19 Aralık 2010 Pazar

nasıl yazıyorsunuz ?

elinizle tabiiki




 sormak istediğim ;  hadi birşeyler yazayım diye oturup da     düşüne düşüne mi     yoksa kafada   şekillendirip   öylemi   klavye başına geçiliyor ?         herkes bazen yaşar ;    yazayım bari   çoktandır yazmadım diye   başlandığında       zorlama olduğu belli yazılar çıkıyor       boşlukları doldurmak için olsa gerek ,   bol öpücük gönderilen .      aslında herkes yazmayı bilir,    lakin yazmak   cesaret ister biraz da ; eş dost bilirse     blogunu  anlatamazsınki  kızgınlıklarını ,     sarsıntılarını     bazen sevinçlerini de         saklarsın bir tarifin arkasına   kondurduğun gülücükle             her daim    nötr kişilik sergilemek zorundasın







bazen     ne kadar açık yazdığımı söyleyen   arkadaşlar oluyor         onlara da dediğim gibi ; blog açma sebebim deşarj olmaktı,     minik mutlulukları ya da bozgunları     dışavurum şekliydi  o yüzden izlenmeyi kafaya takmadım pek ,     gelenlere hoşgeldin mesajı göndermemekse,   ev sahipliğine sığmazdı .     yorumları cevaplamaksa,   hoşbeş etmektir     gelen misafirle .
blogum olduğunu ailem biliyor sadece          onlar da okuma yasaklı ( dinlediklerini umuyorum )     goncam ise sağolsun sadece onunla ilgili yazılarımı okuyor        ( okumadığını biliyorum çünkü nerdeyse 24 saat birlikteyiz   on yıl önce dua etmiştim     her an beraber olalım diye ; eh oldu ama teyyare memnunmu ? )





asla yazayım diye oturmam        bir şey tetikler muhakkak         goncamla işe giderken   yaptığımız bir konuşma ya da      haberlerde   duyduğum şerefsizlik      ( erkeklerle iş hayatında takılınca onlar gibi küfretmeye başlıyorsun )

burada amaç önemli          insan ne için yazdığını unutmamalı          becerikli hatunlar paylaşmalı     eserlerini dünyayla             duygularını ise ya bir sırdaşla (her eve lazım )     ya da ayrı email adresiyle yeni bloglarda,   yeni dostlarla  bölüşmeli  ihtiyaç halinde           kimse içine atmasın please,      ortaya sorunlu kişilikler çıkıverir ummadığı yerden patlayan,

hiç kimseye anlatamayan      açsın musluğu akan suya anlatsın please ( kısık  tabiiki )

18 Aralık 2010 Cumartesi

ya söyleyemediklerimiz ?

herkes her şeyi biliyor    herkes bir şeyler konuşuyor kendince      inandırmaya çalışarak yemin billah ediyoruz gözlerimizi    iki lafın birinde   önümüze akıtıveriyoruz





her yerde bir lafazanlık...  sırası geliyor ahkam kesiyoruz    çoğu zaman alemin kibarı      bazen de kestirip atıyoruz       duruma göre oynuyoruz yani

ima etmeyi de pek severiz ; şöyle dedim   ama sen böyle anla diye      ne mi deriz ?
hiç aç değilim        ( yemin çakarız burada ; çocukken olur olmaz şeye yemin ettiğim için çok karabiber dolduruldu ağzıma o yüzden hala edemiyorum iyi mi ? )  aslında ;    biraz daha ısrar edersen yerim azıcık ! demektir

(dil ucuyla) ;    gel buyur oturalım komşu    -gelmezsen daha sevinirim  demektir
önemli olan kalp zenginliği derler;   hadi ya           değilse önemli      niye iki lafının birinde dünyalık  var ?




benim dedem hocaydı ; sana ne faydası olmuş ki,    dine bu kadar düşmansın demezlermi ? her kısıra maydonoz olana
niye söyleyemeyiz ki ?     kibarlıktan mı ?      amaan şimdi kim uğraşacak bununla diye mi ?

kızım beşinci sınıftayken    toplantısına gitmiştim .  öğretmen - kusura bakmayın ama hiç alakası yoktu eğitimci olmakla -velileri aşağılayarak konuşuyor    ve yıl sonu balosunun jandarma tesislerinde yapılacağını ve başımızı şöyle şöyle örtersek,     içeri girebileceğimizi  anlatıyordu         kendi paramızla aşağılanma!      önce hayretler içerisinde kaldım       kimsenin tepki göstermemesine ;   sonra ne yaptığımı tahmin edersiniz  artık      orada el kadar kadının karşısında, ses çıkaramamak     düpedüz öğrenilmiş çaresizlikti.   kişisel gelişim kitaplarına aşina olanlar bilir.





lütfen oynamayalım çengi gibi          sözün özünü diyelim kırmadan kimseyi          işin ucunda kendimize saygımız var,   elden gidecek             yerine de birşey koyamazsın ki

bak söylüyorum işte ; ablalar    teyzeler doğudan   gelenler  batıdan devşirdiklerimiz !      oyalı ev tülbentinizle  lütfen sokağa çıkmayın           şıkır şıkır pardesülerin üzerine hiç iyi gözükmüyor       başka istanbul yok !
acaba hangi sözümüz içten  ?   neye inanacağız       söylenene mi  ima edilene mi ?   samimiyet nerde ?





gözlerimizin içinde  tabiiki         muhakkak duymuşuzdur şarkılarda türkülerde;  gözler kalbin aynasıdır diye.
sahiden de öyle       sana küsmedim  diyen   muhatabınızın gözüne bakın      hemen anlarsınız  dargın bakar  ya da kızgın değilim    diyen yakar    insanı bakışıyla

kaşların şemsiyesi altında gözler o kadar savunmasızdır ki ; elinde değildir   ruhun aynası olmamak   gözlerine yalanı öğreten            asıl ondan korkmalı bak !




                                                                                                                 

17 Aralık 2010 Cuma

tahammülsüzlük

bağırıyorlar habire  ;
tahammül edemiyoruz,  etmeyeceğiz diye


 haklısınız doğrusu      sizin yapamadığınız ve şahsi kaygılarınızdan dolayı      hiç bir zaman yapamayacağınız fedakarlıklar söz konusu

10 yıldır  götüremediniz malı




çok çok haklısınız  öbür yandan       küpünüz boşaldı   tabii         gücü ele geçirmek adına  kapalı kapılar ardında ne hainlerle pazarlıklar yapılıyor acaba ?

neyseki size tahammül edemeyenler de  var

16 Aralık 2010 Perşembe

susmak

anlam yüklüdür çoğu zaman





bazen  sorularla doludur ; sorulamayan,  telaffuzu imkansız olan,  dile getirmesi facia bile olan
bazen de enerji hatları gibidir ,    gerginmi gergin       en ufak bir seda ,  kıvılcım etkisine sebep olur      ortamı yatıştırmak için,  itfaiye bile yetmez

kimi zaman,   yanyana da olsa   iki insan suskundur        içlerinden konuşurlar birbirleriyle        kavgalar da  öpüşüp,  barışmalar da            içerde biter  herşey        dışarıdaysa iğne atsan duyulur

susmak bazen iyidir konuşup kavga etmekten





bazen binlerce anlam yüklüdür ; gözgözeysen aşkınla       konuşmaya gerek  de yoktur         aslında bir bakış  üstündür,       bütün duygu kokan sözlerden

bazen de konuşmak bile istemeyen,   iki insan vardır        en acı olan  da budur işte ;  birbirine söyleyecek lafı bile olmayan iki yoldaş            yolculuk zevki kaçmıştır artık        zorakidir herşey   hayat bile

suskunluğa mana vermek için önce dinlemek lazım          dinlemek içinse  susmayı bilmek

15 Aralık 2010 Çarşamba

hemşerim bura nere ?

yıl 1999...       oğluma şeker teşhisi konduğu ,   hayattan ilk darbeyi yediğim ve gülüşlerimin acılaştığı yıl...
cerrahpaşa hastanesinde 15 gün yattığımız zamanlar ;    ramazan zamanı...





acılar düğüm olmuş, namazlar belki de    gözyaşıyla yıkandığı için reddediliyorken  ,    ilk defa ülkemde aynı dili konuştuğum     ama dediğinden birşey anlamadığım        insanların arasındayken        kendimi gavuristandaki    insanlar arasında sandım      ve       minik minik şoklarla beraber      derin bir  acıma hissettim           onlar bu ülke için  savaşırken bile,     orucunu bırakmayan bir ecdadın evlatları oysaki      

insanlar oruç tutmayabilir ;    kendi seçimleri           lakin    mübarek ayda     sanki inadına yapar gibi ,    göstere göstere  bu kadar şenlikle yenir içilirmi ?      hesap sormazlarmı  bir gün  sana ?

sizin onlara gösterdiğiniz müsamahayı,     onlar size yansıtmayıp      - okudum asriyim orucumu da tutmam - havasıyla dudak büküyorsa     ahh bir de  - profum soruna cevap vermem- diyorsa   o zaman onun doktorluğu da boşa           demezlermi sana ?         dr. olmuşsun ömrün boyunca okuyup           insan olamamışsın lakin    senin kitabın da alınmaz      verdiğin perhiz de tutulmaz

merak edenler için ; doktor moktor         evet    fırçamı attım pişman değilim

14 Aralık 2010 Salı

üstünüze afiyet ; bugünlerde şımarığım biraz

hatta     kabartma tozu yemiş    kek hamuru gibiyim ,   kabarık kabarık geziyorum       eee azmı ?      boncuklarım annelerine doğum günü sürprizi hazırlamışlar          onların sevinci,     goncamın hediyelerini gölgede bırakınca  koca bebek somurttu tabii         ahh     aşk meşk güzel de ;  evlat bambaşka          mevlam layık olana tattırsın inş.





ne kadar kolaymış ;   ayların stresini yıkmak        yüzlerde gülücük açtırmak     bir jest yetermiş .     en asık suratlı insana bile gülümsediğinizde ,   muhakkak karşılık alırsınız           vermezse onun için hiç ümit kalmamıştır zaten  birbirimize yaptığımız jestler; gülücükler,  sıklaştırılsa       kimbilir ne kadar yaraya derman olacak         belki de bu akşam ölürüm     türkülerini       hayde  lere çevirecek

yok yok       aslında uluslararası     jest günü     ya da gülücük günü kutlamak lazım     oldu olacak           ıvıra zıvıra gün ayıran ülkem       bunu da yapar elbet

13 Aralık 2010 Pazartesi

I'm happy


unuttular diyordum ;  kesin unuttular        bakırköyde baygın baygın bakınırken      ve günün modasını izlerken geçen  bayanları seyrederek         sonra farkettimki ;    kadın nüfusu bayağı fazla        yoldan beş kadına karşı iki adam geçiyor

hava epeyce soğuktu ;         sanat icra eden entel kardeş bile,    ısınmak için gitarına sarılmışken        devamlı aynı kelime geçiyordu zihnimden ; unuttular

yeni  kitaplarımı almış ,   üşümüş adımlarla arabaya binerken  neredeyse paketin üstüne oturuyordum ;




bluzum de vardı ;    ama sağolsun goncam küçük bedenini almış       değişime gitti hemen ;   demiştim zaten kaderi bu hediyelerimin .     evde bir sürpriz bekliyordu       ankaradan böceğimden ;





 meyve sepetini talan ederken      aldılar götürdüler yemeğe,          meğer o da minik kedimin hediyesiymiş    en güzel doğumgünümü yaşadım           miniklerim büyümüş;    annelerine sürpriz hazırlamışlar      hangi arada derede fısır fısır  ederek ?         hiç şüphelenmedim ,      halbuki bütün alıcılarım açıktı
o kadar sevindim ki ; kaç yaşına girdiğimi bile unutacaktım nerdeyse            

nerdeyse