç garanti,   ben şahidim.

manisayı sevemedim     ,manisalı biri yüzünden belki de

izmir konusunda nötrüm.    yarın bir şans vericem kendisine.

oteli pek beğendim

artık bir sürü havlum var:)      aşkolsun !   tabiiki otelden çalmadım .

27 Haziran 2011 Pazartesi

sandviç mağduruyem

 yemem etmem.       o halde sabahın yedisinden beri, ne kendine mahkum edersin,   bre Mevlamın nimeti ? hem de üçbuçuğa kadar,   günümü yiyerek.

hikaye,      her zamanki neval hanım klasiği.        yani işi usulüne uygun yönetme derdi.      malum erkekimle beraber omuz omuza,     bazen de şiddet görerek çalıştığım   bir işimiz var,   şükür.
aynı yerde çalışmanın,  artıları kadar eksilerini bu sene de yaşayınca,    kendime yeni bir yer açma isteği kök salmaya başladı.




ahh...     aslında biliyorum içten içe başıma dert açtığımı,      güzelim uykularımın zamanla delik deşik olacağını, belki de stresle çarpık çurpuk gezeceğimi.        hatta  bahsettiğim ilk adımları attığımda ,    emin oldum diyebilirim.    
ama içimdeki,      girişimci ve idealist kadını susurabildimmi ?    hayır .     sen 15 yıl evde otur ,çocuk büyüt sonra coş.        ama bunu hep yapıyorum kendime ;    geç açılıyorum napayım ?

velhasıl,      aşçılık ve serviste eğitim görmeye talip oldum,     işim azmış gibi.      ve bir belgeyle başlamak istedim .        işte şenlik o zaman başladı.         güzel yurdumdaki    bütün belgeler sınavla verildiği için, sınavlarım sökün ediverdi  ardarda.             bahsettiğim canıım soğuk sandviç de işte tam burada devreye, sınav sorum olarak giriyor.
hele ki yetkili;     sandviçle bana kıyak yaptığını düşünüyorsa.     sınav heyecanı öyle ki,    her zaman yaptığınız en basit şeyi bile şaşırtıyor ,     bünyede varsa telaşe memurluğu,     illa bir yerde yanlış yapıyor insan.




kendimi şaşırtmadım,   yanlışları yaptım.       maskemi takmayı unuttum,hem de çenemin altında duruyordu ! misler gibi domatesimi,    kıvırcığımı yıkadım.       sirkeli suda beklettim sonra salata kurutucusunda kuruttum. kaşarı üçgen kestim,   kesebildiğim kadar düzgün.       domates de fena olmadı.    hatta salamı makine kadar düzgün kestiğimi söylediler.       tabii önce bulamadım ve onlara sordum nerde diye ?      ahh      ahh  hata üstüne hata

belki yine şaşırmayacaktım bu kadar,     her kestiğim şeyden sonra,     bıçağı gidip gidip  yıkama zorunluğum olmasaydı.       .hatta epey yakışıklı olmuştu sandviçim,       afiyetle mideye indiriren eşimin demesi.    bir an evvel kendimi dışarı atma telaşım olmasaydı da,       işe başlarken ortalığı yana yakıla toplayan ben,   çıkarken herşeyi yamyassı bırakıp gitmezdim.      hem de bunu yarıyolda hatırladım.      bak  bak  bak

yok,   yok  adam olmam ben.      kadınım çok şükür de;   eğer kalırsam  pratik uygulamadan,    bu stresi tekrar çekicem,    ona yanarım.
şansıma bu sefer döner felan kestirirlerse       o zaman naparım ?

26 Haziran 2011 Pazar

pazar bu ; uzar da uzar

*dikkat bu post kaynana meconu ( macerası) içerir.

herhalde bu pazar ,  hayatımın en uzun günlerinden  biridir.         belki de evde insandan adım atacak yer olmadığındandır ?     erken kalktığım için midir ?          yoksa elim sudan,   bedenim       mutfaktan  çıkmadığından  mıdır?       seç beğen al !





ama sabah kahvaltıda,   kazan kaldırdı bu yeniçeri ;   heytt    yeter yahu,      öğlen olmuş artık bi dahaki öğün akşama diye.       hani vardır bi laf ;    zengin iş diye,   fakir aş diye kalkarmış.       bizim  misafir avane, oldum olası hiç doymaz bizim evde.    yediğinde gözüm yok ,      işçilikten muzdaribim ayol.       sofrada hep bir sonraki öğünün hesabı yapılır,     bu da sinir eder haliyle.

bu uzuun  güne  bir avm gezisi,  bir de beylik pazarı turu da sığdırıverdim .     ne kadar bereketlenmiş gün değil mi ?       pazar her zamanki gibi,      kalabalık ve sıcaktan dolayı nefes alınamaz haldeydi.     dönem dönem moda olan,   bir sürü ıvır zıvırın yanısıra,      avizeye varana dek bilumum çeşit vardı her zamanki gibi.
nihayet kırk yaşını aştığım şu zamanda , anlık heveslere set çekip,bilinçli tüketici olmayı  başardığımdandır ki hiç birşey almadan çıktım geldim,olan ayacıklarıma oldu.
asıl alışveriş,    ergenimin diploma töreni içindi ,    mecburen avm ye gidildi;





pazarda,  dikkatimi çeken  gençlerin çoğunluğuydu,     en özençli  tüketici onlar çünkü.      aklıma geldi,  ister istemez yirmili yaşlarım.         üşenmeden çocukların elinden tutup,   pazarları gezdiğim zamanlar..    o zamanlar bakıp da,  alamayanlardan biriydim.       kredi kartı felan nerde ?    maaşla geçinen bir aileydik.   o kadar ukde kaldı ki  içimde,   en basiti tepsi isterdim alamazdım.     annemdeyse bir sürü vardı , ama gurur yapıp isteyemezdim.       şu kumaş kaplı siyah çantalar revaçtaydı ,  o kadar isterdim alamazdım.    annem almış, nasıl özendim.      hiç huyum değildir ama ister gibi yaptım , vermedi .

biriken istekler , insanda açlığa sebep oluyor.     öyle fazla bluz çanta ve tepsi almışım ki sonradan,  ömrüm boyunca kullansam bitmez herhalde.     aneyin demesiyle düze çıktığımızda ,   sonu gelmez alışveriş furyaları başlıyor,   kasırga misali alıyoruz da alıyoruz.
önceden ihtiyaçlar yön verirken alışverişe,   şimdi moda yol gösteriyor  . o zaman da  ortadireğimin kredi kartı  borcu bitmiyor da bitmiyor      
tıpkı  bu pazar günü gibi.

25 Haziran 2011 Cumartesi

haller , haller, azıcık da dedikodu

yine uçup gitmeye başladı zaman .       yılın bu vakitleri hep böyle zaten.          bir sürü plan yapmam gerek tatili verimli geçirmek adına.         araba kullanmak da girdi işin içine şimdi.    yani biliyorum tabii de,
kastettiğim trafiğe çıkma cesaretini gösterebilmek .           hem de kuralları çiğneme oranı, epey  yüksek olan güzel ülkemde.





 hadi biraz da gidenin ardından dedikodu yapalım;       temizliğe üşenirken ,    bir de misafir ağırlamak çıktı.      onları da götürürüz gittiğimiz yere ümidiyle   gözüme bakan misafirler hem de.       yok artık !      geçen gün  de anlatmıştım zaten ;    kadın ne alsam arayıp bulmaya çalışıyor,     gittiğimde ucuz taklidini görüyorum.          ucuz taklidi diyorum çünkü huyu o kadarına izin veriyor.

bir kardeşim demişti  geçenlerde ,    çorumlular pek özencik oluyor diye.        bilmem, tanıdıklarımın arasında sadece,    annecik öyle.      kızkardeşi öyle değil mesela.  
bir de eşimin halası var ,    hali vakti yerinde, geçende de söylediğim gibi     ona da pek özenir bizimki.  o bişey alır,   mesela cam ocaklardan bir şey deniliyordu onlara,   ya neyse.         işte onlardan görmüş halada ,  gitmiş  benzerini    ,ucuzunu  almış.        tabiiki memnun değil.    neymiş?         ocakları oynuyormuş.
yine bütçeyi zorlama ve sıfır memnuniyet.       oturma odası koltuklarını üç defa değiştirmesinin, sebebi de bu haliyle .    hiç oturmadığı  ve misafir ağırlamadığı ,      salonun koltuklarını değiştirmesindeki neden de aynı.    zavallı kayınpeder,    ömrü karısının hevesleri ve yersiz  tutum rüzgarları arasında,     savrulup gidiyor.

goncam da hayatında ilk defa,     annesine yüzüne karşı olmasa da  kızdı bu yüzden .     şaşırdım ve üzüldüm .  kızma hakkını tekelime almışım sanki .

şimdi de zorunlu sınavlarım var,     ona çalışıyorum .sanki tek eksiğimmiş gibi.        galiba bu yaz da elimizden uçup gidecek,    anlamadan dinlenmeden.        tıpkı öbür yazlar olduğu gibi.
tıpkı ömür gibi.

24 Haziran 2011 Cuma

haydin gidiyik

ev baştan aşağı temizlendi,     hatta ileri gidilip ,   duvarlar da silindi.   neme lazım ,badana yaptırmaktan usta derdi çekmekten,     evladır kolların ağrısını çekmek.

halılar ve koltuklar     goncaya yıkatıldı  ( sitare duy beni !özenmiştim hani sana  )    yazlık-kışlık devr-i daimi yapıldı        koca bir poşet ıvır zıvır atıldı.    alışverişe çıkıldı ;





esse ganimetleri.       artık hergün, ekmek yapan tiplerden oldum .      bakalım maymun iştahım ne zaman doyacak ?        tabağın midye formlu olanını , arkadaşıma hediye aldım.

o hengamede ,bavulu da hazırladım .         önce bursaya gidip can arkadaşımla hasret gidereceğim ,hem de röflemi de yaptırıveririm,       havlu alışverimi de çıkarırım aradan.       bursadan sonra izmire   geçmek istiyoruz oradan da ,  ver elini didim  .      işi azıtıp antalya, adana,malatya mardin felan düşünüyorduk  lakin, o tarihlerde   sbs sonuçlarının  açıklanıp,    tercihlerin başlaması planları bozdu.       iyiki de bozdu,    işin ucunda çorum ve     henüz zırnık özlenmemiş,   kaynana vardı
yazılara ara vermek yok tabii ki. laptopumla vedalaştım. tatilde goncamınkine misafirim artık     bir bavul daha  mı lazım tatil kitaplarıma ?





fazla  gözükse de şezlong gülüysen , anca yetiyor cicim.


.

23 Haziran 2011 Perşembe

siz de yüzemeyenlerden misiniz?

yüzme kursuna yazılmıştım geçenlerde .      kişisel gelişim planımın bir adımı,  ya da korkularımın üzerine gitme seansı no 1 diyebiliriz.

dün ilk derse gittim.       havuzun dışında ayak çırparken,   hevesli ve umutluydum.      ayak çırpmaları suda yapacakken ,     yavaşça suya inmeye çalışırken de öyle.          herkesten geri kalınca,     eğitmen itiverdiğinde de solmadı,     yüreğimdeki ümit gülleri.





ta ki, kafamı suya sokmaya yeni alışmışken,      hadi sıraya geçip tramplenden atlayın,      ünlemesini işitene dek.          hem de 2 küsür metre derinlikteki havuza.         bak ! bak !    o zaman iyiniyetlerim de, hevesim de uçtu gitti;     su buharı misali   havaya karıştı sevgili blog .       hiç ilerlemeyen sıranın sonuna attım kendimi. cahil mi desem,   yoksa medeni cesaret      mi,bir heves atlayanların ahvalini seyrettikçe de  bilendim,ahdettim;

yok yok,       gölgede     şezlongumda mutluyum ben .         hem ıslanıp, kurumak derdi de yok.        arada daralınca    sıcaktan ,      ayaklarımı sokar çırpıveririm az biraz.         belki cesaretlenip,     başımı da sokarım çevreye yüzüyormuş görüntüsü vermek adına.
napiim ,     kişisel gelişim buraya kadarmış.    bu da heveslenip , yarım bıraktıklarım arasına gidiversin artık