artı bir puandır güzellik. göreceli olsa da , tüm otoritelerin buluştuğu nokta; güzel yüz ,göz ,düzgün vücut.
tabii ahlak, huy güzelliğinden bahseden yok. halbuki görünüşü vasat ama ,söylemekten zevk aldığımız tabirle; içi pırıl pırıl insanlar değil midir, bu toplumun denge taşları ? tartışmaları tatlıya bağlayan, her zaman arabulucu rolüne soyunan, başımız sıkıştıkça koştuğumuz, onlar değilmi?
dürüst olmak gerekirse , ciddi ciddi çirkinim ve çirkinliğimdem memnunum, diyen birine inanamam, kusura bakmasın. herkesin içinde bir ukte, güzel olmak ,kabul görmek . ha, konuşmaya başladıktan sonra, beş dakika sürer etkisi o ayrı. beş dakika sonunda o narin güzellik , ağzından sirke süzülen ya da bolca saçmalayan, bencil bir et kafa da olabilir, arkadaşlık etmeye bayılacağınız, sıcak bir kişilik de. tamamen şans ya da şanssızlık , sizle alakalı. şans çünkü; iyi arkadaş, en nadide mücevherlerden. şanssızlık çünkü; gerçekten güzelin yanında orta güzeller, eh işteye dönüşüveriyor, sağlam özgüven lazım.

özgüven deyince aklıma, hep şişko aysun gelir. evet şişko diyorum, bu kadar sene sonra, düşünürken hala öfkemi zıplattığı için. aysun, ortaokulda sıra arkadaşımdı. kızda öyle bir hava vardı ki; sanırsın hiç yanlış yapmaz. orta karar arkadaşlardık, bakmayın dobralığıma, ukalayım yaşın verdiği, ama kızlardan tırsardım ve ölürdüm ki, bir kankam olsun. işte aysunla öyle gibiyken, aramıza giriverdi erkek meselesi.
en nefret ettiğim şeydir, bir erkek için tartışmak, değmez bulurum . hele peşinde koşmak , ezikliğin dik alası. günümüzde çapaçul giyinenlere ve mütevazilere ezik diyen erkek düşkünleri; duyun sözlerimi ve aslınıza geri dönün !
orta son sanırım; sınıfta bir çocuk , ne tesadüf goncamla aynı isimli. tipsizdi ama ,sessizce hoşlanıyordum işte. bir de huyum var ki, asla belli etmem . ya karşılık vermezse? karşılıklı olduğunu sanırken, sene sonu balosunda ,dansa aysunu kaldırıverdi. ben de , anıla kalıverdim , üstelik boyu kısaydı ! tam bir hezimetti , lakin dedim ya, kavga etmek ve peşinden koşmak basitlik. sırtımı döndüm gittim. lisede yine hatunla , 50 kişilik sınıfta aynı çocuktan hoşlanıyoruz, o içine düşerken, asla bakmayan bir tipim. çocuk ilgiyi bana gösterince, aramız bozuluverdi, göbeğinden daha şişkin egosu kaldıramadı ve hiç bir zaman kabul etmedi salak, bu yüzden küstüğünü.
peki , biz o çocukla arkadaş olduk mu? no. çünkü her erkeğin hissedebileceği gibi, tırnağının ucuyla bile dokunamayacağını biliyordu, uymadı çapkına. evet o zamanlar, biz kızlar açıktık felan, ama sadece elimizden tutulmasına izin veriyorduk, belimizden değil. dokunmatik kızlar, bu kadar çok değildi o zamanlar ve hiç arkadaşları yoktu, erkeklerden başka.
değişik göz rengimden dolayı belki de, doğulu erkeklerin ilgisini çekerdim özellikle. hem de hiç istemediğim tiplerin. turgut vardı; sinemaya gidelim demişti de, nasıl hakarete uğramış hissetmiştim. dedim ya,ukala ve mağrurdum epey. yakın arkadaşı gelip çatmıştı, niye kabul etmedin diye ? senden hoşlanıyorum aptal , diyememki.
bu kadar dikenli tel arasında, nasıl erişti goncam ? bucak bucak kaçtığım, anadolu çocuğu diye dudak büktüğüm ,nasıl yarim , sevgilim oluverdi? hala anlamıyorum. galiba, oya- boranın dediği gibi, onu bana yazmış Yaradan, da ondan.
peşimden koşturduğuma , pişmanmıyım? tabiiki hayır. çünkü aranızdaki ilişki, nasıl başlarsa öyle gidiyor ve devamına damga vuruyor. boşverin erkek peşinde koşarken mırıldandığınız , teselli sözlerini. bir erkek, başta nasıl davrandıysanız onu bekliyor sizden. emek verdiyseniz ,bunun 20- 30 yıl daha devam etmesini, (mümkünse artarak tabii) pohpohladıysanız ,devamını istiyor da çıkardığınız yerden inmeyi aklına bile getirmiyor ki, sizi yüceltsin ve şımartsın.
göze alıyorsanız ömür boyu , koşuya devam.
görseller