30 Eylül 2011 Cuma



Mutluluk  veren  ne  varsa,   konar  gönlüme; 

Bütün    pırıltılar doluşur,    gözlerime ;

Titrerim,  bir  haz  kaplar bütün   bedenime ;

Bir  tatlılık,   hoşluk  oluşur  sözlerimde ;

Heyecanım,  sevincim,   buluşur kalbimde;

İsmini  söyleyemem,  dolaşır    dilime;

İşte bu;  seni  gördüğümde;  bak   halime.

29 Eylül 2011 Perşembe

siz de, bööğreğe börek, piiğdeye pide diyenlerdenmisiniz ?

tıpkı  ayşegül  gibi,     ya da bennu.     havalıcaysan hele,   daha mı göze batıyor aceb?     acaba  beyinde bir nöğron eksik de ,  ondan mı söyleyemiyor   bu tazeler ?
ya da kendini beğenmenin bir tezahürü;   türkçeye yön mü vermeye çalışıyorlar ?     en hoşuma giden tahmin budur elbet;    Yaradanın cezası mı,    büyük burunlarına ?

hadi diyemiyor da,    karşısındaki söylediğinde niye düzeltmiyor ?     o ayrı muamma,    aşıyor beni.   birisi yanlış telaffuz ettiğinde,    elimde olmadan düzeltiyorum.     rahatsız ediyor sanki öyle kalırsa.     güzel ve doğru cümleler kurmaya çalışırım,      her ne kadar z. müren gibi,   vurgulayarak konuşmasam da.       bazen de  düşüncelerimi  dile dökemem,     kalırım   eee   diye.       öyle karışıktır zihnim .     doktorum,     b-12 eksikliğinden   dese de,   galiba ailemizdeki ırsi unutkanlıktan,    ya da kafamdaki başıboş tilkilerden.    bir yakalasam ,    kuyruklarını bağlayıvericem.     iyotlu tuzun,   alzheimera davetiye çıkardığını da öğrendim  ,      ne güzel .     lay lay lom



türkçeyi severim.        hep sevmişimdir,  taa orta ikide  cümlenin yapısı konusuna girdiğimizde,  sınıfın çoğunun döküldüğünü görüp , çok kolay geldiğini farkettiğimden beri.      bunda küçük yaşlardan itibaren, kitap faresi olmamın payı,  kaçınılmaz tabii.     ehh       kütüphanenin  arka sokağımızda olmasını da,  yabana atamam bu arada.       herhalde bütün romanları,   elden geçirmişimdir.     kibritçi kızdan , hüseyin rahminin romanlarına kadar.       bir tek pardayanlara bulaşmadım ,      gözüm   yemedi   doğrusu.

ayrıca,    bakmayın siz  cümlelerimin     devrikliğine,  savrulup duran   teyyarenin,     daldan dala    uçan düşüncelerini,       onlardan daha iyi yansıtan başka ne olabilir ?

28 Eylül 2011 Çarşamba

bizim evde bu aralar

herkes bunalımda..
minik ergenim,     özel okuldan , anadolu lisesi de olsa ,   devlet okuluna geçme şokunda.      gözünde inkar ettiği yaşlarla   ve bükük boyunla geziyor.     özel okul ona epey artı kazandırdı.    bunların arasında,  kendine güven başta geliyor.
her gün koşa koşa gitti adeta,   biraz uzak olmasına rağmen.   sbs yi kazandırdı sonra ;    hiç çalışmayan çocuğu kazandırdıysa,   o okul amacına ulaşmış demektir.     dünyası kararmış oğlum, düz liseden sıyırdığının farkında değil hala




goncam ,    rutin iş temposuna girdi bile.     her zamanki gibi,      unutkan ve kafası karışık    çoğunlukla.
uzun süren tatilin ardından ,     ilk haftanın yıpratıcı  etkisini ,    iliklerime kadar hissediyorum.   öyle  ki öğleden sonra   işten geldiğimde ,   evimin erkeklerine,    gecikmiş öğünlerini hazırlama telaşı içinde kıpırdanırken, gücümün son demlerinde oluyorum sanki.
ortalık sakinleşip,     akşamki yemeğin adı konulunca,     beynimin dinlen emriyle salıveriyorum      kendimi koltuğa.      öyle halsizleşiyorum ki,      hapımın dozunu artırmak gerektiğini düşünmüyor değilim.   aksi,bir yaş daha yaşlanıp,   yorulduğum düşüncesi oluyor ki,    kabul etmeye hazır değilim.

bunun üstüne ,    bir aylık tatilin ardından ,   okuluna dönen minik kızımı,    hepimiz çok özlüyoruz. yorgunlukla ağırlaşan akşamlarımızı ,   kendini zorla sevdiren cıvıtmalarıyla şenlendirmesine,  nasıl da ihtiyacımız var.

ne yapmalı etmeli ?   bu havayı atmalı ,kapıdan pencereden .    yoksa,    ortadan patladığımızın    resmini koyarım artık    buraya
not;  neyseki ,  eleman bunalımını işten çıkarma olmadan çözdük. eski şubeye geçtim,oranın elemanı da yeni şubeye .eğer geçmeseydi ne yaparız ?  diye düşünmekten helak olmuştum.

görsel

26 Eylül 2011 Pazartesi

bugün hava ne kadar da sıcaktı.   öyle  ki    pineklediğim koltuktan,   öğlene kadar kalkamadım.    öğlen de metroya,   alışverişe çıktık erkekimle.
sonra,  aile dostumuz tamer abiye leblebimizi götürdük    ve bayram ziyaretimizi yaptık.

tamer abi, çocukken oturduğumuz apartmanda komşumuzdu.     ailece gider , gelirdik .    hani şurda bahsettiğim gibi.
akşam yemeğini hep beraber,    ayakları yamuk masamızda ,    sıkış tıkış 5 kişi yedikten sonra ,  biz sebahat ablayla,   sofrayı toplarken annem ,    babamın kahvesini yapardı .




ahh...  o masanın hikayesi apayrı.       bakırköye taşındığımız yıl,       babam büyük masamızı,  mutfağa sığmaz diye dayımlara vermişti.     bu senenin moda olan ,    eskitilmiş beyaz masalarına benzeyen,   ayakları oymalı  masamız da , zaten kendi evine taşınırken     yeni möble alan,   küçük dayımdan kalmaydı.     onun boşalttığı evi de,  biz tutmuştuk.     bizden sonra da ,   büyük dayım oturdu orada.
işte masayı verirken,    dayım ben size daha küçüğünü alırım demiş     ve portatif tipli masayı almış bize.  babam hiç beğenmedi ve nerdeyse,    her yemek sofrasında söylendi durdu,    senin abinin getirdiği masa diye anneme.     hele annem,     mutfağın lambasını silerken,   buz hokeyi yaparmışcasına,    vıııııjjt diye kayıp, narin sandalyemizi kırarak,     içinden geçtiğinden ve yamulttuğundan beri,        söylenmeleri iki kat artmıştı sanki. annemin,    sandalyenin kenarından dışarı  sarkan ayaklarını,      hala hatırladığımda ,   bir kahkaha kaçıverir ağzımdan.      dayımlar,     15 yıl felan kullandılar,    o masayı.




akşam yemeğinden sonra  ,     babam höpürdeterek içerken kahvesini ,      yorgun değilse bazen  ,bu gece nuri beylere ,   yahut tamerlere gidelim derdi.      böyle demesiyle beraber,    alt kata inip,    yavaşça tıklatırdım kapıyı;    nurten teyze,    müsaitseniz babamlar bu akşam size gelecekler diye.      tabii ,   o babamların içinde biz  de olurduk,      çünkü hoşbeş ettiğimiz,    iki tane kızları vardı    ve pek samimiydik.      genç kızlığa ve flörtlere dair,   yegane bilgiyi onlardan almışımdır birebir.       onlar olmasaydı ,   ne kadar cahil kalacaktım kimbilir ?
on dakika sonra,     hep beraber inerdik aşağıya .     annemler salona,    biz kızların odasına geçerdik    ve başlardık   okuldan, erkeklerden konuşmaya.     yaş    14-15 ,  normal yani.    2 saat oturur,    sessizce kalkardık,   evimize   kendi dünyamıza doğru.




ahh      bazen de babamlar,    karşı komşumuza giderdi,   fadime teyzeye.     ya hiç hoşlanmadım    ve hoşlanmayacağım,   o kadından.       neden mi ?       annemi sömürebildiği kadar sömürdü ,   zor durumlarda bıraktı haspam.       bayram sarmasını mı sardırmadı,     kendi beceriksizliği ve cimriliğiyle,   bişeyler yapmaya çalışır,     batırdıklarını düzeltmek,   anneme düşerdi.     Allah rızası için uğraşmak,  zor bea
gözünün çapağını silmeden,    sabahları bize damlar,      eskimesin diye yeleklerini    ve     pijamalarını ters giyerdi.     düzenli temizlikçi almasına rağmen ,       kapısı açıldığında ,      evinden ağır bir koku süzülürdü koridora.     yıllar sonra,        bu kokunun çiçeklerini  coşturmak için döktüğü, et sularından geldiğini öğrendim.      hakkaten çiçekleri coşmuş,     adeta etçil olmuştu.     hatta minik gövdelerinde,  yeşil kurtlar bile görmüş olabilirim.

öğğk       nerden geldik   şimdi bu kurtlara ?      halbuki,   bugün gittiğim tur şirketlerinden bahsedecektim
neyse başka zaman ..

24 Eylül 2011 Cumartesi

errr- gen

ya da minik sinir küpleri,   ya da icadım;    sinirli bilo..
adını  ne koyarsak koyalım     kendileri ,saatli bomba   ama iptal edilemeyen cinsten.        her an patladı patlayacak,     sakınarak yaklaştığımız ya da yaklaşamadığımız.
ucube olmayan  ,ama ailesine öyle davranan.




kendini asla sevdirmeyen.      annelik sevgisiyle yaklaşıp,      derin hayalkırıklığıyla geri çevriliş.     hep aynı ritüel. ille taktıysan kafayı sevmek için,  uyumasını bekleyeceksin çaresiz .
kısa bir zaman dilimi içinde,    annesinin tatlı boncuğundan,     genç ile çocuk arası yabani ye dönüşüverirler
çözüm ; sadece bol bol dua  fabrika ayarlarına geri dönmesi için
acileeenn

23 Eylül 2011 Cuma

bazen öyle üzülür ki insan ,   yazamaz bunu ,  dillendiremez ki.
yok  sayamazsın da ,   öyle büyük hayalkırıklığıyla.
oysa dile gelse, zihinden geçenler  cesurca,
o zaman ikimiz de kurtulurduk belki,    içsel konuşmalardan.    bir kurup ,bozmalardan
olmasa hiç kırgınlık,    ortalık olsa süt liman .



eskimiş giysi misali ,  çıkarılıp orada bırakılsa,    unutulsa   sen öyle dedinler- ben haklıyımlar
ortak alanda,   birbirine akan gözlerde buluşabilsek
bu kadar zor olmasam,    aşabilsen geçmiş hükümleri
adeta ihtiyaç duysak ,     nefes alabilmek için  birbirimize
eller birleşse,   bir  sussa gururun buz sesi

ama olması için bunların ,     ilk adımı     hep biri atmalı değil mi ?

görsel

22 Eylül 2011 Perşembe

saat dört , yemeğim pişmiş.
küçük minnoş ,  şekerleme yapıyor    (sabah erken kaldırdık ya,ondandır )


büyüğü,   arkadaşıyla torıuma gitti.
erkekim,   balkonda netbookuyla haşır neşir.
bense,
yazlık ev bakıyorum  :))

mutlu muyum neyim ?