18 Mart 2011 Cuma

maskeli pörtlek

duş sonrası,    kil maskesiyle kendimi şımartırken (yüzümü kireç  badanası yapmakla,   nasıl şımartıyorsam artık? )  yazasım geldi yine .

bazen o kadar birikiyor ki,    artarda birkaç konuda yazabiliyorum .      malum kadınların günlük kelime tüketimi ;   5000 .    şaka gibi değilmi ?   bir gün kaptırıp sayabilirim de.        hepsini buraya yazınca, akşama oluyorum nazlı gelin.       ağzından gramla laf çıkanından.

eyvah kargo geldi ,      bu suratla adamın yüreği ağzına gelmese bari !     ups !






o kadar korkmuş görünüyordu ki,    eli titriyordu zavallının.       evet;  ups kargo iki gündür kapımı aşındırıyor müşteri memnuniyeti adına .      adamların kırmızı halı sermedikleri kaldı
mart ayı house beatiful dergimin gelmediğini farkettim  ,  abone hattını aradığımda,   sahte imzayla başkasına bırakıldığı ortaya çıktı .     turkuaz dergi nasıl başını ağrıttıysa   ups nin ,   zavallılar özür dilediler, kapıya kadar gelip ,     iki gündür de habire dergi taşıyorlar,   istemediğim halde. fena mı oldu ?  tabiiki hayır ;





sofra' ya sevindim ,cosmo zımbırtısı olmasa da olurdu.

kitaplarımı internetten alırım bazen .    bazı da,    eğer yolum düşmüşse bakırköyde,   tren yolu köprüsünün üstündeki kitapçılardan .       orası daha hoşuma gidiyor;     okuyup beğenmediğim kitabı,    cüz'i bir fiyata takas  edebiliyorum  şurada da  anlattığım gibi.       hem kitaplığım dolup taşmıyor ,   hem de yeni çıkan çoğu kitabı okuyorum ;





tabii ilgi alanıma girenleri.

gonca galiba seviyor ;)





dirsek atmadığı zamanlarda  tabii.  hediyemi verdiği zaman,önce boynuna atladım sevinçten sonra da nalet şeytan ağzımdan şu kelimeleri yuvarladı ; satıcı kızların bileğini koklaya koklaya almadın umarım!
parfümü çok beğenmiş ;  arada kullanırım dedi .
şaka mı yapıyor,   ciddi mi ?   anlayamadım :(


17 Mart 2011 Perşembe

hayatınızı nasıl alırdınız ?

ya da şöyle sorayım ;
öylesine yaşamak mı kaliteli yaşamak mı ?       ya da kalite nedir ?

yemeyi içmeyi çevreden gördüğünle mi halletmek ?    sahil çimenlerinde hafta sonu mangalı,    kzının beslenme sepetine,   pcden kalkamadığın için hazır kek koyup savmak,    pazardan doldurup poşetleri gelmek   ,lakin hep almaya aç olmak   ( ahh bu konu çok uzar )      biti kanlanınca önce arabayı,  sonra evdeki emektarı   değiştirmek     vs vs vs...





yoksa kendi değerlerini oluşturmak mı ?  kadın doktor tercih etmek özelimizde,    tenha bir güzellikte sakince köftelerimizi yelpazelemek ,   teybin kulak tırmalayıcı sesi olmadan ,     pcye yarın değişik ne yapsam diye oturmak,     alışverişte işlevselliğe önem verip,    ihtiyaçları en aza indirmek,       işini görecek arabayı almak, hayat arkadaşına verdiği söze ömür boyu sadık    olmak 

bunun yanında hayatı uzun vadeli planlayıp ,ona göre yaşamak,çoğumuzun yaptığı gibi günü kurtarmak değil
10 yıllar sonra keşke şöyle yapsaydım demek hiç değil .


not: hani bir zamanlar masalımız vardı ; B.Y. den( blog yasağından ) önce ,işte onun devamı pazartesi gelecek.
merak edene duyurulur .

ey yabancı ; varmısın ? yokmusun ?

insan kardeşini aramaya korkarsa ;     yine üzüntü bataklığına düşmemek adına  ..

ya da aneyle konuşurken,   onlardan hem bahsetmesini     hem de bahsetmemesini isterse ..





hem özlerse ,hem de iliklerine kadar kızarsa ..

ahh  o defteri kapatacak da  ,  o damarlarındaki  kan  olmasa...




resim

16 Mart 2011 Çarşamba

bir tatlı gezmecik

cuma sohbetimizin,    kurulma aşamasındaki sofrası.     mantı,   kuru dolma,    bulgur pilavı,  yeşil salata, yoğurtlu havuç kavurması,    laz püresi,    haşhaşlı poğaça,    çorba,    makarna böreği  hepimizin sevdiği lezzetlerden.   tatlı olarak ; muhallebili kadayıf  ( ki nefisti; z.teyzenin hakkını da yedim çok utanıyorum ama doğru ) ve     iki çeşit sütlü tatlı.






resimdekinin ne olduğu konusunda bayağı  meraklandık.     biraz da siz uğraşın.






yine kalabalıktık   ve yine yoğundu.        hocanın umreye gidişiyle     güle güle ziyareti planlandı,      haftaya gidilecek evin yeri kararlaştırıldı,     hatta ev sahibi bayan,    evin krokisini hazırlayıp dağıttı herkese.
kadınların istediklerinde nasıl da organize olacaklarına    ve haşa !     dünyayı yerinden oynatmaya meyilli olduklarına,    bir kez daha şahit oldum .

hele bizim sitedekiler !       umreye veya hacca gidersiniz ;    yolculamaya ve hoşgeldine gelirler.   ev alırsınız ev hediyesiyle,   cümbür cemaat kapınızda biterler.       bebeğiniz olur keza öyle .    organize işler bunlar .
leyloşun  minik ve büyük ,   evindeydik bu hafta .     minik;     çünkü odaları salon da dahil,   ufak ufak .  büyük ;   beş oda bir salon,   üç tuvalet vs.              dubleks ev yapacağım diye bayağı uğraşmış mimar . ortaya labirent   gibi apartman sahanlığı,    upuzun bir giriş holü ,    dik merdivenler çıkmış haliyle.       en güzel yanı,  tepedeki çevreye hakim manzara ;   o da mutfaktan .      dedikodu yapmıyorum tabii ki de.     leyloş da hiç istemedi ,    kocasının zoruyla alındı o ev.    anlamadığım;     seçme şansı olan insanların,  nasıl acayip planlı evleri beğenebildikleri.

 mimarlık dersleri ;     bir evin planına bakınca,    gördüğümü anlamamı sağlıyor    ve ev alırken    o kadar plan inceledimki;     ne beklediğimi biliyorum artık.       mesela  ev büyükse,      büyük  girişi akıllıca planlanmış portmantoyla değerlendirebilirsiniz.       ama küçük evde büyük antre,     sadece odaların küçülmesi demek. hatırlayacaksınız;    eski evlerde evin girişi     kocaman bir antreye açılır,        odaların hepsine oradan geçilirdi.     kullanışlı değildi,    ama     çoğunlukla uygulanan plandı.           bir de tek tuvaleti evin girişinde,salonun karşısında olan evler vardı,     hala da yapıyorlar.





hala planlarla yakından ilgiliyim.      niyetim ;    Mevlamın izni olursa,       minnoşları evlendirdikten sonra oturabileceğimiz ufak bir ev almak.      tercihen bahçeli,    ama kesinlikle tek katlı.     merdiven inip çıkmanın albenisini,    hala çözebilmiş değilim,    bacaklara verdiği yorgunluktan başka .     iki oda  ve salon yeter diye düşünüyorum , ama eşim 1+1 e razı.          toplu ulaşıma yakın , bekarlar cumhuriyeti değil de ,      ailelerin yaşadığı site içersinde,   derli toplu,    tercihen kapalı havuzlu sitelerle ilgileniyorum çoklukla.     amerikan mutfak düşüncesi de pek cazip değil,       mutfakta çalışırken duvarı değil,       dışarıyı görmeliyim.

bu kadar ev muhabbeti yeter,    en sevdiğim konu da olsa.       eve gelirken karnımız şiş, gönlümüz mutlu , manzaramız da buydu ;




.

15 Mart 2011 Salı

mazide kalan saadet

insan neden mutlu olduğunun bilincine onu  kaybedince  varıyor ?         sağlıklı ailenle yaşarken tasasızca  karnın doyuyorsa ,sırtın da  üşümüyorsa ve arkanı kollamaktan bihabersen         işte mutluluk o





ya da yaşama sevincini   ne zaman kaybediyor ?      bir şeyler   yokolduğunda hayatından  tabiiki        en tatlı nimeti de yese, en güzel yerleri de gezse,   dünyaları da alsa     neden ağzında o buruk tad ?
çünkü insan mutsuzsa ,     onu ikinci bir ten gibi üstünde her yere taşıyor        
 her kayıp ;  hayatımızda ufak ya da büyük çaplı şok etkisi yapıyor       sevdiği kalemini ya da yüzüğünü kaybeden kafasına takıyor         kayıp büyüdükçe sarsıntı artıyor          onunla  tanışmak hiç de hoş değil mesut yaşantımızda
istanbullular,    19 ağustosta    milyarlık evlerinden korktular     ve        hiçbirşeyin kalıcı olmadığını anladılar      sokakta yatarken,      zengini fakiri aynı kilimin üstünde..
Mevlam kimseye yaşatmasın ;      evlat acısı bambaşka        onu yaşamayan bilmez       o ayrı .. 





ailenin direği gittiğinde ;    annenin 10 yaş çöktüğünü ,     kardeşinin de elkızı ağızlı,  akbabaya döndüğünü gördüğünde           senin için  hiçbirşey aynı olmuyor       hayatta   hiç kimseye güvenmiyorsun artık         kanından olan     inkar ettiyse ahdini  ;    herkesi potansiyel yalancı görmeye başlıyorsun  ve  ona göre tavır  sonuç , sıfır  insan ilişkisi
ailen    ya da çok yakının     tanışırsa ciddi bir hastalıkla ;    senin için mutluluk sağlıkla eş anlamlı oluyor
o zaman başlıyorsun öncesi    ve sonrası olmaya     ,     kaybettiğin saadetleri sıralamaya      lakin faydasız  !  sadece neşteri,    biraz daha çeviriyorsun       vazgeç teyyare    !     sen     mutlu- mesut ailecek akrabalarıyla gezen,   gülüşenlere imren dur      ya da        kimsesiz evsiz barksızlara ,   hastalıktan inleyenlere bak;  teselli bul





                                                                    seçim senin ...

14 Mart 2011 Pazartesi

şu günlerde neval;

 başı kopmuş tavuklar gibi koşturup duruyor    habire durmadan ,durmadan     hadi şimdi iş kadını olduk çıktık sahi biz eskiden ne yapardık ev hanımları olarak ?  pc başında geçirdiğimiz saatler daha doğmamışken ?      dur biraz düşüneyim...





habire sil süpür yapardık, avarelikten          ayy     şurası tozlanmış ,      başlamışken bütün evi sileyim canım elime mi yapışır ?         deterjanlardan soluduğumuz gazların ömrümüzü yemesini saymazsak   evlerimiz bal-dök- yala idi,    her daim

 kek börek yapardık,   hem yemelik hem misafirlik          obezitenin yıldızı kolay parlamadı bu ülkede  elele çalıştık,  uzun yıllar





haftada bir gün muhakkak altın günümüz olurdu              hani şu kur'an okuyarak meşru hale getirmeye çalıştığımız             o gün   tıka basa yer,   ceplerimiz yeni tariflerle döner        akşam yemeğinde- ayy çok tokum-larla nazlanırdık kocamıza          bir ara bayağı azıtmıştım  z. teyzeyle geze geze ; akşamları hep toktum  lakin azarı da yemiştim,   neticede

oturduğumuz muhitle doğru orantılı olarak,    muhtelif elişleri yapardık ;   örgü  ,dantel vs          küçük bir mahallede oturmak,    30 yaşında dantel öğrenmemi sağladı





şimdiyse  varsa yoksa pc             çalışan için de aynı,  evde duran için de           bir şeymi merak edildi ? google'a yaz gitsin.            geçenlerde cep telefonunun ayarını bozdum,     bir arattım ki;  herkes aynı şeyi yapıp çare aramış           hal böyleyken tek dostumuz bilgisayarlarmı olacak acaba ?     zamanla kafamıza göre arkadaşlığı onlarda bulup,  başkasına eşe dosta ihtiyaç kalmayacakmı ?           baksanıza önceden eş dost ağırlanırken hafta sonları ,  artık filanca a.v.m. deki dönerci yasin ustanın konuğu oluyoruz

dur bakalım daha neler göreceğiz ?  demiştim zaten

13 Mart 2011 Pazar

elit teyze

sormuştum ya hani     elit ne diye ?     şunlar şunlar geldi aklıma ;





gazetelere göre elitler;     havuz başlarında ,ellerinde içkileriyle,   gece kıyafetleriyle    gülümseyen pozlar verip zihinlerinde,    bir sonraki davet kıyafetini        nerden alacağına dair kırk tilki dolananlar       ehh    işin ucunda binlerce dolar saçıp,     pişti olmak da var  ki , felaketlerin şahı.

fakir insanıma göre elit demek;     kendinden durumu bir kaç kat iyi olan, ağzı iyi laf yapan demek  ya da





sokaktaki insana göre elitler ;    zenginler ,     rüyalarında görebilecekleri arabalara binenler,opera dinleyip tiyatroya gidebilen demek   ( sürpriz!    tiyatro için zenginlik şart değil,   sigarayı bırak olsun bitsin  )

neval'e göreyse    elit demek ; belirli bir kulübe   kabul edilmiş demek     ya da bazılarının tabiriyle , beyaz türk  olmak demek      yani  ;





batının    tezgahından geçmiş olmak   demek
soylu aile     ( burada kriterler biraz farklı;   , türk ya da gizli gayrımüslim olabilir )
eskimiş zenginlik     ( gözümüze gözümüze   sokulmadan  sadece bilançoyla açığa çıkan)
kronikleşmiş sol ideoloji    ( serveti kapitalizm esaslı olsa bile )
medeni olmak  ( ahh     bunu hiç açmayalım lütfen ,   sadece   şunu söyleyeyim ; alkol almak olmazsa olmazı yoksa kulübe alınmazsın )







ahh      hükümet  !    yatacak yerin yok senin .      sen  misin  ülkede,    sağolası,     canı çıkası diziler  yüzünden içkiye başlama yaşı,   onbire düştü,   deyip çare arayan  - asla  yasaklamayıp- özendirmekten   çıkarmaya çalışan ?   neyseki     gözü açık medyamız var da     uyarıyor bizi ,  rejim elden gidiyora bağlayıveriyor
ee    kolay değil hizmet ;    her fırsatı değerlendireceksin          oyacaksınki altını ,  koruyabilesin tahtını

 hani şu;     mazlumların kemikleriyle yaptığın,    şehidimin kanıyla harcını kardığın..


.