elinizle tabiiki
sormak istediğim ; hadi birşeyler yazayım diye oturup da düşüne düşüne mi yoksa kafada şekillendirip öylemi klavye başına geçiliyor ? herkes bazen yaşar ; yazayım bari çoktandır yazmadım diye başlandığında zorlama olduğu belli yazılar çıkıyor boşlukları doldurmak için olsa gerek , bol öpücük gönderilen . aslında herkes yazmayı bilir, lakin yazmak cesaret ister biraz da ; eş dost bilirse blogunu anlatamazsınki kızgınlıklarını , sarsıntılarını bazen sevinçlerini de saklarsın bir tarifin arkasına kondurduğun gülücükle her daim nötr kişilik sergilemek zorundasın
bazen ne kadar açık yazdığımı söyleyen arkadaşlar oluyor onlara da dediğim gibi ; blog açma sebebim deşarj olmaktı, minik mutlulukları ya da bozgunları dışavurum şekliydi o yüzden izlenmeyi kafaya takmadım pek , gelenlere hoşgeldin mesajı göndermemekse, ev sahipliğine sığmazdı . yorumları cevaplamaksa, hoşbeş etmektir gelen misafirle .
blogum olduğunu ailem biliyor sadece onlar da okuma yasaklı ( dinlediklerini umuyorum ) goncam ise sağolsun sadece onunla ilgili yazılarımı okuyor ( okumadığını biliyorum çünkü nerdeyse 24 saat birlikteyiz on yıl önce dua etmiştim her an beraber olalım diye ; eh oldu ama teyyare memnunmu ? )
asla yazayım diye oturmam bir şey tetikler muhakkak goncamla işe giderken yaptığımız bir konuşma ya da haberlerde duyduğum şerefsizlik ( erkeklerle iş hayatında takılınca onlar gibi küfretmeye başlıyorsun )
burada amaç önemli insan ne için yazdığını unutmamalı becerikli hatunlar paylaşmalı eserlerini dünyayla duygularını ise ya bir sırdaşla (her eve lazım ) ya da ayrı email adresiyle yeni bloglarda, yeni dostlarla bölüşmeli ihtiyaç halinde kimse içine atmasın please, ortaya sorunlu kişilikler çıkıverir ummadığı yerden patlayan,
hiç kimseye anlatamayan açsın musluğu akan suya anlatsın please ( kısık tabiiki )
19 Aralık 2010 Pazar
18 Aralık 2010 Cumartesi
ya söyleyemediklerimiz ?
herkes her şeyi biliyor herkes bir şeyler konuşuyor kendince inandırmaya çalışarak yemin billah ediyoruz gözlerimizi iki lafın birinde önümüze akıtıveriyoruz
her yerde bir lafazanlık... sırası geliyor ahkam kesiyoruz çoğu zaman alemin kibarı bazen de kestirip atıyoruz duruma göre oynuyoruz yani
ima etmeyi de pek severiz ; şöyle dedim ama sen böyle anla diye ne mi deriz ?
hiç aç değilim ( yemin çakarız burada ; çocukken olur olmaz şeye yemin ettiğim için çok karabiber dolduruldu ağzıma o yüzden hala edemiyorum iyi mi ? ) aslında ; biraz daha ısrar edersen yerim azıcık ! demektir
(dil ucuyla) ; gel buyur oturalım komşu -gelmezsen daha sevinirim demektir
önemli olan kalp zenginliği derler; hadi ya değilse önemli niye iki lafının birinde dünyalık var ?
benim dedem hocaydı ; sana ne faydası olmuş ki, dine bu kadar düşmansın demezlermi ? her kısıra maydonoz olana
niye söyleyemeyiz ki ? kibarlıktan mı ? amaan şimdi kim uğraşacak bununla diye mi ?
kızım beşinci sınıftayken toplantısına gitmiştim . öğretmen - kusura bakmayın ama hiç alakası yoktu eğitimci olmakla -velileri aşağılayarak konuşuyor ve yıl sonu balosunun jandarma tesislerinde yapılacağını ve başımızı şöyle şöyle örtersek, içeri girebileceğimizi anlatıyordu kendi paramızla aşağılanma! önce hayretler içerisinde kaldım kimsenin tepki göstermemesine ; sonra ne yaptığımı tahmin edersiniz artık orada el kadar kadının karşısında, ses çıkaramamak düpedüz öğrenilmiş çaresizlikti. kişisel gelişim kitaplarına aşina olanlar bilir.
lütfen oynamayalım çengi gibi sözün özünü diyelim kırmadan kimseyi işin ucunda kendimize saygımız var, elden gidecek yerine de birşey koyamazsın ki
bak söylüyorum işte ; ablalar teyzeler doğudan gelenler batıdan devşirdiklerimiz ! oyalı ev tülbentinizle lütfen sokağa çıkmayın şıkır şıkır pardesülerin üzerine hiç iyi gözükmüyor başka istanbul yok !
acaba hangi sözümüz içten ? neye inanacağız söylenene mi ima edilene mi ? samimiyet nerde ?
gözlerimizin içinde tabiiki muhakkak duymuşuzdur şarkılarda türkülerde; gözler kalbin aynasıdır diye.
sahiden de öyle sana küsmedim diyen muhatabınızın gözüne bakın hemen anlarsınız dargın bakar ya da kızgın değilim diyen yakar insanı bakışıyla
kaşların şemsiyesi altında gözler o kadar savunmasızdır ki ; elinde değildir ruhun aynası olmamak gözlerine yalanı öğreten asıl ondan korkmalı bak !
her yerde bir lafazanlık... sırası geliyor ahkam kesiyoruz çoğu zaman alemin kibarı bazen de kestirip atıyoruz duruma göre oynuyoruz yani
ima etmeyi de pek severiz ; şöyle dedim ama sen böyle anla diye ne mi deriz ?
hiç aç değilim ( yemin çakarız burada ; çocukken olur olmaz şeye yemin ettiğim için çok karabiber dolduruldu ağzıma o yüzden hala edemiyorum iyi mi ? ) aslında ; biraz daha ısrar edersen yerim azıcık ! demektir
(dil ucuyla) ; gel buyur oturalım komşu -gelmezsen daha sevinirim demektir
önemli olan kalp zenginliği derler; hadi ya değilse önemli niye iki lafının birinde dünyalık var ?
benim dedem hocaydı ; sana ne faydası olmuş ki, dine bu kadar düşmansın demezlermi ? her kısıra maydonoz olana
niye söyleyemeyiz ki ? kibarlıktan mı ? amaan şimdi kim uğraşacak bununla diye mi ?
kızım beşinci sınıftayken toplantısına gitmiştim . öğretmen - kusura bakmayın ama hiç alakası yoktu eğitimci olmakla -velileri aşağılayarak konuşuyor ve yıl sonu balosunun jandarma tesislerinde yapılacağını ve başımızı şöyle şöyle örtersek, içeri girebileceğimizi anlatıyordu kendi paramızla aşağılanma! önce hayretler içerisinde kaldım kimsenin tepki göstermemesine ; sonra ne yaptığımı tahmin edersiniz artık orada el kadar kadının karşısında, ses çıkaramamak düpedüz öğrenilmiş çaresizlikti. kişisel gelişim kitaplarına aşina olanlar bilir.
lütfen oynamayalım çengi gibi sözün özünü diyelim kırmadan kimseyi işin ucunda kendimize saygımız var, elden gidecek yerine de birşey koyamazsın ki
bak söylüyorum işte ; ablalar teyzeler doğudan gelenler batıdan devşirdiklerimiz ! oyalı ev tülbentinizle lütfen sokağa çıkmayın şıkır şıkır pardesülerin üzerine hiç iyi gözükmüyor başka istanbul yok !
acaba hangi sözümüz içten ? neye inanacağız söylenene mi ima edilene mi ? samimiyet nerde ?
gözlerimizin içinde tabiiki muhakkak duymuşuzdur şarkılarda türkülerde; gözler kalbin aynasıdır diye.
sahiden de öyle sana küsmedim diyen muhatabınızın gözüne bakın hemen anlarsınız dargın bakar ya da kızgın değilim diyen yakar insanı bakışıyla
kaşların şemsiyesi altında gözler o kadar savunmasızdır ki ; elinde değildir ruhun aynası olmamak gözlerine yalanı öğreten asıl ondan korkmalı bak !
17 Aralık 2010 Cuma
tahammülsüzlük
bağırıyorlar habire ;
tahammül edemiyoruz, etmeyeceğiz diye
haklısınız doğrusu sizin yapamadığınız ve şahsi kaygılarınızdan dolayı hiç bir zaman yapamayacağınız fedakarlıklar söz konusu
10 yıldır götüremediniz malı
çok çok haklısınız öbür yandan küpünüz boşaldı tabii gücü ele geçirmek adına kapalı kapılar ardında ne hainlerle pazarlıklar yapılıyor acaba ?
neyseki size tahammül edemeyenler de var
tahammül edemiyoruz, etmeyeceğiz diye
haklısınız doğrusu sizin yapamadığınız ve şahsi kaygılarınızdan dolayı hiç bir zaman yapamayacağınız fedakarlıklar söz konusu
10 yıldır götüremediniz malı
çok çok haklısınız öbür yandan küpünüz boşaldı tabii gücü ele geçirmek adına kapalı kapılar ardında ne hainlerle pazarlıklar yapılıyor acaba ?
neyseki size tahammül edemeyenler de var
16 Aralık 2010 Perşembe
susmak
anlam yüklüdür çoğu zaman
bazen sorularla doludur ; sorulamayan, telaffuzu imkansız olan, dile getirmesi facia bile olan
bazen de enerji hatları gibidir , gerginmi gergin en ufak bir seda , kıvılcım etkisine sebep olur ortamı yatıştırmak için, itfaiye bile yetmez
kimi zaman, yanyana da olsa iki insan suskundur içlerinden konuşurlar birbirleriyle kavgalar da öpüşüp, barışmalar da içerde biter herşey dışarıdaysa iğne atsan duyulur
susmak bazen iyidir konuşup kavga etmekten
bazen binlerce anlam yüklüdür ; gözgözeysen aşkınla konuşmaya gerek de yoktur aslında bir bakış üstündür, bütün duygu kokan sözlerden
bazen de konuşmak bile istemeyen, iki insan vardır en acı olan da budur işte ; birbirine söyleyecek lafı bile olmayan iki yoldaş yolculuk zevki kaçmıştır artık zorakidir herşey hayat bile
suskunluğa mana vermek için önce dinlemek lazım dinlemek içinse susmayı bilmek
bazen sorularla doludur ; sorulamayan, telaffuzu imkansız olan, dile getirmesi facia bile olan
bazen de enerji hatları gibidir , gerginmi gergin en ufak bir seda , kıvılcım etkisine sebep olur ortamı yatıştırmak için, itfaiye bile yetmez
kimi zaman, yanyana da olsa iki insan suskundur içlerinden konuşurlar birbirleriyle kavgalar da öpüşüp, barışmalar da içerde biter herşey dışarıdaysa iğne atsan duyulur
susmak bazen iyidir konuşup kavga etmekten
bazen binlerce anlam yüklüdür ; gözgözeysen aşkınla konuşmaya gerek de yoktur aslında bir bakış üstündür, bütün duygu kokan sözlerden
bazen de konuşmak bile istemeyen, iki insan vardır en acı olan da budur işte ; birbirine söyleyecek lafı bile olmayan iki yoldaş yolculuk zevki kaçmıştır artık zorakidir herşey hayat bile
suskunluğa mana vermek için önce dinlemek lazım dinlemek içinse susmayı bilmek
15 Aralık 2010 Çarşamba
hemşerim bura nere ?
yıl 1999... oğluma şeker teşhisi konduğu , hayattan ilk darbeyi yediğim ve gülüşlerimin acılaştığı yıl...
cerrahpaşa hastanesinde 15 gün yattığımız zamanlar ; ramazan zamanı...
acılar düğüm olmuş, namazlar belki de gözyaşıyla yıkandığı için reddediliyorken , ilk defa ülkemde aynı dili konuştuğum ama dediğinden birşey anlamadığım insanların arasındayken kendimi gavuristandaki insanlar arasında sandım ve minik minik şoklarla beraber derin bir acıma hissettim onlar bu ülke için savaşırken bile, orucunu bırakmayan bir ecdadın evlatları oysaki
insanlar oruç tutmayabilir ; kendi seçimleri lakin mübarek ayda sanki inadına yapar gibi , göstere göstere bu kadar şenlikle yenir içilirmi ? hesap sormazlarmı bir gün sana ?
sizin onlara gösterdiğiniz müsamahayı, onlar size yansıtmayıp - okudum asriyim orucumu da tutmam - havasıyla dudak büküyorsa ahh bir de - profum soruna cevap vermem- diyorsa o zaman onun doktorluğu da boşa demezlermi sana ? dr. olmuşsun ömrün boyunca okuyup insan olamamışsın lakin senin kitabın da alınmaz verdiğin perhiz de tutulmaz
merak edenler için ; doktor moktor evet fırçamı attım pişman değilim
cerrahpaşa hastanesinde 15 gün yattığımız zamanlar ; ramazan zamanı...
acılar düğüm olmuş, namazlar belki de gözyaşıyla yıkandığı için reddediliyorken , ilk defa ülkemde aynı dili konuştuğum ama dediğinden birşey anlamadığım insanların arasındayken kendimi gavuristandaki insanlar arasında sandım ve minik minik şoklarla beraber derin bir acıma hissettim onlar bu ülke için savaşırken bile, orucunu bırakmayan bir ecdadın evlatları oysaki
insanlar oruç tutmayabilir ; kendi seçimleri lakin mübarek ayda sanki inadına yapar gibi , göstere göstere bu kadar şenlikle yenir içilirmi ? hesap sormazlarmı bir gün sana ?
sizin onlara gösterdiğiniz müsamahayı, onlar size yansıtmayıp - okudum asriyim orucumu da tutmam - havasıyla dudak büküyorsa ahh bir de - profum soruna cevap vermem- diyorsa o zaman onun doktorluğu da boşa demezlermi sana ? dr. olmuşsun ömrün boyunca okuyup insan olamamışsın lakin senin kitabın da alınmaz verdiğin perhiz de tutulmaz
merak edenler için ; doktor moktor evet fırçamı attım pişman değilim
11
yorumcu
Etiketler:
biz,
hastalık,
tartışma
14 Aralık 2010 Salı
üstünüze afiyet ; bugünlerde şımarığım biraz
hatta kabartma tozu yemiş kek hamuru gibiyim , kabarık kabarık geziyorum eee azmı ? boncuklarım annelerine doğum günü sürprizi hazırlamışlar onların sevinci, goncamın hediyelerini gölgede bırakınca koca bebek somurttu tabii ahh aşk meşk güzel de ; evlat bambaşka mevlam layık olana tattırsın inş.
ne kadar kolaymış ; ayların stresini yıkmak yüzlerde gülücük açtırmak bir jest yetermiş . en asık suratlı insana bile gülümsediğinizde , muhakkak karşılık alırsınız vermezse onun için hiç ümit kalmamıştır zaten birbirimize yaptığımız jestler; gülücükler, sıklaştırılsa kimbilir ne kadar yaraya derman olacak belki de bu akşam ölürüm türkülerini hayde lere çevirecek
yok yok aslında uluslararası jest günü ya da gülücük günü kutlamak lazım oldu olacak ıvıra zıvıra gün ayıran ülkem bunu da yapar elbet
ne kadar kolaymış ; ayların stresini yıkmak yüzlerde gülücük açtırmak bir jest yetermiş . en asık suratlı insana bile gülümsediğinizde , muhakkak karşılık alırsınız vermezse onun için hiç ümit kalmamıştır zaten birbirimize yaptığımız jestler; gülücükler, sıklaştırılsa kimbilir ne kadar yaraya derman olacak belki de bu akşam ölürüm türkülerini hayde lere çevirecek
yok yok aslında uluslararası jest günü ya da gülücük günü kutlamak lazım oldu olacak ıvıra zıvıra gün ayıran ülkem bunu da yapar elbet
13 Aralık 2010 Pazartesi
I'm happy
unuttular diyordum ; kesin unuttular bakırköyde baygın baygın bakınırken ve günün modasını izlerken geçen bayanları seyrederek sonra farkettimki ; kadın nüfusu bayağı fazla yoldan beş kadına karşı iki adam geçiyor
hava epeyce soğuktu ; sanat icra eden entel kardeş bile, ısınmak için gitarına sarılmışken devamlı aynı kelime geçiyordu zihnimden ; unuttular
yeni kitaplarımı almış , üşümüş adımlarla arabaya binerken neredeyse paketin üstüne oturuyordum ;
bluzum de vardı ; ama sağolsun goncam küçük bedenini almış değişime gitti hemen ; demiştim zaten kaderi bu hediyelerimin . evde bir sürpriz bekliyordu ankaradan böceğimden ;
meyve sepetini talan ederken aldılar götürdüler yemeğe, meğer o da minik kedimin hediyesiymiş en güzel doğumgünümü yaşadım miniklerim büyümüş; annelerine sürpriz hazırlamışlar hangi arada derede fısır fısır ederek ? hiç şüphelenmedim , halbuki bütün alıcılarım açıktı
o kadar sevindim ki ; kaç yaşına girdiğimi bile unutacaktım nerdeyse
nerdeyse
21
yorumcu
Etiketler:
biz,
gezmecik,
hediye
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)















