26 Eylül 2011 Pazartesi

bugün hava ne kadar da sıcaktı.   öyle  ki    pineklediğim koltuktan,   öğlene kadar kalkamadım.    öğlen de metroya,   alışverişe çıktık erkekimle.
sonra,  aile dostumuz tamer abiye leblebimizi götürdük    ve bayram ziyaretimizi yaptık.

tamer abi, çocukken oturduğumuz apartmanda komşumuzdu.     ailece gider , gelirdik .    hani şurda bahsettiğim gibi.
akşam yemeğini hep beraber,    ayakları yamuk masamızda ,    sıkış tıkış 5 kişi yedikten sonra ,  biz sebahat ablayla,   sofrayı toplarken annem ,    babamın kahvesini yapardı .




ahh...  o masanın hikayesi apayrı.       bakırköye taşındığımız yıl,       babam büyük masamızı,  mutfağa sığmaz diye dayımlara vermişti.     bu senenin moda olan ,    eskitilmiş beyaz masalarına benzeyen,   ayakları oymalı  masamız da , zaten kendi evine taşınırken     yeni möble alan,   küçük dayımdan kalmaydı.     onun boşalttığı evi de,  biz tutmuştuk.     bizden sonra da ,   büyük dayım oturdu orada.
işte masayı verirken,    dayım ben size daha küçüğünü alırım demiş     ve portatif tipli masayı almış bize.  babam hiç beğenmedi ve nerdeyse,    her yemek sofrasında söylendi durdu,    senin abinin getirdiği masa diye anneme.     hele annem,     mutfağın lambasını silerken,   buz hokeyi yaparmışcasına,    vıııııjjt diye kayıp, narin sandalyemizi kırarak,     içinden geçtiğinden ve yamulttuğundan beri,        söylenmeleri iki kat artmıştı sanki. annemin,    sandalyenin kenarından dışarı  sarkan ayaklarını,      hala hatırladığımda ,   bir kahkaha kaçıverir ağzımdan.      dayımlar,     15 yıl felan kullandılar,    o masayı.




akşam yemeğinden sonra  ,     babam höpürdeterek içerken kahvesini ,      yorgun değilse bazen  ,bu gece nuri beylere ,   yahut tamerlere gidelim derdi.      böyle demesiyle beraber,    alt kata inip,    yavaşça tıklatırdım kapıyı;    nurten teyze,    müsaitseniz babamlar bu akşam size gelecekler diye.      tabii ,   o babamların içinde biz  de olurduk,      çünkü hoşbeş ettiğimiz,    iki tane kızları vardı    ve pek samimiydik.      genç kızlığa ve flörtlere dair,   yegane bilgiyi onlardan almışımdır birebir.       onlar olmasaydı ,   ne kadar cahil kalacaktım kimbilir ?
on dakika sonra,     hep beraber inerdik aşağıya .     annemler salona,    biz kızların odasına geçerdik    ve başlardık   okuldan, erkeklerden konuşmaya.     yaş    14-15 ,  normal yani.    2 saat oturur,    sessizce kalkardık,   evimize   kendi dünyamıza doğru.




ahh      bazen de babamlar,    karşı komşumuza giderdi,   fadime teyzeye.     ya hiç hoşlanmadım    ve hoşlanmayacağım,   o kadından.       neden mi ?       annemi sömürebildiği kadar sömürdü ,   zor durumlarda bıraktı haspam.       bayram sarmasını mı sardırmadı,     kendi beceriksizliği ve cimriliğiyle,   bişeyler yapmaya çalışır,     batırdıklarını düzeltmek,   anneme düşerdi.     Allah rızası için uğraşmak,  zor bea
gözünün çapağını silmeden,    sabahları bize damlar,      eskimesin diye yeleklerini    ve     pijamalarını ters giyerdi.     düzenli temizlikçi almasına rağmen ,       kapısı açıldığında ,      evinden ağır bir koku süzülürdü koridora.     yıllar sonra,        bu kokunun çiçeklerini  coşturmak için döktüğü, et sularından geldiğini öğrendim.      hakkaten çiçekleri coşmuş,     adeta etçil olmuştu.     hatta minik gövdelerinde,  yeşil kurtlar bile görmüş olabilirim.

öğğk       nerden geldik   şimdi bu kurtlara ?      halbuki,   bugün gittiğim tur şirketlerinden bahsedecektim
neyse başka zaman ..

10 yorum:

NABRUT dedi ki...

okurken yeşil çam filmlerinden birini izliyor gibi bir duyguya kapıldım.maalum şimdilerde karşı komşunun adını bilmiyoruz ya:(

neval dedi ki...

NABRUT; geç kalmışsın adını öğrenmede 6 ayda öğrenmiştim; leyloş adı.
seni geçtim :)

SEVGİ dedi ki...

Geçmiş zaman olur ki gibi,eski günler mi depreşti Neval ..
Çiçeklere et suyu he ıyykk gerçekmi bu çok ilginçmiş..

Nalan dedi ki...

eski günlerin keyfi bi başka olurdu.

Nevalcim annelerimiz neden bu kadar iyi niyetliler?

et suyu meselesine gelince, o ev hakketden hep ağır kokar bea yahu :))

İyi evini fareler falan basmamış sadece kurt olması da onun lehine olmuş :)))

birdutmasali dedi ki...

:)
anılar böyledir işte,
tutar eteğinden çekiştiriverir seni her yana ...

neval dedi ki...

SEVGİ;kokuilginç,kurtlar iğrençti sevgi :)

NALAN; eskilerin havası ,suyu yemeği temiz,kalpleri de temizmiş. şimdi küllü her şey kirlendi

BİR DUT MASALI; benimkiler sevdiler gitmiyorlar

şirin butik dedi ki...

önce bende bir öğyk dedikten sonra bayramda kalburabastı yapmaya çağıran bir teyzeyi hatırladım.sen daha güzel yapıyorsun diye.. Allah Allah yapma o zaman kalbura bastı.var böle tipler.(çağrılan ben değilim)hey gidi eski mahallemiz geldi aklıma... ha aramızda kalsın geçengün alt komşu oğlunu şehirdışına gönderiyormuş.ayıptır söylemesi bizden para istedi. verdik... tanımıyoz etmiyoz doğrumu yaptık acaba... para geri gelir mi? parasında değilimde acaba bizi kekledi mi? ha neval?

otuzundansonra dedi ki...

vay be,çiçekler iyki onu ısırmamış yahuuu? ,takmış çiçeklere demek ki cimri kadın...

neval dedi ki...

ŞİRİN ; içeceğin soğuk su ,benden:)

OTUZUNDAN SONRA; isterdim aslında ısırsın,korku filmlerindeki gibi.
ne kötüyüm:)

şirin butik dedi ki...

heee anladıııııımmmmm:)))