20 Temmuz 2010 Salı

Nihayet tatildeyiz anacım

      

gece birde vardık otelimize  nasıl açız anlatamam    hemen  restorana indik   ehh idare eder    salata peynir  felan açlığımızı yatıştırdık     o saatte sulu yemek vardı   ama tercih etmedik  (nekka akıllı uslu yazıyorum bak )


Sabah oldu hayır oldu   erkekler denize    bayanlar havuza koştu   ohh dedik      güneşin okşayan ( ve yakan )    ışınlarıyla buluşunca        istanbulda soğudukça    inadına ısındı hava     sıcaktan bunaldık   42 dereceleri gördük burada      bunalınca da denize attık kendimizi



Akbük ün  denizi tertemiz       otel koyda olduğu için de  fazla dalga olmuyor




yıllarca  cundanın buz gibi denizine girdiğimizi düşünüyorum da      titreyerek yüzerdik     tenha yerlerde haşemayla rahat denize girebilmek için az yol tepmedik       iki saat deniz keyfi  için  bütün gün koştururduk   tam burası tenha deyip yerleştiğimizde     kocaman alanda dibimize rahat !  kızları olan bir aile gelip konuverirdi    bakışlar öldürücü olsaydı      ehh    bayağı leşim olmuştu



Şimdiyse deniz keyfi   nekka kolaylaştı bizim için    odandan çık  havuza gir  ya da denize     tek fark kostümlerde
Tabii havuz tercihimiz      orda kopuyoruz   kadın kadına    sabah aerobikle başlıyoruz güne    ilk günler sürüne sürüne kalktığım minderden  son gün gayet zinde ayrıldım



Boncuğumla öğlene kadar güneşlenip öğlen yemeğinde  öksüzlerimizle ( baba oğul ) buluşuyorduk yemek faslı tam bir saat ;  yer bul     yemeğini al  45 dk.      Yeme ise 15 dk.     Sonra gene havuza ya da denize   yüzmeye ya da gölgede tembellik edip   ,   yeni dostluklar kurmaya,     kitap kulesini yıkmaya    bütün  hit parçaları ezberledik      teyyare club dansı bile yaptı      sormayın sakın ,   yaparken bazen ördek gibi  bazen maximum kızı gibi oluyorsunuz      tamam    nolmuş   ?  ölmeden önce yapmam gereken 100 şeyden biriydi


Ne güzel arkadaşlar edindik     memleketi kurtardık      bazen de ortak düşmana karşı birleştik    kadın olur da kavga olmaz mı ?  

 o da başka vakite kalsın bakalım

19 Temmuz 2010 Pazartesi

sen beni seviiimisin ?


Şezlongumda buz gibi limonatam eşliğinde kitabımı okurken  (çok kötüyüm biliyorum )  aklıma üşüştü bu soru



Bir insanı neye göre severiz ?    ya da sevmeyiz ?

Yoksa kimseyi sevmeyiz de kan bağımız olanlar hariç sever gibi mi yaparız ?


Şurası gerçekki en çok kendimizi seviyoruz mağrur nefsimiz sayesinde      sonra peki ? 


Kişisel gelişim kitaplarına göre söylediklerimizi gerçekten dinleyenlere bayılırmışız           herkesin  kendisinden bahsetmek için ,    birbirinin sözünü kese kese umutsuz bir sohbeti çevirmeye çalıştığı   günümüzde kolay değil   iyi dinleyici bulmak         buldumu da bi seviyoruz ki hemen kanka oluveriyoruz,    bir sürü ortak noktamız çıkıveriyor aniden        cicimler canımlar gırla giderken aman ha sakın ters bir söz etme   yoruma müsait   sonra siliveririm seni halleri        incir çekirdeğini doldurmayan sebeplerden çıkan  saçma salak tartışmalar...


Ah bir de blog aleminde oluyorsa bunlar;       hele hele eski kankası yeni düşmanının takipçisiysen,   yanılıp da yorum da yaparsan o kişiye        vay haline  bişeyden haberin yoksa,   uyarılıverirsin azıcık iki taraftan da kulak asmazsın, çocukluk der geçersin,     senin meselen değildir,   konuşmak istemezsin        mercek altına alınıverirsin     bir zaman sonra her söylediğin irdelenir,  en basit eğlenmek için bişey yazarsın        sana dönüş üf üff sayamadığın satırlarla olur            o zaman anlamamazlık edemezsin tabii       lakin iflah olmaz iyimserseniz karşı tarafın umduğunu yapıp,    bağlantıyı koparmazsınız     her ne kadar anlamaktan aciz olarak algılansanız da siz bilirsiniz;    insanlara bir şans daha vermek için yaptığınızı ,     ama istenmiyorsunuzdur artık       tarafını seçmediğin için,    hele karşındaki insanlara şans vermekten dem vuran ama içinde ciddi anlamda yaşadığı güven erozyonu sebebiyle    belki de istese de   gırgır şamatadan başka verecek hiçbirşey kalmamış bir insansa... 

Acımak lazım    kızmak değil      herkes konuşur     ama ağızdan çıkan değil,      içinde hissettiğindir gerçek olan ...         gerçekten katlanamadığın kendinmisin   ?    yoksa  karşındaki her daim potansiyel düşman gördüğün kişi mi ?



Ah laf ebesi çömlek tepesi içi donuk insan  !      bu sorunun cevabını bilsen,   zaten bu yazı kaleme alınmazdı

28 Haziran 2010 Pazartesi

kocaman yalnızlık

    bazen de   iyi gelmez insana evlilik ;



en başlarda  evcilik iken iyidir ama     sonra ufak ufak tatsızlaşır
dargınlıklar artmaya     ve  uzamaya başlar
başkasında  hoşgördüğün şeye     evdekinde katlanamazsın
bir önceki cümlen hayatımla   başlamışken     sonrası tartışmadır        nasıl olduğunu anlamazsın bile
tartışmaktan çok      tartışmayı başkasının duyması daha önemlidir artık



derdini başkasına anlatıverir    olmuşsundur     sevincini de
her iki taraf da dışarda arar   mutluluğu avuntuyu ;    kadın alışverişe, gezmeye, dedikoduya verir kendini  ( işte başkasının mutluluğunu çekemeyenler !  )  erkekse maça  ,gezmeye...     ilersini düşünmek bile istemiyorum



kavga etmeye çalışmaktan çözümü aramak akıllarına gelmez    gelse de bunun için uğraşamayacak kadar bencildirler      belki de uğraşacak kadar sevgi yoktur ki
uzun yıllar önce pek de iplemediğim birisi şöyle demişti  ;     kızım evlilik çiçek gibidir , besleyip bakmak , soldurmamak    lazım
annelerimiz annanelerimiz belki de   eşine aşkım  bitanem   cicim diye hitap etmiyordu     belli etmenin ayıp sayıldığı    ama hep orada olan karı koca sevgisi    diye bir kavram vardı  saygıyla beslenen


karı koca arasında böyle bir iktidar mücadelesi yoktu ki    o zaman   erkek çalışır ihtiyaçları halleder      kadın  anne ve eş olurdu     yani evden sorumlu müdür        kadın bu iş için dışarda para verildiğini keşfedip çalışma hayatına dalınca da altüst oluverdi dengeler  ; halbuki dışarsı kurt kapanı,   naif yapımızı öyle sarsıp bizi öyle erkekleştiriyorki   böyleyken yani evin erkeği gibi davranırken özen gösterilip korunmak da istiyoruz    ne iş !
aslında çözümsüz    gibi gözüken ama    çok da zor olmayan bir denklemle karşı karşıyayız   galiba  ;



   

      saygı  +  karşılıklı fedakarlık + sevgi   (  garry chapman ın 5 sevgi dilini öneriyorum  )  =   evlilik
 

      bukka basit      salla gitsin    danışmanı felan



 

27 Haziran 2010 Pazar

ey ulu kanaat

nerdesin ?  nereye kayboldun ?

pazarlardan çarşılardan poşet poşet ıvır zıvır taşırken mi unuttuk yoksa seni ?      halbuki sonra onlar için dolaplar yaptırdık biz      onlar da olmayınca sattık  dağıttık    ya da attık bazısını





değişik gördüğümüz herşeyi almaya çalışırken mi küstürdük seni ?  niye öyle diyorsun uçları nazar boncuklu kürdanımız niye olmasın ki   ?    boşver annemizin çeyizimize ördüğü tutacakları bak burda silikonlusu var     gel her renk alalım    oysa eskiden ihtiyacımız olduğunda çıkardık alışverişe    aç ruhumuzu doyurmak için değil

midemiz yeter diye çırpınırken habire tıkıştırdık  da senin de sesini kıstık galiba ?   çeşit çeşit sofralar kurduk çeşit arttıkça gözlerimiz parladı    halbuki sen dememişmiydin bize  mide yal ile de bal ile de doyar diyen ?




ya da şıngır mıngır sofralar kurarken seni davet etmeyi unuttuk ?    utandık da çağırmadık belki de bu kadarı da fazla deme diye     ama niye her renk tabağımız olmasın ?       ee şimdi o pembe tabaklara beyaz bardak gidermi ?   hadi alışverişe ;  pembe bardak pembe peçete almaya       misafirime verdiğim önem diye de içimi rahatlatıveririm     kanaatmi o da neymiş ?  bilemedik misafire iki çeşit hazırlamayı      ama ruhunu doyurup memnun kılmayı tatlı dille      süslü masamızla hava atmayı seçtik   ah kimi kandırıyoruz ki   ?
önceden hep bizimleydin ama ölçü sendin hep ;    sadece ihtiyaç olandıı      fazlası ihtiyacı olana giderdi   mesela
bir takım günlük bir takım misafirlik yemek tabaklarımız vardı şimdiyse kombin ! yapıyoruz renk renk sonra da resmini çekip yayınlıyoruz çarşaf çarşaf  baaak benim neyim var der gibi  bu da diğer kanaat yoksunu insanlara yol açıyor sonunda haliyle   

  her adımımızda yol göstericiyken nerdesin şimdi ?  biliyormusun ? sen yokken en iyi dostumuz kredi kartları oldu  üzüldüğümüzde bişeylerin eksikliğini duyduğumuzda  gözyaşlarımızı hep o sildi    dostlarımızı kalbimizde değil kafelerde ağırlarken o ödedi hesapları       lakin ne hikmetse son ödeme tarihinde arazi oluyordu hep

belki de hayat sanıldığı kadar zor değil de biz zorlaştırıyoruz          neden ruhumuzun yarasını ona daha fazla ibadetle sarmaya uğraşmıyoruz da  onu ona bunu buna uydurmaya uyduracağım diye sokaklarda geziyoruz neden   görevlerimizi    yaratılış gayemizi baştan savma yaparken  diğer herşeyde mükemmeli arıyoruz ?
mükemmel ev sahibi, üniversiteyi kazanmış akıllı çocuğun annesi,en güzel giyinen ,mükemmel blogger...

 


dertlerimizin ilacı çok uzakta değil iki adım ötemizde seccademizde bizi bekliyor                                    yanında da eski dostumuz ;    kanaat

26 Haziran 2010 Cumartesi

evlilik güzeldir

neden ki ?

çünkü evlilik ;   yarım bıraktığınız filmi istediğiniz zaman istediğiniz şekilde dinleyebilmektir     ( tadını çıkarark anlatsa da )


ortadan kaybolduğunuzda  ( evin içinde bile olsa )     birisinin sizin varlığınıza ihtiyaç duyup  aramaya çıkmasıdır
( iki cır cır böceğine rağmen )

halsiz düştüğünüzde başınızda durup size bakandır   ( kızarak da olsa )




eski sayfaları karıştırdığınızda yüreğinizin sıcacık olmasıdır      ( niye artık böyle yazmıyor olayına hiç girmeyin bence )



tatlı krizinde paşa paşa pastaneye gitmektir   ( söylene söylene )



uç noktaların birleşmesidir evlilik   ;    çekip vuracak kadar kızmak     dünyadaki herşeyden fazla sevmek


evlilik annenizden başkasının kıymetlisi olmaktır      ( bazen de her şeyin suçlusu )



evlilik şımarık hamileliktir ayrıca ;   sırtınızı ovdurmaktır     ayakkabılarınızın giydirilmesidir        son ayınızda    kimi uyandırabilirsiniz ki hadi beni öbür tarafa çevir diye ?



evlilik ortalığı karıştırıp sonra düzeltsin diye kenara çekilmektir  ( çok tanıdık bu )




merak edilmektir ayrıca sanki her köşede sizi kaçıracak birileri varmış gibi ( cep teli sağolsun )


hem de kıskanılmaktır  ;    ne kadar insiyaki olursa olsun ilginiz başka   racule bir an bile kaysa  ( aman ha sonrası sorgu gözyaşı )




evlilik öbür yarınızı bulmaktır son olarak       bize verilmiş bir lütuftur yaratıcı tarafından
kıymetini bilmek de ayrı bir lütuftur

25 Haziran 2010 Cuma

suya sabuna dokanma lütfen teyyare

evimize yaz kokusu gelmiş     bugün farkettim  hani yaza has   o sabah serinliğinde dinginlik veren  gün ilerledikçe nemle ağırlaşarak bizi halsiz bırakan  ama yine de bişeyler vadeden   herşey güzel olacak   dedirten bizi yenileyen  koku


yakında MISAYEB topluluğu kuracağım dır                            sizce bunun açılımı nedir ?



mısır sevenler ama yemeye bıkanlar  grubu         pazarda mısırlar boy göstermeye başladı  lakin geciktiriyorum    biliyorum ki  ne kadar geç başlasam o kadar geç bıkacağım        siz de pazardan mısır alır  kimse yemeyince kalan mısırları ziyan olmasın diye bitirmeye çalışırsanız     benim gibi iki kerede bıkarsınız    önceki hamarat teyyare olsaydı  kalan mısırları koçanından ayırır   dondurucuya postalardı       pastaları kurabiyeleri bilumum hamurişlerini pişirip stoklardı  ani misafir gelirse diye         lakin o yok artık       topu topu bir ay tatilde ne yapacağım diye plan üstüne plan yapan     sonra hepsini bozan teyyare var




malum iki hafta tatildeyiz      1 hafta da memleketteyiz ( gitmemenin lafı bile edilemez tabii ) kalan bir hafta da teyyare doktor işlerini mi halletsin temizlik mi yapsın ?      şimdi yapamam çünkü sınav böcüğüm geldi, hala çalışıyor,iki gün giricek sınava biri cumartesi  diğeri haftaya cumartesi ( biz birgün stres topu oluyorduk  onlar iki gün )    bizim ev bu hafta sanırsınız gestapo kampı  o derece ;  ses semit yok       yok yok  en iyisi çorumdan gelince yapmak işleri  ( ne kadar geç yaparsam okka geç kirlenir )   ramazanda da çalışacağım nasıl olacaksa  
farkındaysanız sesli düşünüyorum         bugün kızımı almaya gittik yurttan                ne kadar özlemişim boncuğumu içime sokasım geldi sarılırkene                 sonra neval gene kurdu kuleyi ;



boncuğumun eşyaları heryerde  ev çıfıt çarşısı oldu          tutmayın beni saçma savurma rüzgarları geliyor ;
atasım     veresim var  fazlalıkları 

     eh   bukka geyik yeter mi ?         yetmezse baymaya devam   ederim ona göre                ayy daral geldi       millet nasıl böyle geyikli meyikli boş boş konuşabiliyor ya ?
e tabi haber programı deyince haber magazin ya da gözüm sende gibilerini anlarsan ,  gazetenin sadece spor ve magazin sayfalarını okursan    kendin gibi bu dünyada yaşamayanlarla arkadaşlık edersen geyiğin alasını yaparsın      sonra da birisi sana sorarsa gazze tünelleri diye  hönk olursun    gazze ne ?   tünel ne ?   diye
 hıh             teyyare giderayak yaptı gene muhalefetini           kondurdu taşı anlayanın kafasına

24 Haziran 2010 Perşembe

inim inim hayaller

hayal kurasım var bugün



gitsem 20 tane eşarp alsam  ( eşarp manyağı teyyare )    5 tane çanta ( deri tabiki ; teyyare hiç alçaklara konarmı ?)   sonra gitsem pembe laptop alsam     ( markası önemsiz pembe olsun yeter )  ekmek makinası alsam ( alıcam alıcam da iki kere kullanıp bırakırım diye cesaret edemiyorum )
gitsem     ıphone alsam    ( mecburum artık  bknz  )        saçımı kızıla boyatsam     ( şaka şaka )   10 tane kitap kulesi kursam ( gözüm çıkar herhalde okuycam diye )
 eve bir yardımcı tutsam  ( ohh kebap )          işi boşverip  senede 4 defa tatile çıksam  (ikisi yurtdışı olsun lütfen)
geçerken yoldan alıversem touaregimi ( gelmiş zaten ülkeye  80 bin eurocuk )  farkındaysanız benim hayaller gitgide azıtıyor ;  adı üstünde hayal bu


          
                elin gavuru çekim yasası diye yırtınsın dursun     biz inşAllah seccadede bitireceğiz işi