9 Nisan 2011 Cumartesi

alabildiğine     tembel cumartesiden,    herkese merhaba.
dünyanın bütün işi bekliyor,    camlar feryatta,    sil beni- sil beni diye.     yarın yağmur yağacak diye,   ikna ediyorum kendimi    zar zor.





içimdeki ana,    akşam yemeği yok diye hatırlatıyor.     akşama çok var,     zaten fasulyeyi de ısladım,  düdüklüyle yarım saatte hazır olur diye söyleniyorum.       uysalca çekiyor kendini geriye.

evi süpürme günüydü,   hani bugün ?  diyor , arada bir kendini gösteren,  içimdeki  temizlik cadısı .   bugün tembellik edeyim,   yarın yaparım diye ikna etmeye  çalışıyorum, ama nafile ;    bilirim rahat bırakmaz o.
peki ,   ne yapıyorum ?     cevap basit ; tembellik.           öğlene doğru uyanmak ve olabildiğince sağlıksız kahvaltıdan sonra,   az biraz sörf ve sevgili kitabıma geri dönüş;





bu yazarın daha önce de umutsuz aşkın gözyaşları  adlı kitabını  okumuştum.  isminin çağrıştırdıklarından farklı olarak aşk,   gerçeklerle harmanlanarak veriliyordu.         yazar bu kitabında da aynı yolu izliyor,  mümkün  aşkı veriyor okuyucusuna.      essie gibi ayaklarım yere bassın istiyorum,   aşıkken bile. melvin dayı gibi dayım olsun sahip çıksın,     esas oğlan    esas kızı üzmesin istiyorum .    her iki kitabında da ,  sonuna  bakma isteğimi zor zaptettim .  konusu da burada

eğer kitabımı bitirebilirsem,    akşamüzeri goncamı yürüyüşe davet etmek istiyorum ,  göbeğiyle beraber.





size güllerimden bahsetmişmiydim  ?  en umulmadık anda geliveren .

8 Nisan 2011 Cuma

yok ki başlığa mecalim

kimse bu kadar can yakacağını söylememişti
hayattan aldığımız zoraki derslerde öğrenmiştik,      kendimizi nasıl savunacağımızı .    can sıkanları nasıl kulak arkası yapmayı,     iki gezme arasında sıkıntıyı dağıtmayı
da





buna hazırlıklı değiliz hiçbirimiz
tam birinin ergenliği bitti,     artık aklı başına geldi derken   öbürününkini    misli misli yaşamak zor geldi
ellerin arkadan bağlanmışken ,   yavrun tam kalbinden vuruyor seni  ,  yeri orası çünkü
bilinçsizce;    en acıtanı akıl ederek 

bu ay neki ?     ağlama zamanım mı ?  burası oldu çıktı ağlama duvarı
memnun değilim   hem de büyük harflerle.


resim

6 Nisan 2011 Çarşamba

bugün farklı bir şeyden bahsedeceğim;     insanlara güvenmekten.   en belirgin özelliklerimden biridir insanlardan şüphe duymak .        hep kötüsünü düşünerek,    sağlam kazığa bağlamaya çalışırım eşeğimi. buradaki eşek ne  ?  diye sormayın,düşünmem lazım





hayatı yavaş yaşamak,   insanları gözlememi sağlıyor   ve bu da ,   yeni farkındalıklara yol açıyor.   bu kadar çevresinde dolaştıktan sonra,    geleyim meselenin özüne ; insanlara güvenmek güzel ve doyurucu bir his .
sanki kocaman bir kaşık fındık ezmesini,    ağzına atarsın da, bitmesin diye    ağır ağır dilinde çevire çevire  dolaştırırsın ya ,     serotoninlerin tavan yapar ,   olursun nedensiz mutlu.  işte öyle.

kuşkulu bir yapım var,    fakat insanlara güvenmeyi tercih ediyorum bir süredir.     bazı mayası bozuk olanlar müstesna ,    hayal kırıklığına uğradığım pek nadir.       tamam,     insanlar alışmış yalana,    farkında olmadan savuruyor sağa sola ,  kendi çıkarını kolladığı kılıç misali .     sonunda kamçı gibi  kendi boynuna dolansa da yine de çoğu için,   kaçış yolu.





yine de   güvenimi hissettirdiğimde ve     yalan söylediklerinde      kaybedekleri şeyleri düşündüklerinde, bunu yapabilecek sağduyuda olanlar ,   doğruyu tercih ediyor.      en basit misal (arapça ve farsça kökenli kelimeleri seviyorum ) ;    pazara giderim,   çeşit çeşit tezgahta,     hangi ürünü tavsiye ettiğini sorarım satıcılara  hemen yanıtlarlar doğrusunu .      farketmez bu ; balıkçı olsun,ya da sebzeci,   meyveci.      insanlar fikirlerinin  sorulmasını severler aslında    ve dürüst olurlar.      iş ki,   herkes ahkam kesmeyi bıraksın .     birileri değer versin onlara

birisine güvendiğimizde,   yarı yolda bırakan pek nadir .       o güveni boşa çıkarmamak için elinden geleni yapacaktır.     manav onu kontrol etmeyen  düzenli müşterisine,    bulabildiği en güzel ürünlerini koyacak,     satış görevlisi yardımına ihtiyaç duyulduğunda,    paralayacaktır kendini,     sızlayan ayaklarına inat .       çünkü insanlar takdir edilmek ve ihtiyaç duyulmak ister





insana değer vermek güzel ,     onun bunu hissettiğinde aradaki saygı da güzel.     kendini iyi  hissedip bunu başkasında uygulaması da güzel.         hani şu iyilik zinciri vardı ya meşhur ,güven zinciri   de kurulsa insanlar arasında ,   yalan kalksa aradan,   ne güzel olurdu değil mi ? şeytan ve çırakları nasıl da kahrolurdu ?
ve biz kendimizi nasıl da iyi hissederdik,      olması gerekeni her yaptığımızda hissettiğimiz gibi .
 insanoğlunun kendini iyi hissetmek adına,   her haltı yediği günümüzde ne kadar basit,     mutluluk ve huzur;

yapılması gerekeni yap,ödül gelecektir arkadan




.

5 Nisan 2011 Salı

sağım, solum, imtihan ; sobeee

kendimi bildiğimiz yaşlardan beridir,      imtihana tabi değilmiyiz ?      kaşık tutmaya başlarız, önümüze mama koyarlar             bakalım yiyecekmi ?





okula başlarız ,     sayamadım bir türlü ;    habire sınav sınav
yok üniversite sınavı ya da yüksek lisans,    adları değişir ve önemleri artar sadece; döngü devam eder

genç olursun ,nefsinle başlar imtihanın         kazanırsan şu veya bunun, sevdasıyla yara almadan    devam edersin yoluna .       o zaman  belki mevlam,          başına tac edecek bir hayat  arkadaşı ihsan eder bonus olarak,       yok olmazsa ; çilene biraz daha yün sardın demektir.

fakirsen hayatla       zenginsen  şeytanla boğuşursun her daim.





ahh     bir de kaderin sınavı vardır ; hani şu en çetin olan .         kocan iyidir,kaynanan çektirir.     o da olmazsa çocuğun olmaz,    olursa da imtihan sebebin olur.    ama illaki olur .      şimdiye kadar hiç derdim yok diyeni gördü mü insanlık ?

demekki neymiş ?       dünya rahat yeri değilmiş .





dünyada rahat olmak adına olursa bütün çabamız ;         Rabbimizin ebedi mutluluk sözü verdiği,   ahiret hayatımızı ihmal ederiz .          ne kadar ironik aslında ;     size çok güvendiğiniz  birisi dese ki ; şunu yap  sana şunu vereceğim ,  yaparız tabii,   hevesle hem de.  ama nedense elimize neyin geçeceğinden emin olamadığımız,  bir savaşa girmek daha cazip geliyor  ya da gösteriliyor       ayrılmaz ikili tarafından ; şeytan ve nefis

ötelerin imtihanı ?      ahh   ona hiç çalışmadık işte ...

4 Nisan 2011 Pazartesi

yetmiyor uzun emellere kısa hayatlar

başlık film adı gibi olsa da ,      içeriği bir o kadar gerçek.





hani diyoruz ya,    unutkanız diye .      neden olmasın ki ?      aklımızda varsa hep,   şunu yapayım     bunu bulayım. yahut nasıl alayım tilkileri dolanıyorsa kafada ,  ocağın altını kısmayı da unuturuz ,   anahtarı da  kapıda

hep en başı sağlık deriz,    ama kaybedince  dank ! eder kafamıza.     şükür   mü ?    o da ne ?   aklıma gelirse ederim bir ara.      hatta yaşlılıkta işim ne ?      bol bol ibadet .
torun torba bakmazsam  tabii    ( bak o bile şarta bağlı )

endişe içinde kıvranır dururuz,    oğlumun sınavı,    kızımın toefl 'ı ,    işler nasıl olacak derdi.
hoppala !     anamız mı düşünürdü sınavımızı ?   dua ederdi ısmarlayınca ama ,   seccadeden kalkana kadar onun işi mi sanki ?





kendi endişe bulutlarımız yetmez ;    sorunlarımızı ,sıkıntılarımızı çocuklarımızın yanında da dile getirir ,sonra da düşünürüz kara kara ,      bu gençler niye karamsar ve tembel diye ?      baştan kırarız kanatlarını ;    hayat yükünden bahsederiz .       atadan yadigar,    öğrenilmiş çaresizliği de hesaba katmalı.   gavuristan'a kaçmak isteyene de şaşmamalı.          orada tuvalet temizlemek bile efdal ,    o başka tabii.
annem babam yanımızda her şeyi konuşmazlardı ,     ama duyduğum bir kaç sıkıntılı cümle endişeye gark olmama yeterdi zaten .

bir de uzun uzun kredilere gireriz ; çocuklarımıza borç miras bırakacağımızı bile bile.
yaşlılıkta çalışamayacağımızı , Mevlam göstermesin  belki de hastalıklarla boğuşacağımızı bilerekten.

halbuki  tek emelimiz insanca yaşamak olsa;    bize buyurulduğu gibi Yaradandan,    yürüsek dosdoğru yolumuzda, şeytana uymadan ;    verilecektir gönlümüzdekiler bize.
belki de,   arada alacağız şefkat tokatları,    sevinerek




.

2 Nisan 2011 Cumartesi

hamarat cumartesi

bugün kargo günümdü.      neler neler geldi .      önce aylık dergim ,sonra kitap siparişim okuokudan ;





sabah süpürgem için tamirci geldi .    meğer havalı havalı çektiğim,    kurumuş çiçek yaprakları tıkamış,adam temizledikçe utandım .

ankara böcüğüme kahvaltı için mahlepli poğaça yaptım;





hızımı alamadım ;





 fırınımın bir tarafı daha hızlı pişiriyor

sorunlu pimapenlerimize tamirci avladım .    malum ustalar ufak işe gelmezler ,    karşı apartmanda montaj yaptıklarını görünce ,    kamyonetlerindeki telefon numarasını ele geçirmeye uğraştım (dürbünüm olmayışına hayıflandım epey)    sonra iş başa düştü ,    sıcacık evden ve sevgili eşofmanlarımdan,   ayrı kalmak pahasına  aşağı inmek zorunda kaldım  . bu sefer   de grandtuvalet,    usta beklemek zorunda kaldım .    çünkü  kapıdan girdiği anda  önce pardesü,    sonra eşarbını atan biri olarak,     bu da eziyet.  zaten  malumunuz ustalara gıcığım .

bu da en son gelen organik mamalar ;





peynir mantı ve sebzelerim (kesekağıtlarındakiler) ; ıspanak ,biber,kabak,  kapya biber .
yarın da kısmetse alman pastası yapmak istiyorum.pek hamaratım ayol bugünlerde.
diyet yaptığım için olmasın ?

1 Nisan 2011 Cuma

itinayla ağlanır

bir zamanlar,    bir kızcağız tanımıştım;   pek de ilgilenmediğim .        ikide bir ağlardı.    
bir gün baktım,yine ağlamada .          hayrola hatice dedim  bugün ne oldu ?         cevabı ; bir kaç gündür ağlamamıştım da, ondan ağlıyorum .

çok gülmüştüm.       tabii  yaş ;20           sevdiklerini kaybetmek ne bilmeyen ,     babasının ve aşkısının bir tanesi şımarıklar kraliçesi      neval





20 yıl sonraysa , babasını kaybetmiş,oğlu hassas noktası ,  kızı gurbette,  kardeşleri hasım olmuş   neval;   ağlamayı öğrendi