Sevgili limon çiçekleri arkadaşım mimdirik göndermiş sağolsun.
HAYALİMDEKİ MESLEK; tabiiki öğretmenlik. burnu büyük lise öğrencisi neval,puanı yetmesine rağmen yazmadı öğretmenliği.şimdi nekka pişman bilseniz.
KIŞIN SÜRDÜĞÜN PARFÜM; amway opportune ,lancome hypnose
ÇAY MI KAHVE Mİ ? ; hiçbiri,sadece su. bazen de yeşil çay. şekersiz.
MAKYAJ HİLESİ; no makyaj, no hile.
CİN DÜŞSE KUCAĞIMA NE İSTERİM ? ; sağlık,dünya seyahati,ww touareg
HANGİ ÖĞÜNÜ SEÇERİM; kahvaltı tabiki.
HELLO KİTY OLSAM ; kurdelem tabiiki pembe olurdu (saçma soru)
ÖMRÜM BOYUNCA TAKMAK İSTEDİĞİM TAKI; alyansım.
SAHİP OLMAK İSTEDİĞİM YETENEK ; uçmak
GELECEĞİ GÖRME ŞANSIM OLSAYDI ; yaşlılığımı görmek isterdim, neye benzeyeceğimi felan.
GİZLİ ÜNLÜ AŞKIM ; demiyelim de lostu seyrederken beğendiğim desek ,goncaya ayıp olmasın.
NEDEN BLOG TUTUYORUM ? ; içimden değil dışımdan konuşmak için,deşarj olmak için.
CİLT BAKIM ÜRÜNLERİ; amway'in ürünlerinden memnunum, bittikçe yenilerim .
MİMİ, KİME GÖNDEREYİM ?; hiçkimseye.
11 Mart 2011 Cuma
ve şiddet mağduruyum
yoksa başlasammı, dizideki kadın gibi teraneye ? mağdurum da mağdurum diye.
goncam tarafından ,gizli şiddet görüyorum. gizli şiddet de neymiş ? diyenlere açıklamam ; hani şakacıktan ya da yanlışlıkla yapıyormuş gibi, can yakmak. şırrak, ay pardon ! elim çarptı gibi
aslında hiç ummazdım erkekimden; 20 yılı devirdiğimiz şu günlerde. lakin dün elinin tersiyle dudağıma bir patlattı osmanlı tokadını , dudağım şişeyazdı . 20 dk. ağrımasıyla atlattım vartayı. ama dediğine göre bana öyle enerji vermişki ; yeni pil takılmış bebekler gibi, fır fır dönmüşüm ortalıkta bütün öğleden sonra. yorum yok.
bugün de elindeki şişeyle, alnımın çatısına çat diye geçirince ,beynim cozuttu. ağzımdan çıkan renkli cümlelerle teşekkür edivermişim, hatırlamıyorum bile.
sorun ; bazen iş trafiğinin yoğun oluşu ve birbirimizin yoluna çıkmamız. hele bir de bendeki telaşe memureliği işbaşındaysa, kendimi sakatlamam an meselesi. ehh goncamla aynı metrekarede çarpıştığımızda, olan zayıf olana oluyor .
napalım, yıllar yıllar önce bir kere de o namazdayken, yanlışlıkla elimin tersi şaak diye, çarpmıştı suratına da, ben kendimi atmış yerlere gülerken, o namazı bozma tehlikesi atlatmıştı ,ödeştik sayılır
belki, biraz
yalnız eli çok ağırmış he. an itibarıyla alnım şiş ve yıldızları görmüş bulunmaktayım . yarın da bir yolunu bulup dirsek atacağını söylüyor
eyvah !
goncam tarafından ,gizli şiddet görüyorum. gizli şiddet de neymiş ? diyenlere açıklamam ; hani şakacıktan ya da yanlışlıkla yapıyormuş gibi, can yakmak. şırrak, ay pardon ! elim çarptı gibi
aslında hiç ummazdım erkekimden; 20 yılı devirdiğimiz şu günlerde. lakin dün elinin tersiyle dudağıma bir patlattı osmanlı tokadını , dudağım şişeyazdı . 20 dk. ağrımasıyla atlattım vartayı. ama dediğine göre bana öyle enerji vermişki ; yeni pil takılmış bebekler gibi, fır fır dönmüşüm ortalıkta bütün öğleden sonra. yorum yok.
bugün de elindeki şişeyle, alnımın çatısına çat diye geçirince ,beynim cozuttu. ağzımdan çıkan renkli cümlelerle teşekkür edivermişim, hatırlamıyorum bile.
sorun ; bazen iş trafiğinin yoğun oluşu ve birbirimizin yoluna çıkmamız. hele bir de bendeki telaşe memureliği işbaşındaysa, kendimi sakatlamam an meselesi. ehh goncamla aynı metrekarede çarpıştığımızda, olan zayıf olana oluyor .
napalım, yıllar yıllar önce bir kere de o namazdayken, yanlışlıkla elimin tersi şaak diye, çarpmıştı suratına da, ben kendimi atmış yerlere gülerken, o namazı bozma tehlikesi atlatmıştı ,ödeştik sayılır
belki, biraz
yalnız eli çok ağırmış he. an itibarıyla alnım şiş ve yıldızları görmüş bulunmaktayım . yarın da bir yolunu bulup dirsek atacağını söylüyor
eyvah !
16
yorumcu
Etiketler:
biz,
iş
10 Mart 2011 Perşembe
bitmeyen bitmeyen işler ,uzun uzun emeller
mevlam bu havalarda kimseyi dışarlarda garip bırakmasın. yağsammı- yağmasammı kar'ını seyrederken sıcak evimin penceresinden , yarınki iş takvimimi düşünüyordum. iş derken ev işi tabii, öbürü nispeten kolay inanın.
hele ne yemek yapacağına karar verince, amiyane tabiriyle adını koyunca insan, kendini kaf dağının ardına ulaşmışcasına mutlu sanıyor.
neymiş programım ; öğleden sonra işten gelirken, hava muhalefetine takılmazsam , pazara uğranacak, çingene -dilenci çetesine bulaşmadan, pazar turlanacak ( balık alsammı ? özledimmi ? ıhh pas ) haftasonu kestane püreli pasta niyetim var; kestaneci ziyaret edilecek. yeşillik, belki biraz mantar ,ıspanak çiftlikten geldi , biraz da kuruyla felan bu haftayı çıkarırım aradan. tabiiki sera yasak.
z. teyzeye uğrarım belki. şansım varsa, malatyanın tadına doyulmaz lezzetlerinden birine rastlarım.
eve gelince, emektar eşofmanlara dönüş ritüelinin ardından, geri giden ayaklarla mutfağa giriş. ve günün menüsünü uygulama; büyük ihtimalle mantı, o da çiflikten .
ergenimin odasına giriş ve yarım saatte çıkış, o da söylene söylene. yarım saatte topladığım odayı on dakikada dağıtma kapasitesi olan başka çocuk var mı acaba ? vardır büyük ihtimalle. genlerinde var çünkü erkeklerin.
nihayet bloguma dönüş ve kumanda panelini turlayış. ahh bir de w.press çıktı başımıza, iki katı zaman demek bu. orada da blog listem var ,bir de orayı gez bakalım, kimisi oraya kimisi buraya yazıyor kitapyurdunda , yeni çıkan kitapları incelemesem olmaz tabii, zavallı gözlerim ve derecesi artmış gözlüklerim.
akşam saati = yemek saati, nasıl arıyorum böceğimin yemek seremonisindeki kıpırdanmalarını.
annem haklıymış; şimdiki kızların rahatını etmek, kelebeğin ömrü kadar ancak. evlenene dek okuyorlar garipler çünkü.
nihayet nihayet sevgili koltuğuma dönüş (yoksa çöküş mü demeliyim ?) bir günü daha bitirdim derken, sakın sevinme neval, yarın işgünü. hani sürüne sürüne kalkıp başladıklarından .
perşembeyi düşünmek bile istemiyorum ; cuma sohbetine, alengirli bişeyler yapma sevdasından vazgeçmediğim sürece
neyse bırak şımarıklığı (söylemiştim,şımarığım zaten ) hasta olup yapamamak da var işin ucunda, kıpırdan biraz, tembellik başka bahara kalsın.
hele ne yemek yapacağına karar verince, amiyane tabiriyle adını koyunca insan, kendini kaf dağının ardına ulaşmışcasına mutlu sanıyor.
neymiş programım ; öğleden sonra işten gelirken, hava muhalefetine takılmazsam , pazara uğranacak, çingene -dilenci çetesine bulaşmadan, pazar turlanacak ( balık alsammı ? özledimmi ? ıhh pas ) haftasonu kestane püreli pasta niyetim var; kestaneci ziyaret edilecek. yeşillik, belki biraz mantar ,ıspanak çiftlikten geldi , biraz da kuruyla felan bu haftayı çıkarırım aradan. tabiiki sera yasak.
z. teyzeye uğrarım belki. şansım varsa, malatyanın tadına doyulmaz lezzetlerinden birine rastlarım.
eve gelince, emektar eşofmanlara dönüş ritüelinin ardından, geri giden ayaklarla mutfağa giriş. ve günün menüsünü uygulama; büyük ihtimalle mantı, o da çiflikten .
ergenimin odasına giriş ve yarım saatte çıkış, o da söylene söylene. yarım saatte topladığım odayı on dakikada dağıtma kapasitesi olan başka çocuk var mı acaba ? vardır büyük ihtimalle. genlerinde var çünkü erkeklerin.
nihayet bloguma dönüş ve kumanda panelini turlayış. ahh bir de w.press çıktı başımıza, iki katı zaman demek bu. orada da blog listem var ,bir de orayı gez bakalım, kimisi oraya kimisi buraya yazıyor kitapyurdunda , yeni çıkan kitapları incelemesem olmaz tabii, zavallı gözlerim ve derecesi artmış gözlüklerim.
akşam saati = yemek saati, nasıl arıyorum böceğimin yemek seremonisindeki kıpırdanmalarını.
annem haklıymış; şimdiki kızların rahatını etmek, kelebeğin ömrü kadar ancak. evlenene dek okuyorlar garipler çünkü.
nihayet nihayet sevgili koltuğuma dönüş (yoksa çöküş mü demeliyim ?) bir günü daha bitirdim derken, sakın sevinme neval, yarın işgünü. hani sürüne sürüne kalkıp başladıklarından .
perşembeyi düşünmek bile istemiyorum ; cuma sohbetine, alengirli bişeyler yapma sevdasından vazgeçmediğim sürece
neyse bırak şımarıklığı (söylemiştim,şımarığım zaten ) hasta olup yapamamak da var işin ucunda, kıpırdan biraz, tembellik başka bahara kalsın.
12
yorumcu
Etiketler:
istekler,
iş,
organik
9 Mart 2011 Çarşamba
telaşe memuresi
telaşlı annenin telaşlı kızıyım annemin hayatı bildim bileli, telaş içinde geçmiştir. her gün, her an işi vardı. boş bulunduğu anlarda, ibadet ederdi extradan. yorulurdum onun koşturmasından. taa o zamanlar dedim kendime; evlenince sakin geçireceğim hayatı, hiç bir şey için acele etmek yok.
neval kurar, kader güler tabii. hemen bebe gelince, sıkıysa yavaş yaşa bakalım. hızlı çekim film gibi oluyor hayat ; tam biraz pause tuşuna basınca, hoşgeldin ikinci bebek . hadi o da büyüdü derken koşturma hala sürüyor
bazen bir yere yetişmeye çalışırken, dondurmacıda oturanları görür, gıptayla bakarım. hayatı askıya almış ne güzel sohbet ediyorlar diye.
merak da ederim, bolca.
acaba saatlerce kafede pinekleyenler ne bulurlar konuşacak ? ya da amaç vakit geçirmekmidir ?
.
neval kurar, kader güler tabii. hemen bebe gelince, sıkıysa yavaş yaşa bakalım. hızlı çekim film gibi oluyor hayat ; tam biraz pause tuşuna basınca, hoşgeldin ikinci bebek . hadi o da büyüdü derken koşturma hala sürüyor
bazen bir yere yetişmeye çalışırken, dondurmacıda oturanları görür, gıptayla bakarım. hayatı askıya almış ne güzel sohbet ediyorlar diye.
merak da ederim, bolca.
acaba saatlerce kafede pinekleyenler ne bulurlar konuşacak ? ya da amaç vakit geçirmekmidir ?
.
12
yorumcu
Etiketler:
biz,
iş,
nostalji
8 Mart 2011 Salı
bu da gügü'nün hikayesi
sevgili gügü ; teyzemin kızı . yakınlık kurmak için uğraştığım , beraber takıldığım zorlanarak . yine de sohbetimiz belli konuların ötesine geçemiyor maalesef. hatta korka korka dünürcülük bile yaptım ,ıhh olmadı.
ne subaylar ne doktorlar istese de bekar hala. kaçınılmaz olarak annesiyle sorun yaşıyor. kendine güveni sıfır ve msn de bol geyikle, günü kurtarmaya çalışıyor. pek frekanslarımız tutmasa da, yardım etmek istedim . çevreyi biraz fiştikledim, annesi artık üzerine o kadar gelmiyor. yine de abisinin ve yengesinin acılı ezmesinden kurtulması için , bir işe girmesi şart. hem çevre de değiştirir, uyumlu kızdır belki eşini de bulur.
buraya kadar her şey tamam . niyet salih, amaç belli. ama tv-bilgisayar-sigara üçgeninde debelenmeye devam ediyor ,yaş 48 tembellik mi desem, atalet mi ?
oysa ne kadar isterdim; onu harekete geçirecek amacı olmasını , hayatının dizginlerini eline almasını . hayalindeki hayatı dizilerde değil ,kendi çabalarıyla yaşamasını
ne yapmalı ? kafayı çevirip kendi haline mi bırakmalı ? ya da her şeyin suçlusu ilan edilene dek, kaderi zorlamalı mı ?
ne subaylar ne doktorlar istese de bekar hala. kaçınılmaz olarak annesiyle sorun yaşıyor. kendine güveni sıfır ve msn de bol geyikle, günü kurtarmaya çalışıyor. pek frekanslarımız tutmasa da, yardım etmek istedim . çevreyi biraz fiştikledim, annesi artık üzerine o kadar gelmiyor. yine de abisinin ve yengesinin acılı ezmesinden kurtulması için , bir işe girmesi şart. hem çevre de değiştirir, uyumlu kızdır belki eşini de bulur.
buraya kadar her şey tamam . niyet salih, amaç belli. ama tv-bilgisayar-sigara üçgeninde debelenmeye devam ediyor ,yaş 48 tembellik mi desem, atalet mi ?
oysa ne kadar isterdim; onu harekete geçirecek amacı olmasını , hayatının dizginlerini eline almasını . hayalindeki hayatı dizilerde değil ,kendi çabalarıyla yaşamasını
ne yapmalı ? kafayı çevirip kendi haline mi bırakmalı ? ya da her şeyin suçlusu ilan edilene dek, kaderi zorlamalı mı ?
7 Mart 2011 Pazartesi
aman doktor derdime çare
nasıl bir toplumda yaşıyorsak ; herkes saldırgan
ya da öyle olmak zorunda . çocukken trt varken sadece, bol bol seyrettiğimiz belgesellerde görürdük de, pek bir acırdık vahşi aslanların incecik narin ceylanlara saldırmalarına
şimdiyse gözümüzü kırpmadan biz saldırıyoruz her yerde
yolda ; araba kullanırken mesela istanbul trafiğinde sakin araba kullanmak mümkün değil sakin dediysem ; sol şeridi gasbetmekten bahsetmiyorum tabiiki karı koca şöyle sakin sakin gezebilen varmı ? illaki birileri önünüze kırıyor, yol hakkınızı çalıveriyor ya da trafik tıkalı , benzinciden dolaşıp iki araba önünüze yerleşiyor yapılacak iki şey var ; ya görmezden gelinip mevlaya havale ya da inadına yol vermeme
bir değil, iki değil her yerde varsa bu medeni gaspçılar sinirler de gıy gıy ediveriyor sonuç ; sakin eğlenmek üzere çıkılan gezmeden sinir topağı geri dönüş
ya da kuyruk beklersiniz, bitmek bilmeyen . birisi yengeç gibi sokulur yan yan ,bir şey soracaktım diye. ne hikmetse , sorusu bir uzar ki !
patronlar kendine çalışıyor ,işçiden ne kadar çırparım hesabıyla
insanlar trafikte kavga etmeye ,koltuk altlarından aldıkları coplarla çıkıyor .
maç holiganları o ayrı konu; hiç girmeyelim . fanatiklikle kavga arasındaki mesafe pek kısa .
vay arkadaş, nedir sebep ? bencillik, tamahkarlık, aldırmazlık,yalancılık.. daha sayalımmı ?
bedenleri tedavi edelim derken, ahlaki duygular can çekişiyor.
bunu hangi doktor , hangi şifacı tedavi edecek ? bilen duyan...
ya da öyle olmak zorunda . çocukken trt varken sadece, bol bol seyrettiğimiz belgesellerde görürdük de, pek bir acırdık vahşi aslanların incecik narin ceylanlara saldırmalarına
şimdiyse gözümüzü kırpmadan biz saldırıyoruz her yerde
yolda ; araba kullanırken mesela istanbul trafiğinde sakin araba kullanmak mümkün değil sakin dediysem ; sol şeridi gasbetmekten bahsetmiyorum tabiiki karı koca şöyle sakin sakin gezebilen varmı ? illaki birileri önünüze kırıyor, yol hakkınızı çalıveriyor ya da trafik tıkalı , benzinciden dolaşıp iki araba önünüze yerleşiyor yapılacak iki şey var ; ya görmezden gelinip mevlaya havale ya da inadına yol vermeme
bir değil, iki değil her yerde varsa bu medeni gaspçılar sinirler de gıy gıy ediveriyor sonuç ; sakin eğlenmek üzere çıkılan gezmeden sinir topağı geri dönüş
ya da kuyruk beklersiniz, bitmek bilmeyen . birisi yengeç gibi sokulur yan yan ,bir şey soracaktım diye. ne hikmetse , sorusu bir uzar ki !
patronlar kendine çalışıyor ,işçiden ne kadar çırparım hesabıyla
insanlar trafikte kavga etmeye ,koltuk altlarından aldıkları coplarla çıkıyor .
maç holiganları o ayrı konu; hiç girmeyelim . fanatiklikle kavga arasındaki mesafe pek kısa .
vay arkadaş, nedir sebep ? bencillik, tamahkarlık, aldırmazlık,yalancılık.. daha sayalımmı ?
bedenleri tedavi edelim derken, ahlaki duygular can çekişiyor.
bunu hangi doktor , hangi şifacı tedavi edecek ? bilen duyan...
6 Mart 2011 Pazar
üzüntü nokta com
cumartesi günü, lise arkadaşlarımla kahvaltımız vardı. 10 küsür yıldır, ulaşamadığımız arkadaşımız geleceği için , ,hepimiz heyecanlıydık . tijene iki yıldır ulaşmaya çalışmak ve başaramamak, onu biraz da erişilemez kılmıştı gözümüzde. annesi ve kardeşleri, notumuzu ileteceklerini söylüyorlardı devamlı, ama tijen aramıyordu bir türlü.
sonunda , 15 gün önce bizi aradı ve sözleştik. özlemle arabadan inerken , karşıda görüverdik 20 yıl önceki arkadaşımızın kötü bir kopyasını.
yaşlılık çizgilerine hazırlıklıydım da, 50 yaşında gösteren tj 'ye hiç hazırlıklı değildim. hepimiz yanında taş bebek gibi kalıverdik. başına gelenleri öğrenmek , aç ve hevesli oturduğumuz sofradan, içimize koca bir taş oturmuş halde kalkmamıza sebep oldu.
hiç bir şey sormadık ona. kendi açıldı; ağzından dökülürken evliliği ,yaşadıkları, hastalığı.
hepimiz inanamayarak, birbirimize bakıyorduk. belki de kitaptan okur gibi, duygusuz bir sesle anlattığı için , belki de başkalarından ya da tv den duyduğumuz olayların, yakınımızdaki sevgi çemberi içindeki arkadaşımıza ulaşmasının şaşkınlığıydı.
tijen nam-ı diğer tj, on yıl önce evlenmiş ve yurtdışına yerleşmiş . üç sene sonra , eşinin uyuşturucu bağımlısı olduğunu farketmesiyle, peri masalı sona erivermiş. tedavi olması için iki sene uğraşmasına rağmen ,başarılı olamamış ve boşanmış.
kurtulmuş mu dertten ? hayır . türkiyede onu, boşanmış anne- baba ve hiç bilmediği bir semt bekliyormuş. neyse tam iş bulup, kendine ev tutup düzenini kurarken, o mel'un hastalıkla tanışmış. hem de son evresindeyken. üstelik düzenli check-up yaptırırken. 1 sene süren tedavisini anlatırken, bizim için satır aralarını okumak hiç de zor olmadı. tamamen morale dayalı tedavide, onun yanında sağlam durabilecek, elini tutacak kimseyi bir kenara bırak, onu getirip götürecek kimse bile yoktu.
arkadaşım, dostum ne kadar kuvvetli kişilikmiş ki üstesinden gelmiş. ama en zoru da kemoterapi sırasında saçının dökülmesi değil , kaşlarının kirpiklerinin dökülmesiymiş. onun verdiği ruhi çöküntüyü anlatamam diyor ve ekliyor ; doktorum tekrar radyoterapi olmam gerektiğini söyledi, ama olmayacağım .
ne ? nasıl yani ?
son evrede olan kişinin, böyle lüksü yok diyemiyorsunuz.
olmazsan ölürsün, diyemiyorsunuz.
hani yaşama sevincin ? diyemiyorsunuz. belli ki kalmamış, kalan ömrünü mutlu geçirmek istiyor.
lakin yürek nasıl dayansın, onun inançlı ,sevgili kalbinin durmasına ? Mevlam ona ve cümlesine şifalar versin.
ne için anlattım? tabii ki içimdeki yumruyu , yutulabilir hale gelecek şekilde küçütmek için . aynı zamanda mutluluk balonu içinde, yaşadığımızı hatırlatmak için. aslında ailemizle huzurlu yuvamızdaki saadetimizin ve sağlığımızın kıymetini bilmemiz için. önceliklerimizi hatırlayabilmek için.
gerisi fasa fiso.
sonunda , 15 gün önce bizi aradı ve sözleştik. özlemle arabadan inerken , karşıda görüverdik 20 yıl önceki arkadaşımızın kötü bir kopyasını.
yaşlılık çizgilerine hazırlıklıydım da, 50 yaşında gösteren tj 'ye hiç hazırlıklı değildim. hepimiz yanında taş bebek gibi kalıverdik. başına gelenleri öğrenmek , aç ve hevesli oturduğumuz sofradan, içimize koca bir taş oturmuş halde kalkmamıza sebep oldu.
hiç bir şey sormadık ona. kendi açıldı; ağzından dökülürken evliliği ,yaşadıkları, hastalığı.
hepimiz inanamayarak, birbirimize bakıyorduk. belki de kitaptan okur gibi, duygusuz bir sesle anlattığı için , belki de başkalarından ya da tv den duyduğumuz olayların, yakınımızdaki sevgi çemberi içindeki arkadaşımıza ulaşmasının şaşkınlığıydı.
tijen nam-ı diğer tj, on yıl önce evlenmiş ve yurtdışına yerleşmiş . üç sene sonra , eşinin uyuşturucu bağımlısı olduğunu farketmesiyle, peri masalı sona erivermiş. tedavi olması için iki sene uğraşmasına rağmen ,başarılı olamamış ve boşanmış.
kurtulmuş mu dertten ? hayır . türkiyede onu, boşanmış anne- baba ve hiç bilmediği bir semt bekliyormuş. neyse tam iş bulup, kendine ev tutup düzenini kurarken, o mel'un hastalıkla tanışmış. hem de son evresindeyken. üstelik düzenli check-up yaptırırken. 1 sene süren tedavisini anlatırken, bizim için satır aralarını okumak hiç de zor olmadı. tamamen morale dayalı tedavide, onun yanında sağlam durabilecek, elini tutacak kimseyi bir kenara bırak, onu getirip götürecek kimse bile yoktu.
arkadaşım, dostum ne kadar kuvvetli kişilikmiş ki üstesinden gelmiş. ama en zoru da kemoterapi sırasında saçının dökülmesi değil , kaşlarının kirpiklerinin dökülmesiymiş. onun verdiği ruhi çöküntüyü anlatamam diyor ve ekliyor ; doktorum tekrar radyoterapi olmam gerektiğini söyledi, ama olmayacağım .
ne ? nasıl yani ?
son evrede olan kişinin, böyle lüksü yok diyemiyorsunuz.
olmazsan ölürsün, diyemiyorsunuz.
hani yaşama sevincin ? diyemiyorsunuz. belli ki kalmamış, kalan ömrünü mutlu geçirmek istiyor.
lakin yürek nasıl dayansın, onun inançlı ,sevgili kalbinin durmasına ? Mevlam ona ve cümlesine şifalar versin.
ne için anlattım? tabii ki içimdeki yumruyu , yutulabilir hale gelecek şekilde küçütmek için . aynı zamanda mutluluk balonu içinde, yaşadığımızı hatırlatmak için. aslında ailemizle huzurlu yuvamızdaki saadetimizin ve sağlığımızın kıymetini bilmemiz için. önceliklerimizi hatırlayabilmek için.
gerisi fasa fiso.
12
yorumcu
Etiketler:
dua,
hastalık,
istekler
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)










