12 Mart 2011 Cumartesi

mimdirik

Sevgili limon çiçekleri arkadaşım  mimdirik göndermiş sağolsun.

HAYALİMDEKİ MESLEK;     tabiiki öğretmenlik. burnu büyük lise öğrencisi neval,puanı yetmesine rağmen yazmadı öğretmenliği.şimdi nekka pişman bilseniz.

KIŞIN SÜRDÜĞÜN PARFÜM;  amway opportune ,lancome hypnose

ÇAY MI KAHVE Mİ ? ;  hiçbiri,sadece su.    bazen de yeşil çay.    şekersiz.

MAKYAJ HİLESİ;       no makyaj,    no hile.

CİN DÜŞSE KUCAĞIMA NE İSTERİM ? ; sağlık,dünya seyahati,ww touareg

HANGİ ÖĞÜNÜ SEÇERİM;   kahvaltı tabiki.

HELLO KİTY OLSAM ;    kurdelem tabiiki pembe olurdu (saçma soru)

ÖMRÜM BOYUNCA TAKMAK İSTEDİĞİM TAKI;    alyansım.

SAHİP OLMAK İSTEDİĞİM YETENEK ; uçmak

GELECEĞİ GÖRME ŞANSIM OLSAYDI ;     yaşlılığımı görmek isterdim,   neye benzeyeceğimi felan.

GİZLİ ÜNLÜ AŞKIM ; demiyelim de  lostu seyrederken beğendiğim desek ,goncaya ayıp olmasın.




NEDEN BLOG TUTUYORUM ? ;     içimden değil dışımdan konuşmak için,deşarj olmak için.

CİLT BAKIM ÜRÜNLERİ; amway'in ürünlerinden memnunum,   bittikçe yenilerim .

MİMİ, KİME GÖNDEREYİM ?;       hiçkimseye.

11 Mart 2011 Cuma

ve şiddet mağduruyum

yoksa başlasammı,     dizideki kadın gibi teraneye ?     mağdurum da mağdurum diye.

goncam tarafından ,gizli şiddet görüyorum.    gizli şiddet de neymiş  ?  diyenlere açıklamam ;    hani şakacıktan ya da yanlışlıkla yapıyormuş gibi,  can yakmak.     şırrak,  ay pardon !   elim çarptı gibi

aslında hiç ummazdım erkekimden; 20 yılı devirdiğimiz şu günlerde.    lakin dün elinin tersiyle dudağıma bir  patlattı osmanlı tokadını ,   dudağım şişeyazdı .      20 dk. ağrımasıyla atlattım vartayı.     ama dediğine göre bana öyle enerji vermişki ; yeni pil takılmış bebekler gibi,     fır fır dönmüşüm ortalıkta bütün öğleden sonra.  yorum yok.





bugün de elindeki şişeyle,    alnımın çatısına çat diye geçirince ,beynim cozuttu.        ağzımdan çıkan renkli cümlelerle teşekkür edivermişim,      hatırlamıyorum bile.
sorun ;   bazen iş trafiğinin yoğun oluşu ve birbirimizin yoluna çıkmamız.        hele bir de bendeki telaşe memureliği    işbaşındaysa,     kendimi sakatlamam an meselesi.   ehh     goncamla  aynı metrekarede çarpıştığımızda,     olan zayıf olana oluyor .
napalım,     yıllar yıllar önce bir kere de o namazdayken,      yanlışlıkla elimin tersi şaak diye,     çarpmıştı suratına da,     ben kendimi atmış yerlere gülerken,      o namazı bozma tehlikesi atlatmıştı ,ödeştik  sayılır
belki,    biraz

yalnız eli çok ağırmış he.     an itibarıyla alnım şiş    ve yıldızları görmüş bulunmaktayım .   yarın da bir yolunu bulup dirsek atacağını söylüyor

eyvah !

10 Mart 2011 Perşembe

bitmeyen bitmeyen işler ,uzun uzun emeller

 mevlam bu havalarda kimseyi dışarlarda garip bırakmasın.        yağsammı- yağmasammı kar'ını   seyrederken sıcak evimin penceresinden ,      yarınki iş takvimimi düşünüyordum.       iş derken ev işi tabii, öbürü nispeten kolay inanın.

hele ne yemek yapacağına karar verince,       amiyane tabiriyle adını koyunca  insan,      kendini kaf dağının ardına ulaşmışcasına mutlu sanıyor.

neymiş programım ;        öğleden sonra işten gelirken,     hava muhalefetine takılmazsam ,   pazara uğranacak,  çingene -dilenci çetesine bulaşmadan,   pazar turlanacak ( balık alsammı ? özledimmi ? ıhh pas )     haftasonu kestane püreli pasta niyetim var;   kestaneci ziyaret edilecek.      yeşillik,   belki biraz mantar ,ıspanak çiftlikten geldi ,      biraz da kuruyla felan bu haftayı çıkarırım aradan.      tabiiki  sera yasak.





z. teyzeye uğrarım belki.         şansım varsa,     malatyanın tadına doyulmaz lezzetlerinden birine rastlarım.
eve gelince,  emektar eşofmanlara dönüş ritüelinin ardından,    geri giden ayaklarla mutfağa giriş.    ve günün menüsünü uygulama;       büyük ihtimalle mantı,    o da çiflikten .

ergenimin odasına giriş ve yarım saatte çıkış,   o da söylene söylene.       yarım saatte topladığım odayı on dakikada dağıtma kapasitesi olan başka çocuk var mı acaba ?       vardır büyük ihtimalle.     genlerinde var çünkü erkeklerin.

nihayet bloguma dönüş     ve kumanda panelini turlayış.       ahh bir de w.press çıktı başımıza,    iki katı zaman demek bu.        orada da blog listem var ,bir de orayı gez bakalım,        kimisi oraya kimisi buraya yazıyor kitapyurdunda , yeni çıkan kitapları incelemesem olmaz tabii,    zavallı gözlerim ve derecesi artmış gözlüklerim.





akşam saati = yemek saati,      nasıl arıyorum böceğimin    yemek     seremonisindeki kıpırdanmalarını.
annem haklıymış;     şimdiki kızların rahatını etmek,    kelebeğin ömrü kadar ancak.    evlenene dek okuyorlar garipler çünkü.
nihayet nihayet sevgili koltuğuma dönüş (yoksa çöküş mü demeliyim ?)     bir günü daha bitirdim derken, sakın sevinme neval,     yarın işgünü.        hani sürüne sürüne kalkıp başladıklarından .

perşembeyi düşünmek bile istemiyorum ;  cuma sohbetine,     alengirli bişeyler     yapma sevdasından vazgeçmediğim sürece

neyse bırak şımarıklığı     (söylemiştim,şımarığım zaten )     hasta olup yapamamak da var işin ucunda,   kıpırdan biraz,     tembellik başka bahara kalsın.

9 Mart 2011 Çarşamba

telaşe memuresi

telaşlı annenin telaşlı kızıyım            annemin hayatı bildim bileli,  telaş  içinde geçmiştir.    her gün, her an   işi vardı.        boş bulunduğu anlarda, ibadet ederdi extradan.        yorulurdum onun koşturmasından.      taa o zamanlar dedim kendime;     evlenince sakin geçireceğim hayatı,     hiç bir şey için acele etmek yok.





neval kurar,  kader güler tabii.        hemen bebe gelince, sıkıysa yavaş yaşa bakalım.      hızlı çekim film gibi oluyor hayat ;     tam biraz pause tuşuna basınca,     hoşgeldin  ikinci bebek  .    hadi o da büyüdü  derken koşturma hala sürüyor

bazen bir yere yetişmeye çalışırken,     dondurmacıda oturanları görür,   gıptayla bakarım.      hayatı askıya almış ne güzel sohbet ediyorlar   diye.

merak da ederim,  bolca.
acaba saatlerce kafede pinekleyenler ne bulurlar konuşacak ?   ya da amaç vakit geçirmekmidir ?



.

8 Mart 2011 Salı

bu da gügü'nün hikayesi

sevgili gügü ; teyzemin kızı . yakınlık kurmak için uğraştığım , beraber takıldığım zorlanarak . yine de sohbetimiz belli konuların ötesine geçemiyor  maalesef. hatta korka korka dünürcülük bile yaptım ,ıhh olmadı.

ne subaylar ne doktorlar istese  de bekar hala.      kaçınılmaz olarak annesiyle sorun yaşıyor.     kendine güveni sıfır    ve msn de bol geyikle,   günü kurtarmaya çalışıyor.       pek frekanslarımız tutmasa da,   yardım etmek istedim  .  çevreyi biraz fiştikledim,    annesi artık üzerine o kadar gelmiyor.     yine de abisinin ve yengesinin acılı ezmesinden kurtulması için ,  bir işe girmesi şart.    hem çevre de değiştirir,    uyumlu kızdır belki eşini de bulur.





buraya kadar her şey tamam .  niyet salih,  amaç belli.  ama    tv-bilgisayar-sigara üçgeninde debelenmeye devam ediyor ,yaş 48       tembellik  mi desem,   atalet mi ?

oysa ne kadar isterdim;   onu harekete geçirecek amacı olmasını ,    hayatının dizginlerini eline     almasını . hayalindeki hayatı       dizilerde değil ,kendi çabalarıyla yaşamasını

ne yapmalı ?        kafayı çevirip  kendi haline mi bırakmalı ?       ya da her şeyin suçlusu ilan    edilene dek, kaderi zorlamalı mı ?

7 Mart 2011 Pazartesi

aman doktor derdime çare

nasıl bir toplumda yaşıyorsak ; herkes saldırgan  
ya da öyle olmak zorunda .    çocukken trt varken sadece,  bol bol seyrettiğimiz    belgesellerde görürdük de,  pek bir acırdık        vahşi aslanların incecik narin ceylanlara saldırmalarına
şimdiyse     gözümüzü kırpmadan    biz saldırıyoruz     her yerde





yolda ; araba kullanırken       mesela istanbul trafiğinde       sakin araba kullanmak mümkün değil     sakin dediysem ;    sol şeridi gasbetmekten bahsetmiyorum tabiiki           karı koca şöyle sakin sakin gezebilen  varmı ?      illaki birileri önünüze kırıyor,     yol hakkınızı çalıveriyor    ya da     trafik tıkalı  ,   benzinciden dolaşıp iki araba önünüze yerleşiyor             yapılacak iki şey var  ;   ya görmezden gelinip      mevlaya havale  ya da inadına yol vermeme      

bir değil,   iki değil    her yerde varsa     bu medeni gaspçılar      sinirler de gıy gıy ediveriyor  sonuç ;    sakin eğlenmek üzere çıkılan gezmeden     sinir topağı geri dönüş





ya da kuyruk beklersiniz, bitmek bilmeyen .    birisi yengeç gibi sokulur yan yan ,bir şey soracaktım diye.   ne hikmetse ,  sorusu bir uzar ki !

patronlar kendine çalışıyor ,işçiden ne kadar çırparım hesabıyla

insanlar trafikte kavga etmeye ,koltuk altlarından aldıkları coplarla çıkıyor .
maç holiganları  o ayrı konu;   hiç girmeyelim .      fanatiklikle  kavga arasındaki mesafe pek kısa .

vay arkadaş,  nedir sebep ?   bencillik,  tamahkarlık, aldırmazlık,yalancılık..     daha sayalımmı ?
bedenleri tedavi edelim  derken,    ahlaki duygular  can çekişiyor.

bunu hangi doktor , hangi şifacı tedavi edecek  ?    bilen  duyan...

6 Mart 2011 Pazar

üzüntü nokta com

cumartesi günü,    lise arkadaşlarımla kahvaltımız vardı.         10 küsür yıldır,     ulaşamadığımız arkadaşımız geleceği için ,   ,hepimiz heyecanlıydık .         tijene iki yıldır ulaşmaya çalışmak ve başaramamak,   onu biraz da erişilemez kılmıştı gözümüzde.        annesi ve kardeşleri,   notumuzu ileteceklerini  söylüyorlardı devamlı, ama tijen aramıyordu bir türlü.
sonunda ,    15 gün önce bizi aradı ve sözleştik.         özlemle arabadan inerken , karşıda görüverdik 20 yıl önceki arkadaşımızın kötü bir kopyasını.

yaşlılık çizgilerine hazırlıklıydım da,    50 yaşında gösteren tj  'ye hiç hazırlıklı değildim.      hepimiz yanında taş bebek gibi kalıverdik.         başına gelenleri öğrenmek ,      aç ve hevesli  oturduğumuz sofradan,       içimize koca bir taş oturmuş halde kalkmamıza sebep oldu.




hiç bir şey sormadık ona.           kendi açıldı; ağzından dökülürken evliliği ,yaşadıkları,    hastalığı.  
hepimiz inanamayarak,     birbirimize bakıyorduk.      belki de kitaptan okur gibi,    duygusuz bir sesle anlattığı için ,      belki de başkalarından ya da tv den duyduğumuz olayların,      yakınımızdaki  sevgi çemberi içindeki arkadaşımıza ulaşmasının şaşkınlığıydı.

tijen nam-ı diğer tj,     on yıl önce evlenmiş    ve yurtdışına  yerleşmiş .        üç sene sonra ,  eşinin uyuşturucu bağımlısı olduğunu farketmesiyle,   peri masalı sona erivermiş.        tedavi olması için  iki sene uğraşmasına rağmen ,başarılı olamamış    ve boşanmış.

kurtulmuş mu dertten ?      hayır .        türkiyede onu,    boşanmış anne- baba   ve     hiç bilmediği bir semt bekliyormuş.        neyse tam iş bulup,     kendine ev tutup düzenini kurarken,    o  mel'un hastalıkla tanışmış.      hem de son evresindeyken.      üstelik düzenli check-up yaptırırken.      1 sene süren tedavisini anlatırken, bizim için satır aralarını okumak hiç de zor olmadı.     tamamen morale dayalı tedavide,   onun yanında sağlam durabilecek,     elini tutacak      kimseyi bir kenara bırak,     onu getirip götürecek kimse bile yoktu.
arkadaşım, dostum ne kadar kuvvetli kişilikmiş   ki üstesinden gelmiş.       ama en zoru da kemoterapi sırasında saçının dökülmesi değil ,   kaşlarının kirpiklerinin dökülmesiymiş.         onun verdiği ruhi çöküntüyü anlatamam diyor   ve ekliyor ;    doktorum tekrar radyoterapi olmam gerektiğini söyledi, ama olmayacağım .





ne ?    nasıl yani ?
son evrede olan kişinin,   böyle lüksü yok diyemiyorsunuz.
olmazsan ölürsün, diyemiyorsunuz.
hani yaşama sevincin ?    diyemiyorsunuz.       belli ki kalmamış,    kalan ömrünü mutlu geçirmek istiyor.
lakin yürek nasıl dayansın,     onun inançlı ,sevgili kalbinin durmasına ?    Mevlam ona ve cümlesine şifalar versin.

ne için anlattım?           tabii ki içimdeki yumruyu ,   yutulabilir hale gelecek şekilde küçütmek için .    aynı zamanda mutluluk balonu içinde, yaşadığımızı hatırlatmak için.           aslında  ailemizle  huzurlu yuvamızdaki saadetimizin ve sağlığımızın kıymetini bilmemiz için.      önceliklerimizi  hatırlayabilmek için.

gerisi  fasa fiso.