26 Ekim 2010 Salı

komşu komşu evde misin ?

hatırlarmısınız  ?     sabah kahvaltısı ederken    tık tık kapı çalınırdı           komşunun küçük kızı   incecik sesiyle ünlerdi ;
-evdeyseniz    annemler size gelmek istiyor



eğer     o gün için    başka plan yapılmamışsa   cevap   mutlaka evet olurdu        ondan sonra başlardı tatlı telaşe          bir kısmımız evi toparlar,   diğeri mutfağa girerdi   ; tatlılar,  tuzlular, patates salatası ya da kısır    yanına da pastacık       belki şimdiki kadar çeşit bilinmiyordu    ama    yoğurulan her hamura    mutlaka misafir sevinci ve samimiyet katılırdı          ehh...     o zamanda ne yapılırsa yapılsın    leziz olurdu        misafiri güleryüzle karşılar ziyaretinden memnun kalmasına çalışırdık        sonuçta da   yorgun ama mutlu bir şekilde    bulaşığımızı elimizde yıkar     evimizi toparlar    yemeğe girişirdik          herkes vakitlice kalkar      evine gider    işini yemeğini    ayarlardı



şimdiyse bir laçkalık         pir laçkalık         bütün makineler otomatik olsa da     tavrımız zorakimatik
komşu kızını boşver       en  yakınımızın ziyareti bile    zoraki kabul ediliyor           dıştan buyrun derken   içimiz of puf ediveriyor         sonra evimizi tepeden tırnağa başlıyoruz temizliğe         gelen sanki camlara temiz mi diye bakmaya geliyor          sonra başlıyoruz tariflerdenizinde yol almaya               evimizle     tarifimizle hava atacağız ya ?        alengirli tariflerle öyle uğraşırız ki    bunalana kadar       misafire verecek birşeyimiz kalmaz  kapı çalındığında,  cicilerimizi giymiş,   takıp takıştırıp     dudağımızın ucundaki gülücükle hazır     ve nazırızdır.



ya içimiz ?      suretimizi,  evimizi     süslerken içimizi ihmal ettik       yine    bu yorgunlukla yapabileceğimiz tek şey ;       erken gitse de dinlensem     diye dilemek

misafir ağırlamayı o kadar     zorlaştırdık ki kendimize               şunlu pasta,    bunlu börek diye     uğraşmak da ne ?         sonuçta yapmasak da        daha basit şeylerle karın doymaz mı sanki ?       inci mercan da sunsan     niyet candan olmadıkça       lisan-ı halin  git git diye bağırır hep


boşver    evde kim uğraşacak   şimdi ?     gel dışarda yiyelim      hatta ben ısmarlıyorum  bak (suç bastırma )
 


içine samimiyet katmadıkça  tatsız  ve özsüz kalmaya mahkum   nimetler de arkadaşliklar da  artık





                                                                                                                                                                                                                    


     
                                                                                                      

9 yorum:

Lila ve Mor dedi ki...

çok objektif bir bakış olmuş açıkçası. hele şu blog işine başlayalı misafirleri güzel sofralara alet ediyorum sanki :)
şakası bi yana evimizden misafir eksik olmazdı büyük şehirde ki samimiyetsizliğe alışmak benim için çok zor oldu. her zaman beklerim buyrun gelin komşu olmaya gerek yok :)

nesrin dedi ki...

Ben de yurtdisinda komsu özelemi cekiyorum. Desene Türkiye`de de farkli degilmis.

nohut oda dedi ki...

cok karamsar olmus yaw bu yazı..bız yıne yapıyoruz bunları cat kapı yapabıldıgımız arkadaslarımız var cok sukur..

neval dedi ki...

LİLA VE MOR ; TEŞEKKÜRLER AH KEŞKEM KEŞKEM vakitsizlikten aneye bile ayda bir gidebiliyorum maalesef.
uygarlık hayatı kolaylaştırdıkça insan ilişkilerinin zorlaştığını düşünüyorum

NESRİN; son beş yılda özellikle böyle.insanlar birbirlerini dışarda görüyor artık .günler kafalarda yapılıyor ekseri.

NOHUT ODA; o zaman siz şanslısınız diyorum başka da birşey demiyorum

Sitare dedi ki...

ahh neval ahh.evimin tozuna bakmadan çat kapı gelecek dolaba ne varsa yiyecek komşular ve arkadaşlar istiyorum.yok yok yook bulamadım ben.gösteriş curcunasına kapılamayan fosillerden kaç kişi kaldı.ve varsa nerelerde acaba.ben çekip gitmek istiyorum işte bu yüzden .işte bu yüzden kapımı birden bire çalacak canlar istiyorum.sofrasına her daim oturabileceğim insanlar istiyorum.çok bunaldım çook.

neval dedi ki...

bursa da vardır ve sitarem.şöyle yıldırım mah. doğru git sen.

birtutamkekik dedi ki...

sitenizde uzuun uzun gezindim,yazılarınızı okudum,okudum okudum...aman Allah,ım,o ne hoş bir uslüp ve kalemdir böyle...
bir an kendimi beni içine alıp sürükleyen roman kitaplarının arasında gibi hissettim..
artık müdavimin oldum hiç şüphesiz...
yüreğinize sağlık..
bende beklerim sayfama inşallah...

http://birtutamkekik.blogspot.com/
sevgillerimle...

neval dedi ki...

bir tutam kekik; güzel sözleriniz için teşekkürler.teveccühünüz sadece.
hoşgeldiniz bloguma,iade-i ziyarete geliyorum hemen:)

bininci tekil şahıs dedi ki...

aci olmus yazi! sanirim ne ben ne de cevremdekiler hala ogrencilikten cikamadigimiz icin samimi ortamlarda dusup kalkiyoruz:)

dun aksam yeni sehrimdeki bir kac turkle tanistim, "sadece 1 cesit" kurali koymuslar, hatta fazla yapandan 10 dolar aliyorlarmis:)) eh boyle olunca ev sahibi de yorulmaz, tatli tatli muhabbet olur:)